Ana Sayfa   Forum   Bloglar   Albümler   Sinema   Yerli Dizi   Yabancı Dizi   Gruplar

AtaBB Forum   Türkçe-Turkish İngilizce-English

 Advanced Search

ATABB


Her Zaman Daha İyisini Arayanın

 

Geri Git   AtaBB Community > AtaBB Forum > Ansiklopedi

Ansiklopedi Sınırsız ansiklopedi. Bir çok konuda bilgi verebileceğiniz bölüm.

Konunun Derecesi - Estetik ve sanata giriş dersi.

Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 08-07-2008, 08:31 AM   #1 (permalink)
Oğuzboyu
Average Member
 
Oğuzboyu'ın Avatarı
 
User ID: 2120
Giriş Tarihi: 04-07-2008
Yaş: 19
Mesajlar: 258
Standart Estetik ve sanata giriş dersi

ESTETİK VE SANATA GİRİŞ DERSİ




HIPPOLYTE TAINE’İN
ESTETİK GÖRÜŞLERİ



DANIŞMAN
Abdülbaki YEŞİL

HAZIRLAYAN
Ayşegül DEVECİER
9921903013





HİPPOLYTE ADOLPHE TAİNE
21 Nisan 1828’de Ardenler’de Vouzler’de doğdu. 5 Mart 1893’de Paris’te öldü.
19. yüzyıl Fransız olguculuğunun önde gelen adlarından düşünür, eleştirmen ve tarihçi. Bilimsel yöntemi insan bilimlerinin incelenmesine uyarlamaya çalışmıştır. Edebiyat eleştirisine bilimsel bir yaklaşım kazandırmaya çalışmıştır.
Orta sınıf bir ailenin çocuğuydu. Bir süre evde özel öğrenim gördü. Avukat olan babasının ölümü üzerine annesi ile birlikte Paris’e gitti. Colege Bourbon ve yüksek öğretmen okulu (Ecole Normale Superievre)’nda yüksek öğrenimini tamamladıktan sonra 1851’de fikir ayrılığı yüzünden felsefe agrejesi olamadı. Önce Nevers Koleji öğretmenliğine (1851-1852), sonra Poitiers kolejinde (1852) Belagat Kürsüsü öğretim üyesi yardımcılığına tayin edildi. Kısa süre sonra gözden düşerek Besancon Lisesi 6. sınıf öğretmenliğine verildi ve psikolojik meseleleri ele aldığı doktora tezi reddedildi. Bunun üzerine görevinden ayrılarak Paris’e döndü.
Çok genç yaşta Hıristiyanlığı reddederek usçu bir tutum benimsemiş, bilginin tümü ile duyumsal deneyime, gözleme ve kontrollü deneye dayanması gerektiğini savunan ideoloji akımına yakınlık duymuş. Ayrıca Hegel ve Spinoza’nın metafizik düşüncelerinden etkilenerek, yaşamın ve evrenin nedenselliği üzerinde düşünmeye başlamıştır.
Paris’te verilen felsefe eğitimi, Victor Cousın’in o dönemde yaygın kabul gören eklektik felsefesine dayanıyordu. Öğrenimi boyunca üniversite ile sık sık çatışmaya girdiği için, sonunda Taine’in diploma alması engellendi.
Üniversite yaşamında uzak kaldığı dönemde, son derece üretken bir yazar olarak kendini gösteren Taine, polemiğe yatkın üslubuyla olduğu kadar, kitaplarının konularıyla da dikkat çekti.Taine, 1852’de Paris’e dönerek edebiyat doktorası için De Personis Platonicis (Platon’un Karakterleri Üzerine) adlı tezi yazdı. Ardından La Fontaine et ses Fables (1861; La Fontaine ve Fablları) adıyla kitaplaştırdı.
1853’te doktorasını tamamladıktan sonra Essai sur Tite-Live (1856; Titus Livius Üzerine Deneme) adlı yapıtını yayımladı. Bu yapıttaki felsefi bakışıyla sert eleştirilere hedef olduysa da, Academie Francaise tarafından ödüllendirildi.
Bu dönemde bilim derslerine de girerek özellikle fizyoloji konusunda bilgi edindi. İleride gerçekleştireceği psikoloji çalışmalarında bu bilgilerden yararlanacaktı. 1854’de hastalığı nedeniyle çıktığı tatilden yararlanarak Voyage Aux Eaux Des Pyreneese (1855; Pirene Surlarına Yolculuk) adlı kitabını yazdı.
ELEŞTİRİ ÇALIŞMALARI :
Taine, Revue des Deux Mondes, Revue de L’Instruction Publigue ve Journal des Debats gibi dönemin önemli dergilerinden tarih ve edebiyat konularından birçok makale yayımladı. Sonradan bu makaleleri kitaplaştırarak ününü pekiştirdi. Bu kitapların ilki Cousin ve grubunun eklektisizmine cephe alan “Les Phılosophes Françaıs du XIX. Yüzyıl Siecle” idi (1857; XIX Yüzyılda Fransa’da Klasik Filozoflar 1851, 1852). Yapıtın son bölümlerinde Taine kendi olgucu bilgi kuramını da açıklıyordu. Gene makalelerinden oluşan öbür kitapları da “Essais de Eritique et de’Histoire” (1858; Eleştiri ve Tarih Denemeleri) ile “Historie de la Litterature Anglaise” idi.
Histoire’in giriş bölümü, Taine’nin edebiyat ve kültür tarihi anlayışını özlü biçimde ifade eder ve onun bilimsel eleştiri yaklaşımını açık biçimde ortaya koyar. Taine’e göre, belli bir dönem ve toplumda ortaya konmuş her yapıtın temelinde aynı etkenler vardır. Edebi bir metni inceleyerek yazarın psikolojik durumu kavranabilir. Bu onun yaşamı ve kişiliği ile ilgili bilgilerle birleşince, yapıtlarında egemen olan özellikler toplamı, yani Faculte Maitresse ortaya çıkar. Böylece her sanat yapıtında bulunan ve yapıtın yaratılış amacını açıklayan üç temel öğe, la Race (ırk), le Milieu (ortam) ve le Moment (an) anlaşılabilir. Race, yazarın kalıtımsal kişiliği, mılıeu yetiştiği toplumsal, siyasal ve coğrafi ortam, moment de yazarken içinde bulunduğu tarihsel durumdur. Burada Taine’in edebiyat yapıtının kendisinden çok, ardındaki tarihsel ve psikolojik nedenlerle ilgili olduğu açıktır. Bu yüzden de kendisi başarılı bir eleştirmen olmakla birlikte izleyicilere giderek edebiyat eleştirisinden uzaklaşıp yaşam öyküsüne ve edebiyat tarihine yönelmişlerdir.
1860’larda Taine araştırmalarını sürdürürken bir yandan da İngiltere, İtalya, Almanya ve Hollanda’ya geziler yaptı. Gözlemlerini Notes sur I’Angletterre (1872; İngiltere Üzerine Notlar) ve Notes sur Paris: Vie et Opinions de M. Frederic-Thomas Graındorge (1867; Paris Üzerine Notlar; Bay Frederic-Thomas Graındorge’un yaşamı ve Görüşleri) adlı yapıtlarında topladı.
1864’de, III. Napoleon tarafından, mimar Vıollet-le Duc’ün ardından estetik ve sanat tarihi profesörü olarak Paris’teki Güzel Sanatlar Yüksek Okuluna atandı. Orada 20 yıl ders verdi. Ders notlarını, Phılosophıe de l’Art (1865; Sanat Felsefesi) ve De l’İdeal Dans l’Art (1867; Sanatta İdeal Üzerine) adlı yapıtlarda topladı. Ayrıca İtalya (1866), Hollanda (1868) ve Yunanistan’daki (1869) sanat felsefesi ile ilgili ders notlarını yayınladı. Racine, Balzac ve psikolojik duyarlılığına hayran olduğu Stendhal’le ilgili denemelerini de Nouveaux Essais de Critigue et d’Histoire (1865; Yeni Eleştiri ve Tarih Denemeleri) adı altında bir araya getirdi. 1868’de evlendi.
Ardından, genç yaştan beri ilgi duyduğu psikoloji alanında De l’İntelligence’ı (1870; 2 Cilt, zeka üzerine) yayınladı. Bu yapıtında, bilime olan bağlılığını kesin biçimde ortaya koyuyor, eklektisizmin spekülasyona ve iç gözleme ağırlık veren yaklaşımını reddederek, insan kişiliği ile ilgili çalışmaları önemli ölçüde etkileyecek bilimsel bir yöntem geliştiriyordu. İnsanı katı bir belirlenimcilik ve maddecilikle ele aldığı için suçlamalarla karşılaştıysa da, Taine bu yapıtıyla Theodule Ribot ve Pierre Janet’yle birlikte deneyci psikolojinin kurucusu sayıldı.
Yapıtı günümüzde geçerliliğini yitirmiş olmakla birlikte deney, nedenlerin araştırılması, hastalıklı durumların incelenmesi ve kişiliğin fizyolojik temeline ağırlık vererek araştırma yöntemlerinin gözden geçirilmesini sağladı. Yapıt ayrıca, olguculuk ile Hegelci idealizmi birleştirip bilimsel bir metafizik kurma çabalarında da önemli bir aşamayı temsil ediyordu. Taine’e göre bilimsel bir metafizik yaşamın asıl nedenlerinin ortaya çıkarılmasını sağlayacaktı.
1870-1871 yıllarındaki savaşta Fransa’nın Almanya’ya yenilip işgal edilmesi onu derinden etkiledi. Yenilginin ağır bir ulusal hastalıktan kaynaklandığı görüşüne vararak, son yıllarında çalışmalarını bu hastalığın nedenleri üzerinde yoğunlaştırdı. 1872’de, genel oy hakkının yarattığı sorunlar ve sonuçları üzerine yayımladığı broşür, siyasete gittikçe daha yoğun ilgi duyduğunu gösteriyordu. Ama ülkedeki siyasal istikrarsızlığın nedenlerinin incelendiği bu yapıtta da temelde tarihsel bir yaklaşım egemendi.



TARİH KURAMI :
Siyasete duyduğu ilgi Taine’i, en önemli tarihsel yapıtı “Les Origines de la France Contemporaine” (1876-93, 6 cilt; Çağdaş Fransa’nın Kökenleri) üzerinde çalışmaya yöneltti. Yer verdiği olguların ve yorumlarının doğruluğu tartışmalı olmakla birlikte, Taine incelemesini bilimsel bir nesnellikle yazdığını belirtiyordu. Yapıtta, Fransa’nın en önemli hatasının aşırı merkezileşme olduğunu, bununda ancien regimeden (eski rejim) kaynaklanıp Fransız Devrimi sırasında pekiştiğini savunuyordu. Fransız Devrimine karşı, İngiliz düşünür Edmund Burke’ü andıran düşmanca bir tutum benimsemişti. Yapıtın ilk cildi L’Ancien Regime 1876’da yayınlandı. Bunu Fransız devrimini konu alan öbür üç cilt (1878-85) izledi. Taine, 1878’de Academie Française üye seçildi.
1883’ten sonra akademik çevrelerden uzaklaşıp kent dışına çekilerek kendini tümüyle yapıtına verdi. Le Regeme Moderne’in (Yeni Rejim) yalnızca ilk cildi sağlığında basıldı (1891). İkinci cilt ölümünden sonra, Kasım 1893’te yayımlandı. Yapıtının tamamı da 1899’da yeniden basıldı. Taine’in ölümünden sonra yayımlanan öbür yapıtları, Derniers Essais de Cıritique et d’Histoire (1894; Son Eleştiri ve Tarih Denemeleri) ile yaklaşık 1861’de yazmaya başladığı, ancak tamamlayamadığı otobiyografik ve psikolojik romanı Etienne Mayran’dır (1910).
Taine öncü bir düşünür, tarihçi, edebiyat ve sanat eleştirmeni olarak tanınır ama çağdaşları üzerindeki asıl etkisi, bir “bilim kültür” olarak nitelenebilecek 19. yüzyıl Fransız olguculuğuna katkısından kaynaklanır.
Taine üzerine en önemli kaynak, ölümünden sonra karısının yayıma hazırladığı H. Taine, sa Vie et sa Correspondance’tır (1902-07, 4 cilt; H. Taine; Yaşamı ve Mektupları).
1855’de Titus-Livus üzerine yazdığı Fransız Akademisi Ödülünü kazandı. Çağdışı Fransız düşünürlerini eleştirdiği Les Philosophes Francais du XIX. Siécle’de (XIX. yüzyılda Fransa’da Klasik Filozoflar) üniversite çevrelerine egemen olan Victor Cousin’in seçmeci felsefesini yerdi ve kendi pozitivist bilgi kuramını ortaya koydu. 1861’de yayımladığı La Fontaine et ses Fables’da estetik anlayışının yanısıra, ırksal farklılıkları coğrafya ve iklim koşulları ile açıklayan Bilimsel Belirlenimcilik (Determinizm) öğretisini de ortaya koydu.
Bu öğretiyi Histoire de la Littérature Anglaise de (İngiliz Edebiyat Tarihi) daha da geliştirdi. Kültür ve edebiyat tarihine yaklaşımını sergilediği bu kitapta estetik yada tarihsel her olgunun altında aynı büyük nedenlerin olduğunu, bunların ırk, çevre ve zaman öğelerinden oluşan bir yasalar sistemi ile açıklanabileceğini savundu.
Taine felsefe sorunlarını deney ve gözlem yöntemi ile ele alır. Ona göre, felsefe, doğayı ve onun genel yasalarını açıklamaya çalışmalıdır. Çünkü bilimin konusu doğanın duyularla algılanan, görünen ve gerçekten var olan olaylarla onların bağlı bulunduğu temel ilkelerdir. Her varlık uzayan, kesintisiz bir olaylar çizgisidir. Nesnelerin, olayların karşıt durumlar alması doğa yasası gereğidir. İnsan ancak bir düşünce akışına girince (contemplation) evreni düzenleyen yüce ve uyum kaynağı varlığı kavrayabilir. Bu varlık, dinlerin savunduğundan başka bir Tanrıdır, daha açığı Tanrı doğadır, doğa Tanrıdır. Bütün nesnel varlıklar Tanrıdır. Taine göre psikolojik olaylar fizyoloji verilerine bağlıdır. Duyumlarla düşünceleri yaratan koşullar sinir odaklarını oluşturan öğelerdeki devinimlerdir. Gerçekte düşünceyi doğuran düş gücü, onu yaratan da duyumlardır. İnsanda, yaratıcı etken olarak duyum ve içgüdü dışında bir kaynak yoktur. Bütün bilgilerin kaynağı deney, deneyin algısını sağlayan duyular, duyularla alınana izlenimler ise duyumlardır.
Tüm yaşamı boyunca doğa bilimlerinin yöntemlerini insan bilimlerine uyarlamaya çalışan, ülkesinde Pozitivizm’in önde gelen savunucularından olan Taine’in görüşleri, edebiyat alanında Doğalcılık (Naturalizm) akımının kurucularından Zola tarafından benimsenmiştir.
1853’de La Fontaine’in Masalları üzerine edebiyat doktora tezini verdi. Daha sonra yolculuk hikayesi, felsefe incelemesi, Fransa tarihi ve sanat ve edebiyat tarihi gibi çeşitli alanlarda yapıtlar verdi. Ecole des Beaux-Arts’da (Güzel Sanatlar Okulu) verdiği derslerden oluşan Philosophie de I’art (Sanat Felsefesi, 1882) adlı yapıtının başlıca özelliği, olguculuğudur. Taine’in hem bilimsel hem toplumbilimsel bir nitelik taşıyan estetiği, Spinoza’nın ve doğal bilimlerin (Linné, Darwin) felsefi belirlenimciliğinin etkisini taşır. Nitekim botanik ve biyolojide kullanılan yöntem, manevi bilimlerde de örnek alındı. Taine’e göre; “Sanat yapıtlarının türünü, kendine uygun düşen türleri kabul edip öteki türleri uzaklaştıran çevre, yani törelerin ve ruhların genel durumu belirler.”
Böylece Taine, sanat yapıtlarının yaradılışını ırk (bireysel etken), çevre (coğrafi etken) ve dönem (toplumbilimsel etken) olmak üzere üç etken kuramıyla açıklar. Kendi sanat felsefesini Taine, genel sanat özelliklerini sergileyen kuralcı bir estetikle tamamlar.
Taine’in ilk eserleri özellikle edebiyat tarihi üstünedir: La Fontaine üstüne tezinden sonra, Essai sur Tite Live’i (Titus Livius Üstüne Deneme, 1856) ve Essais de Critique et d’Histoire’i (Tenkit ve Tarih Denemeleri, 1858) yayımladı. Fakat Taine her şeyden önce bir filozoftur. Condillac, Bain, Hegel ve Ecole Normale Superieure’deki profesörü Vacherot, etkisinde kaldığı başlıca ustalardır. Fizyolojinin ışığında, zihnin gelişmesi için gerekli şartları tanımlamaya çalışır. Seçmeci okulu hırpaladığı Les Philosophes Français du XIX.yüzyıl Siecle (XIX.yüzyıl Fransız Filozofları, 1857) adlı sert incelemesinden sonra en büyük eseri De l’İntelligence’ı (Akıl üstüne) yazdı ve 1870’de yayımlandı, fakat eserin temeli olan deneysel metod, uzun süreden beri bütün eserlerinde görülüyordu.
Sanatı ve edebiyatı, insan denen “üstün türden hayvan”ın tabii işlevleri sayan ve karakterlerin bağlılığı ilkesini zihne uygulayan Taine, büyük yazar ve sanatçılarda, dehanın “hakim yetenek”e bağlı olduğunu ileri sürer. Bu, mesela La Fontaine’de şiir yeteneği, Titus-Livius’ta konuşma yeteneğidir. Fakat bu hakim yetenek de coğrafi etkiler, toprak, iklim (Pireneler’e Gezi, 1955) ve özellikle ırk, an ve çevre gibi üç etken tarafından yönetilir (Histoire de la Littérature Anglaise’in –İngiliz Edebiyat Tarihi- önsözü, 1863). Taine iki ciltlik bir eserinde anlattığı (1866) bir İtalya Gezisinden (1864) sonra güzel sanatlar okulunda felsefe ve sanat üzerinde dersler verdi, bunları 1865-1869 arasında yayımladı ve Philosophie de l’Art (Sanat Felsefesi, 1882) kitabında topladı. Bu kitapta Taine, determinizmini estetiğe uyarlar ve sanatı toplumların manevi ve ahlaki evriminin tanığı olarak kabul eder.
Taine, 1848’de 20 yaşında, büyük bir fikir kaynağı olan ünlü Ecole Normale Supérieure’e girdiğinde, Fransa’da estetiğin 150 yılı bulan bir tarihi vardı. Ama Du Bos’nun ve Jouffroy’nın eserleri dışında, sanat sorunları metafizik doktrinler içinde sıkışıp kalmış, kimi zaman da ahlakın güzellikle olan ilişkisi üzerinde tartışılmıştır. Estetiğin bu cansızlığı sürüp giderken, 1845’de başlayan büyük bir devrim oldu. Bu devrim, Fransız düşüncesinin soyut akıl felsefesinden sıyrılarak deneysel bilim alanına girmesiyle başlar.
Bu tarihlerde kimyada, fizikte, astronomide, biyoloji, fizyoloji ve sosyolojide büyük atılımlar görülüyor, beyin bulgular birbirini izliyor ve bunlardan büyük bir düşünce ve bilim akımı doğuyordu. Ortaçağdaki din, Rönesans’taki sanat, 17.nci ve 18.nci yüzyıllardaki akıl kavramlarının yerini, 19.ncu yüzyılın ikinci yarısında ilim kavramı alıyordu.
Manevi olayların da bilimsel olarak açıklanabileceği inanışı gittikçe kuvvetleniyordu. Victor Cousin gibi mutlak kavramının hayranı olan bir filozof bile Sorbonne Üniversitesi’nin kürsüsünden: “Evet beyler, bana bir memleketin haritasını, dış biçimini, iklimini, sularını, rüzgarlarını ve bütün doğal coğrafyasını veriniz, size bu memlekette yaşayan insanın nasıl olacağını ve memleketin tarihinde nasıl bir rol oynayacağını ve nihayet temsil edeceği fikri şimdiden söylemeyi üzerime alıyorum.” Demekten kendini alamıyor. Böyle bir inanışın sanat alanında etkisiz kalması söz konusu olamazdı.
İşte ilmin ilerleyişiyle başı dönen bir dönemde felsefe eğitimini tamamlayan Taine, insan eserleri arasında en rastlantılı görünen, sebepsiz ve gelişigüzel doğduğuna insanın inanacağı gelen sanat eserinin de, “esen rüzgar gibi, belirli şartları ve değişmez yasaları” olduğuna inanıyor, bunları bulup meydana çıkarmak için çalışıyor.
Taine bu anlayışını ilk önce kapalı olarak La Fontaine ve masalları (1853)’nda; sonra Pireneler’e Gezi (1855)de; daha sonra da açık ve kesin olarak İngiliz Edebiyatı Tarihi (1864)’nin önsözünde ortaya koyar. Ama görüşünün, yalnız edebiyatı değil de plastik sanatları da içine alarak genişlediğini, onun 26 Ekim 1864’de Paris Güzel sanatlar Okulunda, Viollet Le Duc’ün yerine estetik ve sanat tarihi profesörü olarak geçmesi üzerine, 1865’den 1869’a kadar verdiği derslerde görürüz. Bu dersler, her yıl bir cilt olmak üzere, her biri başka bir ad altında yayımlanmış, sonra bunların özeti 1881’de, iki ciltte toplanarak “Sanat Felsefesi” adıyla kesin şeklini almıştır.
Taine’in estetik doktrini, kendisi böyle bir ayrıma gitmez görünürse de, bilimsel ve dogmatik olmak üzere iki bölüme ayrılabilir. Filozof bir yandan sanat eserlerini, tabiat olayları gibi bir takım nedenlere bağlar; bir yandan da sanatta güzelliği, nedensellik ilkesinin dışında tutar. Şimdi sırasıyla birbirine karşıt görünen bu iki bölüm üzerinde duralım.
Sanat eserinin bütün tabiî olaylar gibi, değişmeyen nedenleri vardır. Sanat eserini anlamak istiyorsak, onun meydana gelişini hazırlayan şartları bulup açığa çıkarmak gerekir. Bunlar üçtür:
1. İçinde sanat eserinin doğduğu fiziksel ve sosyal çevre,
2. Onu yaratan ırk,
3. Onun yaratılışına tanık olan tarihsel an.
Taine, ilk önce çevrenin etkisini, maddî ve manevî alanda şu satırlarla ortaya koyar: “Güneyde bulunan bir memleketten hareket ederek kuzeye doğru çıkarsanız, bir bölgeye gelince bir çeşit değişik ekinin ve bir çeşit değişik bitkinin başladığını görürsünüz: İlkin sarı sabırotu ve portakal ağacı, biraz daha sonra zeytin ağacı veya üzüm asması, biraz daha uzakta çam ağacı, sonunda liken ve yosun. Her bölgenin kendine öz ekini ve bitkileri vardır. Her ikisi de bölgenin başlangıç noktasında başlar ve bölgenin sonunda biter; her ikisi de ona bağlıdırlar. Varlıklarının şardı odur; bulunması veya bulunmamasıyla onların görünmesini veya görünmemesini gerektiren odur. Böyle olunca, bölge bir sıcaklık ve nem derecesi değil de nedir? Değişmeleriyle şu veya bu bitki türünü nasıl meydana getiren fiziksel bir sıcaklık derecesi varsa, öylece değişmeleriyle şu veya bu sanat türünü meydana getiren bir manevî sıcaklık derecesi vardır... İnsanın fikir ürünleri de, tabiat ürünleri gibi, içinde bulundukları çevre ile açıklanırlar.”
Görülüyor ki Taine, tabiat ilimlerinin nedensellik (déterminisme) ilkesini güzel sanatlara da uygulamakta ve Hollanda sanatı için: “Denilebilir ki, bu memlekette su otu, o hayvanı, hayvan peyniri, yağı ve eti, bunların hepsi birlikte, birayı da eklerseniz, memlekette yaşayan insanları meydana getirir.” Diyecek kadar aşırılığa kaçacaktır. Böylece bir sanat felsefesi “Ne cezalandırır, ne bağışlar, sadece görür ve açıklar.”
İkinci faktöre, yani ırk’a gelince, bu “insanın kendisiyle birlikte gün ışığına getirdiği, yaratılıştan ve soyaçekimden gelme, her zaman mizacın ve bedenin belirli ayrımlarına bitişik eğilimlerdir. Bunlar, halklara göre değişirler. Tabiî olarak boğa ve at çeşitleri olduğu gibi, insan çeşitleri de vardır. Kimileri cesur ve akıllı, kimileri de ürkek ve dar kafalıdır. Kimileri üstün buluşlara ve yaratışlara yeteneklidir; kimileri gelişmeleri gecikmiş olan düşüncelerden ve kavramlardan öteye geçmemiştir.”
An (moment) faktöre de “İngiliz Edebiyatı Tarihi”nin Önsözüne göre şöyle açıklanmaktadır; “İçeriden ve dışarıdan gelen güçler, hep birlikte sanat eserini meydana getirirler ve bu eserin kendisi de sonraki eserleri meydana getirmeğe yardım eder. Hiçbir sanat eseri boş bir alan üzerinde değil, önceden gelmiş olan eserlerin bıraktığı izler üzerinde yükselir. Bir memlekette, şu veya bu dönem dikkate alındığına göre, izler dolayısıyla onların üzerinde yükselen sanat eserleri de farklı olacaktır.”
Taine, yasasını doğrulamak için tanık olarak dört tarihsel durumu veriyor: Eski Yunanistan, Ortaçağ, XVII.yüzyıl, yeni zamanlar. Devamlı tehdit altında bulunan Yunan sitesinin ideali, atlet olarak yetiştirilen askerdir. Vücut yetkinliği ve güzelliği, yunan heykelinin doğmasına sebep olmuştur. Heykel sanatının başlıca teması, söz konusu Tanrı bile olsa her zaman budur.
Ortaçağdaki korkunun ve hayal gücünün aşırılığı Katedrali meydana getirmiştir. Kilisenin içi soğuk bir gölgeye boğulmuştur; oraya giren insanların ruhu hüzün doludur ve aradıkları acı düşüncelerdir. XVII.yüzyılda, davranış bilgisi, aristokrat salonlarının ağırbaşlılığı, trajediyi, Versailles bahçelerini ve klasik yazı sanatını meydana getiriyor. Nihayet yeni zamanlarda alevlenen ihtirasların büyüklüğü, yatışmayana arzuların uyandırdığı tedirginlik, kararsız düşünceleri, konusuz ve sınırsız istekleri her sanattan daha iyi dile getiren musikinin meydana çıkmasıyla sonuçlanır. Taine’in Eski Yunan, İtalyan ve Hollanda sanatı üzerine yazdığı uzun incelemeler, sanatta determinizm fikrinin aynı zamanda aydınlatılması ve doğrulanması içindir.
Şimdi Taine’in estetik sisteminde yer alan dogmatik ve idealist bölüme (“Sanat Felsefesi” 2. cilt, 5. bölüm) gelelim. Burada kökten bir değişme oluyor, yani gerçekleri gösterme yöntemi (methode constatative) bırakılarak, normatif ve dogmatik bir yol tutuluyor. Taine bu bölüme şu sorularla başlıyor: “Sanat nedir? Özü neden ibarettir?” Sonra düşüncelerini şöyle sürdürüyor: “Dikkat edilirse –diyor-, görülür ki şiir, heykel ve resim dış realiteyi taklit ede sanatlardır. Taklit sorunu üzerinde durulursa ve taklidin kopyacılık olmadığı gösterilirse yukarıdaki sorulara cevap verilmiş olur.” Taine bu sorun üzerindeki görüşünü şöyle belirtiyor: “Eğer kesin olarak, aslına tıpatıp uyan taklidin sanatta amaç olduğu sonucuna varılsaydı, taklit en güzel eserleri verirdi. Oysa gerçekte, durum hiç de böyle değildir. Mulaj, in biçimini en küçük ayrıntısına kadar veren usuldür.
Bununla beraber iyi bir mulaj, iyi bir heykelin yanına bile konulmaz... Son bir örnek olarak şunu da söyleyelim ki sanatta en yüksek amacın tam ve doğru taklit olduğu muhakkak olsaydı, en mükemmel trajedi, en başarılı komedi hangisi olurdu bilir misiniz? Söyleyeyim, cinayet mahkemelerinde geçen davaların tutanakları.”
Gerçekten bu stenolarda bütün sözler olduğu gibi bulunmaktadır. Bununla birlikte apaçıktır ki bunlarda kimi zaman tabiî bir insan hali, bir duygu taşkınlığı bulunsa bile, kaba ve yapışkan gang içerisindeki iyi bir maden parçası gibidir. Bu gang, yazara bazı bilgiler sağlayabilir, fakat kendisi bir sanat eseri değildir. Belki fotoğraf, mulaj, steno, mekanik araçlardır, makineleri işe karıştırmayalım ve bir insan eserini bir insan eseriyle kıyaslayalım diyenler bulunabilir. Şu halde, lerine noktası noktasına uygun olan eserleri gözden geçirelim.
Louvre müzesinde Denner’in bir tablosu vardır. Bu sanatçı büyüteçle çalışır ve portreyi ancak dört yılda bitirirdi. Çehrelerde ne derinin çizgileri, ne elmacıkların mermeri andıran hemen hemen en görülmez renkleri, ne burnun üzerine serpilmiş olan siyah noktalar, ne derinin altında yılan gibi uzanan mikroskobik damarların mavimtrak görünüşü, ne de içinde yakın eşyanın akisleri bulunan gözlerin parlaklığı... hiçbir şey unutulmuş değildir. İnsan bu portre karşısında hayrette kalır ve çerçeveden dışarı çıkmış gibi duran baş karşısında gözlerine inanmaz olur. Böyle bir başarı ve böyle bir sabır hiç görülmemiştir. Ama, sonunda Van Dyk’in geniş bir taslağı, Denner’in portresinden yüz kez daha kuvvetlidir ve ne resimde ne de öbür sanatlarda göz aldatıcı eserlere değer verilmez... Tam taklitte bu aşırılığa varmakla, sanatçı zevk değil, tiksinme, çoğu zaman nefret, kimi zaman dehşet uyandırmış olur.
Oysa tam tersine, yüksek İtalyan Rönesans’ının en büyük heykelcisi Michelangelo’nun Floransa’da Medici’lerin kapellasında Juliano ile Lorenzo’nun lahitleri üzerinde karşılıklı olarak uzanmış, kimi uyumak üzere olan, kimi uykuda bulunan o erkeklerde, özellikle o kadınlarda vücut kısımları arasındaki oranlar, gerçek kişilerin oranı değildir. Ne bir İtalyan köyünde, ne bir eğlence yerinde, ne bugün, ne 16.ncı yüzyılda yaşayan yada yaşamış olan hiçbir kadın o büyük sanatçının gözler önüne serdiği o kainattan tiksinen, o kocaman gövdeli umutsuz kadın ve erkeklere benzemez. Michelangelo bu örnekleri kendi dehasında, kendi kalbinde bulmuştur.
Görülüyor ki sanatta amaç, realiteyi olduğu gibi yansıtmak değildir. Bununla birlikte sanatçı realitenin bir kısmını taklit etmekten geri kalmaz. Taklidi gereken şey, nesnedeki kısımların, birbiriyle olan karşılıklı ilişkisi ve bağlantısıdır. Sözgelişi, orta boyutta bir kağıt üzerinde, canlı bir in resmini yapmak isteyen ir kimse, şüphesiz o in ne rengini, ne de büyüklüğünü meydana getirmeyi düşünmez; sadece o in oranlarını, bir kelime ile in türlü kısımlarını birbirine bağlayan tümü meydana getirmekle yetinir. Aynı şey, ressam, heykelci ve dram yazarı için de söylenebilir.
Bir edebiyat eserinde de kişilerin ve olayların sadece görünen biçimlerini değil, onların arasındaki bağlantıların, ilintilerin tümünü göstermek gerekir. Ama sanatın özünü anlamak için bu da yetmez. Çünkü büyük sanatçı, birçok örneklerinde görüldüğü gibi gerçekteki bağlantıları derin surette değiştirir. Bunların değiştirilme sebebi nedir? bu sebep, büyük sanatçının her şeyde bulunan fakat kendisini göstermeyen bir ana karakteri (caraktere essentiel) görmesi, onu belirtmek istemesidir.
Taine’e göre ana karakter öyle bir niteliktir ki bütün öbür nitelikler, değişmez surette ondan çıkarlar. Söz gelişi, aslanın ana karakteri etoburlardan bir hayvan olmasıdır. Onun gerek maddî, gerek manevî özellikleri bu karakterin sonucudur. Bunun gibi, Hollanda’nın ana karakteri de alüvyonlu oluşudur. Bu memleketin yalnız fizik çehresi değil, halkının maddî ve manevî nitelikleri de bu özellikten gelmektedir. Sanatın amacı, görülen şeylerdeki ana karakteri açığa çıkarmaktan başka bir şey değildir. Çünkü tabiat bunu tam olarak yapamamaktadır. Bu ana karakter tabiatta ancak başta gelir, oysa sanatta egemen olur. Bunu sağlamak için de sanatçı ana karakter hakkında bir fikir edinir ve onu egemen olarak göstermek üzere, gerçek şeyin kısımları arasındaki oranları değiştirip eserini yaratır. Böylece, sanatçının düşüncesine göre yaratılan eser ideal denilen şeyi ifade eder. Demek oluyor ki dış nesneler, sanatçı onları kendi görüşüne göre değiştirdiği zaman ideal oluşur. Böyle olunca, şu soru ile karşılaşıyoruz: Bütün sanat eserleri, ideali belirteceklerse, yani egemen göstereceklerse, onları nasıl sınıflandıracağız? Değerlerini nasıl sıralayacağız? Başka deyişle, sanat ve edebiyat alanında değerlendirme ölçüsü ne olacaktır?
Oğuzboyu Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-07-2008, 08:31 AM   #2 (permalink)
Oğuzboyu
Average Member
 
Oğuzboyu'ın Avatarı
 
User ID: 2120
Giriş Tarihi: 04-07-2008
Yaş: 19
Mesajlar: 258
Standart İlgi: Estetik ve sanata giriş dersi

Taine’e göre ölçüler şunlardır:
1. Sanat eserlerinde açığa vurulan ana karakterin önem derecesi,
2. Bu karakterin fayda derecesi,
3. Bir sanat eserindeki bütün unsurların aynı noktada toplanma derecesi (Le degré de convergence des effets).
İlkin ana karakter nedir ve her şeyden önce, iki karakter karşısında isek bunlardan birinin öbürüne göre daha önemli olduğunu nasıl bileceğiz? Taine bu soruyu Fransız bilgini Jussieu’nün ortaya koyduğu botanik ile zooloji bilimlerindeki bütün sınıflandırmaları mümkün kılan Karakterlerin Bağımlılığı İlkesi (Le Principe de Subordination des Caractères) ne dayanarak cevaplandırıyor. Bir bitkide veya bir hayvanda bazı karakterlerin başka karakterlerden daha önemli olduğu anlaşılmıştır; bunlar en az değişken olanlardır. Bu bakımdan güçleri öbürlerinkinden daha büyüktür. Çünkü bunlar kendilerini zayıflatacak veya değiştirecek bütün iç ve dış hallerin saldırışına daha iyi dayanırlar. Bir bitkide boy ve büyüklük, onun yapısından (structure) daha az önemlidir; çünkü içte ikinci derecede bazı karakterler, dışta ikinci derecede bazı şartlar bu kuruluşu, bu yapıyı bozmadan, büyüklüğü ve boyu değiştirirler. Yerde yayılan bezelye ve havaya yükselen akasya, her ikisi de baklagillerdendir; üç ayak yüksekliğindeki bir buğday sapı ile otuz ayak yüksekliğinde olan bambu ise aynı buğdaygillerdendir. Fransa iklimlerinde o kadar küçük olan eğreltiotu, tropiklerde kocaman bir ağaçtır. Aynı suretle omurgalı bir hayvanda memeler, organların sayısından, düzeninden ve kullanılışlarından daha önemlidir.
Taine, bu ilkeyi insana ve eserlerine şöyle uygular: Üç dört yıl süren töreler, fikirler, ruh halleri vardır ki bunlar modanın ve an’ın eserleridir. Altta, otuz, kırk veya elli yıl süren biraz daha sağlam karakterlerden bir tabaka uzanır. Romantik ruhun ifadesi olan “büyük ihtiraslar, karanlık rüyalar içinde yuvarlanan” insan bize ikinci tabakanın örneğini vermektedir. Bunun da altında, karakterleri daha önemli olan tabakalar gelir ki, ortaçağ, Rönesans veya klasik çağ gibi tam bir tarih dönemi boyunca sürüp giderler. Daha derinlere inersek, kendimizi hiç değişmeyen, bozulmayan karakterlerin karşısında buluruz. Bunlar Taine’nin “ilkel granit tabakası” dediği, milletlerin karakterleridir ki, bu milletler yaşadıkça onlar da yaşar. Bunun da altında insan ırkına özgü, bozulması imkansız karakterler bulunmaktadır. Bu manevî değerler basamaklanmasına, sanat ve edebiyat basamaklanması, basamak basamak uyar.
Bir eserde belirtilen karakterlerin daha az veya daha çok önemli yani daha az veya daha çok ilkel ve değişmez olduğuna göre o eser daha çok güzeldir.
Bir veya iki yıl süren, saz şiiri, Fars zamanına göre yazılmış küçük hikayeler vardır. Ardından, daha sürekli karakterleri belirten ve okuyan kuşaklarca şaheser sayılan eserler gibi. D’urfé’nin Astéé’sine, Mile de Scudéry’nin romanlarına gösterilen ilginin sebebi budur. Sonunda, insanın, değişmez karakterlerini ifade eden eserlerle karşılaşırız. Bunlar da ölümsüz olan şaheserlerdir. Büyük sanat eserleri gibi, bütün büyük edebiyat eserleri de derin ve sürekli bir karakteri açığa vururlar. Bu eserlerin değer dereceleri, belirttikleri karakterlerin derinlik ve sürekliliğine bağlıdır. Yeniçağların iki büyük destanı olan “İlâhî Komedya” ve “Faust”, Avrupa tarihinde iki büyük çağın birer örneğidir. “Biri ortaçağın, hayattan ne anladığın, öbürü yeniçağın hayattan ne anladığını gösterir. Bu eserlerin ikisi de kendi zamanlarında hüküm sürmüş olan iki düşüncenin varmış olduğu en yüksek doğruyu ifade eder.
Şimdi, sanat ve edebiyat eserlerini derecelendirerek değerlendirmek için, başvurulacak ikinci ölçüte geliyoruz. Bu da, önem derecelerine göre dikkate alınan karakterlerin bu defa iyilik ve fayda derecelerine göre sınıflandırılmasıdır. Böylece faydalı bir karakteri anlatan eser, zararlı bir karakteri anlatan eserden üstün oluyor. İlk önce gerçekçi ve komik karakterlere rastlanıyor: Bunlar Harpagon, Tartuff, Mösyö Homais gibi, sonunda insanı tiksindiren küçülmüş aksak insanlardır. Shakespeare’de veya Balzac’da rastlanan, güçlü ama eksik, dengeden yoksun tipler vardır. Bunlar Hamlet, Romea, Goriot veya Grandet’dir. Gerçek kahramanlar ise aşama sırasının doruğundadır. Eugenie Grandet gibi.
Karakterin önemi ve faydası, tek bir niteliğin –kuvvetin, yani sanat eserinde içerik (fond) veya konu dediğimiz şeyin- iki yüzüdür. Ama içeriğin (muhteva) bir de biçimi vardır. Bu defa biçimle ilgili bir üçüncü değerlendirme ölçüsü meydana çıkıyor. Bu da bir sanat eserinde etkilerin yöneşme (convergence) derecesidir. Sanat eserinde karakterlerin egemen olması, tabiatta olduğundan daha çok belirmesi amaç olduğuna göre, eserde bütün unsurların birleşmesi, işbirliği yapması gerekmektedir. Hiçbir unsur boş durmamalı, dikkate başka bir yöne çekmemelidir. Sözgelişi, bir tabloda, bir heykelde, bir şiirde, bir yapıda, bir senfonide bütün unsurların etkileri, sonunda birleşmelidir. Birleşme, toplanma derecesi, eserin değerini belli eder.
Edebiyatta karakterler, durumlar, olaylar, eylem ve üslup, uyuşum halinde olmalıdır. Sanatçı, etki uyandıracak unsurları, eserinde ne kadar bol sayıda meydana çıkarıp bir noktaya yöneltirse, aydınlatmak istediği karakter o nispette ağır basar. Bütün sanat şu iki kelimenin içindedir: “Bir noktada toplayarak göstermek”. Taine’nin sanat eserlerini değerlendirmek için ileri sürdüğü ölçüler işte bunlardır.
Şimdi bu doktrinin eleştirisine geçelim. Bir yanda çevreye, ırka ve an’a dayanan mutlak bir determinizm; öbür yanda determinizmle uyuşmayan bilimsel karakterli bir idealizm, bu doktrinin iki dayanak noktasını teşkil ediyor. Bu iki tezden, özellikle en sağlamı görünen birincisi, sayısız örneklere, sanat tarihinden çıkarılmış genel görüşlere, birçok devirlerin toplum, coğrafya ve ekonomi koşulları üzerine yapılmış incelemelere dayandığı halde, yanılgıya düşmekten kendini koruyamamıştır. Taine, sisteminde sanatçının kişiliğini, yaratıcılığını unutmuş görünüyor. Sanki eser,sanatçının hiçbir girişimi, çabası olmadan kendi kendine meydana gelmektedir. Büyük Fransız eleştirmeni Sainte-Beuve başta olmak üzere birçok eleştirmen, bu görüşe karşı çıkmıştır. Sanatçıyı, içinde yaşadığı çevrenin dışında görmek elbette mümkün değildir. Eğer Rousseau, 18.nci yüzyılda doğacağı yerde 19.ncu yüzyılda doğmuş olsaydı, hiç kuşkusuz yazacağı eserler yazdıklarından başka olurdu. Böyle olmakla birlikte insanı ve eserlerini, hal ve şartların kesin bir sonucu saymak da yanlıştır. Niçin büyük sanatçı, aynı çevredeki öbür insanların koşulları içinde yaşadığı halde, pek seyrek olarak görünen bir yaratıktır? Sanat Felsefesi’nin savunduğu tez doğru olsaydı, sözgelişi 17.nci yüzyılın hünerlerin gelişimine iyi hazırlanmış bir şehir olan Anvers’inde bir değil, birçok Rubens’in açtığı çığırda yürüyenlerin çoğu, bayağı eserlerden başka bir şey vermemişlerdir. İtalyan Rönesansının Roma’sı, Floransa’sı veya Venedik’inde yaşayanlar aynı manevî ortam içinde bulundukları halde, ancak bir Rafaello, bir Michelangelo, bir Leonardo, bir Tiziano yetişmiştir. Sonra bir Delacroix’in yanında bir Ingres’in varlığını nasıl açıklayabiliriz? Aynı fikir çevresinde, aynı aile ocağında yetişmiş iki kardeş oldukları halde, niçin Corneille’lerden Thomas değil de yalnız Pierre büyük bir trajedi şairi olmuştur?
Bu bakımdan, büyük sanatçıları sırf çevrelerinin ir ürünü saymak doğru değildir. Çünkü aynı çevrenin etkisi altında milyonlarca insan yaşamaktadır. Büyük sanatçılar sadece çevrelerinin birer ürünü olsalardı, çoğu zaman karşılarına dikilen bir topluluk bulunmaz, eserleri toplumca alkışlanırdı.
Taine’in bu görüşüne A. Hennequin “Toplum, sanatın ifadesidir” tezi ile karşı çıkıyor. Don Kişot gibi, Werthre gibi, René gibi büyük roman kahramanlarının toplumda üremeleri, sanatın, çevre üzerindeki etkisini gösterir.
İnsanlık tarihinde yalnız bir dönem değil de, yüzyılda içinde ayrı dönemler dikkate alınırsa sanatla çevre arasındaki ilişkinin hiç de bir neden-sonuç ilişkisi olmadığı daha iyi anlaşılır: Sözgelişi, İsa’dan önce 6.ıncı yüzyıl Yunan heykelleri ile 12.inci yüzyıl romanesk heykelleri; gene İsa’dan önce 5.inci yüzyıl klasik Yunan heykelleri ile 13.üncü yüzyıl gotik heykelleri ve gene İsa’dan önce 4.üncü yüzyıl Yunan heykelleri ile 14.üncü yüzyıl Hıristiyan heykelleri karşılaştırılırsa, bu dönemlerde sosyal ve siyasal kuruluşlar çok değişik, dinsel inanışlar ve töreler bambaşka olduğu halde, bu dönemlerin sanatlarında karşılıklı olarak bir anlayış yakınlığı, büyük bir biçim benzerliği görülür. Taine’in kuramı doğru olsaydı, bu benzerliğin görülmemesi gerekirdi.
Fiziksel çevrenin yani iklimin sanatçı üzerindeki etkisine gelince, bunu kimse görmemezlikden gelemez. Floransa resminde desenin, Venedik resminde rengin ağır basması, rastlantıya yorulamaz. Taine, bu iki sanat çığırına unutulmaz sayfalar ayırmıştır.ama sanat eserinin oluşumunu, tabiat ilimlerinin kanunlarıyla açıklamaya çalışarak basitleştirmek, Taine’in büyük yanılgısı olmuştur.
Sisteminde, sanatın özünü açıklamaya çalışan bölümler de, eleştirilere uğramaktan kurtulamamıştır. Yukarıda gördüğümüz gibi, Taine için: “Sanat eserinin amacı, gerçek şeylerdeki bir takım ana özelliği (caractére essentiel), daha yetkin, daha açık olarak göstermektedir.” Gene gördüğümüz gibi, sanatçı bu amaçla temel karakter hakkında bir fikir edinir ve o fikre göre gerçek oranları değiştirir. Böylece değişen şey fikre, başka deyişle ideale uygun düşer; yani dışarıdaki şeyler, böylece realiteden ideale geçer.
O halde sanatçının yaratıcı çalışması, eşyada bulunan temel karakteri meydana çıkarmaktan başka bir şey olmayacaktır ve aynı yetenekte olan her sanatçı gerekli olarak aynı surette davranacak, aynı fikre ve aynı ideale varacaktır. O halde sanatçı, objektif olarak eşyada bulunan temel karakteri, eserinde belirttiği ölçüde başarılıdır.


Taine, eşyadaki karakterleri ilkin daha çok, yada daha az önemli olduklarına göre dikkate alıyor, sonra da fayda derecelerine göre inceliyor. Kısaca, sanat eserlerinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerekli noktalar, ilkin temel karakterlerin meydana çıkarılması; hangi eserde bu temel karakterin daha önemli olduğunun belirtilmesi ve hangi eserlerde bu karakterlerin faydalı bulunduğunun, yani bireyin ve toplumun devamına ve gelişimine yararlık derecesi açığa vurulmaktadır. Böylece ikinci bir aşama sırası elde edilmiş oluyor. Öyle ise, sanat eserlerinin güzellik dereceleri, ifade ettikleri temel karakterin kuvvetle belirtilmesine, bu temel karakterin fayda derecesine bağlanmış oluyor. Faydalı bir temel karakterin, zararlı bir temel karaktere üstün tutulması da böylece anlaşılıyor.
Ne tuhaftır ki genel felsefesinde, psikolojisinde kuvvetli ve inançlı bir pozitivist olan ve Fransa’da töz (substance = cevher) ve öz (=essence) kavramlarını yok etmeğe çalışanların başında gelenlerden biri olan Taine, estetiğinde ters bir yol tutarak, hücum ettiği Victor Cousin’in ve çömezlerinin metafiziği kadar tözcü olmuştur. Gerçekten Sanat Felsefesi’nde: “Temel karakter, filozofların eşyanın tözü dedikleri şeydir” sözünü o söylemiştir; aslında Taine’in estetiği Hegel’in estetiğinden gelmektedir ve güzellik hakkındaki görüşü ruhçu (spiritualiste) Fransız filozoflarının görüşünden hiç de ayrıksı değildir. İlkin şu noktayı belirtelim ki Taine, temel bir ilkeyi tümüyle unutmuş görünüyor. Nesneler ve yaratıklar tek bir açıdan görünmezler, birçok açıdan görünürler. Sanatçı, gördüklerini kendi yaratılışına, eğilimlerine, geçici veya sürekli ruh hallerine, eğitimine göre seçer ve yorumlar. Aynı fiziksel çevrenin, aynı tarihsel dönemin çok farklı sanatçılar yetiştirdiği ancak bu suretle anlaşılır.
Taine, bir şeyin temel karakteri ile ideal’in aynı şey olduğunu söylemekle büyük ölçüde yanılmıştır. Filozofa göre: “Sanatçı bir şeyin parçaları arasındaki oranları değiştirirken o karakter hakkında edindiği fikri göstermek için değiştirir.” İşte kuramın yanlışlığı bu tanımlamada bulunmaktadır. Bir şeyin ana karakteri başka şeydir, sanatçının o şey hakkında edindiği fikir başka şeydir. Taine’in bütün çabası, estetik eleştiriyi, öznellikten kurtarmak, onu değişmez kesin kanunlara dayandırmak idi. Bunun için de sanat eserleri hakkındaki yargılara, ilmin metotlarını uygulamak istemişti. Oysa bir sanat eseri söz konusu olunca kendimizi, değişmez bir konunun baskısından kurtulmuş bir biçimde karşısında buluruz. Demin değindiğimiz gibi bir organizmada şu niteliğin bu nitelikten daha önemli ve daha temelli olduğunu doğrulamak mümkündür.
Ama şu eserin şu temel karakteri daha kuvvetle ifade ettiği için, hoşa gitmesi gerektiğini hiç kimseye kabul ettiremezsiniz. Hele, zararlı kişileri yaşatan bir eserin, faydalı kişileri yaşatan bir eserden daha değersiz oluğuna, sözgelişi bir Phédre’in veya Tartuff’ün değerce Andromaque’dan veya Alceste’den daha düşük olduğuna kimseyi inandıramazsınız. Taine, estetiği, bilimsel ilkeler üzerinde kurarak öznellikten kurtarmak isterken, farkında olmadan, o kadar şiddetle savaştığı öznelciliğin, bir yandan dogmacılığın kucağına düşüvermiştir.
Bununla birlikte, metafizik estetiğe şiddetle karşı çıkması ve sanat eseriyle içinde doğduğu çevre arasında bir yakınlık görmesi bakımından, gelişmekte olan estetiğe büyük katkıda bulunmuştur. Bu bakımdan, yanıldığı noktalarına rağmen bu estetik doktrin, 19.ncu yüzyılın düşünce tarihinde önemli bir yer tutar. Hele Yunan heykeli, İtalyan resmi, Rembrandt ve Rubens üzerine yazdığı sayfalar değerlerinden bir şey yitirmemişlerdir.















HİPPOLYTE ADOLPHE TAİNE’in Başlıca Yapıtları :
 Essair sur les Fables da La Fontaine, 1853 (La Fontaine’in Fabl’ları Üzerine Deneme),
 Essai sur Tite-Live, 1856 (Titus-Livus Üzerine Deneme),
 Lea Philosophes Français du XIX. siesle, 1857 (XIX. yüzyılda Fransa’da Klasik Filozoflar, 1951).
 Essais de Critique et d’Histoire, 1858 (Elestiri ve Tarih Denemeleri),
 La Fontaine et ses Fables, 1861 (La Fontaine ve Fabl’ları),
 Histoire de la Littérature Anglaise, 1863-1864 (İngiliz Edebiyatı Tarihi),
 Nouveaux Essais de Critique et d’Histoire, 1865 (Yeni Eleştiri ve Tarih Denemeleri),
 De I’intelligence, 2 Cilt, 1870 (Zeka Üzerine),
 Les Origines de la France Contemporaine, 6 Cilt, 1876-1893 (Çağdaş Fransa’nın Kökenleri),
 Philosophes Francais au XIX. siecle, (XIX.yüzyıl Fransız Filozofları, 1857); 1882’de ders notları “La Philosophie de l’Art (Sanat Felsefesi) adıyla yayınlandı.
 Voyage aux Pyrénées (Piriner’e Yolculuk),
 Voyage en İtalie, 1866 (İtalya’ya Yolculuk),
 Vie et Opinions de Thomas Graindorge, 1867, (Thomas Graindorge’un yaşam ve Düşünceleri),
 Derniers Essais de Critique et d’Histore, 1892 (Son Eleştiri ve Tarih Denemeleri),
 Nouveaux Essaia’ye (Yeni Denemeler) (1865) ek olarak yazılmış Derniers Essaia de Critique et d’Histoire’ı (Son Tenkit ve Tarih Denemeleri)(1892) ve
 Paris hayatının mizah dolu tasviri olan hatıra kitabı Vies et Opinions de Thomas Graindorge’u da (Thomas Graindorge’un Hayatı ve Fikirleri)(1867) saymak gerekir.
 Correspondances (Mektuplar) 1901-1907 arasında yayımlandı (4 cilt).

Taine sistemli bir şekilde geliştirdiği determinizmin katılığı yüzünden kınanmıştır fakat ahlâkî değerleri hiçbir zaman reddetmediği de bir gerçektir.
KAYNAKLAR

1. AFŞAR Timuçin, Düşünce Tarihi, B.D.S. Yayınları, İstanbul-1992, s. 217-240, 535-723.
2. Ana Britannica, Cilt 29, s. 1098-1011.
3. Grolier İnternational Amerikana Encyclopadia, Cilt 12, s. 465-481.
4. HANÇERLİOĞLU Orhan, Düşünce Tarihi, Remzi Kitapevi, İstanbul-1993, s. 297.
5. Meydan Larousse.
6. SENA Cemil, Estetik Sanat ve Güzelliğin Felsefesi, Remzi Kitapevi, İstanbul-1993, s. 56-57, 70-71.
7. TAİNE Hippolyte, XIX. Yüzyıldaki Fransa’da Klasik Filozoflar.
8. Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, Cilt 5.
9. YETKİN S. Kemal, Estetik Doktrinler, Bilgi Yayınevi, s. 193-213.
Oğuzboyu Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Etiketler
estetik ve, giriş dersi, sanata

Konu araçları

Gönderi Kuralları
Kendi yeni konularını düzeltemezsin
Kendi mesaj cevap yazamazsın
Kendi mesaj eklentilerini düzeltemezsin
Kendi mesajlarını düzeltemezsin

BB Kod Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 07:34 PM.


Desteklediklerimiz
Reseller Hosting, Dedicated Server, ahosting.biz, ozmena Forum, Uyuz Adam, Number1Forum


Powered by vBulletin® Version 3.7.3 Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO