|
Administrator Site Owner (Ceo)
User ID: 1
Giriş Tarihi: 18-11-2007
Mekan: Türkiye / Istanbul
Yaş: 30
Mesajlar: 586
Ruh Halim:
|
İlgi: Erzurum Kongresi
Kongrenin toplanması için l0 Temmuz tarihi belirlenmişti. M. Kemal Paşa, kongrenin kendi plan ve düşünceleri çerçevesinde daha etkili bir şekilde toplanabilmesi için girişimi ele aldı. Çevre illerden gelecek delegelerin de yetişebilmeleri için toplantı 23 Temmuz'a ertelendi. Böylece 23 Temmuz 1908 İkinci Meşrutiyet'in ilanıyla Erzurum Kongresi'nin tarihleri de aynı güne geliyordu.Erzurum'da bulunan Lloyd George'un yeğeni İngiliz Yarbay Rawlinson, M. Kemal Paşa ile görüşerek, Kongre'nin toplanması için İngiliz Hükümeti'nin izni bulunmadığını ileri sürerek, gerekirse kuvvet kullanarak engelleyeceğini söyledi. M. Kemal Paşa'nın yanıtı kesin ve sert oldu. İngiliz Hükümeti'nden izin istenmemişti, bu nedenle izin verilip verilmeyeceği diye bir şey söz konusu değildi. Kongre her ne pahasına olursa olsun toplanacaktır. M. Kemal Paşa'nın bu yanıtlarından sonra Kazım Karabekir Paşa'nın da aynı sert ve kararlı karşılığı gören Rawlinson'un girişimi etkisiz kaldı. Kongre'nin korunması için Kolordu'dan asker sağlanması yerine, Vilayetten polis sağlanmasını isteyen M. Kemal, asker işe karışınca "Kongreyi ulus değil, asker yaptı ve yaptırdı derler.". diyerek Kongre'nin mutlaka halk iradesini temsil etmesini istiyordu.
Ön hazırlıkların tamamlanmasından sonra, Erzurum Kongresi 23 Temmuz 1919 tarihinde toplandı. Kongreye Bitlis, Erzurum, Sivas, Trabzon, Van illerinden 54 delege katıldı. Elaziz ve Mardin delegelerini Ali Galip, Diyarbakır delegelerini de Diyarbakır Valisi göndermediler.Cevat Dursunoğlu ve emekli Binbaşı Kazım Beyler üyelikten istifa ederek yerlerini, kongreye katılabilmeleri için M. Kemal Paşa ve Rauf Bey'e bıraktılar. Oybirliği ile Başkan seçilen M. Kemal, konuşmasında ülkenin içinde bulunduğu durumu, İtilaf Devletleri'nin, Osmanlı Devleti ile imzaladıkları Mondros Ateşkesi'nin hükümlerine ve Wilson İlkeleri'ne aykırı olarak Türk Ulusu'nun her çeşit haklarını çiğnediklerini ve İstanbul Hükümeti'nin aczini belirttikten sonra sözlerine şöyle devam etti:
"Bilinen gerçeklerdendir ki : Tarih bir ulusun kanını, hakkını, varlığını hiç bir zaman inkar edemez. Bundan ötürü vatanımız ve ulusumuz aleyhinde verilen hükümler, kanaatler muhakkak iflasa mahkumdur. Ve işte bütün bu iğrenç zulümlerden ve bedbahd acizlerden tarihimize karşı reva görülen haksızlıklaran müteessir olan milli vicdan nihayet uyanıp feryadını yükseltmiş ve Müdafaa-i Hukuk-u Millîye, Müdafaa-i Vatan ve Redd-i İlhak gibi türlü adlarla ve fakat aynı kutsal değerlerin korunmasını sağlamak için meydana gelen ulusal hareket bütün vatanımızda artık bir elektrik şebekesinin vücuda getirdiği celâdet ruhudur ki kutsal vatan ve ulusun geleceğini kurtaracaktır."
14 gün yoğun çalışmadan sonra Erzurum Kongresi, 7 Ağustos'ta sona erdi. Aldığı tarihi kararlar ile yalnızca doğu illerini değil, bütün ulusu temsil ediyordu:
1- Uusal sınırlar içinde vatan bir bütündür. Onun çeşitli kısımları birbinden ayrılamaz.
2- Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Devleti'nin dağılması halinde ulus birlikte müdafaa ve mukavemet edecektir.
3- Vatanın ve bağımsızlığın muhafaza ve teminine İstanbul'daki Hükümet muktedir olamadığı takdirde maksadın temini için geçici bir hükümet oluşturulacaktır. Bu hükümet ulusal kongrece seçilecektir. Kongre toplanmış değil ise bu seçimi Heyet-i Temsiliye yapacaktır.
4- Kuvay-ı Millîye'yi etken ve ulusal iradeyi egemen kılmak esastır.
5- Hristiyan unsurlara siyasi egemenliğimizi ve sosyal dengemizi bozucu ayrıcalıklarlar verilemez.
6- Manda ve himaye kabul olunamaz.
7- Ulusal meclisin derhal toplanması ve hükümet çalışmalarının meclisin denetimine konulması için çalışılacaktır
Doğu Anadolu'nun sorunları için toplanmış olan Erzurum Kongresi M. Kemal Paşa'nın katılması sonucu aldığı kararlarla ulusal bir kongre oldu. Askeri ve sivil aydınlar, toplumun her kesiminden insanlar, tüm ulus adına ve ulusal bir amaç için ilk Erzurum'da bir araya geldiler. Ord. Prof. Enver Ziya Karal'ın belirttiği gibi, kongrenin verdiği kararlar vatanın bütününü ve ulusun tümünü ilgilendiren bir ihtilal programı idi. Vatanın ulusal sınırlar içinde parçalanmaz bir bütün olduğunu, ulusal sınırlar dışında vatan olmayacağı belirtildi. Bağımsızlık için hiç bir ayrıcalık verilmeyeceği ve herhangi bir devletin himayesi ve güdümünün kabul edilmeyeceği açıklandı. Bütün kararların yürütülmesi için de bir temsil heyeti seçerek, "Anadolu'da ulusal bir devletin yürütme gücü olan ulusal bir hükümet kurmak" konusundaki niyet ve inancını ifade etti. Bu heyetin başına M. Kemal Paşa getirildi. O'nun Heyet-i Temsiliye'nin başına geçmesini engellemek isteyenler oldu. İstanbul Hükümeti'nce hakkında tutuklama kararı bulunduğu için başkanlığının sakıncalı olduğunu ileri sürüyorlardı. Oysa M. Kemal Paşa'yı asi ilan ettiren şey, hiç kuşkusuz, ulusal kurtuluş inancını daha Samsun'dan itibaren açıklaması, ve ulusu, ulusal irade altında ulusal savaşa çağırmasıydı. Bu bakımdan liderliği ancak o yapabilirdi Bütün ulusun ve vatanın kurtulabileceğine ve yeni bir devlet kurulabileceğine Atatürk'ten başka inanan yoktu. Uzun yıllar sonra bütün arkadaşlarının dedigi gibi "Bu işi O'ndan başkası başaramazdı." Daha Erzurum'da, "Üç sene dişimizi sıkalım, düşmanı yurdumuzdan atarız." diyordu. Gerçekten de üç yıl sonra düşmanı denize dökecektir.
Erzurum Kongresi kararları Türkiye'de ve dünyada büyük yankılar yaptı. Vatanseverler bu kararları coşkuyla karşılarken, İstanbul Hükümeti tepki göstermekte gecikmedi. Sadrazam Damat Ferit Paşa "Ulusu jurnal ederek", "Anadolu'da kargaşalık çıktığını" askeri ve mülki bütün yetkililerin bu toplantıları engellemesini bildirdi. M. Kemal Paşa ile Rauf Bey'in tutuklanarak İstanbul'a gönderilmelerini istedi. Fakat bu emirleri uygulayacak makam bulamadılar. Çünkü Anadolu'da ulusal irade üstün geliyordu. Yabancı basın ise bu olayı, devlete karşı bir ayaklanma ve yeni bir Ermeni katliamı diye yorumluyordu. Damat Ferit yabancı basına verdiği demeçlerde devlete başkaldırmanın üstesinden gelineceğini ifade ediyordu. Hatta Fransız basınında, bu işlerin arkasında Enver Paşa'nın bulunduğu ileri sürülüyordu. Cumhuriyet sözcüğü kullanılıyordu. İtilaf Devletleri'ni en çok düşündüren bu davanın yalnızca Türkiye'nin davası olmaması idi. Atatürk'ün deyişiyle, bu dava bütün doğu uluslarının davasıydı ve bu yüzden daha uzun ve kanlı olacaktır. Çünkü Türkiye emperyalistlere karşı bağımsızlık savaşı vermektedir ve başarırsa bu olay tüm "Mazlum Uluslara" örnek olacaktır. M. Kemal yalnız Türk Ulusu'nun değil, uyanan tüm doğu uluslarının da umudu oluyordu.
Erzurum Kongresi kararları yurdun her yerine duyurulduğu gibi yabancı devlet temsilcilerine de gönderildi. Amerika Cumhurbaşkanı Wilson'a ayrıca bir mektup gönderilerek, yayınladığı ilkeler hatırlatıldı. Ve nüfusun çoğunluğu Türk olan İzmir'in Yunanistan'a verildiği belirtildikten sonra,Türk Ulusu'nun bu kararlara boyun eğmeyeceği ve bu uğurda kanının son damlasına kadar mücadele edeceği bildirildi.
Erzurum'da geçen iki anıdan burada kısaca söz etmekte yarar var. Kongre'nin sona erdiği gece Mazhar Müfit Bey'i çağıran M. Kemal şunları not ettirir: "Zaferden sonra. şekl-i hükümet Cumhuriyet olacaktır. Padişah ve Hanedan hakkında zamanı gelince icap eden muamele yapılacaktır. Tesettür kalkacaktır. Fes kalkacak, medeni uluslar gibi şapka giyilecektir. Latin harfleri kabul edilecektir." Daha başlangıçtan zafere inanmış ve zaferden sonra yapacaklarının programını belirten Atatürk'ün bu sözleri bile iradesinin ve ileri görüşlülüğünü ve ulusa olan inancını kanıtlamaktadır. İkinci anı ise, Erzurum'a yeni atanmış bulunan Vali Reşit Paşa'nın Tarabzon yoluyla gelişi ile ilgilidir. M. Kemal Paşa arkadaşlarına yeni valiyi kast ederek, "Eğer işimize zarar verecek bir adamsa Trabzon'dan İstanbul'a iade edelim, başımıza iş açmasın." deyince, eski Teşkilât-ı Mahsusa çeteciliğinden tanınan Rize üyesi Hoca Necati Bey "Paşam üzülmeyin icap ederse Kop Dağı'nda temizlenir." yanıtını verdi. M. Kemal'in bu söze yanıtı meşruluk anlayışının açık bir örneğidir. "Hocam ne diyorsun, haydutlar gibi yol kesip adam mı vurduracagız? Bu memlekette hükümsüz vatandaş öldürülemez. Vatandaş ancak mahkeme kararıyla cezalandırılır . Devlet adamının böyle düşünmesi lazımdır."
__________________
To Be Or Not To Be
|