Ana Sayfa   Forum   Bloglar   Albümler   Sinema   Yerli Dizi   Yabancı Dizi   Gruplar

AtaBB Forum   Türkçe-Turkish İngilizce-English

 Advanced Search

ATABB


Her Zaman Daha İyisini Arayanın

 

Geri Git   AtaBB Community > AtaBB Forum > Ansiklopedi

Ansiklopedi Sınırsız ansiklopedi. Bir çok konuda bilgi verebileceğiniz bölüm.

Konunun Derecesi - Savunucu Iletisim.

Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 08-07-2008   #1 (permalink)
Oğuzboyu
Average Member
 
Oğuzboyu'ın Avatarı
 
User ID: 2120
Giriş Tarihi: 04-07-2008
Yaş: 19
Mesajlar: 258
Standart Savunucu Iletisim

Savunucu Iletisim
--Insan yasaminin devami için yakin iliskinin zorunlu olduguna
inaniyorum. Hatta kisinin bir degil, birçok yakin iliskiye ihtiyaci vardir.
Genis aile ve yakin komsuluk gibi, sanayi öncesi toplumlarda bulunan
ve simdi ortadan kalkmaya yüz tutmus olan birincil gruplar,
gelenekçi toplumlarda yakin iliskilerin gelistirildigi ve sürdürüldügü
ortamlari olusturmaktaydi. Bu birincil gruplarin yerine geçecek ve
onlarin islevlerini görecek türden yeni ortamlara gereksinme vardir.
Bu inancimi, birey ve toplum iliskisi yönünden bir varsayim olarak
dile getirmek isterim:
Bir insan, yasaminda üç ya da dört yakin iliskiye sahipse, mutlu ve
saglikli olabilir. Bir toplum, bireylerinin her biri yasamlarinin her
döneminde üç ya da dört yakin iliski gelistirmisse, saglikli bir toplum
olabilir.
Tarihte bilinen bütün toplumlar, içinde yasadigimiz karmasik
modern toplum disinda, bireylerin üç ya da dört yakin iliski gelistirmesine
imkan verecek kosullari yapilarinda bulundurmuslardir. Sanayilesmis
Bati toplumu, insanlik tarihinde bu yakin iliskiden insanlari
yoksun birakmaya zorlamis ilk toplumdur. Eger yukarida öne
sürdügümüz varsayim dogruysa, toplumumuzun ana temelleri tehlikede
demektir.-- (Alexander, 1967.)
Türkçe'deki --dost-- sözcügü, Kaliforniya Üniversitesi profesörlerinden
Charles Alexander'in sözünü ettigi --yakin iliski--nin anlamini
karsilar. Türk kültüründe önemli bir yeri olan, yasamimizda özlemle
aranan --dostluk--, hikayelerde, türküler ve sarkilarda sik sik dile getirilen
bir konudur. Iste bu bölümde, teknik deyimiyle --yakin iliski--,
günlük dilde --dost-- ya da --dostluk-- sözcügüyle belirtilen olayin
gerçeklesmesine engel olan savunucu iletisim üzerinde duracagiz. Savunuculuk
konusunu degisik yönleriyle tartismaya baslamadan önce,
bir hikayeden esinlenerek Amerikali çocuk psikologu Charles C. Finn
tarafindan yazilmis bir siiri sizlerle paylasmak istiyorum.
SÖYLEMEDIKLERIMI ISITIN LÜTFEN
Bana aldanmayin!
Yüzüm bir maskedir,
Sizi aldatmasin.
...
Binlerce maskem var,
Çikarmaya korktugum,
Ve,
Hiçbiri ben degilim...
Olmadigimi göstermek
Ikinci dogam oldu.
...
--Kendinden emin biri-- dersiniz
Sanki güllük gülistanlik
Benim için her sey...
Adim güven belirtir,
Ve,
Oyunumun adi
--Agirbasliliktir--.
Içimde ve disimda denizler sakin,
Her seyin kumandani ben...
Kimseye gereksinme duymayan
Ben...
Fakat, inanmayin bana,
Lütfen!..
...
Her sey dista düzgün ve cilali,
Hiç yipranmayan, her zaman saklayan
O maske!..
Altta ne güven, ne de rahatlik...
Altta,
Karisiklik, korku ve yalnizlik içinde bocalayan
Gerçek ben!..
Ama saklarim bu gerçegi savunuculukla...
Kimsenin bilmesini istemem...
Zayif taraflarimi düsündükçe,
Titrer ve sararirim...
Ya baskalari görürse iç dünyami...
Gerçek ben ve yalnizligimi!
Iste,
Maskelerimi onun için takarim...
...
Onun için, arkalarina saklanacak
Maskeler yaratirim...
Onlar,
Gösteriste kullanabilecegim
Parlatilmis yüzlerim.
Beni korur, bakan gözlerden...
Beni oldugum gibi kabul edecek,
Sevecek
Bakislar bulamazsam,
Solacak kuruyacak gerçek ben...
Ve,
Ben bunu biliyorum.
Beni kendi maskelerimden kurtaracak,
Kurdugum hapishaneden kaçiracak
Diktigim engellerden asiracak,
Beni seven,
Beni anlayan.
Bakislar olacak.
Bana,
--Sen degerlisin-- diyecek,
--Maskesizken, daha bir insansin--
--Daha yakin, daha bir dostsun--
Diyecek bir bakisa
Beni gören bir bakisa
Muhtacim...
...
Benim yanima sokulman kolay olmayacaktir!..
Uyaririm seni dost!..
Uzun yillar kendini yetersiz hissetmis ben,
Sana kendini kolayca açamayacaktir...
Bütün gücümle tutunacagim maskelerime,
Ne kadar sokulursan yakinima,
O denli siddetli geri itecegim seni...
Kim oldugumu merak ediyor musun?
Hiç merak etme...
Ben çevrendeki
Her erkek ve kadinim....
Maske takan her insanim.
(Çeviren D. C.)
Siz hangi tür maskeler takiyorsunuz? --Söylemediklerimi Isitin
Lütfen-- siirinde dile getirilen duyguyu içinizde hissettiginiz oldu
mu? Içinizde hissettiklerinizi baskalarinin anlamamasi için çaba
gösterdiginiz olmuyor mu? Hatta, kendi kendinizi bile aldatmaya çalistiginiz
olmaz mi hiç? Hani içinizde duydugunuz seyleri bogmaya
ugrasir, ya da onlari duymamak için kendinizi baska faaliyetlere verir,
o da olmadi gülüp geçmeye çalisirsiniz ya... Iste öyle bir duygu.
Diger insanlarla iliskilerinde hiç maske takmadigini dürüstlükle
söyleyebilecek insan azdir. Baskalariyla iliski kurarken dikkatli olmaya
ve kendini korumaya herkes gerek duyar. Fakat kimi insan sürekli
maske takarken, kimi buna daha az gereksinme duyar. Kendine
güveni olan kisiler, genellikle, daha az maske takarlar.
Bu bölümde, kullanilan --maskeler-- sorununa ayrintilariyla deginmek
istiyorum. Bu maskeler nerede ve ne zaman kullanilmaya
baslaniyor? Bunlari takarak ne ya da neler korunuyor? Kisinin kendine
açiklamak, karsi karsiya gelmek istemedigi yanlarini saklamak
için kullanilan savunma mekanizmalari nelerdir? Bu sorularla iliskili
olarak, ne gibi tutumlarin kisiyi daha savunucu yaptigini ve bu savunuculugun
derecesini azaltmak için neler yapilabilecegini tartisacagiz.
BIR GÖRÜNÜM OLUSTURMAK
Temelden baslayalim: Insanlar acaba niçin maske takiyorlar? Bu sorunun
karsiligi, kisinin yetistirilis biçimiyle, büyüdügü toplumsal
çevrede yatar. Büyük bir çogunlugun paylastigi normal bir sosyoekonomik
ortamda büyümüs bir kimseyseniz, siz de, baskalarinin
karsisina en iyi görünümünüzle çikmayi ögrenmissinizdir. Çünkü
yetistiginiz sürece çevrenizde, asagidaki türden sözleri sik sik isitmis
olacaksiniz:
--Elini yüzünü yika, yoksa seni dilenci çocugu sanacaklar!...--
--Saçini tara, disini firçala. Ögretmenin, --Bu çocugun annesi
babasi yok mu?-- diye düsünmesini istemezsin, degil mi?--
--Itibar giyimdedir. Giyimine dikkat et!--
--Için kan aglasa da, distan yüzün güleç olsun. Ele güne zayif
yanlarini gösterme.--
Bu sözlerin etkisi yavas yavas bizlerde su anlayisi gelistirir: --Oldugum
gibi görünürsem herkes benimle alay eder, beni horgörür...
Onun için nasil düsündügümü, nasil hissettigimi göstermemeliyim...
Gerçek olan duygu ve düsüncelerimi saklamaliyim... Karsimdakilerin
görmek istediklerini göstermeliyim yalnizca. Yoksa beni adam
yerine koymazlar, sosyal itibarim sifira iner!--
Baskalari tarafindan kabul edilmek için disariya sosyal benlik
gösterilir. Sosyal benlik, diger insanlari düsünerek olusturulan görünüs,
düsünce, davranis ve duygularin bir bilesimi, bir sentezidir.
Sosyal benlik bilinci oldugu gibi, bir de iç benlik bilinci vardir. Bu da,
görünüs, düsünce, davranis ve duygularin kisiye görünümü, onu etkileyis
biçimidir. Bu etki, son derece ona özgü ve onun iç dünyasina
ait bir bilesim olusturur. Iste buna iç benlik bilinci adi verilir.
Bu disa ve içe dönük benlikler birbirleriyle sürekli etkilesim
içindedirler; aralarinda hiç bitmeden süregiden bir --diyalog-- vardir. Bu
diyalog, kisiligi olusturan temel ögelerden biridir. Disadönük sosyal
benligi bireyin yasantisinin tümünü egemenligi altina almissa, bu
kimse kendisine en yakin olanlarla beraberken bile, davranislarini
hep --baskalarini düsünerek-- yapar; dis merkezlidir. Böyle bir kisi,
uzun yillar birlikte çalistigi kimseler, hatta ayni yastiga bas koydugu
esi için bile, --iç dünya--sini açamaz; bir anlamda yabanci biridir. Sosyal
benligi ve iç benligi arasinda denge kurabilmis bir kimse duygu
ve düsüncelerini, ortam ve konustugu kisi uygunsa paylasabilir; kendi
merkezlidir. Onunla birlikte çalisanlar ve yakin iliski içinde olanlar,
onun nelerden hoslandigini, ne gibi özlemleri oldugunu, üzüntüsünü
ve nesesini bilebilirler.
Disa dönük sosyal benlik toplumsal yasamin bir gereksinimidir.
Bu gereksinimi karsilamak için sosyal maskeler kullanilir. Sosyal
maskeleri kullanmaya yönelten böyle bir gereksinim acaba nereden
kaynaklanir? Simdi bu konuyu ele alalim.
NEDEN SOSYAL MASKELER TAKARIZ
Sosyal maskeler takarak iletisim kurulmasinin temel nedenlerinden
biri, --kabul edilmek--, baskalarinca uzaga itilmemek istegidir. Her
maskeli iletisimin altinda, --sana nasil bir kisi oldugumu, ne düsündügümü,
neler hissettigimi oldugu gibi söylersem, beni kabul etmez,
benimle alay eder, ya da bana kizarsin;-- anlayisi vardir. Böylece ne
oldugumuzu degil, baskalarinin bizi nasil görecegini düsünerek, iletisimde
bulunuruz.
Normal sartlar altinda; kimse yalanci ve sahtekar olmak istemez.
Fakat digerleriyle iletisiminde, içinden geçenleri oldugu gibi açikça
söylerse, kisi iç dünyasinin reddedilme tehlikesini göze almis demektir.
Herkes, her yerde ve her zaman bu riski göze alamaz ve almamalidir da.
Gelisigüzel herkese kisinin kendi iç dünyasini açmasi
saglikli bir davranis degildir.
Bu nedenle sosyal maskeler, insan iliskilerini kolaylastirici, gereksiz
sürtüsmeleri ortadan kaldirici önemli bir islev görürler. Ne var
ki, yakin iliski içinde oldugumuz, yasamimizi paylastigimiz kimselerle
iliskilerde bu sosyal maskeleri kullanmak, bizi onlardan uzaklastirir,
sahte ve güvensiz bir ortam yaratir. Maskeleri o kadar sik
kullanabiliriz ki, bu --göstermelik-- davranis, ikinci bir doga haline
gelebilir.
Bazen baskalari tarafindan kabul edilme istegi ya da onlardan
korku, gerçek duygu ve düsünceleri göstermeyi engeller. Böylece, iste,
es seçmede, ana-babayi memnun etmede, kisi, kendisiyle hiç ilgisi
olmayan davranislar gösterebilir.
Her bireyin degisik konularda kendine özgü bir düsüncesi, bir
anlayisi vardir ve bu düsüncenin bir baska kimseninkinden farkli olmasi
dogaldir. Bir toplumda --herkes benim gibi düsünmelidir, benim
düsünce tarzim en dogrusudur-- tutumu agir basarsa, akilci tartismalar
yerine duygusal çatismalar ortaya çikar. Akilci tartismanin
gerçeklesemeyecegini bilenler, duygusal çatismaya girmek istemediklerinde;
karsisindakilerle, gerçekte olmadiklari halde, hemfikirmis
görünürler. Bu tür durumlar, asagidaki öyküde de gösterildigi
gibi, toplumumuzda sik sik ortaya çikar.
Çok Sükür
--Kadiköy'de, Bostanci'ya giden tramvayin ikincisine zor atladim.
Hemen tramvay kalkti. Arka sahanlikta sekiz kisiydik. Önce sekizimiz de
sahanliga yerlesmeye çalistik. Aba terlik üzerine lastik giymis,
sapkasi keçelesmis, ihtiyar, elindeki çikini, tramvayin arka penceresinin
önüne koydu. Kasketli, orta yasli biri de üstü samanla örtülü sepeti
tramvayin demir sandiginin üstüne yerlestirdi. Bezgin yüzlü yolcuya:
--Sakin dayanma birader, içinde yumurta var,-- dedi.
Yol boyunca sekiz kisi arasinda, süren konusma hep bu yumurtadan
çikti. Ama yumurta olmasaydi, yine bir konusma konusu bulunurdu.
Ister yumurta olsun, ister çivi, ister hava... Dilegimiz, içimizi
bosaltmak degil mi?
Kendisine yumurta sepetine dayanmamasi söylenilen:
--Kaça aldiniz?-- diye sordu.
Soran adamin yüz çizgileri, sanki yerçekimi etkisiyle asagi dogru
sarkmisti. Öbürü:
--Sorma,-- dedi. --Ates pahasi...--
Sapkasi keçelesmis ihtiyar:
--Simdi ates pahasi olmayan ne kaldi?-- dedi. --Her sey öyle...--
Bir ben ses çikarmadim, bir de mesin ceketli, kara biyikli adam
Öbür alti kisi, --amin-- der gibi hep bir agizdan:
--Dogruu...-- dediler.
--Simdi ne ucuz ki?--
--Ucuzluk rüya oldu beyim, rüya...--
--Bakalim, bu gidisin sonu nereye varir?--
--Allah sonumuzu hayreylesin.--
--Ben bu gidiste hayir görmüyorum.--
--Bir gün önce iki liraya aldigim mal, ertesi gün iki buçuk lira
oluyor? Bu nasil istir? Sen evinde uyurken, onlar uyumuyor, gece sabaha
kadar fiyatlari yükseltiyorlar.--
--Pahaliliga da eyvallah... Ille velakin piyasada mal da yok birader.--
Alti yolcu ayri ayri dert yaniyor, her birinin yargisini öbürleri:
--Eveeet...--
--Dogru, çok dogru...--
--Haklisin...--
Diye onayliyarlardi. Tramvay Altiyolda durdu. Inen olmadi. Bir
yolcu daha bindi, aramiza sikisti. Yumurtalarin sahibi:
--Geçim çok zorlasti,-- dedi. --Eskiden ekmek aslanin agzindaydi.
Simdi, affedersiniz, aslanin ta gerisinde, sok elini de çikar
bakalim.--
Yeni gelen yolcu hemen söze karisti:
--Her sey pahali, ama ev kiralari tuz biber...--
Hep birden, yine --amin!-- der gibi:
--Dogruuu...-- dediler.
Kimi pahaliliktan, kimi kiralarin yüksekliginden, kimi aranan seyin
bulunmamasindan, kimi de istimlaklerle yikilan yapilardan dert
yaniyordu. Ben orada konusulanlari yazmaktan çekinirim dogrusu.
Öyle cosmuslardi ki, sanki bu adamlar gecenin bir vakti islerinden
yorgun argin dönüp evlerine gitmiyorlar da su geçim sikintisini
protesto için mitinge gidiyorlardi. Konusmalari perde perde yükseldi,
nutuk oldu.
Içimden, --Etmeyin, eylemeyin arkadaslar, yanip yakilmakta az
buçuk hakkiniz var, ama büsbütün de sizin dediginiz gibi degil. Hem
böyle ileri geri konusursaniz eninde sonunda basiniz bir gün belaya
girer,-- demek geliyor, ama korkumdan sesimi çikaramiyordum. Kizgin
adamin önünde durmaya, üstüne varmaya gelmez. Döverler de,
sögerler de... Onlarin düsüncesine katilmadim, en iyisi hiç sesimi çikarmamak.
Tramvay Yogurtçu duragindan kalkinca, sahanliktakilerin homurtusu,
bagirtisi da son perdeyi bulmustu. O zamana kadar benim gibi
hiç konusmayan mesin ceketli, kara biyikli adam artik dayanamadi:
--Kim demis aranan sey bulunmuyor diye?.. Her sey var çok
sükür...-- diye bagirdi.
Bu çikisi yapan adamin yerine ben korktum. Bir kavga çikabilir,
sahanliktaki yedi kisi mesin ceketlinin üstüne çullanabilirlerdi. Ayri
ayri yedi kisiyi inceledim. Onlar da mesin ceketliye bakiyorlardi. Bir
sessizlik geçti. Mesin ceketlinin ne dedigini, ne demek istedigini anlamamis
gibiydiler. Adam saka mi ediyor, yoksa dosdogru mu söylüyor?
Mesin ceketli:
--Bir yok, yok diye tutturmus gidiyoruz,-- dedi. --Ne yokmus?
Arayinca her bir sey bulunuyor çok sükür...--
Öbür yedi kisi sersemlemislerdi. Ilk kendine gelen, suratinin çizgileri
akmis gibi asagi sarkik adam oldu:
--Çok sükür... Her bir sey bulunuyor.--
Ötekiler, yine --amin!-- dercesine hep bir agizdan:
--Pahalilik da yok çok sükür...-- dediler.
Az önce pahalilik üzerine en keskin nutku çeken:
--Pahaliligi yaratan biz kendimiziz,-- dedi. --Pahalilik var, pahalilik
var diyerekten zorla pahalilik yaratiyoruz.--
--Evet... Yok, yok diye her bir seyi kuruttuk. Üstümüze ugursuzluk
çöktü. Her sey var çok sükür.--
Oğuzboyu Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Sponsor Bağlantılar
Eski 08-07-2008   #2 (permalink)
Oğuzboyu
Average Member
 
Oğuzboyu'ın Avatarı
 
User ID: 2120
Giriş Tarihi: 04-07-2008
Yaş: 19
Mesajlar: 258
Standart İlgi: Savunucu Iletisim

--Çok sükür...--
--Çok sükür...--
Mesin ceketli:
--Ben size hesap edeyim de görün,-- dedi. Ben soförüm. On alti yil
önce ayda yüz yirmi bes liraya çalisirdim. O zaman sekerin kilosu
otuz kurustu. Simdi seker iki lira. Ama benim ayligim da alti yüz lira
oldu. Ne olmus? Seker pahalanmis, ama kazançlar da artmis!--
Öbürleri:
--Artti çok sükür...-- dediler.
Pahaliliktan söz edenlerden biri:
--Dogru,-- dedi. --simdi para bol çok sükür, para bol.--
--Çok sükür.--
--Bir hamal bile günde on bes liraya para demiyor.--
--Demiyor çok sükür.--
Sapkasi keçelesmis ihtiyar:
--Yoklugu yaratan, pahaliligi yaratan biz kendimiziz,-- dedi. --Biri
çikiyor, --Çay yok--, diye ortaya bir laf atiyor. Ondan sonra herkes
beser, onar paket çay aliyor. Sonra neymis, çay yokmus. Yok olur tabii.
Çok sükür her bir sey var.--
--Çok sükür, bol bol var.--
--Çok sükür.--
Feneryolu duraginda yolculardan biri:
--Çok sükür, çok sükür...-- diyerek tramvaydan indi.
Mesin ceketli:
--Tabii, simdi kalkinma var,-- dedi. --Kalkinma oldugu için de disariya
mal satiyoruz, disaridan mal almiyoruz. Iste o yüzden de birkaç
sey bulunmuyor.--
--Çok sükür-- demeye alisanlardan biri:
--Bulunmuyor çok sükür,-- dedi.
Hemen kirdigi potu düzeltti:
--Kalkinma,-- dedi. --Yalniz birkaç sey bulunmuyor. Zamanla onlar
da bulunur çok sükür.--
--Çok sükür.--
Mesin ceketli:
--Çok sükür,-- dedi. --Su Istanbul, Istanbul oldu olali böyle bir kalkinma,
böyle bir imar görmüs mü?--
--Görmemis çok sükür. Yani, simdi görüyor. Hazreti Sultan Fatih'ten
beri kazma yüzü görmemis sokaklar açiliyor.--
--Açiliyor çok sükür.--
--Ne var, ne yok yikiyorlar.--
--Yikiyorlar çok... Yani yollar açiliyor.--
Caddebostani'na kadar --çok sükür-- dualariyla geldik. Sahanliktaki
yolcular teker teker inmisler, Caddebostan'dan sonra mesin ceketliyle
sahanlikta karsi karsiya kalmistim. Birden:
--Siz ne düsüncedesiniz? Deminden beri hiç konusinadiniz,-- demesin mi?
Al basina belayi, hem de püsküllü bela. Omuzlarimi kaldirip basimi
içime çekip, iki elimi yana açtim. Yani, --Bilmem ki, ne diyeyim!--
demek istiyordum. Ben, ne ilk konustuklari kadar kötümser, ne sonradan
--çok sükür-- dedikleri gibi iyimserdim.
Mesin ceketli bir daha sordu:
--Siz ne dersiniz?--
Tramvay çok hizli gitmese hemen atlayiverecegim. Mesin ceketli
zorba. Bir daha basimi omuzlarimin arasina çekip ellerimi yana açtim,
dudaklarimi büzdüm.
Mesin ceketli:
--Bu alçaklar var ya,-- dedi.
--Hangileri?-- diye sordum.
--Deminden beri --çok sükür-- deyip duranlar.--
--Evet...--
--Simdi onlarin hepsi bana küfür ediyor. Burada çok sükür derken
bile içlerinden geçenleri biliyordum. Bunlar nereye çekersen oraya
gider. Yeter ki çeken kuvvetli olsun. Böyleleri ne Isa'ya yar olur,
ne de Musa'ya dost olur.--
Tramvay Erenköy'e geliyordu.
--Ne dersiniz, pahalilik var mi?--
Mesin ceketlinin nasil bir karsilik istedigini anlayamadigim için
zor bir duruma düsmüstüm.
--Aranan sey bulunmuyor mu? Pahalilik var mi?--
--Çok sükür,-- dedim.
Tramvay durdu da hemen yere atladim. Elbette --çok sükür;-- mesin
ceketliden kurtulmustum.-- (Nesin, 1967.)
:::::::::::::::::
aman Tanrim
ilk defa simdi anladim
bu otobüsteki herkesin
elbiselerinin altinda
çirilçiplak oldugunu
:::::::::::::::::
SIZIN MASKELERINIZ
Toplum yasaminda insanin sürekli kendisi olmasi mümkün degildir
kuskusuz. Ancak bu, kisinin sürekli olarak maskeli gezmesi gerektigi
anlamina gelmez.
Simdi yine kendimize dönelim. Siz ne tür maskeler takiyor, nasil
bir görünüm vererek kendinizi baskalarina sunmak istiyorsunuz? Bu
konuyu irdelemenize yardimci olacak, yol gösterici birkaç soru ve
yöntem sunalim size:
Önünüzdeki iki gün süresince, gerçekten kendinizi degil de, baskalarini
memnun etmek için yaptiginiz davranislarin farkina varmaya çalisin...
Günlük iletisiminizde ne denli sik maske takiyorsunuz?
Bu kadar maske takmaktan hosnut musunuz? Bunlari hangi kosullarda
kullaniyorsunuz? Bu davranislarinizdan memnun musunuz?
Maske takmak size (doyum, sikinti vb. gibi) ne tür duygular veriyor?
Yukardaki incelemeden sonra buldugunuz sonuçtan hosnut musunuz?
Degilseniz acaba ne yapabilirsiniz? Vardiginiz sonuçlari ve
gözlemlerinizi yakin bir dostunuzla tartisirsaniz daha fazla bilgi
edinebilirsiniz.
BENLIK BILINCI TEHDIT EDILDIGINDE
ORTAYA ÇIKABILECEK DAVRANIS TÜRLERI
Insan yasaminda öyle anlar vardir ki, kendisini mutlaka korumasi
gerektiginden, savunucu bir iletisim içine girmesi zorunludur. Çünkü
karsida, benligine saygi göstermeyen, kendisini korumazsa onu
ezip geçecek olan kisiler vardir. Saldirganligin bulundugu böyle durumlarda
kisi, bütün gücüyle kendini savunur. Bu durumda kalan
sadece kisinin kendi olmayabilir; yakinlarinin, sevdigi kimselerin
zor durumda kaldiklarini gördügü zaman da onlari savunma geregini
duyar.
Saldirgan davranis, ister açik bir biçimde isterse örtük bir biçimde
olsun, iletisimde savunmayi dogurur. Konusan kisi saldirgan
davranisinin farkinda olmayabilir; ancak onun farkinda olmayisi sonucu
pek degistirmez. Çünkü dinleyen, davranislarini onun farkinda
olus ya da olmayisina göre degil, kendi iç dünyasi çerçevesinde degerlendirir.
Örnegin, bir kimseye, --Keske bir saat önce gelebilseydin, o zaman
islerimiz çok kolaylasmis olurdu!-- dendiginde, bu kisi kendini
geç geldiginden dolayi zaten suçlu hissediyorsa, birdenbire savunuculugu
artacak ve:
(A) --Kabahat sende. Ben nereden bileyim bu isin bu kadar önemli
oldugunu. Bana daha önce söyleyemez miydin?-- gibi bir cevap verecektir.
Ama söz konusu kisi, kendini suçlu hissetmiyorsa, o zaman daha
rahat konusabilir ve kendini savunma ihtiyacini o denli hissetmez
ve:
(B) --Yaa, keske gelebilseydim. Neyse, simdi biraz daha hizli çalisir,
geç gelmemi telafi ederim,-- seklinde cevap verebilecektir.
Bir insan geç geldiginden ötürü niçin kendini suçlu hisseder ya
da hissetmez? Bu sorunun cevabi, o kisinin benlik anlayisinda yatar.
Daha önce de görüldügü gibi, iki düzeyde benlik anlayisindan söz
edilebilir: 1. Görünen benlik; 2. Ideal (yani olmasi istenen) benlik.
Görünen benlik düzeyinde kisi geç kalma davranisini göstermistir. Fakat
ideal benlik düzeyinde --geç kalmak-- istenmeyen bir davranistir. Istenmeyen
bu davranisi, kisi benlik kavraminin bir parçasi olarak rahatlikla
kabul edemez... --Ben sözümü tutmayan, tembel ve güvenilmez bir adamim--
tanimini benlik kavraminin bir parçasi olarak görmek,
kisiye zor geleceginden, bu davranisa baska nedenler arar. Bir
baska deyisle, benlik kavramini savunacak, hatayi kendinde görecek
yerde, kendisinin disinda arar.
Yukaridaki örnekte, --Kabahat sende...-- biçiminde konusan kisinin,
zamaninda isinin basina gelme konusunda görünen benligiyle,
ideal benligi arasinda bir bosluk, bir çeliski vardir. Ruhsal gerginliklerin
birçogu gerçek ve ideal benlik arasindaki bu çeliskiden kaynaklanir.
Belirli bir konuda bireyin yaptigiyla, yapmak istedigi ayni degilse,
bu konuyla iliskili olarak savunucu davranisi daha sik ortaya
çikar. Görünen benlikle, ideal benlik arasindaki çeliskilerden dogan
bu bosluklara, duyarlilik noktalari adi verilir. Yukarida verilen örnekte,
(A) bireyi için geç kalma davranisi bir duyarlilik noktasi olusturdugu
halde, (B) bireyi için böyle bir sey söz konusu degildir.
Duyarlilik noktalari söz konusu olunca, kisiler psikolojik savunmaya
geçerler. Psikolojik savunma, kendilik anlayisini oldugu gibi sürdürebilmek
için, dis dünyayi biraz degistirerek davranisi akla yakin gösterebilme
çabasidir. Davranisini akla yatkin gösterebilme çabasi içinde olan
kisi, gerçekleri saptirir; böylece, --çarpitilmis-- dünyada görünen seyler
ile, kisinin ideal benligi tutarli gözükür.
Psikolojik savunma mekanizmalarina geçmeden su noktayi kisaca
belirtmekte yarar var: Savunucu olmak her zaman zararli ve kötü
degildir. Savunma, ruhsal saglik açisindan bazen gerekli ve yararli
bir davranistir. Fakat savunma, kendini sik gösteren bir davranis haline
gelir ve asiri derecelere ulasirsa, sosyal iliskileri gerçekçi bir zeminde
sürdürmeyi engeller ve uyumsuz bir davranis kaynagi haline gelir.
PSIKOLOJIK SAVUNMA MEKANIZMALARI
Mantiga bürüme: Kisi, mantiga uygun, ama, gerçekte var olmayan
nedenler bularak kendilik kavramini korur, gerçekler karsisinda
incinmesini önler.
Örnegin, kopya çeken bir ögrenci, kopya çekme davranisiyla ilgili
bir sürü neden bulur: Sinavdaki sorular o kadar zordur ki, eger kopya
çekilmese kimse iyi not alamaz... Ögretmenler de ögrenciyken
kopya çekmislerdir, vb.
Telafi (Giderim): Insanin kendi eksikligini gidermek amaciyla
kullandigi bir savunma mekanizmasidir. Kisi yetersiz oldugu bir
alanda bu eksikligini gidermek için çalisacak yerde, bu eksikligini
saklamak amaciyla güçlü oldugu bir baska alana önem vermeye baslar.
Söz gelisi, aile yasaminda mutsuz olan kisi, aile içindeki uyumsuzlugu
nasil giderecegini bilemez, bu konuda kendini yetersiz ve
eksik hisseder ama buna karsilik kendini is yasaminda yetenekli bulursa,
aile mutlulugunu saglamak için çaba gösterme yerine, kendini
is hayatina verir.
Yine ayni biçimde, doyumlu bir sosyal iliskiye girememis bir üniversiteli
genç, kendinden ve yetistirilis biçiminden ileri gelen eksiklikleri
gidermek için çaba harcayacak yerde, bütün enerjisini basarili
oldugu derslere verir, kendini sosyal yasamdan tümüyle soyutlar.
Eger bu genç, derslerinde de pek basarili degilse, enerjisini baska
yollara yönlendirebilir. Örnegin, politik tutumuna uygun bir asiri
akima girerek bütün enerjisini o yönde kullanabilir.
Tepki olusturma: Birey, gerçek duygularinin tam karsitini gösterme
yoluyla da benlik bilincini savunur. Örnegin, toplantilarda herkesten
daha neseli görünen, her seye gülmeye hazir olan kisi, belki
de gerçekte mutsuzdur; fakat bunun tam tersini yaparak gerçek duygusunu
saklar.
Yeniden evlenmesine, küçük çocugunun bir engel olusturdugunu
düsünen dul anne, içten içe çocuguna duydugu kin ve öfkesini, çocuguna
asiri bir ilgi ve sevgi göstererek saklama çabasina girebilir.
Yansitma: Yansitma kendini iki biçimde gösterir. Kendi eksiklikleri
ve beceriksizliginden dogan aksakliklari baskalarina yüklemek,
birinci yansitma türüdür. Örnegin, gol atamayan futbolcu, basarisizliginin
nedeni olarak, takim arkadaslarinin iyi pas vermemelerini
gösterir.
Ikinci yansitma türü, istenmeyen, kabul edilmeyecek türden arzu
ve tutumlari, baskalarina yakistirma egiliminden kaynaklanir. Bekarliginda
çok çapkinlik yapmis erkekler, evlenince eslerine güvenmezler.
Eslerinin normal arkadaslik iliskilerini bile kiskanan bu kimseler,
kendi tutumlarini eslerine yansitiyor olabilirler.
Özdesim: Kendisinden emin omadigi ya da kendisini pek begenmedigi
zamanlar, kisi, bir baska kimseyi taklit eder; kendi duygu,
düsünce ve davranislarina onu alir. Bir konuda konusurken
ya da bir is yaparken, bunu basaracagina güveni yoksa, kendisi için
önemli, gözünde büyüttügü birini taklit etmeye çalisir. Bu taklit sik
sik tekrarlanirsa, kisi kendi düsünce ve duygulariyla iliskisini kaybedebilir.
Sözgelisi, yeni evlenen bir çift, televizyondan gördükleri bir filmdeki
kari koca ilisiklerine hayrandirlar ve öyle bir iliskiyi kendi yasamlariyla
özdeslestirmislerdir. Televizyondaki çift gayet romantiktir ve
birbirleriyie hiç kavga etmez. Yeni çift de onlar gibi olmak ister:
Kadin da, koca da birbirlerine sinirlendigi halde, --ideal evlilikte
bu olmaz-- diyerek kendi duygularini bastirir. Duygularini bastiran
kisinin gerçek benligiyle iliskisi koptugundan, bir savunma söz konusudur.
Burada özdesim türünden bir savunma ortaya çikar.
Hayal kurma: Kisi, istekleri ve amaçlari gerçeklesmedigi zaman,
çogu kez hayal kurmaya baslar. Bu hayal dünyasi sayesinde gerçek
dünyasinda onu sikan düsüncelerden uzaklasir, daha doyumlu görünen
bir hayal dünyasina girer.
Düsük gelirli Kapici Ahmet Efendi, sik sik kendisini zengin bir
isadami olarak hayal eder. Türkiye'nin en zengin kisilerinden biri
olacak, büyük kentlerde isyerleri açacaktir. Bu kadar ünlü olan Ahmet
Bey, ara sira ansizin isçi ailelerini ziyaret edecek ve onlarla birlikte
oturup onlarin mütevazi sofrasinda yemek yiyecektir. Bir gün
bu isçi ailelerinden birinde güzel bir genç kizla tanisir...
Hayal kurmak bazen gerekli ve yararlidir. Yaratici kimselerin
düs gücünün zengin oldugu söylenir: Hayal kurmanin yaratici zekayi
kamçiladigi da ileri sürülmüstür. Ancak kisi gerçekle hayal arasindaki
siniri bildigi ve kurdugu hayaller gerçek dünyasiyla iliskisini
kesmedigi sürece, hayal kurmanin bir sakincasi yok, tersine yarari
vardir.
Bastirma: Hos olmayan bir durumu gögüsleyip onunla mücadele
etme yerine, bazen böyle bir durumu görmezlikten gelme ya da yadsima
daha kolay gelir insana. Bu yok sayma, çogunlukla kisiye hos
gelmeyen durum --unutularak-- yapilir.
Savasta en yakin arkadasini kazayla vuran ve onun ölümüne neden
olan kisi, kendi dikkatsizligi sonucu ortaya çikan bu olayi, bir
süre sonra unutmustur. Ayni sekilde, oglunun asiri politik akimlara
kapilarak bir genci öldürdügünü ögrenen baba, oglu hapisten çiktiktan
sonra böyle bir olayi hiç animsayamaz.
Aslinda beyindeki unutma mekanizmasi her insanda bir ölçüde
otomatik olarak isler. Kisinin sürekli aci duymasini önlemesi açisindan
bastirmanin yararlari vardir. Ancak bu yola bireyin gerçekle ilgisini
kesecek derecede ve siklikta basvuruluyorsa, o zaman uyum zorlugu
görülür ve sonuçta daha fazla sorunlari olan bir kisilik ortaya
çikar.
Örnegin, birbirini seven bir çift, ellerine geçen parayi nasil
harcayacaklari konusunda anlasamiyorlar. Kadin, --para harcamak, daha
rahat yasamak içindir;-- diye düsünürken koca, --tasarruf etmek, gelecek
için para biriktirmek gerekir;-- biçiminde düsünür. Birbirlerini
sevdiklerinden, bu çift para harcamayla ilgili düsünce ayriliklarini
görmezlige gelip, bu sorunu bastirabilir. Ama zamanla, göz yummus
olduklari bu uyusmazlik, aralarindaki iliskiyi sarsip zedeler. Bu çiftin
aralarindaki anlasmazlik noktasini bir an önce saptayip, bu konuda
ikisinin de uzlasabilecekleri bir anlasmaya varmalari, daha uyumlu
ve daha saglikli bir davranis olurdu.
Duygusal yalitim ve sogukluk (Apati): Bir zamanlar önem verdigi
ve kendini ortaya koydugu bir iliskide incinmis, kirilmis bir kimse,
bu tür iliskilere karsi duygusal bir sogukluk gelistirebilir.
Sözgelisi, sevdigi ve duygusal olarak baglandigi bir kimseden
çok aci çekerek incinen bir genç kiz, kendini tümüyle derslerine adayip
baska hiçbir erkege yüz vermemeye baslayabilir. Sevme, sevilme,
ona göre gerçekte varolmayan duygulardir artik. Hele erkekler bu
tür duygulardan hiç anlamazlar. Onun için bir erkege duygusal olarak
bir daha yaklasmamak gerekir. Önemli olan okulu bitirmek, bir
meslek sahibi olmak, anne ve babanin uygun gördügü biriyle evlenmek,
yasamdan duygusal doyum beklememektir.
Böyle bir genelleme kuskusuz herkesi kapsamaz. Özel olarak kirildigi
ya da kizdigi kisiye dönük bir duygusal sogukluk gelistirebilir.
--Zaten benim için o kadar önemli bir insan degil ki! Benim ona
ihtiyacim yok,-- gibi bir tutum takinarak kendini uzak tutar.
Ister genel, isterse özel olsun, duygusal sogukluk ve yalitim bireyi
gerçek sorunla ilgilenmekten ve soruna bir çözüm getirmekten alikoyar.
--Zaten benim için önemli degil,-- diyerek iliskiyi kesmek, söz
konusu kisiyle arada varolan sorunlari çözmeyi, bu yolda herhangi
bir girisimi ve ilerlemeyi olanaksiz hale getirmek demektir. Böyle bir
tavirla, iliskinin niteliginin degiserek sürmesi de söz konusu olamaz;
bosanan eslerin evlilik iliskilerini dostluga dönüstürememeleri gibi.
Yer degistirme: Kizginlik ve düsmanca duygular, bunlara yol
açan kimselere degil de, daha az çekinilen kimselere yöneltilirse, yer
degistirme türünden bir savunucu davranis ortaya çikar.
Örnegin, disariya oyuna çikmadan önce odasini iyice derleyip
toplamasi söylenen çocuk, kizginligini küçük kardesine bagirarak
gösterir. Çünkü annesine bagiracak olursa dayakla ya da baska bir
sekilde cezalandirilacaktir.
Kisi, bazen neye kizgin oldugunu pek bilmeden, sinirli ve kizgin
bir hava içinde bulunabilir; böyle zamanlarda, karsisina kim çikarsa,
ona kizmaya, onun her yaptiginda kusur bulmaya hazirdir. Bu tür
durumlarda, duygularinin farkina varabilen kimse, olgun bir kimsedir;
böyle bir ruh hali içinde oldugunu anlayinca, karsilastigi kimselere,
özellikle o gün, biraz daha hosgörülü davranmaya özen gösterir.
Karsi saldiri: Elestirildigi zaman, insanlarin çogu, elestiri konusu
olan seylere cevap verecek yerde, çogu kez elestirene hücum ederek
kendini korumaya yönelir. Besinci Bölümde tartisilan kavramlar
içinde söylenirse, iletisimi içerik odagindan, iliski odagina kaydirir.
Kisinin davranisi ya da kisiligiyle ilgili bir elestiri karsisinda, bunu
yapana, --Sen kendini ne saniyorsun?!-- diye kizgin bir tonla saldirildigi
olur. Elestirilen noktalarla ilgili olmayan konulara saparak, karsidakinin
elestirilecek yönleri ortaya çikarilmaya çalisilir. Oysa bu
davranis, karsidakini daha da savunucu yapar; böylece o kisiyle
gerçeklestirilmeye çalisilan iletisimi, savunucu bir iletisim haline
dönüstürür.
Iletisimde savunuculuk arttikça ne konusuldugu önemini yitirir,
kimin konustugu önem kazanmaya baslar. Böylece bir sorunu çözmek,
bir konuyu aydinliga kavusturmak amaç olmaktan çikar, karsidaki
kisiyi rahatsiz etmek, kalbini kirabilmek temel amaç olur. Sonuç
olarak da, konusmaya basladiklari andakine oranla birbirine daha
kizgin, daha düsmanca duygularla dolu iki insan ortaya çikar; herhangi
bir sorun çözülmüs ya da aydinliga kavusturulmus olmaz.
Asagida savunucu iletisime ve bunun karsiti olan açik iletisime
iki örnek vermek istiyorum. Iki iletisim üslubu arasindaki fark daha
iyi belirsin diye ayni kisiler, ayni konuda konusturulmustur.
Örnek 1
Kadin : --Eve geldigin zaman hemen gazeteyi eline alip misafir
odasina çekilecegine, --Merhaba karicigim--, deyip biraz güleryüz gösterebilir
ve benimle konusabilirdin!... Ben senin hizmetçin degilim.
Bunun farkindasindir, umarim!...--
Koca : --Yorgun geldigimi farketmedin mi? Birazcik ilgi duysaydin
ne denli yorgun geldigimi görürdün!.. Aksama kadar bankada
müsteriyi memnun etmeye çalisiyorum. Eve gelince de hanimefendiyi
mi memnun edecegim?.. Biktim senin bu tür konusmalarindan!.. Simarik
bir küçük kiz gibisin... Hep ilgi bekliyorsun!.. Birazcik da sorumlu
bir ev kadini gibi düsünüp davransana!..--
Kadin : --Sensin simarik çocuk aslinda!.. Neymis efendim? Beyefendi
bankada yoruluyormus!.. Ben sanki yorulmuyorum. Bütün gün
ögrenci denen o zibidilere laf anlatmaya kalk, sonra eve gel çocuklarla
ugras, ev islerini yap, beyefendinin yemegini hazirla... Ben senden
üç kat tazla is yapiyorum, biliyor musun sen?!..--
Koca : --Kes sesini be! Dir dir dir!.. Çeker gider lokantada yerim.
Hiç olmazsa senin dirdirini dinlemem. Biktim be!..--
Kadin : --Haydi git öyleyse. Defol git! Seni tutan yok. Kendini
adam mi saniyorsun sen?..--
Örnek 2
Kadin : --Eve geldigin zaman hemen gazeteyi eline alip misafir
odasina çekilecegine, --Merhaba karicigim--, deyip biraz güleryüz gösterebilir
ve benimle konusabilirdin!... Ben senin hizmetçin degilim,
Bunun farkindasindir, umarim!...--
Koca : --Merhaba karicigim. Özür dilerim. Emin ol seninle her zaman
konusmaktan zevk alirim. Ayrica seni özledim de... Fakat bugün
gerçekten yorgunum. Ama sen yine de haklisin. Biraz oturup gazeteyi
okuyacaktim. Neyse önemi yok bunun. Önce bes, on dakika mutfakta
seninle sohbet edeyim. Anlat bakalim günün nasil geçti?..--
Kadin : --Ben de senden özür dilerim. Okulda ögrenciler o kadar
saygisiz ve söz dinlemez hale geldiler ki, çok canim sikiliyor. Hincimi
bilmeden senden çikariyorum, belki de... Kusura bakma... Böyle zamanlarda
sana iyi davranamiyorum. Daha yumusak konusabilirdim.--
Koca : --Anliyorum, hayatim. Gerçekten yorgun ve sinirlisin. Sana
biraz yardim edeyim. Hem konusalim, hem yemegi hazirlayalim. Sen
bana kizsan da ben aldirmam, çünkü beni sevdigini ve deger verdigini
biliyorum!--
SAVUNMA MEKANIZMALARI GÜNLÜGÜ
Kisilerin davranislarinda gözlenebilen temel psikolojik savunma
mekanizmalarini, ana hatlariyla inceledikten sonra, simdi, kendi
davranislarimiza dönelim ve asagidaki uygulama yoluyla, günlük yasamimizda
yer alan insan iliskilerinde, ne tür savunma davranislari gösterdigimizi
gözlemleyelim.
1. Iki, üç gün, günlük yasaminizdaki iletisimleri gözleyerek ne
zaman savunucu oldugunuzu bulmaya çalisin. Kisinin kendinin
savunucu oldugu zamanlarin farkina varmasi zordur, ama
daha önceki okuduklarinizi gözününde tutarak bu zor isi basarabilirsiniz.
Bedeninizin belirtilerine duyarlik gösterirseniz,
isiniz daha da kolaylasir. Kendinizi aldattiginiz ve savunucu
mekanizmalardan birini kullandiginiz zaman, vücudunuz büyük
bir olasilikla buna bir tepkide bulunur. Vücudunuzun bu
tepkilerini saptayabilirseniz, nasil ve nerede savunma yaptiginizin
daha çabuk farkina varabilirsiniz.
2. Degisik kisilerle etkilesimde bulundugunuz zaman savunuculugunuzda
farklilik oluyor mu?
3. Savunucu oldugunuzu düsündügünüz her iliskiyi tanimlamaya
çalisin. Kisinin sizinle olan iliskisini (arkadas, es, müdür,
vb.) mümkün oldugu kadar ayrintili bir biçimde anlatin. Bu
durumda hangi savunucu mekanizmayi kullandiginizi tanimaya
ve adlandirmaya çalisin.
4. Savunucu bir iletisim oldugu anda, bunu hemen kisaca yazmaya
çalisin. Birkaç gün bekledikten sonra yazarsaniz, geçen
zaman süresinde olayi algilayisiniz degismis olabilir.
5. Tuttugunuz bu günlügü bir arkadasinizla paylasabilir ve sizin
gözlemlerinizle ilgili olarak onun ne düsündügünü sorabilirsiniz.
Acaba arkadasiniz kendisinin savunma mekanizmalariyla
ilgili böyle bir günlük tutmak ister mi? Böyle bir günlük tutarsa
buldugu sonuçlari birlikte tartismayi gerçeklestirebilir misiniz?
SAVUNUCU ILETISIM NE ZAMAN ARTAR?
Bu konuda yapilan bir arastirmadan kisaca söz etmek yerinde olur.
Landfield (1954), bireyin güvenligi ve kendi hakkindaki begenisi tehdit
edildigi zaman, savunucu davranisin arttigini gözlemlemistir. Bu
tür tehdit durumlari, daha çok bireyin kendisi için önemli olan ve
onun davranislarini degerlendirebilecek mevkide bulunan kisiler
(patronu, amiri, ögretmeni vb.) çevresinde oldugu zaman, ortaya çikar.
Landfield, insanlarin iki tür tanisigi oldugunu söyler: Tehdit
edici olan ve olmayan tanisikliklar. Tehdit edici olmayan tanisik, bireyin
davranisini degistirmek istemez, onun duygularini, düsüncelerini,
tutumlarini oldugu gibi ögrenmek amacindadir; bunun ötesine
geçip, --Sunu söyle yapmalisin!-- demez ve bu nedenle savunuculuga
yol açmaz. Tehdit edici tanisiklarla kurulan iletisimdeyse savunucu
özellik kendisini daha sik gösterir.
Davitz (1959) ise, çevresindeki insanlari tehdit edici olarak görmenin
ya da görmemenin, büyük ölçüde iletisim kuran kisinin algilayis
biçimine bagli oldugunu gözlemlemistir. Korku dolu ve endiseli
kimselerin çevresindekileri çogunlukla tehdit edici olarak gördükleri
saptanmistir. Bu tür insanlar, içinde bulunduklari kisiler arasi
iliskiler çevresini, cezalandirici bir çevre olarak algilarlar. Bu kisiler,
büyük bir olasilikla, cezalandirici bir ortamda yetismislerdir; cezalandirici
gelisim ortaminda, baskalarindan korkmaya ve kendilerini
sürekli koruma geregine kosullanmislardir. Çünkü, çocukken aldiklari
mesajlar, genellikle olumsuz elestiri, gülünç duruma sokulma,
reddedilme, aldatilma, hakaret, küçük düsürülme ya da önemsenmeme
gibi olumsuz içerige sahiptir. Böyle bir çevreden gelen çocugun
sik sik savunucu olmasi dogal degil midir?
Hangi tür çevreler ne gibi tipleri yetistiriyor, sorusuna iliskili olarak
yaptigi çalismada, Hacettepe Üniversitesi ögretim üyelerinden
Yildiz Kuzgun, ana-babalarin otoriter, demokratik ya da ilgisiz tutumlardan
birine sahip olmasiyla, çocuklarin kendini gerçeklestirme
dereceleri arasindaki iliskiyi arastirmistir (Kuzgun, 1973).
Varolusçu-insancil adi altinda bilinen psikoloji okuluna göre,
kendini gerçeklestirme güdüsü, insanlarin temel faaliyet kaynagini
olusturur. Kuzgun, kendini gerçeklestirmenin belirtileri olarak su
davranislar üzerinde durmustur:
-Zamani iyi kullanma,
-Destegi distan degil, içten alma,
-Duygusal bakimdan açik olma,
-Içten geldigi gibi davranma
-Kendine saygi duyma,
-Kendini kabul etme,
-Insanin temelde iyi bir yaratik olduguna inanma,
-Uzlastirici bir yaklasim içinde olma,
-Saldirganlik egilimlerini gerçekçi bir tutumla kabullenme,
-Yakin iliski kurabilme yetenegine sahip olma.
Arastirmadan elde edilen bulgulara göre, demokratik tutuma sahip
olan ailede yetismis bireyler, kendilerini daha çok gerçeklestirebiliyorlar.
Soguk ve sert disiplinli otoriter ortamda yetisen gençlerinse,
kendilerini gerçeklestirme yönünden daha basarisiz olduklari görülmüstür.
Ilgisiz tutum içinde yetisenler de, kendini gerçeklestirme
yönünden geri kalmislik gösterir, ancak otoriter ortamda yetisenler
kadar basarisiz olamaz.
Kuzgun'un arastirmasinda kendini gerçeklestirme belirtileri olarak
sayilan davranislarla, açik iletisim belirtileri olarak sayilan davranislar
arasinda büyük bir paralellik göze çarpar. Bu paralellige dayanarak,
demokratik ortamda yetisenlerin, otoriter ortamda yetisenlere oranla,
iletisim davranislarinda daha az savunucu oldugu söylenebilir.
Lichtenber (1955), --Bir kisinin duygusal olgunluk derecesiyle
kurmus oldugu iletisim türü arasinda bir iliski var mi?-- sorusu üzerinde
durmus ve duygusal yönden henüz olgunlasmamis kimselerin
reddetme, karsi çikma ve karsisindakinin söylediginin tersini söyleme
davranislarini daha fazla gösterdiklerini saptamistir. Olgun kimselerse,
--daha önceden söylenenleri gözönünde tutma--, --ne söyleyeceklerini
planli bir biçimde önceden özet olarak karsidakilere belirtme--
gibi davranislari daha sik gösterirler. Duygusal yönden olgun
olan kimselerde gözlenen bu tür davranislarin, iletisimde bulunan
kisilerin aralarindaki fikir ayriliklarini daha açik bir biçimde görmelerine
yardim ettigi saptanmistir.

*kaynak Insan insana Dogan CÜCELOGLU
Oğuzboyu Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Etiketler
savunucu ıletisim

Konu araçları

Gönderi Kuralları
Kendi yeni konularını düzeltemezsin
Kendi mesaj cevap yazamazsın
Kendi mesaj eklentilerini düzeltemezsin
Kendi mesajlarını düzeltemezsin

BB Kod Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 10:35 PM.


Desteklediklerimiz
Reseller Hosting, Dedicated Server, ahosting.biz, Number 1 Forum, ozmena Forum


Powered by vBulletin® Version 3.7.3 Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO