Tek Mesajı Görüntüle
Eski 08-07-2008, 09:31 AM   #2 (permalink)
Oğuzboyu
Average Member
 
Oğuzboyu'ın Avatarı
 
User ID: 2120
Giriş Tarihi: 04-07-2008
Yaş: 19
Mesajlar: 268
Standart İlgi: Estetik ve sanata giriş dersi

Taine’e göre ölçüler şunlardır:
1. Sanat eserlerinde açığa vurulan ana karakterin önem derecesi,
2. Bu karakterin fayda derecesi,
3. Bir sanat eserindeki bütün unsurların aynı noktada toplanma derecesi (Le degré de convergence des effets).
İlkin ana karakter nedir ve her şeyden önce, iki karakter karşısında isek bunlardan birinin öbürüne göre daha önemli olduğunu nasıl bileceğiz? Taine bu soruyu Fransız bilgini Jussieu’nün ortaya koyduğu botanik ile zooloji bilimlerindeki bütün sınıflandırmaları mümkün kılan Karakterlerin Bağımlılığı İlkesi (Le Principe de Subordination des Caractères) ne dayanarak cevaplandırıyor. Bir bitkide veya bir hayvanda bazı karakterlerin başka karakterlerden daha önemli olduğu anlaşılmıştır; bunlar en az değişken olanlardır. Bu bakımdan güçleri öbürlerinkinden daha büyüktür. Çünkü bunlar kendilerini zayıflatacak veya değiştirecek bütün iç ve dış hallerin saldırışına daha iyi dayanırlar. Bir bitkide boy ve büyüklük, onun yapısından (structure) daha az önemlidir; çünkü içte ikinci derecede bazı karakterler, dışta ikinci derecede bazı şartlar bu kuruluşu, bu yapıyı bozmadan, büyüklüğü ve boyu değiştirirler. Yerde yayılan bezelye ve havaya yükselen akasya, her ikisi de baklagillerdendir; üç ayak yüksekliğindeki bir buğday sapı ile otuz ayak yüksekliğinde olan bambu ise aynı buğdaygillerdendir. Fransa iklimlerinde o kadar küçük olan eğreltiotu, tropiklerde kocaman bir ağaçtır. Aynı suretle omurgalı bir hayvanda memeler, organların sayısından, düzeninden ve kullanılışlarından daha önemlidir.
Taine, bu ilkeyi insana ve eserlerine şöyle uygular: Üç dört yıl süren töreler, fikirler, ruh halleri vardır ki bunlar modanın ve an’ın eserleridir. Altta, otuz, kırk veya elli yıl süren biraz daha sağlam karakterlerden bir tabaka uzanır. Romantik ruhun ifadesi olan “büyük ihtiraslar, karanlık rüyalar içinde yuvarlanan” insan bize ikinci tabakanın örneğini vermektedir. Bunun da altında, karakterleri daha önemli olan tabakalar gelir ki, ortaçağ, Rönesans veya klasik çağ gibi tam bir tarih dönemi boyunca sürüp giderler. Daha derinlere inersek, kendimizi hiç değişmeyen, bozulmayan karakterlerin karşısında buluruz. Bunlar Taine’nin “ilkel granit tabakası” dediği, milletlerin karakterleridir ki, bu milletler yaşadıkça onlar da yaşar. Bunun da altında insan ırkına özgü, bozulması imkansız karakterler bulunmaktadır. Bu manevî değerler basamaklanmasına, sanat ve edebiyat basamaklanması, basamak basamak uyar.
Bir eserde belirtilen karakterlerin daha az veya daha çok önemli yani daha az veya daha çok ilkel ve değişmez olduğuna göre o eser daha çok güzeldir.
Bir veya iki yıl süren, saz şiiri, Fars zamanına göre yazılmış küçük hikayeler vardır. Ardından, daha sürekli karakterleri belirten ve okuyan kuşaklarca şaheser sayılan eserler gibi. D’urfé’nin Astéé’sine, Mile de Scudéry’nin romanlarına gösterilen ilginin sebebi budur. Sonunda, insanın, değişmez karakterlerini ifade eden eserlerle karşılaşırız. Bunlar da ölümsüz olan şaheserlerdir. Büyük sanat eserleri gibi, bütün büyük edebiyat eserleri de derin ve sürekli bir karakteri açığa vururlar. Bu eserlerin değer dereceleri, belirttikleri karakterlerin derinlik ve sürekliliğine bağlıdır. Yeniçağların iki büyük destanı olan “İlâhî Komedya” ve “Faust”, Avrupa tarihinde iki büyük çağın birer örneğidir. “Biri ortaçağın, hayattan ne anladığın, öbürü yeniçağın hayattan ne anladığını gösterir. Bu eserlerin ikisi de kendi zamanlarında hüküm sürmüş olan iki düşüncenin varmış olduğu en yüksek doğruyu ifade eder.
Şimdi, sanat ve edebiyat eserlerini derecelendirerek değerlendirmek için, başvurulacak ikinci ölçüte geliyoruz. Bu da, önem derecelerine göre dikkate alınan karakterlerin bu defa iyilik ve fayda derecelerine göre sınıflandırılmasıdır. Böylece faydalı bir karakteri anlatan eser, zararlı bir karakteri anlatan eserden üstün oluyor. İlk önce gerçekçi ve komik karakterlere rastlanıyor: Bunlar Harpagon, Tartuff, Mösyö Homais gibi, sonunda insanı tiksindiren küçülmüş aksak insanlardır. Shakespeare’de veya Balzac’da rastlanan, güçlü ama eksik, dengeden yoksun tipler vardır. Bunlar Hamlet, Romea, Goriot veya Grandet’dir. Gerçek kahramanlar ise aşama sırasının doruğundadır. Eugenie Grandet gibi.
Karakterin önemi ve faydası, tek bir niteliğin –kuvvetin, yani sanat eserinde içerik (fond) veya konu dediğimiz şeyin- iki yüzüdür. Ama içeriğin (muhteva) bir de biçimi vardır. Bu defa biçimle ilgili bir üçüncü değerlendirme ölçüsü meydana çıkıyor. Bu da bir sanat eserinde etkilerin yöneşme (convergence) derecesidir. Sanat eserinde karakterlerin egemen olması, tabiatta olduğundan daha çok belirmesi amaç olduğuna göre, eserde bütün unsurların birleşmesi, işbirliği yapması gerekmektedir. Hiçbir unsur boş durmamalı, dikkate başka bir yöne çekmemelidir. Sözgelişi, bir tabloda, bir heykelde, bir şiirde, bir yapıda, bir senfonide bütün unsurların etkileri, sonunda birleşmelidir. Birleşme, toplanma derecesi, eserin değerini belli eder.
Edebiyatta karakterler, durumlar, olaylar, eylem ve üslup, uyuşum halinde olmalıdır. Sanatçı, etki uyandıracak unsurları, eserinde ne kadar bol sayıda meydana çıkarıp bir noktaya yöneltirse, aydınlatmak istediği karakter o nispette ağır basar. Bütün sanat şu iki kelimenin içindedir: “Bir noktada toplayarak göstermek”. Taine’nin sanat eserlerini değerlendirmek için ileri sürdüğü ölçüler işte bunlardır.
Şimdi bu doktrinin eleştirisine geçelim. Bir yanda çevreye, ırka ve an’a dayanan mutlak bir determinizm; öbür yanda determinizmle uyuşmayan bilimsel karakterli bir idealizm, bu doktrinin iki dayanak noktasını teşkil ediyor. Bu iki tezden, özellikle en sağlamı görünen birincisi, sayısız örneklere, sanat tarihinden çıkarılmış genel görüşlere, birçok devirlerin toplum, coğrafya ve ekonomi koşulları üzerine yapılmış incelemelere dayandığı halde, yanılgıya düşmekten kendini koruyamamıştır. Taine, sisteminde sanatçının kişiliğini, yaratıcılığını unutmuş görünüyor. Sanki eser,sanatçının hiçbir girişimi, çabası olmadan kendi kendine meydana gelmektedir. Büyük Fransız eleştirmeni Sainte-Beuve başta olmak üzere birçok eleştirmen, bu görüşe karşı çıkmıştır. Sanatçıyı, içinde yaşadığı çevrenin dışında görmek elbette mümkün değildir. Eğer Rousseau, 18.nci yüzyılda doğacağı yerde 19.ncu yüzyılda doğmuş olsaydı, hiç kuşkusuz yazacağı eserler yazdıklarından başka olurdu. Böyle olmakla birlikte insanı ve eserlerini, hal ve şartların kesin bir sonucu saymak da yanlıştır. Niçin büyük sanatçı, aynı çevredeki öbür insanların koşulları içinde yaşadığı halde, pek seyrek olarak görünen bir yaratıktır? Sanat Felsefesi’nin savunduğu tez doğru olsaydı, sözgelişi 17.nci yüzyılın hünerlerin gelişimine iyi hazırlanmış bir şehir olan Anvers’inde bir değil, birçok Rubens’in açtığı çığırda yürüyenlerin çoğu, bayağı eserlerden başka bir şey vermemişlerdir. İtalyan Rönesansının Roma’sı, Floransa’sı veya Venedik’inde yaşayanlar aynı manevî ortam içinde bulundukları halde, ancak bir Rafaello, bir Michelangelo, bir Leonardo, bir Tiziano yetişmiştir. Sonra bir Delacroix’in yanında bir Ingres’in varlığını nasıl açıklayabiliriz? Aynı fikir çevresinde, aynı aile ocağında yetişmiş iki kardeş oldukları halde, niçin Corneille’lerden Thomas değil de yalnız Pierre büyük bir trajedi şairi olmuştur?
Bu bakımdan, büyük sanatçıları sırf çevrelerinin ir ürünü saymak doğru değildir. Çünkü aynı çevrenin etkisi altında milyonlarca insan yaşamaktadır. Büyük sanatçılar sadece çevrelerinin birer ürünü olsalardı, çoğu zaman karşılarına dikilen bir topluluk bulunmaz, eserleri toplumca alkışlanırdı.
Taine’in bu görüşüne A. Hennequin “Toplum, sanatın ifadesidir” tezi ile karşı çıkıyor. Don Kişot gibi, Werthre gibi, René gibi büyük roman kahramanlarının toplumda üremeleri, sanatın, çevre üzerindeki etkisini gösterir.
İnsanlık tarihinde yalnız bir dönem değil de, yüzyılda içinde ayrı dönemler dikkate alınırsa sanatla çevre arasındaki ilişkinin hiç de bir neden-sonuç ilişkisi olmadığı daha iyi anlaşılır: Sözgelişi, İsa’dan önce 6.ıncı yüzyıl Yunan heykelleri ile 12.inci yüzyıl romanesk heykelleri; gene İsa’dan önce 5.inci yüzyıl klasik Yunan heykelleri ile 13.üncü yüzyıl gotik heykelleri ve gene İsa’dan önce 4.üncü yüzyıl Yunan heykelleri ile 14.üncü yüzyıl Hıristiyan heykelleri karşılaştırılırsa, bu dönemlerde sosyal ve siyasal kuruluşlar çok değişik, dinsel inanışlar ve töreler bambaşka olduğu halde, bu dönemlerin sanatlarında karşılıklı olarak bir anlayış yakınlığı, büyük bir biçim benzerliği görülür. Taine’in kuramı doğru olsaydı, bu benzerliğin görülmemesi gerekirdi.
Fiziksel çevrenin yani iklimin sanatçı üzerindeki etkisine gelince, bunu kimse görmemezlikden gelemez. Floransa resminde desenin, Venedik resminde rengin ağır basması, rastlantıya yorulamaz. Taine, bu iki sanat çığırına unutulmaz sayfalar ayırmıştır.ama sanat eserinin oluşumunu, tabiat ilimlerinin kanunlarıyla açıklamaya çalışarak basitleştirmek, Taine’in büyük yanılgısı olmuştur.
Sisteminde, sanatın özünü açıklamaya çalışan bölümler de, eleştirilere uğramaktan kurtulamamıştır. Yukarıda gördüğümüz gibi, Taine için: “Sanat eserinin amacı, gerçek şeylerdeki bir takım ana özelliği (caractére essentiel), daha yetkin, daha açık olarak göstermektedir.” Gene gördüğümüz gibi, sanatçı bu amaçla temel karakter hakkında bir fikir edinir ve o fikre göre gerçek oranları değiştirir. Böylece değişen şey fikre, başka deyişle ideale uygun düşer; yani dışarıdaki şeyler, böylece realiteden ideale geçer.
O halde sanatçının yaratıcı çalışması, eşyada bulunan temel karakteri meydana çıkarmaktan başka bir şey olmayacaktır ve aynı yetenekte olan her sanatçı gerekli olarak aynı surette davranacak, aynı fikre ve aynı ideale varacaktır. O halde sanatçı, objektif olarak eşyada bulunan temel karakteri, eserinde belirttiği ölçüde başarılıdır.


Taine, eşyadaki karakterleri ilkin daha çok, yada daha az önemli olduklarına göre dikkate alıyor, sonra da fayda derecelerine göre inceliyor. Kısaca, sanat eserlerinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerekli noktalar, ilkin temel karakterlerin meydana çıkarılması; hangi eserde bu temel karakterin daha önemli olduğunun belirtilmesi ve hangi eserlerde bu karakterlerin faydalı bulunduğunun, yani bireyin ve toplumun devamına ve gelişimine yararlık derecesi açığa vurulmaktadır. Böylece ikinci bir aşama sırası elde edilmiş oluyor. Öyle ise, sanat eserlerinin güzellik dereceleri, ifade ettikleri temel karakterin kuvvetle belirtilmesine, bu temel karakterin fayda derecesine bağlanmış oluyor. Faydalı bir temel karakterin, zararlı bir temel karaktere üstün tutulması da böylece anlaşılıyor.
Ne tuhaftır ki genel felsefesinde, psikolojisinde kuvvetli ve inançlı bir pozitivist olan ve Fransa’da töz (substance = cevher) ve öz (=essence) kavramlarını yok etmeğe çalışanların başında gelenlerden biri olan Taine, estetiğinde ters bir yol tutarak, hücum ettiği Victor Cousin’in ve çömezlerinin metafiziği kadar tözcü olmuştur. Gerçekten Sanat Felsefesi’nde: “Temel karakter, filozofların eşyanın tözü dedikleri şeydir” sözünü o söylemiştir; aslında Taine’in estetiği Hegel’in estetiğinden gelmektedir ve güzellik hakkındaki görüşü ruhçu (spiritualiste) Fransız filozoflarının görüşünden hiç de ayrıksı değildir. İlkin şu noktayı belirtelim ki Taine, temel bir ilkeyi tümüyle unutmuş görünüyor. Nesneler ve yaratıklar tek bir açıdan görünmezler, birçok açıdan görünürler. Sanatçı, gördüklerini kendi yaratılışına, eğilimlerine, geçici veya sürekli ruh hallerine, eğitimine göre seçer ve yorumlar. Aynı fiziksel çevrenin, aynı tarihsel dönemin çok farklı sanatçılar yetiştirdiği ancak bu suretle anlaşılır.
Taine, bir şeyin temel karakteri ile ideal’in aynı şey olduğunu söylemekle büyük ölçüde yanılmıştır. Filozofa göre: “Sanatçı bir şeyin parçaları arasındaki oranları değiştirirken o karakter hakkında edindiği fikri göstermek için değiştirir.” İşte kuramın yanlışlığı bu tanımlamada bulunmaktadır. Bir şeyin ana karakteri başka şeydir, sanatçının o şey hakkında edindiği fikir başka şeydir. Taine’in bütün çabası, estetik eleştiriyi, öznellikten kurtarmak, onu değişmez kesin kanunlara dayandırmak idi. Bunun için de sanat eserleri hakkındaki yargılara, ilmin metotlarını uygulamak istemişti. Oysa bir sanat eseri söz konusu olunca kendimizi, değişmez bir konunun baskısından kurtulmuş bir biçimde karşısında buluruz. Demin değindiğimiz gibi bir organizmada şu niteliğin bu nitelikten daha önemli ve daha temelli olduğunu doğrulamak mümkündür.
Ama şu eserin şu temel karakteri daha kuvvetle ifade ettiği için, hoşa gitmesi gerektiğini hiç kimseye kabul ettiremezsiniz. Hele, zararlı kişileri yaşatan bir eserin, faydalı kişileri yaşatan bir eserden daha değersiz oluğuna, sözgelişi bir Phédre’in veya Tartuff’ün değerce Andromaque’dan veya Alceste’den daha düşük olduğuna kimseyi inandıramazsınız. Taine, estetiği, bilimsel ilkeler üzerinde kurarak öznellikten kurtarmak isterken, farkında olmadan, o kadar şiddetle savaştığı öznelciliğin, bir yandan dogmacılığın kucağına düşüvermiştir.
Bununla birlikte, metafizik estetiğe şiddetle karşı çıkması ve sanat eseriyle içinde doğduğu çevre arasında bir yakınlık görmesi bakımından, gelişmekte olan estetiğe büyük katkıda bulunmuştur. Bu bakımdan, yanıldığı noktalarına rağmen bu estetik doktrin, 19.ncu yüzyılın düşünce tarihinde önemli bir yer tutar. Hele Yunan heykeli, İtalyan resmi, Rembrandt ve Rubens üzerine yazdığı sayfalar değerlerinden bir şey yitirmemişlerdir.















HİPPOLYTE ADOLPHE TAİNE’in Başlıca Yapıtları :
 Essair sur les Fables da La Fontaine, 1853 (La Fontaine’in Fabl’ları Üzerine Deneme),
 Essai sur Tite-Live, 1856 (Titus-Livus Üzerine Deneme),
 Lea Philosophes Français du XIX. siesle, 1857 (XIX. yüzyılda Fransa’da Klasik Filozoflar, 1951).
 Essais de Critique et d’Histoire, 1858 (Elestiri ve Tarih Denemeleri),
 La Fontaine et ses Fables, 1861 (La Fontaine ve Fabl’ları),
 Histoire de la Littérature Anglaise, 1863-1864 (İngiliz Edebiyatı Tarihi),
 Nouveaux Essais de Critique et d’Histoire, 1865 (Yeni Eleştiri ve Tarih Denemeleri),
 De I’intelligence, 2 Cilt, 1870 (Zeka Üzerine),
 Les Origines de la France Contemporaine, 6 Cilt, 1876-1893 (Çağdaş Fransa’nın Kökenleri),
 Philosophes Francais au XIX. siecle, (XIX.yüzyıl Fransız Filozofları, 1857); 1882’de ders notları “La Philosophie de l’Art (Sanat Felsefesi) adıyla yayınlandı.
 Voyage aux Pyrénées (Piriner’e Yolculuk),
 Voyage en İtalie, 1866 (İtalya’ya Yolculuk),
 Vie et Opinions de Thomas Graindorge, 1867, (Thomas Graindorge’un yaşam ve Düşünceleri),
 Derniers Essais de Critique et d’Histore, 1892 (Son Eleştiri ve Tarih Denemeleri),
 Nouveaux Essaia’ye (Yeni Denemeler) (1865) ek olarak yazılmış Derniers Essaia de Critique et d’Histoire’ı (Son Tenkit ve Tarih Denemeleri)(1892) ve
 Paris hayatının mizah dolu tasviri olan hatıra kitabı Vies et Opinions de Thomas Graindorge’u da (Thomas Graindorge’un Hayatı ve Fikirleri)(1867) saymak gerekir.
 Correspondances (Mektuplar) 1901-1907 arasında yayımlandı (4 cilt).

Taine sistemli bir şekilde geliştirdiği determinizmin katılığı yüzünden kınanmıştır fakat ahlâkî değerleri hiçbir zaman reddetmediği de bir gerçektir.
KAYNAKLAR

1. AFŞAR Timuçin, Düşünce Tarihi, B.D.S. Yayınları, İstanbul-1992, s. 217-240, 535-723.
2. Ana Britannica, Cilt 29, s. 1098-1011.
3. Grolier İnternational Amerikana Encyclopadia, Cilt 12, s. 465-481.
4. HANÇERLİOĞLU Orhan, Düşünce Tarihi, Remzi Kitapevi, İstanbul-1993, s. 297.
5. Meydan Larousse.
6. SENA Cemil, Estetik Sanat ve Güzelliğin Felsefesi, Remzi Kitapevi, İstanbul-1993, s. 56-57, 70-71.
7. TAİNE Hippolyte, XIX. Yüzyıldaki Fransa’da Klasik Filozoflar.
8. Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, Cilt 5.
9. YETKİN S. Kemal, Estetik Doktrinler, Bilgi Yayınevi, s. 193-213.
Oğuzboyu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla