|
||||
| Sinema | Hava Durumu | Bloglar | Üye Albümleri | Gruplar | Referanslar | İstatistikler | Yasaklı Üyeler | Yerli Diziler | Yabancı Diziler |
|
|||||||
| Ana Sayfa | Forum | Üye Ol - Register | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Arama | Bugünün Gönderileri | Forumları Okundu İsaretle |
| Ansiklopedi Sınırsız ansiklopedi. Bir çok konuda bilgi verebileceğiniz bölüm. |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Average Member
![]() User ID: 2120
Giriş Tarihi: 04-07-2008
Yaş: 19
Mesajlar: 258
|
GRAFİK TASARIM ELEMANLARININ
İLLÜSTRASYONDAKİ YERİ YÖNETEN Yrd. Doç. Dr. Şemsettin Ziya DAĞLI HAZIRLAYAN Nuray TANIR 9921902018 ISPARTA – 2001 İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER i ÖNSÖZ iii I. BÖLÜM 1 1. GRAFİK TASARIM ELEMANLARI 1 1.2. TASARIM ELEMANLARI 3 1.2.1. NOKTA 3 1.2.2. ÇİZGİ 5 1.2.2.1. ÇİZGİNİN BELLİBAŞLI FONKSİYONLARI 6 1.2.2.2. HAVA ÇİZGİSEL PERSPEKTİF, ALMAŞIK, ARABESK 6 1.2.2.3. ÇİZGİLERİN BİÇİMLERİ İNSANDA BİR TAKIM ANLAMA VE DUYGU UYANDIRIR 7 1.2.2.4. KADRAJLI ALAN İÇİNDEKİ ÇİZGİLERİN KONUM VE HAREKETİNE BAĞLI ANLAM İFADELERİ 7 1.2.3. RENK 8 1.2.3.1. RENK ÇEMBERİ: 9 1.2.3.2. RENK DİSKİ: 10 1.2.3.3. RENGİN KULLANIŞI: 10 1.2.3.4. RENGİN PSİKOLOJİK ETKİLERİ 10 1.2.3.5. RENGİN FONKSİYONLARI 11 1.2.3.6. RENK SEÇİMİNDE DİKKAT EDİLECEK UNSURLAR 12 1.2.4. DOKU 13 1.2.4.1. DIŞ YAPI TEKSTÜR İÇ YAPI STRÜKTÜR 14 DIŞ YAPI: 14 İÇ YAPI: 14 1.2 4.2. DOKULARIN PSİKOLOJİK ETKİLERİ 16 1.2.4.3. DOKU ÇEŞİTLERİ 16 1.2.5. LEKE 17 1.2.6. TON 17 1.2.7. FORM (ŞEKİL) ve BİÇİM 19 1.2.8. DENGE 23 1.2.9. ORAN VE HİYERARŞİ 25 1.2.10. GÖRSEL DEVAMLILIK 27 1.2.11. BÜTÜNLÜK 28 1.2.12. ÖLÇÜ 29 1.2.13. YÖN 30 2. BÖLÜM 31 2.1. İLLÜSTRASYON VE İLGİLİ TANIMLAR 31 2.2. İLLÜSTRASYONUN TARİHİ VE GELİŞİMİ 32 2.2.3. İLLÜSTRASYONUN KULLANIM ALANLARI 34 2.2.3.1. Reklam İllüstrasyonları 34 2.2.3.2. Yayın İllüstrasyonları 34 2.2.3.3. Bilimsel ve Teknik illüstrasyonlar 34 2.2.4. İLLÜSTRASYONLARDA KULLANILAN TEKNİKLER 34 2.2.4.1. Kurşun Kalem ve Kuruboya Teknikleri 35 2.2.4.2. Mürekkeple Çizim Teknikleri 35 2.2.4.3. Keçeli Kalem ve Marker Teknikler 35 2.2.4.4. Suluboya ve Anilin Teknikleri 35 2.2.4.5. Guaj ve Tempera Teknikleri 36 2.2.4.6. Akrilik Boya Teknikleri 36 2.2.4.7. Püskürtme Teknikler 36 2.2.5 İLLÜSTRASYON OLUŞUMUNDAKİ FARKLI KİŞİLİK 36 3. BÖLÜM 38 3. GRAFİK TASARIM ELEMANLARININ İLLÜSTRASYON ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ 38 3.1. NOKTA: 38 3.2. ÇİZGİ: 39 3.3. RENK: 39 3.4. DOKU: 40 3.5. LEKE: 40 3.6. TON: 40 3.7. DENGE: 41 3.8. FORM–ŞEKİL–BİÇİM: 41 3.9. ORAN VE HİYERARŞİ: 42 3.10. GÖRSEL DEVAMLILIK: 42 3.11. BÜTÜNLÜK: 42 3.12. ÖLÇÜ: 43 KAYNAKÇA 44 4. SONUÇ 46 5. EKLER 47 6. ŞEKİLLER 51 ÖNSÖZ Grafik sanatının bir alanı olan illüstrasyon; yüzeylerin resimlenmesidir; kısa ve hızlı yoldan bir mesaj kavratan çizim yöntemidir. Günümüzde illüstrasyon, sözel unsurları görsel hale getirmede etkin olduğu için ve toplum tarafından büyük ilgiyle karşılanıp, beğeni toplamaktadır. Bende İllüstrasyonu oluşturan onlarla kendini bulan ve görselliği, estetikliği arttıran tasarım elemanlarını ele alarak, arka yapıdaki görselliği incelemek istedim. İllüstrasyonu oluşturan bu öğeleri daha yakından ele alarak, illüstrasyona kattığı değerleri, kısa dönemli zamanda elimizin altında bulunan kaynaklarla açıklığa kavuşturmaya çalıştım. Bu seminer konumu hazırlama süresinde; konu seçiminde, hazırlan8masında bize her konuda yardımcı olan ilgi ve alakasını eksik etmeyen hocam Yrd. Doç. Dr. Şemsettin Ziya DAĞLI’ya, çalışmamda gidişatı takip etmemde yol gösteren Yusuf KEŞ’e ve kaynaklarını benden esirgemeyen hocalarıma ve arkadaşlarıma teşekkürü bir borç bilirim. I. BÖLÜM 1. GRAFİK TASARIM ELEMANLARI Grafik Tasarım , görsel bir iletişim aracıdır. Birinci işlevi de mesaj iletmek yada bir ürün yada hizmeti tanımaktır. Grafik Tasarım ilk terimi 20. yüzyılın ilk yarısında metal kalıplara oyularak yazılan ve çizilen ve daha sonrada çoğaltmak üzere basılan görsel malzemeler için kullanılmıştır. Teknoloji geliştikçe, sadece malzemelerle değil, film aracılığıyla perdeye yansıtılan video ile ekrana gönderilen ve bilgisayarlar yardımı ile üretilen görsel malzemeler de grafik tasarımın kapsamının içine girmiş ve bu terim anlamını genişletmiştir. Bir sorun ile başlayan grafik tasarım, sonuçta etkili, ilginç, kalıcı çözüm üretimidir. Her çözüm ise, görsel bir iletişimin aracıdır. İster ticari, ister sosyal, ister kültürel olsun, sanatsal tasarımlar her çözüm, bir estetik varlık, estetik bir emtiadır. Her emtia “kar” amacıyla üretilmiş bir maldır. Heykel de, resim de, film de, mimari de bir maldır. Bir fikri, bir düşünceyi, sanat veya sistem yönünden ifade etmek , o fikri boyutlandırarak somutlukla biçimlendirmektir. Tasarım bir yapı yada aygıtın kısımlarının kağıt üzerine çizilmiş biçimi anlamında kullanılmıştır. TASARI; bir kimsenin yapmayı düşündüğü şey, olması yada yapılması istenen bir şeyin tasarlama sonucu, zihinde aldığı biçim olarak kullanılmaktadır. Başka değişle; Tasarlama işi veya tasarımlanan şekil, tasavvuf anlamına gelir. Tasarlamak zihinde hazırlamak anlamına gelir. Bir düşünceyi, bir hareketi, gerçekleştirmek için zihinde hazırlık yapmak demektir. Grafik kelimesi kavramı genel anlamı ile tüm sanatsal, teknik ve endüstriyel resim, yazı ve çizimleri, çoğaltma tekniklerini, baskı için boyama ve çizim teknikleriyle yapılan resimleri kapsayabilmektedir. Bu nedenle grafik sanatlar denince yazılmış, çizilmiş baskı amacıyla, resmedilmiş, özgün resimlerle bunların üretilmişleri anlaşılmaktadır. Grafik sanatları öteki sanat dallarından ayıran bir başka özellik, yapılan işin baskı için hazırlanmış olmasıdır. Afiş, amblem, logo, ilan , broşür, etiket, kitap basma, resimleme, süsleme ve ciltleme, tipografi, kutu ve harf tasarımları, çeşitli reklamcılık ve sanat tasarım ürünlerinin tümü grafik sanatlarının konusudur. Çok geniş bir anlamı kapsayan bu sanat dalı temelde güzel sanatların uygulamalı, sanatlarla ve yeni teknolojilerle buluştuğu bir alandır. Başka bir değişle grafik sanatlar teknolojik alanları kullanarak görsel öğelerden bir iletişim dili yaratır. Grafik, batı ülkelerinde, yeni üretim biçimlerinin doğması ve birey-toplum ilişkilerinin git gide karmaşıklaşması sonucu ortaya çıkmış bir anlatım yolu, etkileyici bir dildir. Yapımcısında, çağdaş yaşamın gerilimini, çok renkliliğine uygun bir duyarlık bir yaratma gücü bekliyor. Her türlü tüketim ürününün, her türlü toplumsal olayın geniş yığınlara tanıtılması, duyurulması amacına yönelik, plastik sanatların ortak araç ve ilkelerinden yararlanan bir üst yapı ürünü, ama toplumun bütün katlarından plastik sanatlardan daha dolaysız bir yayılma, etkileme gücünde. Türkiye’de grafik tasarım konusunda mümkün olduğunca çok şey öğrenme çabaları sırasında Türk tasarımcılara genellikle kısa, net, doğrudan sorular ve genellikle uzun derinlikli cevaplar getiren daha “felsefi” sorular sorulduğunda, bu sorular karşısında yapılan yorumların çoğu, Türkiye sınırları dışına taşan bir tasarım dünyası fikrini içeriyordu. “Büyük Köy” yada daha net söylemek gerekirse “Büyük Tasarım Atölyesi” içinde ulusal kimliğin kurulması gibi konulara önem verilmesi üzerinde yoğunlaşıyordu. Grafik tasarımı öncüleri Sait MADEN, İhap Hulusi GÖREY, Mengü ERTEL, Bülent ERKMEN, Sadık KARAMUSTAFA, Yurdaer ALTUNTAŞ bireysel girişimleriyle uluslar arası yarışmalara, konferanslara, sergilere, tasarım projelerine, yayınlara katılmışlardır. Bir iletişim işi olan grafik tasarımı tarih içindeki gelişimi ve değişimi teknolojik araçların gelişimine paralellik göstermiştir. Grafik tasarımcı öncelikle güvenilir, yenilikçi ve kişisel bir yaklaşım biçimi bulmaya çalışır. Bununla birlikte, tasarım temelde bir hizmettir ve aynı zamanda müşterinin, ürünün ve pazarın önceliklerine ve koşullarına uygun mesajların etkili bir biçimde iletme sorumluluğudur. Çok basite indirgeyecek olursak; hesabı ödeyecek olan müşteridir. Ama bu doğallıkla müşterinin her zaman haklı olacağı anlamına gelmez. İyi bir tasarım, çoğunlukla duyguların ve düşüncelerin paylaştığı ortak bir çalışma sonucu ortaya çıkar. 1.2. TASARIM ELEMANLARI Bir grafik tasarım ürününün ham maddeleri bulunmaktadır ki bunlar: nokta, çizgi, doku, renk, leke, ton, form (şekil) ve biçim, denge, oran ve hiyerarşi, görsel devamlılık, bütünlük, ölçü ve yön olmaktadır 1.2.1. NOKTA Nokta, tasarım elemanlarının en önde gelenlerinden bir tanesidir. Büyük, küçük, planlı, dağınık, koyu-açık ve başka bir çok etkinlikte olabilir. Nokta dinamik bir sanat elemanıdır. Büyüyebilir, çeşitlenebilir, kompozisyonu oluştururken yan yana gelişlerinde düz bir çizgiyi oluşturabilir. Nokta “boyutsuz eleman” olarak tanımlanır. Yani “fark edilen tanecik” noktadır. Yada uzayda bir yercik belirdiğinden, sıfır boyutlu, mikro işaret deniliyor. Plastik sanat dilinde görünene varlık kazandıran (çizgiyi görselleştiren) bir ögedir. Ayrıca elastiki, doğurgan kadrolaşmış alanda bir çok anlam ve değer üretir. Noktanın bilimsel olarak net tanımı, iki doğrunun kesiştiği yerdir. Nokta, bilimsel tanımı ile salt bir işareti, bir yeri belirler ve hiçbir tarafa sapma göstermez. Görsel anlatım ögesi olarak nokta; bulunduğu yere göre küçük ve merkezi nitelik gösteren dairesel benek veya lekedir. Bu tanımlamada nokta hareket etmez. Fakat buna karşın dairesel bir benek nokta etkisi verir. Bu etki göze hareket olanağı vermesinden kaynaklanmaktadır. Nokta tek başına hareket içermez, durgundur, her tarafa aynı anda ve aynı güçte harekete hazırdır. İki boyut ve üç boyutlarda bulunduğu yerde noktasal etki arasında ilişkisi vardır. Örneğin yıldızlar bize göre noktadır. Fakat dünya bize göre nokta değildir. Biz dünyaya göre noktayız, evren içinde ise dünya noktadır. Demek ki nokta bulunduğu yer ve çevreye göre noktadır veya değildir. Başka bir ifade ile “kullandığımız her türlü ucu sivri araçların bir yüzeye ilk temasları sonucu bıraktıkları iz bize noktayı verir”. Nokta genişliye bilir, belirli bir yüzeyi kaplayabilir, bu durumda noktanın biçimi ve iç yapısını belirlemek gerekir. Nokta çok büyük bir nokta üzerinde bulunduğu yüzeyin etkisini yok edeceği gibi, çok büyük bir yüzey de üzerindeki noktayı yutar. Etkisini yok eder. Çok sayıda noktalarla çalışma bir düzen ölçme ortamı hazırlar. Çoğu kez bir başlangıç olarak nokta yakalanmasından bu yana bir ölçü veya bir başlangıç olarak işe yarar. Tek bir noktanın psişik olarak durgunluk tesiri verir. Tek başına olduğu sürece noktanın yüzey üzerinde sayıltıları arttıkça etkileri de değişik olur. Durgunluk giderek, dinamizme veya ritme veya kargaşaya dönüşebilir. Bazen de birbiriyle gerilimli bir beraberlik gösterirler. Gözlenmelerinde noktalar arası zorunlu bir ilişki doğar. Birkaç noktaya bir arada bakıldığında, göz kendiliğinden ve sürekli olarak bunlar arasında, bir bağıntı kurar. Sayısal artımları bu bağıntıyı çizgiselliğe vardırırlar. Beyaz ve karanlık bir kadrolaşmış alanda; noktanın bıraktığı etkiler: . . .. A B C D E A. Ortada kararlı, küçük siyah nokta. B. Ortada kararlı, büyük siyah nokta. C. Ortada bir büyük, bir küçük uydu ilişkili. D. Ortada üçgen oluşturan kararlı noktalar. E. Alanda kararlı kare oluşturan noktalar. Noktalar büyüdükçe ve sıklaştıkça açık ve orta tonlardan koyu tonlara geçişler başlar. Tek başına boyutsuz gibi görünen noktalar büyüdükçe bir boyut oluşturabildikleri gibi yan yana gelerek çizgi ve yüzeyleri meydana getirirler. Noktaların yüzey üzerinde sıklaşıp seyrelmesi ışık-gölge etkisi uyandırır. 1.2.2. ÇİZGİ Çizgi iki nokta arasındaki en kısa iz olarak tanımlayabiliriz. Bunun yanı sıra sanatta çizgiyi hareketin sürekli olarak ta, gerek Hat ve Kaligrafi, gerek resim ve çizim sanatlarında çizgi, görülen nesnenin , düşüncedeki imgenin sanatçının duygusal ve yorumsal tepkisiyle bütünleşerek yüzey üstünde bıraktığı iz olarak ta tanımlayabiliriz. Çizgi çok defa tasarda yer alan, bir ögedir. çizgi için belirli bir uzunluk ve belirli bir genişlik kabul etmek be onu sınırlandırmak mümkün değildir. Genişliği ve uzunluğu ne olursa olsun, eğer bir şey çizgi etkisi yapıyor, çizgisel özellik gösterebiliyor sa;o şey, o tasar içinde bir çizgi rolü oynuyor demektir. Resim yapmanın ilk adımı çizgidir. Çizgi bir düşündeki yazı dilini yakın ifade etme aracı olarak ta görülür. Görsel anlatım ögesi olarak da çizgi, eni ile boyu, kalınlığı ile uzunluğu arasında göze karşılaştırma olanağı vermeyen, tek başına hacim etkisi göstermeyen ve bulunduğu yere göre, ince-uzun, belli yollar izleyen görsel değerler olarak ele alınır. Her ne kadar çizgisel üslup “Fenomeninde” çizgi nesnenin sadece bir kısmı demekse ve kontur, çevrelediği cisimden ayrılmazsa da gene alışılagelmiş tanımlamayı kullanabilir ve başlangıçta şunu deyebiliriz: Çizgisel üslup çizgileri, gölgesel üslupta kitleleri görür. Şu da katılabilir: Nesnelerin anlamı ve güzelliği önce konturlarda aranmıştır. Konturun çevrelediği iç şekillerin de konturları vardır. Gözde sınırlar boyunca ve kenarları izleyerek görmeye yöneltir, kitleyi görüşte ise, dikkat kenardan ayrılır, kontur gözün izlemesi gereken yol olmaktan az ya da çok çıkar ve ilk izlenim, nesnelerin lekeler halinde algılanması olur. Bu leke görüntülerinin renk ya da sadece aydınlık ve karanlık alanlar olması önemsizdir. Çizgi nesnel ve öznel değer olmak üzere iki anlamda ele alınır. Nesnel olarak; Çizgi sınır belirleyici bir hattır ve görsel değer taşımaz, pozitif bilimleri ilgilendirir. Öznel olarak; Çizgi görsel anlatımın temel ögelerindendir ve görsel değer taşır. 1.2.2.1. ÇİZGİNİN BELLİBAŞLI FONKSİYONLARI 1) Çizgi bir alanın konturlarını çizer ve bir alanı belirler. 2) Çizgi bir biçim oluşturur. Çizgi, biçimi en özlü ve soylu gösterme yoludur. 3) Dikkati bir noktaya doğru çeker. Helezonik çizgiler. 4) Bir yüzeye ton değeri kazandırırlar. 5) Bir motif veya kompozisyon oluştururlar. 6) Çizgi bir hareket ifade eder. Çizgi hareketten doğar ve çizgi hareketi dinamizmi verir. 7) Çeşitli çizgi grupları, den tesiri yaratabilmek için dik, yatık ve diyagonal eksenlere paralel yönlerde bulunarak, örgüler yapabilirler. Çeşitli alet ve malzeme ile alanda doku yaratabilirler. 8) Çizgi, renk anlatabilmede düşüncenin sağladığı geniş imkanlarla, renkli bir görünüm sağlayabiliriz. Dar, kalın ince, geniş, kısa, uzun, sık, seyrek, vurgulu, tarafsız çizgilerle. 9) Seçilen veya verilen bir alanda mesafe ve aralık içinde alanı bölebilir veya kendi aralarında ekranlar oluşturur ki buna “çizgi de mesafe”diyoruz. 10) Yüzey örtücü (çizgisel leke)olarak. 11) Aydınlık-gölgeyi ifade eder. (Sıklık ve seyreklik derecelerine göre)Çizgi grupları, serbest, karışık, düzenli olabilir. 1.2.2.2. HAVA ÇİZGİSEL PERSPEKTİF, ALMAŞIK, ARABESK Görsel sanatlarda özellikle resim ve çizimde çizginin ve bazı durumlarda iki boyutlu biçimlerin yüzey üstündeki hareketine bağımlı kurgular, çizgisel kompozisyonlar, ilk bakışta üç boyutlu mekansal bir anlatım yaratmasa da çizgilerin almaşık bir biçimde birbirlerinin altından, üstünden geçmişi ARABESK kompozisyonlarında olduğu gibi üç boyutlu bir hareket duygusu yaratabilirler. Renklerle, tonların derinlik ve uzaklığa göre değişimlerini içeren hava perspektiflerine karşılık kaçış noktalarına doğru yönelen paralel çizgilerin çarpılmasına bağımlı perspektif görüşüne çizgisel perspektif denir. Çizgisellik aynı zaman da yüzeysellik ve tek boyutluluk anlamına da gelebilmektedir. 1.2.2.3. ÇİZGİLERİN BİÇİMLERİ İNSANDA BİR TAKIM ANLAMA VE DUYGU UYANDIRIR 1. Doğru çizgiler: Durgunluğu, sağlamlığı ve devamlılığı anlatır. Düz çizgilere bakan göz, hiçbir kırılmaya, iniş çıkışa, dalgalanmaya, takılmadan, bir durgunluk, durulma, yerleşme etkisi altında kalır. Kendi konumları içinde üçe ayrılırlar. İnsanlar üzerinde etkiler yaratırlar. 2. Yatay doğru çizgiler: Yerleşme, hareketsizlik duygusunu verirler. Deniz, merdiven basamakları gibi. 3. Dikey doğru çizgiler: Göz seviyesinin üstüne çıkıp, yükseldikçe hayali canlılık, varlık duygusunu uyandırırlar. Topraktan yükselen bitki gibi. 4. Düşey doğru çizgiler: Göz seviyesinden aşağı doğru sarkan doğru çizgiler. Bitkinlik, cansızlık, korku, düşüş duyguları uyandırır. Yüksek bir yerden aşağı bakma. 5. Eğik doğru çizgiler: Sağlamlık duygusunun yanında hareket sağlar. Gözden uzaklaşan tren raylarına, yol kenarında uzayıp giden telefon telleri gibi. 6. Eğri doğru çizgiler:Kıpırdama, kaynaşma, hareketlenme duygusu uyandırır. Rüzgar, fırtına, ağaç dallarının boşlukta sallanması gibi. 1.2.2.4. KADRAJLI ALAN İÇİNDEKİ ÇİZGİLERİN KONUM VE HAREKETİNE BAĞLI ANLAM İFADELERİ Kadrajlı alan içerisinde çizgilerin bir takım anlam ifadeleri bulunmaktadır (Arkadaki eklere bakınız). Kısaca diyebiliriz ki grafik olarak hareket halindeki bir noktanın belli bir yönde eğiliminden doğar. Çizgi düzenleme içinde tuttuğu, yere ve onu zedelemeye, yapıtı düzenlemeye yada var olan dengeyi bozmaya yarayabilir. Bir kompozisyonda veya beraberlik yönünden bakılınca çizginin ikinci planda rolü olduğu ortaya çıkar. 1.2.3. RENK Renk ışık ve renk bir enerjidir. Renk gözle algılanan bir ışık olayıdır. Işığın eşya üzerine çarpması ile yansıyan ışınlardan, göz yoluyla duyumsanıp algılanabilen, bir “elektro manyetik” olaydır. Rengin değişik alanlarda farklı tanımlamışlardır. a) Rengi psikolojik olarak tarif edenler: “Beynimizde uyuyan bir duygudur. Maddi olmaktan ziyade subjektif tir. Örneğin, mavi duyumu gibi. Renk düzenleri ile yaratılır. Renk bir duygudur”. b) Rengi fizyolojik olarak tarif edenler: “Çeşitli ışık cinslerinin, göz retinası üzerinde, sinirleri uyarma yoluyla meydana getirilen fizyolojik olaydır. Renk bizdedir, sinir sistemimizde mevcuttur. ” c) Fiziksel olarak rengi tarif edenler: “Renk tayf, ölçülerle, rakamlarla geniş olarak belirlenebilen, fiziksel bir olaydır. Her türlü titreşim ki ışık dalgalarından ibarettir. Fizik olarak ele alındığında renk kavramını bir enerji yayılımı olarak düşünürüz. Fakat renk yanı sıra birde alıcının bulunması lazımdır. Renk olayı bir yandan bu alıcıya, rengi gören kimseye bağlı bulunduğundan, diğer yandan ise renk duygusunu meydana getiren faktörlerden çeşitliliğinden dolayı hayli subjektiftir. Tasarım ögelerinden en önemli biride şüphesiz ki renktir. Çünkü her cisim, her malzeme renklidir. Gerçi siyah, beyaz ve griler renksizlik olarak kabul edilse de, onları tarafsız (nötr) renkleri olarak ele aldığımız taktirde; doğada renksiz olarak su, hava, ve camdan malzeme hemen hemen kalmamaktadır. Rengi oluşturan iki önemli unsur vardır. Işık ve pigment 1667 yılında Isaac Newton ışık ışınlarını bir prizmadan geçirerek, rengin ışığın bünyesi içinde yer aldığını kanıtlamıştır. Ama bir somut olarak görebilmek için pigmentlere gereksinim vardır. “Bütün boya, mürekkep, bitkilerden, hayvanlardan ve madenlerden elde edilerek yoğunlaştırılmış pigmentlerden oluşur. Her cisim kendine gelen ışınlarını yutar, bir kısmını da yansıtır. Bu olayın sonucu olarak da cisimler bize yansıttığı renkte görünürler. Doğadaki varlıklar4ın açık yada koyu renk görünmesi, tutmuş oldukları ışığının azlığına veya çokluğuna bağlıdır. Gecenin karanlığı, gündüzün aydınlığı buna en güzel örnektir. Fiziki Isaac Newton 1676 yılında prizmaya yardımı ile güneş ışığının kırılmasını sağlamış ve renklere ayrışan tayfını net bir şekilde göstermiştir. Bu araştırma ile meydana gelen tayfta bütün temel renkler vardır. Kırmızı , turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert, mor dur. Renk çemberi, beyaz ışığın tayfındaki sıraya göre oluşmuştur. 1.2.3.1. RENK ÇEMBERİ: Gök kuşağı ve prizmaya göre sıralanmıştır. Renk çemberindeki renkler, üç ana rengin, ikişer ikişer karışımından oluşur. Sarı + kırmızı = turuncu Sarı + mavi = yeşil Kırmızı + mavi = mor Renk çemberinde üç ana renk sarı, kırmızı, mavidir. Ayrıca renk çemberinde karşılıklı gelen renkler birbirinin komplementeridir. Üç ana renginde eş oranda içerirler. Komşu renkler dediğimiz, o rengin tamamlayıcı renkleridir. Bir rengin komşu renkleri, renk çemberindeki, o rengin her iki tarafındaki yer alan renkleri demektir. Daha öncede gördüğümüz gibi nasıl şekiller dağınık ve yalnız durumda oluşmuyorsa, renklerde doğada yalnız değildirler. Mutlaka, beraber oldukları bir başka renk vardır ve etkileri birbirinden faklıdır. Ayrıca renkler şiddetlerine ve tesirlerine göre sıcak-soğuk ve orta renkler olmak üzere üçe ayrılır. |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Average Member
![]() User ID: 2120
Giriş Tarihi: 04-07-2008
Yaş: 19
Mesajlar: 258
|
1.2.3.2. RENK DİSKİ:
Altı standart renkle “sarı, yeşil, mavi, mor, kırmızı, turuncu”bu altı rengin arasında yer alan diğer altı renkten meydana gelir. Disk üzerinde meydana gelen renkler birbiriyle armoni oluşturan renklerdir. Kırmızı ile yeşil, sarı ile mor ve turuncu ile mavi gibi karşılıklı duran renkler ise birbirlerini tamamlayan renklerdir. Tamamlayıcı renkler aynı zamanda birbirine kontrast oluşturur ve karıştırıldıklarında nötr gri elde edilir. 1.2.3.3. RENGİN KULLANIŞI: 1. Resim alanı iki dik kenardan , içeriye doğru bükülen bir ayna olarak kabul edilir. Yani, bir tiyatro sahnesi gibi, Eşya sahneye yerleştirilmiştir. Bu mekana , renklerin bir kalınlığı ve derinliği , plastik vasıfları, valör, ton, titreşim değerleri aksettirilir. Renk tablo alanında bir hareketi, şahsi duyguları, düşünceleri anlatmada başlıca rol oynar. 2. İyi bir renk kompozisyonu , estetik isteğimizi tamamlar. 3. Renk eşyaların fiziki hakikatini tanımlamakta ve anlatmaktadır. 4. Plastik bir özellik vermek için, renk değer değişmelerini tamamlar. 5. Renk boşlukta ileri geri hareket dolayısıyla ilgi uyandırır. 6. Düşünceleri sembolize eden usul ve ahenk yaratır. 7. Kişisel duyguların anlatımında bir vasıtadır. 8. Kompozisyonda bir noktaya dikkati yöneltmede kullanılır. 9. Görüntülerin sathi gerçeklerini ortaya koyarak cisimleri karakterize etmekte kullanılır. 1.2.3.4. RENGİN PSİKOLOJİK ETKİLERİ Resimde renkler bizi çeşitli ruhsal durumlar içine sürükler. Bunlar karamsarlık, bedbahtlık olabileceği gibi neşelilik, canlılıkta olabilir. Bir pazartesi sabahının soğukluğu ve ıslaklığını anlatmak için ruh durumumuza göre renkleri, seçmemizin ve kullanmamızın yanı sıra, renklerinde kullanılan materyalde etkileri farklı farklıdır. Örneğin; keçeli kalemle yapılan çalışmalar renkte canlı, parlak ve berraktır. Kuru pastel boyalarda mat ve donuk, sulu boya ve mürekkep çalışmalarında şeffaf tonlardadır. Renk kullanma sahası, bir fikri sembolize etmek, bir hava durum yaratmak, şahsi heyecanları anlatmaktadır. Sanatçı rengin fikirleri sembolize etme gücünden de yararlanır. Böylece çalışmasını mana bakımından, anlatım bakımından daha kuvvetli hale getirebiliriz. Renk, resmin gerçeğe uygunluğunu saptamaktadır. Renkler üç biçimde kullanılabilir. Renklerin sembolik olarak kullanılması en ilkel kullanma şeklidir. “Heraldik” olarak adlandırılır. Örnek olarak denizi mavi, ovayı yeşil olarak renklendirmedir. Ahenkli kullanma ise resimde en çok kullanılan rengin seçilip diğer renklerin asıl kullanılan renge yardımcı olmalarıdır. Eğer biçim gölge ve ışığa bakılmadan doğrudan renklerle veriliyorsa bu da saf renklendirme olarak anılır. Nitekim, renk uyarıldığı sonsuz etkilerden ve içerdiği, anlam gizli gücünden dolayı görsel sanatların en önemli biçimsel ögesi olmuştur. 1.2.3.5. RENGİN FONKSİYONLARI Dikkati çekmek, aslına uygun gösterebilmek, akılda kalmasına yardım etmek, bazı hayali izlenimleri yaratmak, çekiciliği arttırmak, kuvvetli bir etki yaratmak. Dikkat çekmek;yapılan araştırmalar göstermiştir ki renkli çalışmalar siyah beyaza göre daha fazla dikkat çekmektedir. Aslına uygun göstermek; Renkli bir resim, çizimleri hiçbir kelime ile anlatılmayacak kadar etkili anlatır. Akılda kalmasına yardımcı olmak; Renkli eserler akılda Kalıcı izler bırakır. Hayali izlenimler yaratmak; Renklerin insan psikolojisi üzerinde etkileri uzmanlar tarafından reklamcılıkta ustalıkla kullanılmıştır. Çekiciliği arttırmak;Renkler hedef kitlenin sosyo-ekonomik durumlarına uygun seçilmelidir. Kuvvetli bir etki yaratmak;İster bir ürünle, ister bir olayla , ister yurtseverlik gibi bir duyguyla ilgili olsun, gelip geçenlerin dikkatini hemen çekme özelliği ne sahip olmalıdır. 1.2.3.6. RENK SEÇİMİNDE DİKKAT EDİLECEK UNSURLAR Grafik tasarımcı renk seçiminde şu dört unsuru dikkate almalıdır. 1. Rengin kültürel çağrışımı 2. Hedef kitlenin renk seçimi 3. Firma yada ürün karakteri ve kişiliği 4. Tasarımdaki yaklaşım biçimi. 1.2.4. DOKU Sanatsal elemanlar arasında doku, hem görme hem dokunma duygusuna hitap eden bir elemandır. Objenin dış yapısı hakkında olduğu kadar iç yapısı hakkında da bilgi verebilir. Doğada dokusuz yüzey yoktur. Büyün yüzeyler dokunulduğu zaman bize dokunsal duygular uyandırırlar. Görsel alanda dokunsal etki, bakış açısına, bakış uzaklığına ve algılama ve algılama koşullarına bağlı olarak, aynı cins şeylerin çok sayıda ve dizgisel özelliklere dayanarak yan yana gelmeleriyle izleyiciye bıraktıkları ve görsel yolla algılanan etkidir. Plastik sanatlarda, olarak kullanılan varlıkların yüzeyi kaplayan örtünün görünümün ve niteliğine de doku denir. Her cismin bir maddeye sahip olduğuna ve her maddeye dokunulduğunda elde bir duygu hissedildiğine göre, her cismin bir dokusu vardır. Ancak elimizde hissettiğimiz bu duygular değişik cisimler üzerinde başka başkadır. “Bazı cisimlerin yüzü çok düzgün ve kaygandır. Buna karşılık bazılarının yüzü pürüzlüdür. Grafik sanatlar, çoğunlukla dikkat ve icat edilmiş doku özellikleri bünyesinde toplar. Doku, sanat için ayrı bir eleman olmayıp, piktural elemanlarla malzeme ve materyel ile gelişen, duyular tahmin eden, görüntünün hassasiyetini arttıran stürüktüral bir varlıktır. Doku tesiri ister resim, ister grafik olsun, artistin üzerinde durduğu değerdir. Sanatçı konudan gelen özel bir alakaya muhtaç karakteristlik üzerinde durmayanları yeniden organize etmeye çalışır. Her nesnenin dış görünüşünün altında saklı, lakaya muhtaç durumları görebilmek için nesnelerinin yüzeylerini kaldırmaya gerek duyabilir. Kumaş, ağaç, saç teli gibi gayeye uygun doku özellikleri olan objelerin ifadesi olabilir. 1.2.4.1. DIŞ YAPI TEKSTÜR İÇ YAPI STRÜKTÜR DIŞ YAPI: Sanat elemanlarının arasında aynı anda iki duyu mekanizmasını birden harekete geçirme gücü yalnız tekstür de mevcuttur. Dış yapı belirli bir yüzey hem grafik hem de plastik yönden etkileyicidir. Ayrıca bir anda objenin tüm yapısı üzerinde bir fikir verir. Örneğin; ağaç gövdeleri, hayvan derileri, gözün gördüğü her şey özel bir dış yapısına sahiptir. İÇ YAPI: Eşya ya birbirleri ile bağlantılı, benzer formların iki yada üç boyut üzerinde tekrarlanmasında strüktür doğar. Strüktürde temel sorun birim olmalıdır. Buna en iyi örneği arı peteğini gösterebiliriz. Strüktürde birim elemanlarından başka önemli eleman, birimlerin bir araya geliş şeklini tayin eder biçimleyici ilke. Birimlerin bağlantısı türlü biçimlerde olabilir. Doğal dokuların oluşumunda birim biçimler ve birim elemanların yan yana gelişlerinde sınırsız sistemler görmek mümkündür. Doğal dokulardaki zenginlik tasarımcıya anlatım istekleri doğrultusunda yol gösterici olabilir ve yaratım kolaylıkları sağlayabilir. Doku yüzeyin parlaklığının etkisi cisimlerin dokusu ve renginin yanında bir de yüzeylerinin parlak derecesi vardır. Bazı cisimlerin yüzeyi parlak iken, bazılarının mattır. Parlak bir cisim uzaklaştığında parlaklığın etkisi azalır ve mat görünmeye başlar. Mat ve parlak yüzeylerin gözde bıraktığı etki farkı yüzünden parlak cisimler olduklarından daha yakında ve mat cisimler olduklarından daha uzakta görünürler. Dokuların sertliğinin ve parlaklığının meydana getirdiği etkilerdeki ortak yönler; Sert dokulu, sıcak renkli, parlak yüzeyli cisimler olduklarından daha yakında , yumuşak dokulu, soğuk renkli, mat yüzeyli cisimler olduklarından daha uzakta etki yapar. Dokulu malzemenin renk etkisi; Her cismin dokusu olduğu kadar aynı zamanda kendine has rengi vardır. Renklerin yakınlık ve uzaklık tesirleri hasıl etme özellikleri bulunmaktadır. Özet olarak , sıcak renkler adı altında toplanan sarı, kırmızı ve turuncu renklere sahip cisimler olduklarından daha yakında yeşil, mavi ve mor gibi soğuk renklere sahip cisimler olduklarından daha uzakta görünürler. Fizikler özellikler içinde yöntemi araştırırken yöntem araştırması bir önemli sorunu da kompozisyon düzenlemesidir bu nedenle tasarımcının desenleri yerleştirmesinde eğitilmiş bir göz ihtiyacı olacaktır. Grafik elemanlarının düzenlenişi bakımından ana biçimin kompozisyon içinde ön ve geri planda bulunması önem bulunması arz eder. Kompozisyon düzenlemesi denildiğinde tasarımcı açısından amaç bütünlüğünde dengeye ulaşır. Birde parmaklarımızla hissettiğimiz halde yalnız gözümüzle görebildiğimiz dokular vardır. Bunlar renklerle motiflerle, çizgi ve tonlarla teşkil edilmiş iki boyutlu elemanlardır. Gözümüzde dokulu tesir uyandırarak, farklı duygular verirler. Doku doğayı zenginleştirdiği gibi, sanat eserini de zenginleştirir, gerekse dokular ayrı ayrı birlikte kullanılabilirler. Resim sanatında, görsel dokuların yanı sıra kalın boya parçaları ile, kaynak suretiyle dokunmakla hissedebileceğimiz gerçek dokularda yapılmaktadır. Doku bu duyusal özelliklerden dolayı önce sanatçının ilgisini çekti. Bu nedenle sanatta kullanımı gerçekleşir. Doku maddenin içyapısını dışa yansıtırken içteki yapısının aynısı olarak kalabildiği için üstteki kullanımında değişikliğe uğramaktadır. Doku elde etmek için diğer metotta çizgilerdir. Kürklü, tüylü, tozlu, kumlu yüzeyleri çalışırken kalemle çalışmak gerekir. Kuru kalem, pastel, sulu boya, çini mürekkebi, yağlı boya hepsi farklı yüzeyler oluştururlar. 1.2 4.2. DOKULARIN PSİKOLOJİK ETKİLERİ Yumuşak dokulu cisimler insanda sükunet ve rahatlık duyguları, sert dokulu cisimler dinamik duygular etki eder. Sertdokular insanı uyanık tutar, azim ve iradesini destekler, keza insana heyecan verir. 1.2.4.3. DOKU ÇEŞİTLERİ Doğal Doku: Canlı cansız objelerin kendi koşulları içerisinde oluşan dış yapılarına doğal doku diyoruz. Çeşitli bitkiler yaprak, hayvan derileri, ağaç gövdesi yüzey oluşumları doğal yapılardır. Doğal yapıların çeşitli ayrıcalıkları sert, yumuşak, sivri, küt, girintili çıkıntılı, sık seyrek gibi doku duygusu ile anlaşılır. Dış yapılar aktüel değişiklikler gösterebilirler(zamana ve doğa koşullarına göre) Yapay Doku: Doğal dokulardaki, birim elemanları ve bunların yan yana gelişlerindeki sistemleri, değişik anlatan istekleri doğrultusunda estetik tasarım kaygılar ile yapılan görsel yüzey değerlendirmeleri yapay dokulardır. Optik Doku: Dokusal yapıyı oluşturan derin biçimlerinin matematik sistemlerle büyümesi küçülmesi, giderek değişime uğraması, belli merkezlerde toplanması, dağılması giderek döndürülmesiyle, yüzeye optik hareket kazandırabilir. Optik dokuyu oluşturabilecek, birim elemanın çok yalın olması ve gözü üzerine alıkoyabilecek başka biçimleri çağrıştırmaması optik hareketin sağlanmasında temel prensiplerdendir. Organik Doku: Yalnız gözle algılanan dokulardır. (kedi dili, insan teni) Mekanik Doku: Bir anda oluşan ve kaybolan dokular (suya atılan bir taş) Mekanda Oluşan Dokular: Bir an da oluşur. (kar, yağmur gibi) Görsel Doku: Yalnız gözle görülebilinen. Gerçek Doku: Dokunma duyumuzla algıladığımız doku. 1.2.5. LEKE Yüzeylerin herhangi bir malzemeyle örtülerek; renk, doku, ışık, gölge, ölçü ve derinliklerin ifadelendirme tekniği olarak adlandırılan algısal ögedir. Leke aynı zamanda uzayın sınırlandırılması olarak da bilinmektedir. Hem sosyal hem plastik anlamlarda leke; uzayı bölen, kapatan bir varlığın kabuklaşmasında (yüzeylerinde) sınırları olan bir alanın kapanması örtülmesi, farklılaşmasıdır. Bu boyut asla üç boyutlu bir yükselti olmayıp iki boyutludur. Leke; sahip olduğu sunuşlarla yüzeyde belirli bir biçim olarak bulunabilir. Leke sahip olduğu sınırlarla yüzeyde belisiz biçim olarak bulunabilir. Leke sahip olduğu sınırları ile birleşik olabilir. Leke dokusaldan motife ve süse kadar işlevsel değerler içerebilir. Leke olumu yapısı bakımından: Noktasal lekeler Dairesel dokular Çizgisel lekeler Pürüzsüz lekeler (kesiksiz-aralıksız) Pürüzlü lekeler (doklu tonlu) olarak türleşirler Çizgi ögesinde olduğu gibi koyu ve açık leke değerleri de sanatçısı için anlatım yoludur. Koyu ve açık lekeleri dikkatli ve gereğince düzenlenmesi, arada gri lekelerin bulunması kompozisyonda devinim ve üretim oluşturmaktadır. Sanatçı iki değer arasında çatışmayı kullanarak görsel özel anlatım kazandırabilir. 1.2.6. TON Bir rengin açık,koyu kullanarak yapılan armonidir.Burada rengin içine beyaz renk konulduğu gibi, suluboya çalışmalarında renk su ile de açılabilir.Guaj boya da siyah beyaz değerleri elde etmek için siyah beyaz kullanılır.Tek rengin kullanıldığı bu çalışmalarda mavi,yeşil, ,mor ile zengin ve elverişli çalışmalar elde edilebilir. Herhangi renkten beyaza yada siyaha doğru az farklarla binlerce ton olabileceği tasarımlanabilir.Fakat böyle fazla sayıda ton kullanıldığı taktirde kademe arası farkın hissedilmesi için gerekli yerlerde yumuşak geçişler yapılmalıdır. Değer farkın sadece iki boyutlu değil, üç boyutlu düzenlemede önemli rol oynar. Ton nesnelerin kendileri ve aralarındaki uzaklığa göre değişen koyulukları bakımından birbirleriyle olan bağıntısıdır. Ton tasarımda çalışmaların en önemlilerinden biride objeleri sahip oldukları ışık güçleriyle görebilmek, gösterebilmektir.Doğada bulunan objelerin yüzey veya yüzeylerinde ışık güçleri az veya çok bir takım planlar, biçimler vardır. “Obje üzerindeki farklı ışık,ton güçlerinin görülebilmesi, yakalanabilmesi objenin hacimsel yüzeyini oluşturan planların ortaya çıkarabilmesini sağlar.Böyle bir çalışma ile objenin hacimsel karakteri yakalanır ışık farklılıkları ile planların önde veya geride oldukları gösterilir. Tasarım yüzeyleri üzerinde en fazla izlenen tonlar; grinin çeşitlemeleri ve siyahtır.Gri tonlar genellikle görsel imgenin, yarım ton reprodiksiyon tekniğiyle tramlanması yöntemiyle elde edilmektedir. 1.2.7. FORM (ŞEKİL) ve BİÇİM Genişliği ve yüksekliği olan geometrik alanlara da form denildiği gibi genişliği, yüksekliği, derinliği taşıyan silindir, piramit, top gibi yuvarlak boyutlu, hacimli olan boşlukta yer kaplayan eşyalarda form diye adlandırılır. Her maddenin bir formu vardır. Form madde ile birleşerek canlı gerçek bir bütün oluşur. Bu sayede madde hayat kazanıyorsa ve en ufak parçalarıyla basit ritimlerden en yüksek bölümlere varan bir düzen oluşturuyor. Her sanat eseri yüzeyindeki formların birbirlerine olan oranı farklıdır. Eser üzerinde aynı büyüklükte formların olduğunu düşünelim. Amaç sadece izleyicinin beğenisini kazanmaksa izleyici tarafından beğeni kazanmayan tek düze hareketsiz ve tepesiz çalışma olacaktır. Ama farklı orantılarda oluşturulan formların düzeni görüntüyü ve beğenisini arttıracaktır. Bu da bize formlarda oluşturulan kompozisyonda zıtlıkları sağlayarak dengenin kurulması gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Figüratif oluşmalarda ise figüratif, form sanatta ritmik hareketi etkileyen bir unsur niteliğinde belirmesi sonucu yaratır. Form nesnelerin varlığını ifade eden bir terimdir. Hacimli ve lekesel olan bütün biçimler form kapsamı içindedir. Simetrik veya asimetrik, organik, inorganik, doğal, yapay, dinamik veya durgun görünürlük gösterirler. “Biçim de” denir. Genel anlamıyla bir nesnenin algılanan tüm maddi öğelerinin kendine özgü bir düzen oluşturan bütünü, nesnenin algılanabilirliği, onu oluşturan öğelerin ilişkin düzenine de bağımlı olduğu için “biçim” sözcüğü bir düzen kavramını da içerebilir. Bu nedenle yoğun ve belirgin bir düzen taşıyan sanatsal yaklaşımlar için “biçimci” terimi kullanılır. İyi bir form olgusunun yaratılabilmesi için, - Anlamda işlev, - Anlatım ve ifade, - İç-dış çelişki ve çatışımı olan, - Dış yüzeyin yapılanması, - Dış yüzeyin biçimleniş tarzı - Parçalar arasındaki işlevi, anlam derecelenmesi, - Parçalara bağlı olmaksızın, bütün karakteristik geometrisel sınırlar ağırlığı, ölçüleri incelemeli ve bilmelidir. Bir tasarıda rol oynayan en önemli öğelerden biri de biçimdir. Her tasarım tasarı haline geçerken yani maddeleşirken çevre çizgileri belirlenir ve kabuğu oluşturur. Hem iki boyutlu, hem üç boyutlu cisimler için durum aynıdır. Fakat dikkat edilirse, biçimle arasında büyük farklar vardır. bir kısmı geometrik bir düzen içinde oldukları halde diğer pek çokları tamamen serbest görünüştedirler. Üç boyutlu derin hacimsel ve uzaysal etki yapan anlatımlara şekil denir. Şekil tanınan veya tanımlanabilen çizimlerin genel adıdır. Çizmeye çalıştığımız objelerin kenar konturlarını belirttiğimizde, burada oluşan şekillerin kendi aralarında ve çevreyle birbirlikteliği vardır. Gerçekte bir şekil hiçbir zaman izole edilmiş değildir. hatta tek bir daire bile çizilmiş olsa, bu dikdörtgen kağıt üzerinde ikinci bir şekil olarak kalacaktır. Gözcümüz ilk bakışta birbiriyle serpiştirilmiş bu objeler arasındaki farklılığın ayrımına varacaktır. Bütün şekiller, pencere gibi, binalardaki diğer ayrıntıları birbirine bağlayan köprüler gibi birbirinden farklı büyüklük ve formlarla mevcutturlar. Şekil özel karakteri olan sahadır ve valörle ayrılmış bir saha olabilir, tekstür elemanlarıyla çevrilmiş bir alan olabilir. Kısaca onun değer kavramı renk, çizgi, valör ile ölçülebilir. Sanatçının icat ettiği şekillerin kontrol noktası tabiattır. Fakat öyle genişletilmiş şekiller karşısında kalırız ki, bunların tabiattan olduğuna şüphe doğar. Sanatçı için, kayda değer görülen hakikat önemlidir. Kişi hareket ettiğinde, kendi şekli çevresiyle bir bütünlük içinde şekillenir. Bunların dışında daire, kare gibi soyut şekiller de vardır ki bunlar soyut biçimlerin sonsuz çeşitliliğinden, birbiriyle değişik kompozisyonlar kurarlar. Diğer taraftan sembol olarak gördüğümüz biçimler de vardır. belirlenmiş şekillerden ve renklerden oluşmuşturlar. Bunlar bize bir ulusun bayrağı veya bir futbol takımının formasını düşündürür. Tüm bunlar kompleks şekiller, doğal detaylardan dikkatle seçilerek alınmış orijinal siluetlerdir. Biçim, çizgi, renk, açık ve koyudan oluşmuş yüzeydir. Biçim sadece çizgilerden, sadece renkten oluşabilir. Lekelerle sade bir biçim oluşturabildiği gibi kolaj tekniği ile de biçim oluşturulabilir veya bütün bu elemanlar herhangi bir anda da kullanılabilir. Form ve biçim aynı anlamda gözükseler de aralarında aralarında farklar bulunmaktadır. Biçim, formun karşısında daha canlıdır. Form cansız varlığa eştir. Tasarımcılar, biçim ile form arasındaki yapısal bir farklılık gözlemlenememektedirler. “Biçim yaratıcı eylemin zihinde canlandırdığı şey, formda; kuvvetli konturları olan şekildir.” Diye tanımlama yapılmaktadır. Yani, bir bütünün karakteristik tüm özelliklerini taşıyan genel görünüş formdur. Fakat zaman gibi, dış ve iç koşullardaki değişiklikte ve hareket gibi faktörler, her bütünün genel görünüşünü daha değişik bir hale, görünüşe, pozisyona getirebilir. İşte herhangi bir cismin, varlığın, varlığın bir anlık “pozisyonu” o formun o anlık biçimidir. Görmede, şekillerin dış yüzeyleri, şekli oluşturduğu gruplar, yüzeyler, örgütleşen, parçalar (ölçü, renk doku vs.) ilişkileri ve birleşme teknikleri şeklin iç yapı, yüzey ve mekan, şeklin strüktürel sistemi kesin bilgiye dönüştürülürse yaratıcı eylemin birikimi, zengin bir hazineye dönüşür. Biçim endüstriyel ve plastik sanatlarda gerekli olan plastik değerler içinde en güç anlaşılan biçimidir. Genellikle biçim bir objenin dış görünüşü ile karıştırılır. Esasında, biçim eserin tümünü kapsayan görünüşün uyandırdığı histir. Biçim çeşitli yollardan ortaya çıkmaktadır. a. Biçim tamamen düşünce faaliyetlerinden oluşur. b. Doğanın yapısından etkilenerek, bitki ve hayvan aleminde kendini bulur. Biçim fonksiyon ilişkisi vardır. Biçim amacına uygun olmalıdır. İllüstrasyon görsel bir dildir. Her dil gibi illüstrasyonların da dilin etkili olması, düzenlemenin başarılı olmasına bağlıdır. Burada dikkat edilmesi gereken noktalar vardır ki, bunlar: a.Mesajın belirginliği, b. Bütünde uyum, c.Dengenin sağlanması, d.Estetik oranların titizlikle kullanılmasıdır. İllüstrasyonda mesajın algılanışı görseldir. Oluşturulacak illüstrasyon biçimlemeleri ayrı bir anlam taşır. Biçim özellikleri: 1. Yalın kolay anlaşılırlık. 2. Hayal gücünü zorlayıcılık. 3. Grafik öğelerin dengeli olmasıdır. İllüstrasyonların düzenlenmesinde dikkat edilmesi gereken öğeler vardır. bunlar aynı zamanda biçimi oluşturan öğelerdir. Buna göre; biçimin düzenleme içindeki yeri, plastik değerlerin çözümlenişi ve etkisi de göz önünde bulundurulur. İllüstrasyonun başarılı olmasının bir başka, belki de en önemli özelliklerinden biri de biçimdir. Çünkü biçim gündelik hayatımızda da çok kullandığımız ögelerden biridir. Tasarımlarda da biçim kullanmadan kompozisyon kuramayız. Öncelikle, konunun biçimini oluşturarak, yerine oturtarak görselliği sağlam hale getirebilir ancak. Bir grup objeyi çizmeye alıştığımızda çizgilerin nasıl kullanıldığını görürüz. Sanat eserinde her zaman bir biçimlendirme, yani şekil verme endişesi vardır. Öyle ki konu ve yaratma olmasa şekil vardır. yine aynı şekilde çevremizdeki canlı cansız her nesnenin bir şekli vardır. Biçimde kişisel üslubun yanı sıra dengeyi ışık, gölge ve elemanlarıyla kurabilmek önemlidir. Kompozisyonda bazen renk, bazen de bir leke ön plana çıkabilir ve dikkat çekebilir. Biçimin rengi güçlendikçe dikkat çekicidir. Koyulaştıkça kütlesel olur. 1.2.8. DENGE Denge; beraberliği ve bütünlüğü yaratmak için sanat eserinin önemli parçalarının eşitlemesidir. Genelde iki gücün denk gelmeleri ya da birbirine egemen olamamalarından doğan göreli ve geçici durum. Bir kompozisyonda renk, ölçek, açı, yön ve ışık yönü gibi biçim öğelerinin birbiriyle çelişki içinde algılanmalarını sağlayan, bunların karşıt değerlerini yumuşak geçişlerle birbirine yaklaştıran ya da bir bütün olarak algılatan bir tasarım sonunda elde edilmiş nitelik. Biçimlerdeki yön ya da ışık-gölgelik elemanlarının söz sahibi olduğu bir bütünüdür. Dengede renk ya da gölge elemanlarının büyük yapı vardır. İki türlü denge vardır: a. Simetrik denge. b. Asimetrik denge. a. Simetrik Denge. orijinalin iki tarafında eşit miktarda yerleştirilmiştir. Ciddiyeti, resmiyeti yansıtır. Uygulanışı kolaydır. b. Asimetrik Denge. Orijinalde sayfanın bir tarafı ağırlık kazanmıştır. Elementler simetrik yerleştirilmemiştir. Daha modern hareketli ve caziptir. Reklam grafiğinde tercih edilir. Elementler yatay pozisyonda yerleştirilmişse YATAY, dikey çizgiler esasına göre yerleştirilmişse DİKEY, bir merkezden çıkan çizgiler şeklinde ise OPTİK DENGE ‘dir. Bir düzenlemeye giren tasar ögelerinin birbiriyle kıyaslama konusu olur. Aynı şekilde bir düzenlemedeki fikirler ve cisimlerin önem dereceleri de bu kıyaslama konusu içine girer.böylece tasarı öğeleri birbirleriyle ortaya koydukları anlamlar bakımından tartıldıklarında genel bir denge hissedilmeli, herhangi biçim ya da grubun ağır basarak tasarının ağırlık merkezi kendi tarafına çekebilecek tarza tertiplenebilir. Fakat diğer tarafta kalan cisimleri de ağırlık merkezini kendi taraflarına çekecek güçte olmalı ve bir mücadelenin sonunda yine ağırlık merkezi alanın ortaya yakın bir yerinde kalabilmelidir. Bir biçim kolaylaştıkça denge içerisindeki yönü etkinleşir. Ağırlığı artar. Biçimin rengi güçlendikçe daha dikkat çekicidir. Bir kompozisyonda çeşitli yöntemlerde gelişen çok sayıda eleman bulunabilir. Yön ve kuvvet grupları kompozisyon içinde tuttukları yere, yaygınlıklarına, renklerine ve formun genel yapısına bağlıdır. Bütün bu faktörlerden ortaya çıkan kuvvet grupları kompozisyon içinde birbirini karşılıklı dengeleyebilirler. Bu dengeli araştırmalar ile kompozisyonlarda ölçülü bir gerilim yaratır. Denge alışılmış huzur veren bir husus olduğu için değişkensizlikten kaçınmak lazımdır. Dengeli tam olarak test etmek ve ancak böyle bir anda denge sağlanabilir demek kordur. Daha kolay şöyle denilebilir. Bir düzenlemede de, sessizlik göze batıyorsa, denge sağlanmış demektir. 1.2.9. ORAN VE HİYERARŞİ Oran iki şey arasındaki özellikle ölçüsel uygunluktur. İki veya daha fazla nicelik, büyüklük arasındaki bağıntıdır. Bir sanat yapıtının mantıksal olarak çözümlenmesine ya da ortaya konmasına yardımcı olmak endişesiyle, sanat yapıtını oluşturan parçalarla bütün arasında matematiksel ve geometrik ilişkiler kurulmuştur. Bu ölçüsel ya da geometrik ilişkilere ORAN veya nispet olarak anlatır. Oranların doğru seçilmesi yapılacak grafik orijinalin daha güzel görünmesini ve etkili olmasını sağlar. Kullanılın alanın eni-boyu sayfa oranını verir. Oranlama bozulmadan daha büyük veya küçük ölçülerde çalışılabilir. Grafikte kare oranlar anlaşılmaz ve göze hoş gelmediği için az kullanılır. Sayfa oranlarında dikdörtgen biçimle değişik ve hareket kompozisyonlara daha elverişlidir. İki yada daha fazla sayıda görsel unsuru tasarım yüzeyinde bir araya getirdiğimizde, bir orantı sorunu ile karşı karşıyasınız demektir. Tasarımcı açısından orantı, boyutlar arası ilişkilerdir. Hiyerarşi zıtlığın kademelileşmesidir kısaca. Temel ilkeler daha çok uygulamada kullanan ilkelerdir. Yani tespit edilmiş bir fikre göre, öğelerin düzenlenişini, tanzimini sağlayan ilkelerdir. Hiyerarşi, en üst kesimle en alt kesim arasında genişleyen bir bağlantıdır. Zincirin birincisi tamamlaması sürekli düşünüldüğü zaman gittikçe genişler, en büyük tehlikesi eşitliktir. Hiyerarşi resimde zıtlık ve gerilim yaratır. Görsel hiyerarşi, tasarım içindeki görsel unsurları vurgulanmak istenen mesaja göre ölçülendirme anlamına gelir. Bazı tasarımcılar fotoğraf ya da illüstrasyon büyük boyutlarda kullanılarak vurgulayıcı unsur haline dönüştürülür. Bir tasarımda uyumlu orantılara ulaşabilmek için matematiksel verilerden yararlanılabilir. Ama bu simetrik yapı ilk bakışta göze çarpmayacak biçimde, ustalıkla gizlenmelidir. Tasarımcı, görsel unsurların orantısal ilişkilerinde değişken yapılar kurmaya çalışır. Çünkü, genişliğin uzunluğa, renkli olanın renksiz olana, bir ölçünün diğerine eşit olduğu tasarımlar tekdüze görünmekten bir türlü kurtulamazlar. Kare form, fotoğrafçılıkta da sık kullanılır. 60x60 mm. boyutlarındaki negatifler, birçok profesyonel fotoğrafçı tarafından tercih edilir. Ama bütün bunlara rağmen, ölçülerde eşitlikten uzaklaşıldıkça tasarımda daha iyi sonuçlara ulaşıldığı da genel bir doğru olarak göz önüne alınmalıdır. Boyut dışında renk, açıklık, koyuluk (ton), uzaklık-yakınlık ve konumda görsel hiyerarşiyi etkileyen diğer unsurlar arasında sayılabilir. 1.2.10. GÖRSEL DEVAMLILIK Okuyucunun gözü tasarım yüzeyinde bazen bir çizgi ya da kıvrım boyunca hareket eder. Göz bir unsurdan diğerine doğru kesintisiz geçişler yapabiliyorsa, devamlılık sağlamış demektir. Tasarımcı, okuyucunun ilgisini konuya yönelterek onu tasarımın labirentlerinde dolaştıracak görsel devamlılığı yaratmak zorundadır. Görsel unsurlar gözün normal hareketine uyacak yönde olmalıdır. Algılama yönü, okuyucu dikkatini dağıtmayacak biçimde düzenlemelidir. Göz alışkanlık gereği sağdan sola, yukarıdan aşağıya doğru bir yön izler. Gözün yatay hareketleri ise dikey hareketlerine göre daha hızlıdır. Ayrıca göz büyükten küçüğe, koyu tondan açık tona, renkliden renksize, alışılmamış olandan alışılmışa doğru bir algılama sırası izler. Göz hareketlerinin ustaca denetlendiği bir tasarım, daima hedefine ulaşır. Bundan başka göz yine büyük objeden küçüğe, koyudan açığa doğru bir algılama sırası izler ve insan algısında yerçekimi faktörü önemli bir etkendir. Yerçekimi algısına göre ağır olan tasarım elemanı altta daha hafif olan üstte algılanmak istediğinden; kalın koyu ve büyük elemanlar tasarım yüzeyinin altında yer alırken ince, açık tonlu elemanlar ise tasarım yüzeyinin üstünde vurgulanmak durumundadır. 1.2.11. BÜTÜNLÜK Tasarım ilkelerinden belki de en önemlisi, bütünlüktür. Bir tasarım içindeki görsel unsurlar bütünlük oluşturacak şekilde bir araya getirildiğinde; kompozisyondaki dağınıklığın ve parçalanmanın önüne geçilmiş olur. Aynı temel biçime; boyutta, dokuya renge ya da duyguya sahip unsurlar; bir tasarımda ideal bütünlüğü oluştururlar. Grafik kompozisyonunda resimler, şekiller ve yazılar bir bütün olarak düşünülmelidir. Bir bütün elemanların birbiriyle uyum içinde bağlantı kurması demektir. Tipik göz hareketine göre bakış orijinalin sol üst köşesinden başlar sağ alt köşede biter. Kompozisyonda bu dikkate alınmalıdır. Bütünlüğün meydana gelmesi için öncelikle denge lazımdır. Dengesiz bütünlük olmaz. Kendi içinde hareket edebilirler. Bütünlük, birbirlerini “hatırlatan”, birbirlerini “çeken”, birbirlerini “içlerinde taşıyan” ögeler, uygunluk yaratırlar. Ölçü, doku, renk, aralık, yön, ışık, gölge gibi ögelerle elde edilen görsel uygunluklar, kolay bir algı ve uyum yaratırlar. Benzer ögelerin gruplaşma eğilimleri, hem gözün öncelikle ve rahatlıkla algılanmasını sağlar, hem de algıda, birlik-bütünlük yaratır. Bir tasarım hazırlanırken tasarımda kullanılacak gerek görsel gerekse tipografik elemanların bir bütün oluşturacak şekilde yerleştirilmesi grafik tasarımdaki en önemli unsurlardan biridir. Tasarım elemanları arasında sağlanan doğru ilişkiler tasarım yüzeyinde bütünlüğü sağlar. Aksi halde tasarım yüzeyi üzerinde bir dağınıklık ve estetikten uzak bir karmaşa oluşur. Bu nedenle tasarım elemanların özelliklerinden yararlanılarak bu elemanlar arasında belirli görsel akrabalıklar kurmak gerekir. Bütünlük sağlayabilmesinde farklı metotlar kullanılabilir. Tasarımcının kendi üslubuna göre de özgün metotlar bulabilir. 1.2.12. ÖLÇÜ Tasarım içerisindeki elemanların farklı büyüklüklerde olması ile ilintilidir. Bir tasarım ürünü, daima değişik ve belirli ölçülere sahip görsel unsurların bir araya gelmesiyle oluşur. Ölçüler büyüdükçe etkileyicilik ve algılanırlılık da artar. Ölçü ister benzer, ister farklı biçimle kullanılsın bunların her biri gerekli büyüklükte olarak düzenlemelere giderler. Biçimler farklı büyüklükte olarak kullanıldığında, farklı etkiler elde edildiğinden, ölçü bir tasar unsuru olarak daima önemli rol oynar. Biçimleri aynı olan hacim ve kitleler eğer büyüklükten de aynı ya da yakın iseler, birbirleriyle kolayca uyuşurlar. Biçimleri farklı bile olsa yakın büyüklükteki hacim ve kitleler ölçü bakımından birbirlerini dengelerler. Kısaca ölçü, var olan şeylerin uzayda kapladıkları yerin işlevlerin vb. değerlerin biçimlendirilmesidir. İster iki boyutlu ister üç boyutlu olsun, isterse uygun, isterse zıt olsun biçimler, düzen içinde “gerekli büyüklükleri” ile rol alırlar. Bu tanımda üç önemli özellik vardır. 1. Var olan şeyler. 2. Gerekli büyüklükler. 3. Şekillendirme, düzen. Doğa ve uzay kendiliğinden bir ölçü organizasyonudur. 1.2.13. YÖN Yön kavramı tasarım içinde çok etken bir unsur olarak da bilinir. Tasarımlarda; öğelerin, parçaların yerleri yöne göre tayin edilir ve yerleştirilir. Bir pratik tasarım üzerindeki çizgiler ve renkler değişik noktalara yönlenerek bir hareket oluştururlar. Tasarımcı vereceği mesaj doğrultusunda ve hareketi yönlendirmekle yükümlüdür. Gerek çizgiler, gerekse iki yada üç boyutlu sicimler konumları ile bir takım yönler gösterirler. Bu yönlerden birbirine paralel olanlarla, zıt durumda olanların meydana getirdikleri etkiler başka başkadır. Yönlerin yatay ve düşey konumları arasında bir çok ara konular vardır. Yön gayet önemli bir yer işgal eder. Aynı yöndeki konumlar tek düzelik ve sıkıcılık etkisi yaratır. Onun için gerektikçe farklı yönler kullanmak suretiyle bir tasarım bünyesine hareket canlılık ve ilgi çekicilik kazandırabilir. Tasarım yüzeyinde kullanılan elemanların ki bunlar gerek görsel objeler, gerek renk gerekse tipoğrafik unsurlar farklı dizilim veya sıralanımla belli bir hareket oluştururlar. Grafik tasarımcı vurgulamak istediği yönü tasarımda uygulayabilir. |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Average Member
![]() User ID: 2120
Giriş Tarihi: 04-07-2008
Yaş: 19
Mesajlar: 258
|
2. BÖLÜM
2.1. İLLÜSTRASYON VE İLGİLİ TANIMLAR İllüstrasyon, başlık, slogan ya da metin gibi sözel unsurları görsel olarak betimleyen ya da yorumlayan bütün unsurlara genel olarak “illüstrasyon” adı verilir. İllüstrasyon bir sanat çalışması, edebi bir problemin yanıtı, bir bilginin açıklanması ve bir sosyal bir yorumdur. Genel anlamda ise bir olayın veya konu olarak ele aldığımız bir problemin yorumunu yapmaktan ziyade, bir hikayenin resmini yapmak veya hikayedeki bir olayı resimlemektir. “Kitap resmi” olarak da bilinir. TEZHİP ve KİTAP BEZEME” den farklı olarak yazılı bir metnin anlamını genişletmek, ona açıklık getirmek ya da metni daha ilginç kılmak için kullanılan resim ya da oyma mühendislik ve mimarlık dallarında tasarımları açıklamada kullanılan ve sanat değeri taşıyan çizimlerde illüstrasyon kapsamına girer. Grafik tasarım görsel sanatlarda biçim niteliklerinin içerik üstün tutulması ve soyut sanatın yüceltilmesi sonucu sözel olarak anlatılabilecek olguları resimleyen ve biçimsel içerik açısından bir üslup taşımayan betimleyici ve görsel uygulamalar içinde “illüstrasyon” tanımı kullanılır. Görsel iletişimin hemen hemen bütün alanlarında kullanılan illüstrasyon farklı dil, ırk ve kültürden insanların herhangi bir açıklamaya ihtiyaç duymadan anlam çıkarabileceği bir görsel dildir. Fotoğraf ya da çizim her ikisi birlikte, metne eşlik eden görsel bilgilendirmesi yerine getiren bir resim olarak tanımlanır. Ayrıca illüstrasyon için herhangi bir konuyu yazı eşliğinde resimleme veya yazılı bir metne uygun kompozisyon oluşturmaktadır diyebiliriz. İllüstrasyonda gaye; fikri düzene koymak ve bir esprinin adamı olmak, ruhun ihtiyacı yönünde olgun bir havaya bürünmeyen eser (bu) fonksiyonunu yapamaz. İllüstrasyon konusunda, ülkemizde çalışan sanatçılarımızdan bir çoğunun bağlı bulunduğu “İllüstratörler Derneği”ne üye olan sanatçılarımızın yapmış oldukları tanımlar vardır ki bunlardan: Bülent Erkmen’in 1973 yılında yaptığı tanımda; “Bir konunun, bir fikrin ya da bir olayın resmini yapmaya ya da fotoğrafını çekme yoluyla resimlenmesidir”. Metin Sözen’in 986 yılında yaptığı tanım ise; “İllüstrasyon, belli bir temanın plastik ve pratik açıdan dile getirisi” şeklindedir. İllüstrasyonun tanımını bu örneklerle çoğaltmak mümkündür. Resimleme anlamına gelen illüstrasyondan genellikle konunun anlatılması amaçlandığından, en büyük özelliklerinden bir ide işlevselliğidir. Konu ağır basmaktadır. Sanatçı tasarım ve teknikte sınırsız özgürlüğe sahiptir. Fakat konuda anlatım sınırlılığını da aklından çıkarmamalıdır. Farklı çağlarda farklı amaçlar için kullanılan illüstrasyon günümüze gelinceye kadar iletişimi sağlayan kültürler arası dil olma özelliğini hiç yitirmemiş, bazen iletişimi sağlayan görsel dil, bazen ticari amaçlı bir unsur olarak kullanılmıştır. 2.2. İLLÜSTRASYONUN TARİHİ VE GELİŞİMİ İllüstrasyonun ilk ortaya çıkışı olarak, mağara duvar resimlerini örnek gösterebiliriz. Bunun en büyük ve en önemli sebebi, bu resimlerin illüstrasyonda da var olan işlevsellik özelliğidir. Ancak kimi sanat tarihçileri illüstrasyon tarihinin başlangıcı olarak resimli kitapların ilk ortaya çıkışıyla bağdaştırırlar. Çağdaş illüstrasyon; kökler, renkli resimler ve harflerle bezenmiş ve el yazmalarıyla hazırlanmış antik rub parçalarıdır. Mısır’ın “Saler Kitabı” korunabilmiş en iyi bilinen örnektir. Roma’dan bu güne kadar pek az örnek kalabilmiştir. “Milano İliadası” ve “Vatikan Virgili” her iki klasik metnin M.S. IV. yüzyıla aittir. O tarihten sonra illüstrasyon büyük gelişme göstermiştir. Basılı en eski illüstrasyon örneği ve geçmişi icatlarla dolu Çin’dedir. Holo Bıtıslı Museum’da sergilenen “Elmas Sutra” adıyla anılan rulo üzerindeki eser M.S. 68 yılına aittir. Batıda 14. yüzyılın sonlarına doğru, 15. yüzyıllara kadar kitap illüstrasyonlarına rastlanmadı. Eski Yunan’da ise kitaplar hiç resimlenmemiş, fakat yer yer süslemelere yer verilmişti. Kitabın bugünkü şekli tüm anlamıyla Hıristiyanlığın yayılmasıyla başlamaktadır. 10. yüzyılda doğudan getirilen ağaç suma tekniği 15. yüzyılda kitapların basımında kullanıldı ve böylece çizilen kitapları yavaş yavaş tarihe karışmaya başladı. 17. yüzyılda bakır gravürün başlamasıyla ağaç oyma gerileme gösterir. 1811 başlarında taşbaskısı çıkması ve gelişmesiyle oyma, kazma ve asitlendirme gibi zor teknikler ortadan kalktı. 19. yüzyıl sonlarında fotoğraf tekniğinin bulunması, ofset ve klişelerin teknik olarak ilerlemesi, basım araçlarındaki çoğalma ve sınırsız reprodüksiyon olanakları, sanatçının daha da özgürleşmesini, illüstrasyonda sınırsız teknik ve boyama imkanlarını kullanmasını sağladı. Yakın tarihimize baktığımızda, İnap Hulusi, Münif Fehim, Mithat Özar gibi, şimdi ise Mengü Ertel, Sait Maden, Yurdaer Altuntaş, Aydın Erkmen vb. sanatçılarımız, grafik ürünlerinde inanılmaz ölçüde, baş yazı, reklamlar, afiş, ambalaj, kitap kapakları, çocuk kitapları, kutlama kartları, takvim ve dergi, broşürler, basın ilanları, çıkartma ve etiketler, CD kapakları gibi alanlarda illüstrasyon çalışmalarıyla gitmek istedikleri amaçlarına ulaşmışlardır. 2.2.3. İLLÜSTRASYONUN KULLANIM ALANLARI İllüstrasyonlar, kullanım alanları açısından üç grupta toplanabilir. 2.2.3.1. Reklam İllüstrasyonları Bir ürün ya da hizmeti tanıtmak amacıyla yapılan bu tür çalışmalarda ayrıntı ön plandadır. Sinema, tiyatro, konser afişleri, kaset ve CD kapakları, turistik ilanlar, besin ambalajları, basın ilanları takvimler ve tebrikler kartları, çıkartma ve etiketler, reklam illüstrasyonlarında uygulama alanları arasındadır. Moda illüstrasyonları da reklam illüstrasyonu içinde yer alır. Reklamda illüstrasyon hayal (resim) dikkatle seçilir. Güçlü bir hayal gücünün üretimi ve büyük işin planlanmasının sonucu sessizliğin bir parçasıdır. 2.2.3.2. Yayın İllüstrasyonları Yayın illüstrasyonları gazete, dergi, kitap ve ansiklopedilerdeki makale, haber, öykü, roman, şiir ve açıklamalara eşlik eder. İllüstratör üzerinde çalışacağı konu metninin içeriğini bilmeli, metindeki mesaj ve duyguyu resim diline aktarabilmelidir. 2.2.3.3. Bilimsel ve Teknik illüstrasyonlar Botanik, tıp, zooloji, mekanik, jeoloji gibi uzmanlık alanları için öğretici ve tanımlayıcı amaçlarla yapılan ayrıntılı illüstrasyonlar bu grupta toplanabilir illüstrasyonlar, onu içinde daha önemli olan vurgulamak için gerektiğinde ayıklama, yalınlaştırma ve gerçeklik duygusunu etkilemeyecek abartma yöntemlerine başvurarak, bir fotoğraf makinesinden daha fazlasını yapmayı hedefler. 2.2.4. İLLÜSTRASYONLARDA KULLANILAN TEKNİKLER İllüstrasyonun bir sanat olarak kabul edilinceye kadar birçok yöntem ve teknikler kullanılmıştır. Bunlar gravür, taşbaskı, porselen veya ağaç baskı resimlerdir. Son yıllarda boyama ve illüstrasyon arasında estetik standartlar açısından herhangi bir farklılık olmadığı anlaşılmıştır. Kağıt, fırça, maket bıçağı, slayt projektörü, cetveller, sabitleştirici spreyler, seloteyp, kağıtların yanı sıra kurşun kalem ve kuru boya, mürekkep ve mürekkebi kullanılan araçlar, keçeli kalem ve marker kalem, suluboya, anilin, guaj, akrilik, tempera boyaları ile illüstrasyon çalışmalarında yararlanılacak çalışmalar yapılmaktadır. Kolay ve bilgisayar teknikleri de unutulmamalıdır. 2.2.4.1. Kurşun Kalem ve Kuruboya Teknikleri Kurşunkalem en eski, en ucuz ve en yaygın çizim ve yazı aracıdır. Biçim, kompozisyon araştırmalarında, esnek çalışma olanağı sağlamanın yanı sıra derecelerine göre kontur, çizim, ayrıntıları da değişik sonuçlar verirler. İllüstratörlerde on çizimlerde kullanırlar. Kuruboyada ve kurşunkalem çalışmalarında benzer teknikler kullanılır. Kuruboya istenilen renk değeri elde edilinceye kadar aynı yüzey üzerinde aşama aşama uygulanabilir. Kuruboyalar; taslaktan çok, illüstrasyon çalışmaları için idealdir. 2.2.4.2. Mürekkeple Çizim Teknikleri Çizgi ile yapılan illüstrasyonlarda; tarama ucu ve rapido gibi araçlardan yararlanılır. Sanatçıların temel malzemesi olan tarama ucu ile farklı çizgiler elde edilir. Rapido; işlek çalışmaya elverişli olmadığından taslak çalışmalarında tercih edilmez, buna karşın noktalama, çizgi gibi illüstrasyonlarda iyi sonuç verir. 2.2.4.3. Keçeli Kalem ve Marker Teknikler Keçeli kalem ve marker günümüzde kullanılan en yaygın taslak malzemeleridir. Hızlı çalışmaya elverişli olduklarından özellikle reklam ve moda sektöründe tercih edilir. Uçları keçe ya da cam elyafından yapılır, çabuk kurur; kuruboya, toz pastel, guaj gibi malzemelerle birlikte kullanılabilir. 2.2.4.4. Suluboya ve Anilin Teknikleri Suluboyalar tablet olarak ya da tüpte bulunurlar. Saydam örtücü olarak kullanılabilir. Suluboyanın en büyük özelliği, renklerin saydam ve canlı kullanımıdır. Boyamaya açık tonlarla başlanır, renkler gerekli bölgelerde katmanlar halinde sürülerek güçlendirilir ya da koyulaştırılır. 2.2.4.5. Guaj ve Tempera Teknikleri “Tempera”, “Paste Colour” gibi adlarla anılan bütün boya türleri guaj kategorisi içinde yer alır. Guaj suyla eritilerek inceltilir ve kuruduktan sonra suyla çözülebilir. Örtücü özelliği olduğu gibi sulandıkça suluboya gibi kullanılır. 2.2.4.6. Akrilik Boya Teknikleri Akrilik boya, illüstratör tarafından yaygın kullanılan, üstün özelliklere sahip tekniktir.çabuk kurur ve kuruduğunda sudan etkilenmez. Suluboya gibi saydam, guaj gibi örtücü; ya da yağlıboya gibi kalın tabakalar halinde kullanılabilir. 2.2.4.7. Püskürtme Teknikler İllüstrasyon ve fotoğraf çalışmalarında püskürtme tekniklerinden yararlanılan sıvı ya da sonradan inceltilmiş boyaları hava kompresörleri ya da sıkıştırılmış hava tüpleri ile iki ve üç boyutlu yüzeyler üzerinde aktarmada kullanılan kalem ya da tabanca biçimindeki araçlardır. Günümüzde kullanılan illüstrasyon tekniklerinde tasarımcılar yaptıkları çalışmaların görselliğini arttırmak, ifadeyi güçlendirmek için kullanmışlardır. 2.2.5 İLLÜSTRASYON OLUŞUMUNDAKİ FARKLI KİŞİLİK İllüstratörler Bunlar illüstrasyon yapan, bu arada oluşturdukları çalışmaların tasarım yönüyle de ilgilenen, ressam çizerlerdir. Tasarımcılar İllüstrasyonu tamamlayıcı elaman olarak görünürler ve tasarıma da illüstrasyon kadar önem verirler. Sanat Yönetmenleri Organizasyonun ilk karar organıdır. Nasıl bir yazıya nasıl bir illüstrasyonun kullanılabileceğine karar verip, illüstratörü bulma ve ona çıkış noktasını bildirmekle işe başlarlar. İllüstratörleri seçtikten sonra onları tamamıyla özgür bıraktıkları gibi her aşamada denetledikleri de olur. “Sanat yönetmenlerinin farklı çalışma metotları olmasına karşın genelde illüstrasyonun tarzı ve görüntünün esası hakkında bir fikre sahip olduktan sonra illüstratörü seçerler. Grafik Tasarım Sanatı ülkemizde yoğun bir biçimde yaşanan bir olgu. İş oylumları gitgide artan birçok reklam ajansının, grafik ürününe gereksinim duyan ve sayıları gitgide daha zengin bir görgüye, teknik bilgiye ve donanıma kavuşan birçok sanatçının karşılıklı etkileşimi altında grafik sanatı hızlı bir devingenlik içine girdi. Ama bu ivme kuşkusuz, bir takım sakıncaları da yansıtıyor. Batıdan gelen medyaların çoğalması, çeşitlenmesi ölçüsünde bunların etki alanına daha çok ve kolayca kapılan sanatçı, kendi öz kaynaklarından alacağı kimi değerleri özümseyip, yorumlayıp çağdaşlaştırma gereğinin bilincine varamıyor, ikincisi baş döndürücü bir hızla gelişen bilgisayar teknolojisi ve basım gereçlerindeki yenilikler, dilimizde sürekli bir arınmaya neden oluyor. 3. BÖLÜM 3. GRAFİK TASARIM ELEMANLARININ İLLÜSTRASYON ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ İllüstrasyon dar kapsamda bir sanat değildir. İllüstrasyonu yapan tasarımcılar ve illüstrasyonu etkili bir şekilde kullanan sanat direktörleri, etkileyici grafik çalışmaları yapmaya oldukça büyük kapasitelere sahiptirler. Bunun yanında illüstrasyonla uğraşanlar vardır ki bunlar kendi çalışmalarının başarılı bir şekilde sunmak için iyi bir ekipmanla donanmaktadırlar. İllüstrasyonların tasarlanmasında tasarımcı arayışları başarılı çalışmaları için öncelikle kullanılacak gereçlerin saptanması ve malzemelerin çok iyi tanınıp kullanılması gereklidir. Bu nedenle tasarımcılar illüstrasyona başlamadan önce konunun seçimine, gereçlerin hazırlanmasına, malzemelerin tanıtımına, malzemenin özel tekniklerine, eskize, plana, plastik unsurlara yani nokta, çizgi, renk, doku, leke, ton, oran ve hiyerarşi gibi grafik tasarım elemanlarını çok iyi tanıması, yapacağı illüstrasyonlarda bilinçli davranması, eser ve izleyici açısından büyük değer toplayacaktır. Tasarımcı bir illüstrasyonu oluştururken plastik unsurlardan birini veya birkaçını kompozisyonunda kullanmaktadır. Böylelikle eserlerini amaçları doğrultusuna daha kolay çekerek, estetik ve görsellik açısından farklı elemanlarla çalışılmış illüstrasyonlar daha bir ilgi toplayacaktır. Mesela estetik güzelin, görünüşün yaratmada kullanılan teknik, temel elemanlardan; 3.1. NOKTA: Tasarım elemanlarının en önde gelenlerinden bir tanesidir. Büyük- küçük, planlı-dağınık, koyu-açık ve başka birçok etkinliklerde olabilir. Boyutsuz eleman olmasına karşın, tasarımcı konu içinde noktaları farklı şekillerde işleyerek dinamik hale getirebilir. Bir yüzeyde ışık-gölge-ton etkisi, birleşmeleriyle çizgi, yakınlaşmalarıyla leke etkisi vererek illüstrasyonda anlatım ve estetik güzelliği izleyiciye yaşatırlar. Eser üzerinde birçok anlamlar, anlatımlar içermekte ve ifadeyi güçlendirmektedir. Noktalar ışık-gölge yansıması dışında insanda bıraktığı psikolojik ifadelerle kalın-iri sık noktalar ağırlığı, dinginliği, doluluğu, zemin yer ifadesini içerir. İnce naif noktalar, temizliği, hareketi, dinamizmi, uçmayı, açıklığı ifadelendirir. Şekil büyüklüğü ise izleyicinin alana uzaklığı ile noktanın ifadelendirdiği ölçüleri ile saptanır. Anlatımda çekiciliği ve ilginçliği sağlar. 3.2. ÇİZGİ: Görülen, fark edilen ince uzun her şey çizgi olarak algılanmasının yanı sıra iki nokta arasındaki en kısa iz olarak tanımlayabiliriz. Çok defa tasarda yer alan ögedir. Çizginin belli başlı fonksiyonları vardır. Çizgi bir alanın konturlarını çizer ve alanı böler. Biçimler oluşturur, biçimin en özlü ve en soylu gösterme yoludur. Bir yüzeyde ton değeri verir. Motif ve kompozisyon oluştururlar. Doku oluşturabildikleri gibi renk, gölge, aydınlık, mesafe ve aralığı ölçmede çizginin çok faktörü vardır. Hareketi ifade ederek, hareketten doğar ve hareket dinamizmi verir. Çizgi ile çalışılmış illüstrasyonlar öncelikle izleyicide bir hareket, canlılık uyandırır. Çizgilerin kullanış biçimine, kullanış alanlarına göre illüstratör anlatmak istediğini daha etkin bir şekilde anlatmış olur. Ayrıca çizgiler kullanıldığı yönler ve bulunduğu konuma göre insan üzerinde bıraktığı etkiler de farklıdır. Çizgisiz bir illüstrasyon çalışması düşünülemez, mutlaka bir illüstrasyonun içinde küçük bir çizgi bulunmakta, diğer unsurların kullanılmasına yardımcı olmaktadır. Böylece görselliği olumlu etkilemektedir. 3.3. RENK: Gözle algılanan ışık olayıdır. Diğer tanımla tayf ölçülerle, rakamlarla geniş olarak belirlenebilen fiziksel olaydır. Beynimizde uyuyan bir duygudur da ayrıca. Bütün boya, mürekkep bitkilerden, hayvanlardan ve madenlerden elde edilerek yoğunlaştırılmış pigmentlerden oluşur. Renk, kullanma sahası bir fikri sembolize etmek, bir hava, bir durum yaratmak, şahsi heyecanları anlatmaktır. Tasarımcı rengin fikirleri sembolize etme gücünden yararlanarak, anlatım gücünü kuvvetli hale getirebilmektedir. Rengin insan psikolojisindeki etkileri göz önünde tutarak, tasarımcı renk seçiminde; rengin kültürel çağrışımına, hedef kitlenin renk tercihine, firma ya da ürünün karakteri ve kişiliğini tasarımdaki yaklaşım biçimini göz önünde tutarak gerek biçim, gerekse tipografik ögelerin renk seçiminde bilinçli davranmalıdır. İllüstratörler rengin illüstrasyonda ifadeyi güçlendirdiği ve vermek istedikleri etkileri daha kolay anlattıkları, görsel estetikliğin ön plana çıkarmada etkili olduğu için rengi günümüzde daha fazla yer vermektedirler. 3.4. DOKU: Sanat elemanlarının içerisinde hem görme, hem dokunma duygusuna hitap eden bir elemandır. Objenin dış görünüşü hakkında olduğu kadar iç yapısı hakkında da bilgi verir. Doğada dokusuz yüzey yoktur. Bütün yüzeyler dokunulduğu zaman bize dokunsal duygular uyandırırlar. Dokular doğal, yapay, optik, organik, mekanik ve mekanda oluşan doku görsel ve gerçek dokular olmak üzere çeşitler ayrılırlar. Yüzey tasarımlarında kullanılan dokular, diğer dokulardan etkilenerek yapılmış yapay dokular, bu gruba girmektedir. Plastik unsurda tasarımcılar illüstrasyonu meydana getirirken bu dokulardan yola çıkarak etkili anlatım yoluna gitmektedirler. Çoğu illüstrasyon çalışmalarının yüzeylerinde doku bulunmakta, böylelikle biz hem çevremizdeki nesnelerde, hem de sanatçıların yapıtlarında bütünleşerek, algıdaki duyarlılığımızı ön plana çıkarmaktayız. Günümüzde doku çalışmaları her alanda kullanılmaktadır. Bu da konunun doğrudan doğruya önem kazanmasına bağlıdır. 3.5. LEKE: Yüzeyi herhangi bir malzeme ile bölün, kapatan bir elemandır. Renk, doku, ışık, gölge, ölçü, geometri, derinlik olarak ifadelendirmenin tekniği lekedir. Asla üç boyutlu bir yükselti ve alçaltı olmayıp iki boyutludur. Leke, motiften, dokunsal ifade ve süse kadar işlevsel değerler içerebilir. Lekeler yüzeyde ışıksal değerler olarak ton amaçlı kullanılır. Lekesiz bir çalışma olamaz. İllüstrasyon çalışmalarında ister nokta, ister çizgi, ister kolaj, ister renk olsun mutlaka yüzeyi örten bir leke, lekeyle çalışılmış bir anlatım vardır. Bu ifadeleriyle illüstratör mesajını amacına göre düşünerek kullanmaktadır. 3.6. TON: Bir rengin açıklık ve koyuluk derecesine ton denir. Her rengin beyaz ve siyaha doğru çeşitli kademeleri vardır. Tasarımda, çalışmaların en önemlilerinden biri de objeleri sahip oldukları ışık güçleri ile gösterebilmektir. Tasarım yüzeylerinde en çok izlenen tonlar grinin çeşitlenmeleri ve siyahtır. Tonlama tasarımda kullanılan yüzeylerin tramlanmasıyla hacimsel etkiler elde etmek ya da vurguyu artırmak amacıyla kullanılabilir. 3.7. DENGE: Bir düzenlemeye giren cisimlerin renkleri, değerleri, dokuları, yönleri, aralıkları ve ölçülerin birbiriyle olan kıyaslamasıdır. İki türdür: Simetri ve asimetri. Simetri tasarımda kullanılan görsel unsurların her yönden eşit değerde olmasıdır. Asimetrik sayfa düzeninin bir tarafı ağırlık kazanmıştır. Elementler simetrik yani dengeli yerleşmemiştir. Bir illüstrasyon yapıtında kullanılan renklerin, dokuların, ölçülerin, aralıkların, yönlerin, biçimlerin, formların, çizgilerin, birbirinin değerini ortaya çıkarması ve koruması görselliği ön plana çıkaracak ve yapıt ön plana çıkacaktır. Dengenin eser üzerindeki düzenlemeleri, eserin bütünlüğünü bozmayacak şekilde, belli bir ritim akışı içerisinde, nokta, çizgi, leke, renk, biçimlerin değişik yönlerdeki hareketleriyle denge sağlanmaya çalışılır. Eğer eserde dengesizlik hissediliyorsa ya da dengesizlik meydana getiren kısımların yeri, rengi, değeri, dokusu, yönü, aralığı, ölçüsü gerektiği kadar değişmeli yahut da diğer boşluklara denge sağlayıcı biçimde eklenmelidir. Böylece tasarımın herhangi bir tarafın ağır basması yüzünden doğan dengesizlikten kurtulmuş olur. 3.8. FORM–ŞEKİL–BİÇİM: Bir bütünün karakteristik tüm özelliklerini taşıyan genel görünüştür. Bir yüzeyin sınırlanarak ötekisinden ayrılmasıdır. Kuvvetli konturları olan şekildir. Biçim ise tasarımcının zihninde canlandırdığı şeydir. Herhangi bir cismin varlığın bir anlık pozisyonu bir form içinde biçim olarak geçer. Örnek verirsek insanın genel şekli ve bir formu vardır. Fakat insanın oturması, kalkması, zıplaması gibi pek çok davranış türlerinde, genel insan formunun aldığı bir anlık görünüm o insanın o andaki biçimidir. Tasarım alanının içerisindeki aynı tür görsel elemanların oluşturduğu yüzeyler tasarımda biçimi oluşturan unsurlardır. İllüstrasyonlarda form – şekil - biçim birliği içerisinde, bütünlük sağlanarak görsel ifade yoğunlaştırılmış, anlatım kolaylaştırılmıştır. 3.9. ORAN VE HİYERARŞİ: Tasarımcı açısından orantı, boyutlar arası ilişkidir. Altın oran ilkelerinden yararlanılmıştır. Bir çizgi herhangi bir çizgi yerinden ikiye bölündüğünde küçük parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın bütüne oranına eşittir. Görsel hiyerarşi tasarım içindeki görsel unsurları vurgulamak istenen mesaja göre ölçülendirme anlamına gelir. Bunlar fotoğraf, renk, uzaklık, yakınlık, açıklık, koyuluk gibi düzenlemelerdir. Tasarımda bu ilkelere dayanarak illüstrasyon düzenlemesi yapılması daha başarılı olacaktır. |
|
|
|