Tek Mesajı Görüntüle
Eski 08-07-2008, 09:38 AM   #2 (permalink)
Oğuzboyu
Average Member
 
Oğuzboyu'ın Avatarı
 
User ID: 2120
Giriş Tarihi: 04-07-2008
Yaş: 19
Mesajlar: 268
Standart İlgi: Savunucu Iletisim

--Çok sükür...--
--Çok sükür...--
Mesin ceketli:
--Ben size hesap edeyim de görün,-- dedi. Ben soförüm. On alti yil
önce ayda yüz yirmi bes liraya çalisirdim. O zaman sekerin kilosu
otuz kurustu. Simdi seker iki lira. Ama benim ayligim da alti yüz lira
oldu. Ne olmus? Seker pahalanmis, ama kazançlar da artmis!--
Öbürleri:
--Artti çok sükür...-- dediler.
Pahaliliktan söz edenlerden biri:
--Dogru,-- dedi. --simdi para bol çok sükür, para bol.--
--Çok sükür.--
--Bir hamal bile günde on bes liraya para demiyor.--
--Demiyor çok sükür.--
Sapkasi keçelesmis ihtiyar:
--Yoklugu yaratan, pahaliligi yaratan biz kendimiziz,-- dedi. --Biri
çikiyor, --Çay yok--, diye ortaya bir laf atiyor. Ondan sonra herkes
beser, onar paket çay aliyor. Sonra neymis, çay yokmus. Yok olur tabii.
Çok sükür her bir sey var.--
--Çok sükür, bol bol var.--
--Çok sükür.--
Feneryolu duraginda yolculardan biri:
--Çok sükür, çok sükür...-- diyerek tramvaydan indi.
Mesin ceketli:
--Tabii, simdi kalkinma var,-- dedi. --Kalkinma oldugu için de disariya
mal satiyoruz, disaridan mal almiyoruz. Iste o yüzden de birkaç
sey bulunmuyor.--
--Çok sükür-- demeye alisanlardan biri:
--Bulunmuyor çok sükür,-- dedi.
Hemen kirdigi potu düzeltti:
--Kalkinma,-- dedi. --Yalniz birkaç sey bulunmuyor. Zamanla onlar
da bulunur çok sükür.--
--Çok sükür.--
Mesin ceketli:
--Çok sükür,-- dedi. --Su Istanbul, Istanbul oldu olali böyle bir kalkinma,
böyle bir imar görmüs mü?--
--Görmemis çok sükür. Yani, simdi görüyor. Hazreti Sultan Fatih'ten
beri kazma yüzü görmemis sokaklar açiliyor.--
--Açiliyor çok sükür.--
--Ne var, ne yok yikiyorlar.--
--Yikiyorlar çok... Yani yollar açiliyor.--
Caddebostani'na kadar --çok sükür-- dualariyla geldik. Sahanliktaki
yolcular teker teker inmisler, Caddebostan'dan sonra mesin ceketliyle
sahanlikta karsi karsiya kalmistim. Birden:
--Siz ne düsüncedesiniz? Deminden beri hiç konusinadiniz,-- demesin mi?
Al basina belayi, hem de püsküllü bela. Omuzlarimi kaldirip basimi
içime çekip, iki elimi yana açtim. Yani, --Bilmem ki, ne diyeyim!--
demek istiyordum. Ben, ne ilk konustuklari kadar kötümser, ne sonradan
--çok sükür-- dedikleri gibi iyimserdim.
Mesin ceketli bir daha sordu:
--Siz ne dersiniz?--
Tramvay çok hizli gitmese hemen atlayiverecegim. Mesin ceketli
zorba. Bir daha basimi omuzlarimin arasina çekip ellerimi yana açtim,
dudaklarimi büzdüm.
Mesin ceketli:
--Bu alçaklar var ya,-- dedi.
--Hangileri?-- diye sordum.
--Deminden beri --çok sükür-- deyip duranlar.--
--Evet...--
--Simdi onlarin hepsi bana küfür ediyor. Burada çok sükür derken
bile içlerinden geçenleri biliyordum. Bunlar nereye çekersen oraya
gider. Yeter ki çeken kuvvetli olsun. Böyleleri ne Isa'ya yar olur,
ne de Musa'ya dost olur.--
Tramvay Erenköy'e geliyordu.
--Ne dersiniz, pahalilik var mi?--
Mesin ceketlinin nasil bir karsilik istedigini anlayamadigim için
zor bir duruma düsmüstüm.
--Aranan sey bulunmuyor mu? Pahalilik var mi?--
--Çok sükür,-- dedim.
Tramvay durdu da hemen yere atladim. Elbette --çok sükür;-- mesin
ceketliden kurtulmustum.-- (Nesin, 1967.)
:::::::::::::::::
aman Tanrim
ilk defa simdi anladim
bu otobüsteki herkesin
elbiselerinin altinda
çirilçiplak oldugunu
:::::::::::::::::
SIZIN MASKELERINIZ
Toplum yasaminda insanin sürekli kendisi olmasi mümkün degildir
kuskusuz. Ancak bu, kisinin sürekli olarak maskeli gezmesi gerektigi
anlamina gelmez.
Simdi yine kendimize dönelim. Siz ne tür maskeler takiyor, nasil
bir görünüm vererek kendinizi baskalarina sunmak istiyorsunuz? Bu
konuyu irdelemenize yardimci olacak, yol gösterici birkaç soru ve
yöntem sunalim size:
Önünüzdeki iki gün süresince, gerçekten kendinizi degil de, baskalarini
memnun etmek için yaptiginiz davranislarin farkina varmaya çalisin...
Günlük iletisiminizde ne denli sik maske takiyorsunuz?
Bu kadar maske takmaktan hosnut musunuz? Bunlari hangi kosullarda
kullaniyorsunuz? Bu davranislarinizdan memnun musunuz?
Maske takmak size (doyum, sikinti vb. gibi) ne tür duygular veriyor?
Yukardaki incelemeden sonra buldugunuz sonuçtan hosnut musunuz?
Degilseniz acaba ne yapabilirsiniz? Vardiginiz sonuçlari ve
gözlemlerinizi yakin bir dostunuzla tartisirsaniz daha fazla bilgi
edinebilirsiniz.
BENLIK BILINCI TEHDIT EDILDIGINDE
ORTAYA ÇIKABILECEK DAVRANIS TÜRLERI
Insan yasaminda öyle anlar vardir ki, kendisini mutlaka korumasi
gerektiginden, savunucu bir iletisim içine girmesi zorunludur. Çünkü
karsida, benligine saygi göstermeyen, kendisini korumazsa onu
ezip geçecek olan kisiler vardir. Saldirganligin bulundugu böyle durumlarda
kisi, bütün gücüyle kendini savunur. Bu durumda kalan
sadece kisinin kendi olmayabilir; yakinlarinin, sevdigi kimselerin
zor durumda kaldiklarini gördügü zaman da onlari savunma geregini
duyar.
Saldirgan davranis, ister açik bir biçimde isterse örtük bir biçimde
olsun, iletisimde savunmayi dogurur. Konusan kisi saldirgan
davranisinin farkinda olmayabilir; ancak onun farkinda olmayisi sonucu
pek degistirmez. Çünkü dinleyen, davranislarini onun farkinda
olus ya da olmayisina göre degil, kendi iç dünyasi çerçevesinde degerlendirir.
Örnegin, bir kimseye, --Keske bir saat önce gelebilseydin, o zaman
islerimiz çok kolaylasmis olurdu!-- dendiginde, bu kisi kendini
geç geldiginden dolayi zaten suçlu hissediyorsa, birdenbire savunuculugu
artacak ve:
(A) --Kabahat sende. Ben nereden bileyim bu isin bu kadar önemli
oldugunu. Bana daha önce söyleyemez miydin?-- gibi bir cevap verecektir.
Ama söz konusu kisi, kendini suçlu hissetmiyorsa, o zaman daha
rahat konusabilir ve kendini savunma ihtiyacini o denli hissetmez
ve:
(B) --Yaa, keske gelebilseydim. Neyse, simdi biraz daha hizli çalisir,
geç gelmemi telafi ederim,-- seklinde cevap verebilecektir.
Bir insan geç geldiginden ötürü niçin kendini suçlu hisseder ya
da hissetmez? Bu sorunun cevabi, o kisinin benlik anlayisinda yatar.
Daha önce de görüldügü gibi, iki düzeyde benlik anlayisindan söz
edilebilir: 1. Görünen benlik; 2. Ideal (yani olmasi istenen) benlik.
Görünen benlik düzeyinde kisi geç kalma davranisini göstermistir. Fakat
ideal benlik düzeyinde --geç kalmak-- istenmeyen bir davranistir. Istenmeyen
bu davranisi, kisi benlik kavraminin bir parçasi olarak rahatlikla
kabul edemez... --Ben sözümü tutmayan, tembel ve güvenilmez bir adamim--
tanimini benlik kavraminin bir parçasi olarak görmek,
kisiye zor geleceginden, bu davranisa baska nedenler arar. Bir
baska deyisle, benlik kavramini savunacak, hatayi kendinde görecek
yerde, kendisinin disinda arar.
Yukaridaki örnekte, --Kabahat sende...-- biçiminde konusan kisinin,
zamaninda isinin basina gelme konusunda görünen benligiyle,
ideal benligi arasinda bir bosluk, bir çeliski vardir. Ruhsal gerginliklerin
birçogu gerçek ve ideal benlik arasindaki bu çeliskiden kaynaklanir.
Belirli bir konuda bireyin yaptigiyla, yapmak istedigi ayni degilse,
bu konuyla iliskili olarak savunucu davranisi daha sik ortaya
çikar. Görünen benlikle, ideal benlik arasindaki çeliskilerden dogan
bu bosluklara, duyarlilik noktalari adi verilir. Yukarida verilen örnekte,
(A) bireyi için geç kalma davranisi bir duyarlilik noktasi olusturdugu
halde, (B) bireyi için böyle bir sey söz konusu degildir.
Duyarlilik noktalari söz konusu olunca, kisiler psikolojik savunmaya
geçerler. Psikolojik savunma, kendilik anlayisini oldugu gibi sürdürebilmek
için, dis dünyayi biraz degistirerek davranisi akla yakin gösterebilme
çabasidir. Davranisini akla yatkin gösterebilme çabasi içinde olan
kisi, gerçekleri saptirir; böylece, --çarpitilmis-- dünyada görünen seyler
ile, kisinin ideal benligi tutarli gözükür.
Psikolojik savunma mekanizmalarina geçmeden su noktayi kisaca
belirtmekte yarar var: Savunucu olmak her zaman zararli ve kötü
degildir. Savunma, ruhsal saglik açisindan bazen gerekli ve yararli
bir davranistir. Fakat savunma, kendini sik gösteren bir davranis haline
gelir ve asiri derecelere ulasirsa, sosyal iliskileri gerçekçi bir zeminde
sürdürmeyi engeller ve uyumsuz bir davranis kaynagi haline gelir.
PSIKOLOJIK SAVUNMA MEKANIZMALARI
Mantiga bürüme: Kisi, mantiga uygun, ama, gerçekte var olmayan
nedenler bularak kendilik kavramini korur, gerçekler karsisinda
incinmesini önler.
Örnegin, kopya çeken bir ögrenci, kopya çekme davranisiyla ilgili
bir sürü neden bulur: Sinavdaki sorular o kadar zordur ki, eger kopya
çekilmese kimse iyi not alamaz... Ögretmenler de ögrenciyken
kopya çekmislerdir, vb.
Telafi (Giderim): Insanin kendi eksikligini gidermek amaciyla
kullandigi bir savunma mekanizmasidir. Kisi yetersiz oldugu bir
alanda bu eksikligini gidermek için çalisacak yerde, bu eksikligini
saklamak amaciyla güçlü oldugu bir baska alana önem vermeye baslar.
Söz gelisi, aile yasaminda mutsuz olan kisi, aile içindeki uyumsuzlugu
nasil giderecegini bilemez, bu konuda kendini yetersiz ve
eksik hisseder ama buna karsilik kendini is yasaminda yetenekli bulursa,
aile mutlulugunu saglamak için çaba gösterme yerine, kendini
is hayatina verir.
Yine ayni biçimde, doyumlu bir sosyal iliskiye girememis bir üniversiteli
genç, kendinden ve yetistirilis biçiminden ileri gelen eksiklikleri
gidermek için çaba harcayacak yerde, bütün enerjisini basarili
oldugu derslere verir, kendini sosyal yasamdan tümüyle soyutlar.
Eger bu genç, derslerinde de pek basarili degilse, enerjisini baska
yollara yönlendirebilir. Örnegin, politik tutumuna uygun bir asiri
akima girerek bütün enerjisini o yönde kullanabilir.
Tepki olusturma: Birey, gerçek duygularinin tam karsitini gösterme
yoluyla da benlik bilincini savunur. Örnegin, toplantilarda herkesten
daha neseli görünen, her seye gülmeye hazir olan kisi, belki
de gerçekte mutsuzdur; fakat bunun tam tersini yaparak gerçek duygusunu
saklar.
Yeniden evlenmesine, küçük çocugunun bir engel olusturdugunu
düsünen dul anne, içten içe çocuguna duydugu kin ve öfkesini, çocuguna
asiri bir ilgi ve sevgi göstererek saklama çabasina girebilir.
Yansitma: Yansitma kendini iki biçimde gösterir. Kendi eksiklikleri
ve beceriksizliginden dogan aksakliklari baskalarina yüklemek,
birinci yansitma türüdür. Örnegin, gol atamayan futbolcu, basarisizliginin
nedeni olarak, takim arkadaslarinin iyi pas vermemelerini
gösterir.
Ikinci yansitma türü, istenmeyen, kabul edilmeyecek türden arzu
ve tutumlari, baskalarina yakistirma egiliminden kaynaklanir. Bekarliginda
çok çapkinlik yapmis erkekler, evlenince eslerine güvenmezler.
Eslerinin normal arkadaslik iliskilerini bile kiskanan bu kimseler,
kendi tutumlarini eslerine yansitiyor olabilirler.
Özdesim: Kendisinden emin omadigi ya da kendisini pek begenmedigi
zamanlar, kisi, bir baska kimseyi taklit eder; kendi duygu,
düsünce ve davranislarina onu alir. Bir konuda konusurken
ya da bir is yaparken, bunu basaracagina güveni yoksa, kendisi için
önemli, gözünde büyüttügü birini taklit etmeye çalisir. Bu taklit sik
sik tekrarlanirsa, kisi kendi düsünce ve duygulariyla iliskisini kaybedebilir.
Sözgelisi, yeni evlenen bir çift, televizyondan gördükleri bir filmdeki
kari koca ilisiklerine hayrandirlar ve öyle bir iliskiyi kendi yasamlariyla
özdeslestirmislerdir. Televizyondaki çift gayet romantiktir ve
birbirleriyie hiç kavga etmez. Yeni çift de onlar gibi olmak ister:
Kadin da, koca da birbirlerine sinirlendigi halde, --ideal evlilikte
bu olmaz-- diyerek kendi duygularini bastirir. Duygularini bastiran
kisinin gerçek benligiyle iliskisi koptugundan, bir savunma söz konusudur.
Burada özdesim türünden bir savunma ortaya çikar.
Hayal kurma: Kisi, istekleri ve amaçlari gerçeklesmedigi zaman,
çogu kez hayal kurmaya baslar. Bu hayal dünyasi sayesinde gerçek
dünyasinda onu sikan düsüncelerden uzaklasir, daha doyumlu görünen
bir hayal dünyasina girer.
Düsük gelirli Kapici Ahmet Efendi, sik sik kendisini zengin bir
isadami olarak hayal eder. Türkiye'nin en zengin kisilerinden biri
olacak, büyük kentlerde isyerleri açacaktir. Bu kadar ünlü olan Ahmet
Bey, ara sira ansizin isçi ailelerini ziyaret edecek ve onlarla birlikte
oturup onlarin mütevazi sofrasinda yemek yiyecektir. Bir gün
bu isçi ailelerinden birinde güzel bir genç kizla tanisir...
Hayal kurmak bazen gerekli ve yararlidir. Yaratici kimselerin
düs gücünün zengin oldugu söylenir: Hayal kurmanin yaratici zekayi
kamçiladigi da ileri sürülmüstür. Ancak kisi gerçekle hayal arasindaki
siniri bildigi ve kurdugu hayaller gerçek dünyasiyla iliskisini
kesmedigi sürece, hayal kurmanin bir sakincasi yok, tersine yarari
vardir.
Bastirma: Hos olmayan bir durumu gögüsleyip onunla mücadele
etme yerine, bazen böyle bir durumu görmezlikten gelme ya da yadsima
daha kolay gelir insana. Bu yok sayma, çogunlukla kisiye hos
gelmeyen durum --unutularak-- yapilir.
Savasta en yakin arkadasini kazayla vuran ve onun ölümüne neden
olan kisi, kendi dikkatsizligi sonucu ortaya çikan bu olayi, bir
süre sonra unutmustur. Ayni sekilde, oglunun asiri politik akimlara
kapilarak bir genci öldürdügünü ögrenen baba, oglu hapisten çiktiktan
sonra böyle bir olayi hiç animsayamaz.
Aslinda beyindeki unutma mekanizmasi her insanda bir ölçüde
otomatik olarak isler. Kisinin sürekli aci duymasini önlemesi açisindan
bastirmanin yararlari vardir. Ancak bu yola bireyin gerçekle ilgisini
kesecek derecede ve siklikta basvuruluyorsa, o zaman uyum zorlugu
görülür ve sonuçta daha fazla sorunlari olan bir kisilik ortaya
çikar.
Örnegin, birbirini seven bir çift, ellerine geçen parayi nasil
harcayacaklari konusunda anlasamiyorlar. Kadin, --para harcamak, daha
rahat yasamak içindir;-- diye düsünürken koca, --tasarruf etmek, gelecek
için para biriktirmek gerekir;-- biçiminde düsünür. Birbirlerini
sevdiklerinden, bu çift para harcamayla ilgili düsünce ayriliklarini
görmezlige gelip, bu sorunu bastirabilir. Ama zamanla, göz yummus
olduklari bu uyusmazlik, aralarindaki iliskiyi sarsip zedeler. Bu çiftin
aralarindaki anlasmazlik noktasini bir an önce saptayip, bu konuda
ikisinin de uzlasabilecekleri bir anlasmaya varmalari, daha uyumlu
ve daha saglikli bir davranis olurdu.
Duygusal yalitim ve sogukluk (Apati): Bir zamanlar önem verdigi
ve kendini ortaya koydugu bir iliskide incinmis, kirilmis bir kimse,
bu tür iliskilere karsi duygusal bir sogukluk gelistirebilir.
Sözgelisi, sevdigi ve duygusal olarak baglandigi bir kimseden
çok aci çekerek incinen bir genç kiz, kendini tümüyle derslerine adayip
baska hiçbir erkege yüz vermemeye baslayabilir. Sevme, sevilme,
ona göre gerçekte varolmayan duygulardir artik. Hele erkekler bu
tür duygulardan hiç anlamazlar. Onun için bir erkege duygusal olarak
bir daha yaklasmamak gerekir. Önemli olan okulu bitirmek, bir
meslek sahibi olmak, anne ve babanin uygun gördügü biriyle evlenmek,
yasamdan duygusal doyum beklememektir.
Böyle bir genelleme kuskusuz herkesi kapsamaz. Özel olarak kirildigi
ya da kizdigi kisiye dönük bir duygusal sogukluk gelistirebilir.
--Zaten benim için o kadar önemli bir insan degil ki! Benim ona
ihtiyacim yok,-- gibi bir tutum takinarak kendini uzak tutar.
Ister genel, isterse özel olsun, duygusal sogukluk ve yalitim bireyi
gerçek sorunla ilgilenmekten ve soruna bir çözüm getirmekten alikoyar.
--Zaten benim için önemli degil,-- diyerek iliskiyi kesmek, söz
konusu kisiyle arada varolan sorunlari çözmeyi, bu yolda herhangi
bir girisimi ve ilerlemeyi olanaksiz hale getirmek demektir. Böyle bir
tavirla, iliskinin niteliginin degiserek sürmesi de söz konusu olamaz;
bosanan eslerin evlilik iliskilerini dostluga dönüstürememeleri gibi.
Yer degistirme: Kizginlik ve düsmanca duygular, bunlara yol
açan kimselere degil de, daha az çekinilen kimselere yöneltilirse, yer
degistirme türünden bir savunucu davranis ortaya çikar.
Örnegin, disariya oyuna çikmadan önce odasini iyice derleyip
toplamasi söylenen çocuk, kizginligini küçük kardesine bagirarak
gösterir. Çünkü annesine bagiracak olursa dayakla ya da baska bir
sekilde cezalandirilacaktir.
Kisi, bazen neye kizgin oldugunu pek bilmeden, sinirli ve kizgin
bir hava içinde bulunabilir; böyle zamanlarda, karsisina kim çikarsa,
ona kizmaya, onun her yaptiginda kusur bulmaya hazirdir. Bu tür
durumlarda, duygularinin farkina varabilen kimse, olgun bir kimsedir;
böyle bir ruh hali içinde oldugunu anlayinca, karsilastigi kimselere,
özellikle o gün, biraz daha hosgörülü davranmaya özen gösterir.
Karsi saldiri: Elestirildigi zaman, insanlarin çogu, elestiri konusu
olan seylere cevap verecek yerde, çogu kez elestirene hücum ederek
kendini korumaya yönelir. Besinci Bölümde tartisilan kavramlar
içinde söylenirse, iletisimi içerik odagindan, iliski odagina kaydirir.
Kisinin davranisi ya da kisiligiyle ilgili bir elestiri karsisinda, bunu
yapana, --Sen kendini ne saniyorsun?!-- diye kizgin bir tonla saldirildigi
olur. Elestirilen noktalarla ilgili olmayan konulara saparak, karsidakinin
elestirilecek yönleri ortaya çikarilmaya çalisilir. Oysa bu
davranis, karsidakini daha da savunucu yapar; böylece o kisiyle
gerçeklestirilmeye çalisilan iletisimi, savunucu bir iletisim haline
dönüstürür.
Iletisimde savunuculuk arttikça ne konusuldugu önemini yitirir,
kimin konustugu önem kazanmaya baslar. Böylece bir sorunu çözmek,
bir konuyu aydinliga kavusturmak amaç olmaktan çikar, karsidaki
kisiyi rahatsiz etmek, kalbini kirabilmek temel amaç olur. Sonuç
olarak da, konusmaya basladiklari andakine oranla birbirine daha
kizgin, daha düsmanca duygularla dolu iki insan ortaya çikar; herhangi
bir sorun çözülmüs ya da aydinliga kavusturulmus olmaz.
Asagida savunucu iletisime ve bunun karsiti olan açik iletisime
iki örnek vermek istiyorum. Iki iletisim üslubu arasindaki fark daha
iyi belirsin diye ayni kisiler, ayni konuda konusturulmustur.
Örnek 1
Kadin : --Eve geldigin zaman hemen gazeteyi eline alip misafir
odasina çekilecegine, --Merhaba karicigim--, deyip biraz güleryüz gösterebilir
ve benimle konusabilirdin!... Ben senin hizmetçin degilim.
Bunun farkindasindir, umarim!...--
Koca : --Yorgun geldigimi farketmedin mi? Birazcik ilgi duysaydin
ne denli yorgun geldigimi görürdün!.. Aksama kadar bankada
müsteriyi memnun etmeye çalisiyorum. Eve gelince de hanimefendiyi
mi memnun edecegim?.. Biktim senin bu tür konusmalarindan!.. Simarik
bir küçük kiz gibisin... Hep ilgi bekliyorsun!.. Birazcik da sorumlu
bir ev kadini gibi düsünüp davransana!..--
Kadin : --Sensin simarik çocuk aslinda!.. Neymis efendim? Beyefendi
bankada yoruluyormus!.. Ben sanki yorulmuyorum. Bütün gün
ögrenci denen o zibidilere laf anlatmaya kalk, sonra eve gel çocuklarla
ugras, ev islerini yap, beyefendinin yemegini hazirla... Ben senden
üç kat tazla is yapiyorum, biliyor musun sen?!..--
Koca : --Kes sesini be! Dir dir dir!.. Çeker gider lokantada yerim.
Hiç olmazsa senin dirdirini dinlemem. Biktim be!..--
Kadin : --Haydi git öyleyse. Defol git! Seni tutan yok. Kendini
adam mi saniyorsun sen?..--
Örnek 2
Kadin : --Eve geldigin zaman hemen gazeteyi eline alip misafir
odasina çekilecegine, --Merhaba karicigim--, deyip biraz güleryüz gösterebilir
ve benimle konusabilirdin!... Ben senin hizmetçin degilim,
Bunun farkindasindir, umarim!...--
Koca : --Merhaba karicigim. Özür dilerim. Emin ol seninle her zaman
konusmaktan zevk alirim. Ayrica seni özledim de... Fakat bugün
gerçekten yorgunum. Ama sen yine de haklisin. Biraz oturup gazeteyi
okuyacaktim. Neyse önemi yok bunun. Önce bes, on dakika mutfakta
seninle sohbet edeyim. Anlat bakalim günün nasil geçti?..--
Kadin : --Ben de senden özür dilerim. Okulda ögrenciler o kadar
saygisiz ve söz dinlemez hale geldiler ki, çok canim sikiliyor. Hincimi
bilmeden senden çikariyorum, belki de... Kusura bakma... Böyle zamanlarda
sana iyi davranamiyorum. Daha yumusak konusabilirdim.--
Koca : --Anliyorum, hayatim. Gerçekten yorgun ve sinirlisin. Sana
biraz yardim edeyim. Hem konusalim, hem yemegi hazirlayalim. Sen
bana kizsan da ben aldirmam, çünkü beni sevdigini ve deger verdigini
biliyorum!--
SAVUNMA MEKANIZMALARI GÜNLÜGÜ
Kisilerin davranislarinda gözlenebilen temel psikolojik savunma
mekanizmalarini, ana hatlariyla inceledikten sonra, simdi, kendi
davranislarimiza dönelim ve asagidaki uygulama yoluyla, günlük yasamimizda
yer alan insan iliskilerinde, ne tür savunma davranislari gösterdigimizi
gözlemleyelim.
1. Iki, üç gün, günlük yasaminizdaki iletisimleri gözleyerek ne
zaman savunucu oldugunuzu bulmaya çalisin. Kisinin kendinin
savunucu oldugu zamanlarin farkina varmasi zordur, ama
daha önceki okuduklarinizi gözününde tutarak bu zor isi basarabilirsiniz.
Bedeninizin belirtilerine duyarlik gösterirseniz,
isiniz daha da kolaylasir. Kendinizi aldattiginiz ve savunucu
mekanizmalardan birini kullandiginiz zaman, vücudunuz büyük
bir olasilikla buna bir tepkide bulunur. Vücudunuzun bu
tepkilerini saptayabilirseniz, nasil ve nerede savunma yaptiginizin
daha çabuk farkina varabilirsiniz.
2. Degisik kisilerle etkilesimde bulundugunuz zaman savunuculugunuzda
farklilik oluyor mu?
3. Savunucu oldugunuzu düsündügünüz her iliskiyi tanimlamaya
çalisin. Kisinin sizinle olan iliskisini (arkadas, es, müdür,
vb.) mümkün oldugu kadar ayrintili bir biçimde anlatin. Bu
durumda hangi savunucu mekanizmayi kullandiginizi tanimaya
ve adlandirmaya çalisin.
4. Savunucu bir iletisim oldugu anda, bunu hemen kisaca yazmaya
çalisin. Birkaç gün bekledikten sonra yazarsaniz, geçen
zaman süresinde olayi algilayisiniz degismis olabilir.
5. Tuttugunuz bu günlügü bir arkadasinizla paylasabilir ve sizin
gözlemlerinizle ilgili olarak onun ne düsündügünü sorabilirsiniz.
Acaba arkadasiniz kendisinin savunma mekanizmalariyla
ilgili böyle bir günlük tutmak ister mi? Böyle bir günlük tutarsa
buldugu sonuçlari birlikte tartismayi gerçeklestirebilir misiniz?
SAVUNUCU ILETISIM NE ZAMAN ARTAR?
Bu konuda yapilan bir arastirmadan kisaca söz etmek yerinde olur.
Landfield (1954), bireyin güvenligi ve kendi hakkindaki begenisi tehdit
edildigi zaman, savunucu davranisin arttigini gözlemlemistir. Bu
tür tehdit durumlari, daha çok bireyin kendisi için önemli olan ve
onun davranislarini degerlendirebilecek mevkide bulunan kisiler
(patronu, amiri, ögretmeni vb.) çevresinde oldugu zaman, ortaya çikar.
Landfield, insanlarin iki tür tanisigi oldugunu söyler: Tehdit
edici olan ve olmayan tanisikliklar. Tehdit edici olmayan tanisik, bireyin
davranisini degistirmek istemez, onun duygularini, düsüncelerini,
tutumlarini oldugu gibi ögrenmek amacindadir; bunun ötesine
geçip, --Sunu söyle yapmalisin!-- demez ve bu nedenle savunuculuga
yol açmaz. Tehdit edici tanisiklarla kurulan iletisimdeyse savunucu
özellik kendisini daha sik gösterir.
Davitz (1959) ise, çevresindeki insanlari tehdit edici olarak görmenin
ya da görmemenin, büyük ölçüde iletisim kuran kisinin algilayis
biçimine bagli oldugunu gözlemlemistir. Korku dolu ve endiseli
kimselerin çevresindekileri çogunlukla tehdit edici olarak gördükleri
saptanmistir. Bu tür insanlar, içinde bulunduklari kisiler arasi
iliskiler çevresini, cezalandirici bir çevre olarak algilarlar. Bu kisiler,
büyük bir olasilikla, cezalandirici bir ortamda yetismislerdir; cezalandirici
gelisim ortaminda, baskalarindan korkmaya ve kendilerini
sürekli koruma geregine kosullanmislardir. Çünkü, çocukken aldiklari
mesajlar, genellikle olumsuz elestiri, gülünç duruma sokulma,
reddedilme, aldatilma, hakaret, küçük düsürülme ya da önemsenmeme
gibi olumsuz içerige sahiptir. Böyle bir çevreden gelen çocugun
sik sik savunucu olmasi dogal degil midir?
Hangi tür çevreler ne gibi tipleri yetistiriyor, sorusuna iliskili olarak
yaptigi çalismada, Hacettepe Üniversitesi ögretim üyelerinden
Yildiz Kuzgun, ana-babalarin otoriter, demokratik ya da ilgisiz tutumlardan
birine sahip olmasiyla, çocuklarin kendini gerçeklestirme
dereceleri arasindaki iliskiyi arastirmistir (Kuzgun, 1973).
Varolusçu-insancil adi altinda bilinen psikoloji okuluna göre,
kendini gerçeklestirme güdüsü, insanlarin temel faaliyet kaynagini
olusturur. Kuzgun, kendini gerçeklestirmenin belirtileri olarak su
davranislar üzerinde durmustur:
-Zamani iyi kullanma,
-Destegi distan degil, içten alma,
-Duygusal bakimdan açik olma,
-Içten geldigi gibi davranma
-Kendine saygi duyma,
-Kendini kabul etme,
-Insanin temelde iyi bir yaratik olduguna inanma,
-Uzlastirici bir yaklasim içinde olma,
-Saldirganlik egilimlerini gerçekçi bir tutumla kabullenme,
-Yakin iliski kurabilme yetenegine sahip olma.
Arastirmadan elde edilen bulgulara göre, demokratik tutuma sahip
olan ailede yetismis bireyler, kendilerini daha çok gerçeklestirebiliyorlar.
Soguk ve sert disiplinli otoriter ortamda yetisen gençlerinse,
kendilerini gerçeklestirme yönünden daha basarisiz olduklari görülmüstür.
Ilgisiz tutum içinde yetisenler de, kendini gerçeklestirme
yönünden geri kalmislik gösterir, ancak otoriter ortamda yetisenler
kadar basarisiz olamaz.
Kuzgun'un arastirmasinda kendini gerçeklestirme belirtileri olarak
sayilan davranislarla, açik iletisim belirtileri olarak sayilan davranislar
arasinda büyük bir paralellik göze çarpar. Bu paralellige dayanarak,
demokratik ortamda yetisenlerin, otoriter ortamda yetisenlere oranla,
iletisim davranislarinda daha az savunucu oldugu söylenebilir.
Lichtenber (1955), --Bir kisinin duygusal olgunluk derecesiyle
kurmus oldugu iletisim türü arasinda bir iliski var mi?-- sorusu üzerinde
durmus ve duygusal yönden henüz olgunlasmamis kimselerin
reddetme, karsi çikma ve karsisindakinin söylediginin tersini söyleme
davranislarini daha fazla gösterdiklerini saptamistir. Olgun kimselerse,
--daha önceden söylenenleri gözönünde tutma--, --ne söyleyeceklerini
planli bir biçimde önceden özet olarak karsidakilere belirtme--
gibi davranislari daha sik gösterirler. Duygusal yönden olgun
olan kimselerde gözlenen bu tür davranislarin, iletisimde bulunan
kisilerin aralarindaki fikir ayriliklarini daha açik bir biçimde görmelerine
yardim ettigi saptanmistir.

*kaynak Insan insana Dogan CÜCELOGLU
Oğuzboyu Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla