|
||||
| Sinema | Hava Durumu | Bloglar | Üye Albümleri | Gruplar | Referanslar | İstatistikler | Yasaklı Üyeler | Yerli Diziler | Yabancı Diziler |
|
|||||||
| Ana Sayfa | Forum | Üye Ol - Register | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Arama | Bugünün Gönderileri | Forumları Okundu İsaretle |
| Ansiklopedi Sınırsız ansiklopedi. Bir çok konuda bilgi verebileceğiniz bölüm. |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Average Member
![]() User ID: 2120
Giriş Tarihi: 04-07-2008
Yaş: 19
Mesajlar: 258
|
Savunucu Iletisim
--Insan yasaminin devami için yakin iliskinin zorunlu olduguna inaniyorum. Hatta kisinin bir degil, birçok yakin iliskiye ihtiyaci vardir. Genis aile ve yakin komsuluk gibi, sanayi öncesi toplumlarda bulunan ve simdi ortadan kalkmaya yüz tutmus olan birincil gruplar, gelenekçi toplumlarda yakin iliskilerin gelistirildigi ve sürdürüldügü ortamlari olusturmaktaydi. Bu birincil gruplarin yerine geçecek ve onlarin islevlerini görecek türden yeni ortamlara gereksinme vardir. Bu inancimi, birey ve toplum iliskisi yönünden bir varsayim olarak dile getirmek isterim: Bir insan, yasaminda üç ya da dört yakin iliskiye sahipse, mutlu ve saglikli olabilir. Bir toplum, bireylerinin her biri yasamlarinin her döneminde üç ya da dört yakin iliski gelistirmisse, saglikli bir toplum olabilir. Tarihte bilinen bütün toplumlar, içinde yasadigimiz karmasik modern toplum disinda, bireylerin üç ya da dört yakin iliski gelistirmesine imkan verecek kosullari yapilarinda bulundurmuslardir. Sanayilesmis Bati toplumu, insanlik tarihinde bu yakin iliskiden insanlari yoksun birakmaya zorlamis ilk toplumdur. Eger yukarida öne sürdügümüz varsayim dogruysa, toplumumuzun ana temelleri tehlikede demektir.-- (Alexander, 1967.) Türkçe'deki --dost-- sözcügü, Kaliforniya Üniversitesi profesörlerinden Charles Alexander'in sözünü ettigi --yakin iliski--nin anlamini karsilar. Türk kültüründe önemli bir yeri olan, yasamimizda özlemle aranan --dostluk--, hikayelerde, türküler ve sarkilarda sik sik dile getirilen bir konudur. Iste bu bölümde, teknik deyimiyle --yakin iliski--, günlük dilde --dost-- ya da --dostluk-- sözcügüyle belirtilen olayin gerçeklesmesine engel olan savunucu iletisim üzerinde duracagiz. Savunuculuk konusunu degisik yönleriyle tartismaya baslamadan önce, bir hikayeden esinlenerek Amerikali çocuk psikologu Charles C. Finn tarafindan yazilmis bir siiri sizlerle paylasmak istiyorum. SÖYLEMEDIKLERIMI ISITIN LÜTFEN Bana aldanmayin! Yüzüm bir maskedir, Sizi aldatmasin. ... Binlerce maskem var, Çikarmaya korktugum, Ve, Hiçbiri ben degilim... Olmadigimi göstermek Ikinci dogam oldu. ... --Kendinden emin biri-- dersiniz Sanki güllük gülistanlik Benim için her sey... Adim güven belirtir, Ve, Oyunumun adi --Agirbasliliktir--. Içimde ve disimda denizler sakin, Her seyin kumandani ben... Kimseye gereksinme duymayan Ben... Fakat, inanmayin bana, Lütfen!.. ... Her sey dista düzgün ve cilali, Hiç yipranmayan, her zaman saklayan O maske!.. Altta ne güven, ne de rahatlik... Altta, Karisiklik, korku ve yalnizlik içinde bocalayan Gerçek ben!.. Ama saklarim bu gerçegi savunuculukla... Kimsenin bilmesini istemem... Zayif taraflarimi düsündükçe, Titrer ve sararirim... Ya baskalari görürse iç dünyami... Gerçek ben ve yalnizligimi! Iste, Maskelerimi onun için takarim... ... Onun için, arkalarina saklanacak Maskeler yaratirim... Onlar, Gösteriste kullanabilecegim Parlatilmis yüzlerim. Beni korur, bakan gözlerden... Beni oldugum gibi kabul edecek, Sevecek Bakislar bulamazsam, Solacak kuruyacak gerçek ben... Ve, Ben bunu biliyorum. Beni kendi maskelerimden kurtaracak, Kurdugum hapishaneden kaçiracak Diktigim engellerden asiracak, Beni seven, Beni anlayan. Bakislar olacak. Bana, --Sen degerlisin-- diyecek, --Maskesizken, daha bir insansin-- --Daha yakin, daha bir dostsun-- Diyecek bir bakisa Beni gören bir bakisa Muhtacim... ... Benim yanima sokulman kolay olmayacaktir!.. Uyaririm seni dost!.. Uzun yillar kendini yetersiz hissetmis ben, Sana kendini kolayca açamayacaktir... Bütün gücümle tutunacagim maskelerime, Ne kadar sokulursan yakinima, O denli siddetli geri itecegim seni... Kim oldugumu merak ediyor musun? Hiç merak etme... Ben çevrendeki Her erkek ve kadinim.... Maske takan her insanim. (Çeviren D. C.) Siz hangi tür maskeler takiyorsunuz? --Söylemediklerimi Isitin Lütfen-- siirinde dile getirilen duyguyu içinizde hissettiginiz oldu mu? Içinizde hissettiklerinizi baskalarinin anlamamasi için çaba gösterdiginiz olmuyor mu? Hatta, kendi kendinizi bile aldatmaya çalistiginiz olmaz mi hiç? Hani içinizde duydugunuz seyleri bogmaya ugrasir, ya da onlari duymamak için kendinizi baska faaliyetlere verir, o da olmadi gülüp geçmeye çalisirsiniz ya... Iste öyle bir duygu. Diger insanlarla iliskilerinde hiç maske takmadigini dürüstlükle söyleyebilecek insan azdir. Baskalariyla iliski kurarken dikkatli olmaya ve kendini korumaya herkes gerek duyar. Fakat kimi insan sürekli maske takarken, kimi buna daha az gereksinme duyar. Kendine güveni olan kisiler, genellikle, daha az maske takarlar. Bu bölümde, kullanilan --maskeler-- sorununa ayrintilariyla deginmek istiyorum. Bu maskeler nerede ve ne zaman kullanilmaya baslaniyor? Bunlari takarak ne ya da neler korunuyor? Kisinin kendine açiklamak, karsi karsiya gelmek istemedigi yanlarini saklamak için kullanilan savunma mekanizmalari nelerdir? Bu sorularla iliskili olarak, ne gibi tutumlarin kisiyi daha savunucu yaptigini ve bu savunuculugun derecesini azaltmak için neler yapilabilecegini tartisacagiz. BIR GÖRÜNÜM OLUSTURMAK Temelden baslayalim: Insanlar acaba niçin maske takiyorlar? Bu sorunun karsiligi, kisinin yetistirilis biçimiyle, büyüdügü toplumsal çevrede yatar. Büyük bir çogunlugun paylastigi normal bir sosyoekonomik ortamda büyümüs bir kimseyseniz, siz de, baskalarinin karsisina en iyi görünümünüzle çikmayi ögrenmissinizdir. Çünkü yetistiginiz sürece çevrenizde, asagidaki türden sözleri sik sik isitmis olacaksiniz: --Elini yüzünü yika, yoksa seni dilenci çocugu sanacaklar!...-- --Saçini tara, disini firçala. Ögretmenin, --Bu çocugun annesi babasi yok mu?-- diye düsünmesini istemezsin, degil mi?-- --Itibar giyimdedir. Giyimine dikkat et!-- --Için kan aglasa da, distan yüzün güleç olsun. Ele güne zayif yanlarini gösterme.-- Bu sözlerin etkisi yavas yavas bizlerde su anlayisi gelistirir: --Oldugum gibi görünürsem herkes benimle alay eder, beni horgörür... Onun için nasil düsündügümü, nasil hissettigimi göstermemeliyim... Gerçek olan duygu ve düsüncelerimi saklamaliyim... Karsimdakilerin görmek istediklerini göstermeliyim yalnizca. Yoksa beni adam yerine koymazlar, sosyal itibarim sifira iner!-- Baskalari tarafindan kabul edilmek için disariya sosyal benlik gösterilir. Sosyal benlik, diger insanlari düsünerek olusturulan görünüs, düsünce, davranis ve duygularin bir bilesimi, bir sentezidir. Sosyal benlik bilinci oldugu gibi, bir de iç benlik bilinci vardir. Bu da, görünüs, düsünce, davranis ve duygularin kisiye görünümü, onu etkileyis biçimidir. Bu etki, son derece ona özgü ve onun iç dünyasina ait bir bilesim olusturur. Iste buna iç benlik bilinci adi verilir. Bu disa ve içe dönük benlikler birbirleriyle sürekli etkilesim içindedirler; aralarinda hiç bitmeden süregiden bir --diyalog-- vardir. Bu diyalog, kisiligi olusturan temel ögelerden biridir. Disadönük sosyal benligi bireyin yasantisinin tümünü egemenligi altina almissa, bu kimse kendisine en yakin olanlarla beraberken bile, davranislarini hep --baskalarini düsünerek-- yapar; dis merkezlidir. Böyle bir kisi, uzun yillar birlikte çalistigi kimseler, hatta ayni yastiga bas koydugu esi için bile, --iç dünya--sini açamaz; bir anlamda yabanci biridir. Sosyal benligi ve iç benligi arasinda denge kurabilmis bir kimse duygu ve düsüncelerini, ortam ve konustugu kisi uygunsa paylasabilir; kendi merkezlidir. Onunla birlikte çalisanlar ve yakin iliski içinde olanlar, onun nelerden hoslandigini, ne gibi özlemleri oldugunu, üzüntüsünü ve nesesini bilebilirler. Disa dönük sosyal benlik toplumsal yasamin bir gereksinimidir. Bu gereksinimi karsilamak için sosyal maskeler kullanilir. Sosyal maskeleri kullanmaya yönelten böyle bir gereksinim acaba nereden kaynaklanir? Simdi bu konuyu ele alalim. NEDEN SOSYAL MASKELER TAKARIZ Sosyal maskeler takarak iletisim kurulmasinin temel nedenlerinden biri, --kabul edilmek--, baskalarinca uzaga itilmemek istegidir. Her maskeli iletisimin altinda, --sana nasil bir kisi oldugumu, ne düsündügümü, neler hissettigimi oldugu gibi söylersem, beni kabul etmez, benimle alay eder, ya da bana kizarsin;-- anlayisi vardir. Böylece ne oldugumuzu degil, baskalarinin bizi nasil görecegini düsünerek, iletisimde bulunuruz. Normal sartlar altinda; kimse yalanci ve sahtekar olmak istemez. Fakat digerleriyle iletisiminde, içinden geçenleri oldugu gibi açikça söylerse, kisi iç dünyasinin reddedilme tehlikesini göze almis demektir. Herkes, her yerde ve her zaman bu riski göze alamaz ve almamalidir da. Gelisigüzel herkese kisinin kendi iç dünyasini açmasi saglikli bir davranis degildir. Bu nedenle sosyal maskeler, insan iliskilerini kolaylastirici, gereksiz sürtüsmeleri ortadan kaldirici önemli bir islev görürler. Ne var ki, yakin iliski içinde oldugumuz, yasamimizi paylastigimiz kimselerle iliskilerde bu sosyal maskeleri kullanmak, bizi onlardan uzaklastirir, sahte ve güvensiz bir ortam yaratir. Maskeleri o kadar sik kullanabiliriz ki, bu --göstermelik-- davranis, ikinci bir doga haline gelebilir. Bazen baskalari tarafindan kabul edilme istegi ya da onlardan korku, gerçek duygu ve düsünceleri göstermeyi engeller. Böylece, iste, es seçmede, ana-babayi memnun etmede, kisi, kendisiyle hiç ilgisi olmayan davranislar gösterebilir. Her bireyin degisik konularda kendine özgü bir düsüncesi, bir anlayisi vardir ve bu düsüncenin bir baska kimseninkinden farkli olmasi dogaldir. Bir toplumda --herkes benim gibi düsünmelidir, benim düsünce tarzim en dogrusudur-- tutumu agir basarsa, akilci tartismalar yerine duygusal çatismalar ortaya çikar. Akilci tartismanin gerçeklesemeyecegini bilenler, duygusal çatismaya girmek istemediklerinde; karsisindakilerle, gerçekte olmadiklari halde, hemfikirmis görünürler. Bu tür durumlar, asagidaki öyküde de gösterildigi gibi, toplumumuzda sik sik ortaya çikar. Çok Sükür --Kadiköy'de, Bostanci'ya giden tramvayin ikincisine zor atladim. Hemen tramvay kalkti. Arka sahanlikta sekiz kisiydik. Önce sekizimiz de sahanliga yerlesmeye çalistik. Aba terlik üzerine lastik giymis, sapkasi keçelesmis, ihtiyar, elindeki çikini, tramvayin arka penceresinin önüne koydu. Kasketli, orta yasli biri de üstü samanla örtülü sepeti tramvayin demir sandiginin üstüne yerlestirdi. Bezgin yüzlü yolcuya: --Sakin dayanma birader, içinde yumurta var,-- dedi. Yol boyunca sekiz kisi arasinda, süren konusma hep bu yumurtadan çikti. Ama yumurta olmasaydi, yine bir konusma konusu bulunurdu. Ister yumurta olsun, ister çivi, ister hava... Dilegimiz, içimizi bosaltmak degil mi? Kendisine yumurta sepetine dayanmamasi söylenilen: --Kaça aldiniz?-- diye sordu. Soran adamin yüz çizgileri, sanki yerçekimi etkisiyle asagi dogru sarkmisti. Öbürü: --Sorma,-- dedi. --Ates pahasi...-- Sapkasi keçelesmis ihtiyar: --Simdi ates pahasi olmayan ne kaldi?-- dedi. --Her sey öyle...-- Bir ben ses çikarmadim, bir de mesin ceketli, kara biyikli adam Öbür alti kisi, --amin-- der gibi hep bir agizdan: --Dogruu...-- dediler. --Simdi ne ucuz ki?-- --Ucuzluk rüya oldu beyim, rüya...-- --Bakalim, bu gidisin sonu nereye varir?-- --Allah sonumuzu hayreylesin.-- --Ben bu gidiste hayir görmüyorum.-- --Bir gün önce iki liraya aldigim mal, ertesi gün iki buçuk lira oluyor? Bu nasil istir? Sen evinde uyurken, onlar uyumuyor, gece sabaha kadar fiyatlari yükseltiyorlar.-- --Pahaliliga da eyvallah... Ille velakin piyasada mal da yok birader.-- Alti yolcu ayri ayri dert yaniyor, her birinin yargisini öbürleri: --Eveeet...-- --Dogru, çok dogru...-- --Haklisin...-- Diye onayliyarlardi. Tramvay Altiyolda durdu. Inen olmadi. Bir yolcu daha bindi, aramiza sikisti. Yumurtalarin sahibi: --Geçim çok zorlasti,-- dedi. --Eskiden ekmek aslanin agzindaydi. Simdi, affedersiniz, aslanin ta gerisinde, sok elini de çikar bakalim.-- Yeni gelen yolcu hemen söze karisti: --Her sey pahali, ama ev kiralari tuz biber...-- Hep birden, yine --amin!-- der gibi: --Dogruuu...-- dediler. Kimi pahaliliktan, kimi kiralarin yüksekliginden, kimi aranan seyin bulunmamasindan, kimi de istimlaklerle yikilan yapilardan dert yaniyordu. Ben orada konusulanlari yazmaktan çekinirim dogrusu. Öyle cosmuslardi ki, sanki bu adamlar gecenin bir vakti islerinden yorgun argin dönüp evlerine gitmiyorlar da su geçim sikintisini protesto için mitinge gidiyorlardi. Konusmalari perde perde yükseldi, nutuk oldu. Içimden, --Etmeyin, eylemeyin arkadaslar, yanip yakilmakta az buçuk hakkiniz var, ama büsbütün de sizin dediginiz gibi degil. Hem böyle ileri geri konusursaniz eninde sonunda basiniz bir gün belaya girer,-- demek geliyor, ama korkumdan sesimi çikaramiyordum. Kizgin adamin önünde durmaya, üstüne varmaya gelmez. Döverler de, sögerler de... Onlarin düsüncesine katilmadim, en iyisi hiç sesimi çikarmamak. Tramvay Yogurtçu duragindan kalkinca, sahanliktakilerin homurtusu, bagirtisi da son perdeyi bulmustu. O zamana kadar benim gibi hiç konusmayan mesin ceketli, kara biyikli adam artik dayanamadi: --Kim demis aranan sey bulunmuyor diye?.. Her sey var çok sükür...-- diye bagirdi. Bu çikisi yapan adamin yerine ben korktum. Bir kavga çikabilir, sahanliktaki yedi kisi mesin ceketlinin üstüne çullanabilirlerdi. Ayri ayri yedi kisiyi inceledim. Onlar da mesin ceketliye bakiyorlardi. Bir sessizlik geçti. Mesin ceketlinin ne dedigini, ne demek istedigini anlamamis gibiydiler. Adam saka mi ediyor, yoksa dosdogru mu söylüyor? Mesin ceketli: --Bir yok, yok diye tutturmus gidiyoruz,-- dedi. --Ne yokmus? Arayinca her bir sey bulunuyor çok sükür...-- Öbür yedi kisi sersemlemislerdi. Ilk kendine gelen, suratinin çizgileri akmis gibi asagi sarkik adam oldu: --Çok sükür... Her bir sey bulunuyor.-- Ötekiler, yine --amin!-- dercesine hep bir agizdan: --Pahalilik da yok çok sükür...-- dediler. Az önce pahalilik üzerine en keskin nutku çeken: --Pahaliligi yaratan biz kendimiziz,-- dedi. --Pahalilik var, pahalilik var diyerekten zorla pahalilik yaratiyoruz.-- --Evet... Yok, yok diye her bir seyi kuruttuk. Üstümüze ugursuzluk çöktü. Her sey var çok sükür.-- |
|
|
|
| Sponsor Bağlantılar |
|
|
#2 (permalink) |
|
Average Member
![]() User ID: 2120
Giriş Tarihi: 04-07-2008
Yaş: 19
Mesajlar: 258
|
--Çok sükür...--
--Çok sükür...-- Mesin ceketli: --Ben size hesap edeyim de görün,-- dedi. Ben soförüm. On alti yil önce ayda yüz yirmi bes liraya çalisirdim. O zaman sekerin kilosu otuz kurustu. Simdi seker iki lira. Ama benim ayligim da alti yüz lira oldu. Ne olmus? Seker pahalanmis, ama kazançlar da artmis!-- Öbürleri: --Artti çok sükür...-- dediler. Pahaliliktan söz edenlerden biri: --Dogru,-- dedi. --simdi para bol çok sükür, para bol.-- --Çok sükür.-- --Bir hamal bile günde on bes liraya para demiyor.-- --Demiyor çok sükür.-- Sapkasi keçelesmis ihtiyar: --Yoklugu yaratan, pahaliligi yaratan biz kendimiziz,-- dedi. --Biri çikiyor, --Çay yok--, diye ortaya bir laf atiyor. Ondan sonra herkes beser, onar paket çay aliyor. Sonra neymis, çay yokmus. Yok olur tabii. Çok sükür her bir sey var.-- --Çok sükür, bol bol var.-- --Çok sükür.-- Feneryolu duraginda yolculardan biri: --Çok sükür, çok sükür...-- diyerek tramvaydan indi. Mesin ceketli: --Tabii, simdi kalkinma var,-- dedi. --Kalkinma oldugu için de disariya mal satiyoruz, disaridan mal almiyoruz. Iste o yüzden de birkaç sey bulunmuyor.-- --Çok sükür-- demeye alisanlardan biri: --Bulunmuyor çok sükür,-- dedi. Hemen kirdigi potu düzeltti: --Kalkinma,-- dedi. --Yalniz birkaç sey bulunmuyor. Zamanla onlar da bulunur çok sükür.-- --Çok sükür.-- Mesin ceketli: --Çok sükür,-- dedi. --Su Istanbul, Istanbul oldu olali böyle bir kalkinma, böyle bir imar görmüs mü?-- --Görmemis çok sükür. Yani, simdi görüyor. Hazreti Sultan Fatih'ten beri kazma yüzü görmemis sokaklar açiliyor.-- --Açiliyor çok sükür.-- --Ne var, ne yok yikiyorlar.-- --Yikiyorlar çok... Yani yollar açiliyor.-- Caddebostani'na kadar --çok sükür-- dualariyla geldik. Sahanliktaki yolcular teker teker inmisler, Caddebostan'dan sonra mesin ceketliyle sahanlikta karsi karsiya kalmistim. Birden: --Siz ne düsüncedesiniz? Deminden beri hiç konusinadiniz,-- demesin mi? Al basina belayi, hem de püsküllü bela. Omuzlarimi kaldirip basimi içime çekip, iki elimi yana açtim. Yani, --Bilmem ki, ne diyeyim!-- demek istiyordum. Ben, ne ilk konustuklari kadar kötümser, ne sonradan --çok sükür-- dedikleri gibi iyimserdim. Mesin ceketli bir daha sordu: --Siz ne dersiniz?-- Tramvay çok hizli gitmese hemen atlayiverecegim. Mesin ceketli zorba. Bir daha basimi omuzlarimin arasina çekip ellerimi yana açtim, dudaklarimi büzdüm. Mesin ceketli: --Bu alçaklar var ya,-- dedi. --Hangileri?-- diye sordum. --Deminden beri --çok sükür-- deyip duranlar.-- --Evet...-- --Simdi onlarin hepsi bana küfür ediyor. Burada çok sükür derken bile içlerinden geçenleri biliyordum. Bunlar nereye çekersen oraya gider. Yeter ki çeken kuvvetli olsun. Böyleleri ne Isa'ya yar olur, ne de Musa'ya dost olur.-- Tramvay Erenköy'e geliyordu. --Ne dersiniz, pahalilik var mi?-- Mesin ceketlinin nasil bir karsilik istedigini anlayamadigim için zor bir duruma düsmüstüm. --Aranan sey bulunmuyor mu? Pahalilik var mi?-- --Çok sükür,-- dedim. Tramvay durdu da hemen yere atladim. Elbette --çok sükür;-- mesin ceketliden kurtulmustum.-- (Nesin, 1967.) ::::::::::::::::: aman Tanrim ilk defa simdi anladim bu otobüsteki herkesin elbiselerinin altinda çirilçiplak oldugunu ::::::::::::::::: SIZIN MASKELERINIZ Toplum yasaminda insanin sürekli kendisi olmasi mümkün degildir kuskusuz. Ancak bu, kisinin sürekli olarak maskeli gezmesi gerektigi anlamina gelmez. Simdi yine kendimize dönelim. Siz ne tür maskeler takiyor, nasil bir görünüm vererek kendinizi baskalarina sunmak istiyorsunuz? Bu konuyu irdelemenize yardimci olacak, yol gösterici birkaç soru ve yöntem sunalim size: Önünüzdeki iki gün süresince, gerçekten kendinizi degil de, baskalarini memnun etmek için yaptiginiz davranislarin farkina varmaya çalisin... Günlük iletisiminizde ne denli sik maske takiyorsunuz? Bu kadar maske takmaktan hosnut musunuz? Bunlari hangi kosullarda kullaniyorsunuz? Bu davranislarinizdan memnun musunuz? Maske takmak size (doyum, sikinti vb. gibi) ne tür duygular veriyor? Yukardaki incelemeden sonra buldugunuz sonuçtan hosnut musunuz? Degilseniz acaba ne yapabilirsiniz? Vardiginiz sonuçlari ve gözlemlerinizi yakin bir dostunuzla tartisirsaniz daha fazla bilgi edinebilirsiniz. BENLIK BILINCI TEHDIT EDILDIGINDE ORTAYA ÇIKABILECEK DAVRANIS TÜRLERI Insan yasaminda öyle anlar vardir ki, kendisini mutlaka korumasi gerektiginden, savunucu bir iletisim içine girmesi zorunludur. Çünkü karsida, benligine saygi göstermeyen, kendisini korumazsa onu ezip geçecek olan kisiler vardir. Saldirganligin bulundugu böyle durumlarda kisi, bütün gücüyle kendini savunur. Bu durumda kalan sadece kisinin kendi olmayabilir; yakinlarinin, sevdigi kimselerin zor durumda kaldiklarini gördügü zaman da onlari savunma geregini duyar. Saldirgan davranis, ister açik bir biçimde isterse örtük bir biçimde olsun, iletisimde savunmayi dogurur. Konusan kisi saldirgan davranisinin farkinda olmayabilir; ancak onun farkinda olmayisi sonucu pek degistirmez. Çünkü dinleyen, davranislarini onun farkinda olus ya da olmayisina göre degil, kendi iç dünyasi çerçevesinde degerlendirir. Örnegin, bir kimseye, --Keske bir saat önce gelebilseydin, o zaman islerimiz çok kolaylasmis olurdu!-- dendiginde, bu kisi kendini geç geldiginden dolayi zaten suçlu hissediyorsa, birdenbire savunuculugu artacak ve: (A) --Kabahat sende. Ben nereden bileyim bu isin bu kadar önemli oldugunu. Bana daha önce söyleyemez miydin?-- gibi bir cevap verecektir. Ama söz konusu kisi, kendini suçlu hissetmiyorsa, o zaman daha rahat konusabilir ve kendini savunma ihtiyacini o denli hissetmez ve: (B) --Yaa, keske gelebilseydim. Neyse, simdi biraz daha hizli çalisir, geç gelmemi telafi ederim,-- seklinde cevap verebilecektir. Bir insan geç geldiginden ötürü niçin kendini suçlu hisseder ya da hissetmez? Bu sorunun cevabi, o kisinin benlik anlayisinda yatar. Daha önce de görüldügü gibi, iki düzeyde benlik anlayisindan söz edilebilir: 1. Görünen benlik; 2. Ideal (yani olmasi istenen) benlik. Görünen benlik düzeyinde kisi geç kalma davranisini göstermistir. Fakat ideal benlik düzeyinde --geç kalmak-- istenmeyen bir davranistir. Istenmeyen bu davranisi, kisi benlik kavraminin bir parçasi olarak rahatlikla kabul edemez... --Ben sözümü tutmayan, tembel ve güvenilmez bir adamim-- tanimini benlik kavraminin bir parçasi olarak görmek, kisiye zor geleceginden, bu davranisa baska nedenler arar. Bir baska deyisle, benlik kavramini savunacak, hatayi kendinde görecek yerde, kendisinin disinda arar. Yukaridaki örnekte, --Kabahat sende...-- biçiminde konusan kisinin, zamaninda isinin basina gelme konusunda görünen benligiyle, ideal benligi arasinda bir bosluk, bir çeliski vardir. Ruhsal gerginliklerin birçogu gerçek ve ideal benlik arasindaki bu çeliskiden kaynaklanir. Belirli bir konuda bireyin yaptigiyla, yapmak istedigi ayni degilse, bu konuyla iliskili olarak savunucu davranisi daha sik ortaya çikar. Görünen benlikle, ideal benlik arasindaki çeliskilerden dogan bu bosluklara, duyarlilik noktalari adi verilir. Yukarida verilen örnekte, (A) bireyi için geç kalma davranisi bir duyarlilik noktasi olusturdugu halde, (B) bireyi için böyle bir sey söz konusu degildir. Duyarlilik noktalari söz konusu olunca, kisiler psikolojik savunmaya geçerler. Psikolojik savunma, kendilik anlayisini oldugu gibi sürdürebilmek için, dis dünyayi biraz degistirerek davranisi akla yakin gösterebilme çabasidir. Davranisini akla yatkin gösterebilme çabasi içinde olan kisi, gerçekleri saptirir; böylece, --çarpitilmis-- dünyada görünen seyler ile, kisinin ideal benligi tutarli gözükür. Psikolojik savunma mekanizmalarina geçmeden su noktayi kisaca belirtmekte yarar var: Savunucu olmak her zaman zararli ve kötü degildir. Savunma, ruhsal saglik açisindan bazen gerekli ve yararli bir davranistir. Fakat savunma, kendini sik gösteren bir davranis haline gelir ve asiri derecelere ulasirsa, sosyal iliskileri gerçekçi bir zeminde sürdürmeyi engeller ve uyumsuz bir davranis kaynagi haline gelir. PSIKOLOJIK SAVUNMA MEKANIZMALARI Mantiga bürüme: Kisi, mantiga uygun, ama, gerçekte var olmayan nedenler bularak kendilik kavramini korur, gerçekler karsisinda incinmesini önler. Örnegin, kopya çeken bir ögrenci, kopya çekme davranisiyla ilgili bir sürü neden bulur: Sinavdaki sorular o kadar zordur ki, eger kopya çekilmese kimse iyi not alamaz... Ögretmenler de ögrenciyken kopya çekmislerdir, vb. Telafi (Giderim): Insanin kendi eksikligini gidermek amaciyla kullandigi bir savunma mekanizmasidir. Kisi yetersiz oldugu bir alanda bu eksikligini gidermek için çalisacak yerde, bu eksikligini saklamak amaciyla güçlü oldugu bir baska alana önem vermeye baslar. Söz gelisi, aile yasaminda mutsuz olan kisi, aile içindeki uyumsuzlugu nasil giderecegini bilemez, bu konuda kendini yetersiz ve eksik hisseder ama buna karsilik kendini is yasaminda yetenekli bulursa, aile mutlulugunu saglamak için çaba gösterme yerine, kendini is hayatina verir. Yine ayni biçimde, doyumlu bir sosyal iliskiye girememis bir üniversiteli genç, kendinden ve yetistirilis biçiminden ileri gelen eksiklikleri gidermek için çaba harcayacak yerde, bütün enerjisini basarili oldugu derslere verir, kendini sosyal yasamdan tümüyle soyutlar. Eger bu genç, derslerinde de pek basarili degilse, enerjisini baska yollara yönlendirebilir. Örnegin, politik tutumuna uygun bir asiri akima girerek bütün enerjisini o yönde kullanabilir. Tepki olusturma: Birey, gerçek duygularinin tam karsitini gösterme yoluyla da benlik bilincini savunur. Örnegin, toplantilarda herkesten daha neseli görünen, her seye gülmeye hazir olan kisi, belki de gerçekte mutsuzdur; fakat bunun tam tersini yaparak gerçek duygusunu saklar. Yeniden evlenmesine, küçük çocugunun bir engel olusturdugunu düsünen dul anne, içten içe çocuguna duydugu kin ve öfkesini, çocuguna asiri bir ilgi ve sevgi göstererek saklama çabasina girebilir. Yansitma: Yansitma kendini iki biçimde gösterir. Kendi eksiklikleri ve beceriksizliginden dogan aksakliklari baskalarina yüklemek, birinci yansitma türüdür. Örnegin, gol atamayan futbolcu, basarisizliginin nedeni olarak, takim arkadaslarinin iyi pas vermemelerini gösterir. Ikinci yansitma türü, istenmeyen, kabul edilmeyecek türden arzu ve tutumlari, baskalarina yakistirma egiliminden kaynaklanir. Bekarliginda çok çapkinlik yapmis erkekler, evlenince eslerine güvenmezler. Eslerinin normal arkadaslik iliskilerini bile kiskanan bu kimseler, kendi tutumlarini eslerine yansitiyor olabilirler. Özdesim: Kendisinden emin omadigi ya da kendisini pek begenmedigi zamanlar, kisi, bir baska kimseyi taklit eder; kendi duygu, düsünce ve davranislarina onu alir. Bir konuda konusurken ya da bir is yaparken, bunu basaracagina güveni yoksa, kendisi için önemli, gözünde büyüttügü birini taklit etmeye çalisir. Bu taklit sik sik tekrarlanirsa, kisi kendi düsünce ve duygulariyla iliskisini kaybedebilir. Sözgelisi, yeni evlenen bir çift, televizyondan gördükleri bir filmdeki kari koca ilisiklerine hayrandirlar ve öyle bir iliskiyi kendi yasamlariyla özdeslestirmislerdir. Televizyondaki çift gayet romantiktir ve birbirleriyie hiç kavga etmez. Yeni çift de onlar gibi olmak ister: Kadin da, koca da birbirlerine sinirlendigi halde, --ideal evlilikte bu olmaz-- diyerek kendi duygularini bastirir. Duygularini bastiran kisinin gerçek benligiyle iliskisi koptugundan, bir savunma söz konusudur. Burada özdesim türünden bir savunma ortaya çikar. Hayal kurma: Kisi, istekleri ve amaçlari gerçeklesmedigi zaman, çogu kez hayal kurmaya baslar. Bu hayal dünyasi sayesinde gerçek dünyasinda onu sikan düsüncelerden uzaklasir, daha doyumlu görünen bir hayal dünyasina girer. Düsük gelirli Kapici Ahmet Efendi, sik sik kendisini zengin bir isadami olarak hayal eder. Türkiye'nin en zengin kisilerinden biri olacak, büyük kentlerde isyerleri açacaktir. Bu kadar ünlü olan Ahmet Bey, ara sira ansizin isçi ailelerini ziyaret edecek ve onlarla birlikte oturup onlarin mütevazi sofrasinda yemek yiyecektir. Bir gün bu isçi ailelerinden birinde güzel bir genç kizla tanisir... Hayal kurmak bazen gerekli ve yararlidir. Yaratici kimselerin düs gücünün zengin oldugu söylenir: Hayal kurmanin yaratici zekayi kamçiladigi da ileri sürülmüstür. Ancak kisi gerçekle hayal arasindaki siniri bildigi ve kurdugu hayaller gerçek dünyasiyla iliskisini kesmedigi sürece, hayal kurmanin bir sakincasi yok, tersine yarari vardir. Bastirma: Hos olmayan bir durumu gögüsleyip onunla mücadele etme yerine, bazen böyle bir durumu görmezlikten gelme ya da yadsima daha kolay gelir insana. Bu yok sayma, çogunlukla kisiye hos gelmeyen durum --unutularak-- yapilir. Savasta en yakin arkadasini kazayla vuran ve onun ölümüne neden olan kisi, kendi dikkatsizligi sonucu ortaya çikan bu olayi, bir süre sonra unutmustur. Ayni sekilde, oglunun asiri politik akimlara kapilarak bir genci öldürdügünü ögrenen baba, oglu hapisten çiktiktan sonra böyle bir olayi hiç animsayamaz. Aslinda beyindeki unutma mekanizmasi her insanda bir ölçüde otomatik olarak isler. Kisinin sürekli aci duymasini önlemesi açisindan bastirmanin yararlari vardir. Ancak bu yola bireyin gerçekle ilgisini kesecek derecede ve siklikta basvuruluyorsa, o zaman uyum zorlugu görülür ve sonuçta daha fazla sorunlari olan bir kisilik ortaya çikar. Örnegin, birbirini seven bir çift, ellerine geçen parayi nasil harcayacaklari konusunda anlasamiyorlar. Kadin, --para harcamak, daha rahat yasamak içindir;-- diye düsünürken koca, --tasarruf etmek, gelecek için para biriktirmek gerekir;-- biçiminde düsünür. Birbirlerini sevdiklerinden, bu çift para harcamayla ilgili düsünce ayriliklarini görmezlige gelip, bu sorunu bastirabilir. Ama zamanla, göz yummus olduklari bu uyusmazlik, aralarindaki iliskiyi sarsip zedeler. Bu çiftin aralarindaki anlasmazlik noktasini bir an önce saptayip, bu konuda ikisinin de uzlasabilecekleri bir anlasmaya varmalari, daha uyumlu ve daha saglikli bir davranis olurdu. Duygusal yalitim ve sogukluk (Apati): Bir zamanlar önem verdigi ve kendini ortaya koydugu bir iliskide incinmis, kirilmis bir kimse, bu tür iliskilere karsi duygusal bir sogukluk gelistirebilir. Sözgelisi, sevdigi ve duygusal olarak baglandigi bir kimseden çok aci çekerek incinen bir genç kiz, kendini tümüyle derslerine adayip baska hiçbir erkege yüz vermemeye baslayabilir. Sevme, sevilme, ona göre gerçekte varolmayan duygulardir artik. Hele erkekler bu tür duygulardan hiç anlamazlar. Onun için bir erkege duygusal olarak bir daha yaklasmamak gerekir. Önemli olan okulu bitirmek, bir meslek sahibi olmak, anne ve babanin uygun gördügü biriyle evlenmek, yasamdan duygusal doyum beklememektir. Böyle bir genelleme kuskusuz herkesi kapsamaz. Özel olarak kirildigi ya da kizdigi kisiye dönük bir duygusal sogukluk gelistirebilir. --Zaten benim için o kadar önemli bir insan degil ki! Benim ona ihtiyacim yok,-- gibi bir tutum takinarak kendini uzak tutar. Ister genel, isterse özel olsun, duygusal sogukluk ve yalitim bireyi gerçek sorunla ilgilenmekten ve soruna bir çözüm getirmekten alikoyar. --Zaten benim için önemli degil,-- diyerek iliskiyi kesmek, söz konusu kisiyle arada varolan sorunlari çözmeyi, bu yolda herhangi bir girisimi ve ilerlemeyi olanaksiz hale getirmek demektir. Böyle bir tavirla, iliskinin niteliginin degiserek sürmesi de söz konusu olamaz; bosanan eslerin evlilik iliskilerini dostluga dönüstürememeleri gibi. Yer degistirme: Kizginlik ve düsmanca duygular, bunlara yol açan kimselere degil de, daha az çekinilen kimselere yöneltilirse, yer degistirme türünden bir savunucu davranis ortaya çikar. Örnegin, disariya oyuna çikmadan önce odasini iyice derleyip toplamasi söylenen çocuk, kizginligini küçük kardesine bagirarak gösterir. Çünkü annesine bagiracak olursa dayakla ya da baska bir sekilde cezalandirilacaktir. Kisi, bazen neye kizgin oldugunu pek bilmeden, sinirli ve kizgin bir hava içinde bulunabilir; böyle zamanlarda, karsisina kim çikarsa, ona kizmaya, onun her yaptiginda kusur bulmaya hazirdir. Bu tür durumlarda, duygularinin farkina varabilen kimse, olgun bir kimsedir; böyle bir ruh hali içinde oldugunu anlayinca, karsilastigi kimselere, özellikle o gün, biraz daha hosgörülü davranmaya özen gösterir. Karsi saldiri: Elestirildigi zaman, insanlarin çogu, elestiri konusu olan seylere cevap verecek yerde, çogu kez elestirene hücum ederek kendini korumaya yönelir. Besinci Bölümde tartisilan kavramlar içinde söylenirse, iletisimi içerik odagindan, iliski odagina kaydirir. Kisinin davranisi ya da kisiligiyle ilgili bir elestiri karsisinda, bunu yapana, --Sen kendini ne saniyorsun?!-- diye kizgin bir tonla saldirildigi olur. Elestirilen noktalarla ilgili olmayan konulara saparak, karsidakinin elestirilecek yönleri ortaya çikarilmaya çalisilir. Oysa bu davranis, karsidakini daha da savunucu yapar; böylece o kisiyle gerçeklestirilmeye çalisilan iletisimi, savunucu bir iletisim haline dönüstürür. Iletisimde savunuculuk arttikça ne konusuldugu önemini yitirir, kimin konustugu önem kazanmaya baslar. Böylece bir sorunu çözmek, bir konuyu aydinliga kavusturmak amaç olmaktan çikar, karsidaki kisiyi rahatsiz etmek, kalbini kirabilmek temel amaç olur. Sonuç olarak da, konusmaya basladiklari andakine oranla birbirine daha kizgin, daha düsmanca duygularla dolu iki insan ortaya çikar; herhangi bir sorun çözülmüs ya da aydinliga kavusturulmus olmaz. Asagida savunucu iletisime ve bunun karsiti olan açik iletisime iki örnek vermek istiyorum. Iki iletisim üslubu arasindaki fark daha iyi belirsin diye ayni kisiler, ayni konuda konusturulmustur. Örnek 1 Kadin : --Eve geldigin zaman hemen gazeteyi eline alip misafir odasina çekilecegine, --Merhaba karicigim--, deyip biraz güleryüz gösterebilir ve benimle konusabilirdin!... Ben senin hizmetçin degilim. Bunun farkindasindir, umarim!...-- Koca : --Yorgun geldigimi farketmedin mi? Birazcik ilgi duysaydin ne denli yorgun geldigimi görürdün!.. Aksama kadar bankada müsteriyi memnun etmeye çalisiyorum. Eve gelince de hanimefendiyi mi memnun edecegim?.. Biktim senin bu tür konusmalarindan!.. Simarik bir küçük kiz gibisin... Hep ilgi bekliyorsun!.. Birazcik da sorumlu bir ev kadini gibi düsünüp davransana!..-- Kadin : --Sensin simarik çocuk aslinda!.. Neymis efendim? Beyefendi bankada yoruluyormus!.. Ben sanki yorulmuyorum. Bütün gün ögrenci denen o zibidilere laf anlatmaya kalk, sonra eve gel çocuklarla ugras, ev islerini yap, beyefendinin yemegini hazirla... Ben senden üç kat tazla is yapiyorum, biliyor musun sen?!..-- Koca : --Kes sesini be! Dir dir dir!.. Çeker gider lokantada yerim. Hiç olmazsa senin dirdirini dinlemem. Biktim be!..-- Kadin : --Haydi git öyleyse. Defol git! Seni tutan yok. Kendini adam mi saniyorsun sen?..-- Örnek 2 Kadin : --Eve geldigin zaman hemen gazeteyi eline alip misafir odasina çekilecegine, --Merhaba karicigim--, deyip biraz güleryüz gösterebilir ve benimle konusabilirdin!... Ben senin hizmetçin degilim, Bunun farkindasindir, umarim!...-- Koca : --Merhaba karicigim. Özür dilerim. Emin ol seninle her zaman konusmaktan zevk alirim. Ayrica seni özledim de... Fakat bugün gerçekten yorgunum. Ama sen yine de haklisin. Biraz oturup gazeteyi okuyacaktim. Neyse önemi yok bunun. Önce bes, on dakika mutfakta seninle sohbet edeyim. Anlat bakalim günün nasil geçti?..-- Kadin : --Ben de senden özür dilerim. Okulda ögrenciler o kadar saygisiz ve söz dinlemez hale geldiler ki, çok canim sikiliyor. Hincimi bilmeden senden çikariyorum, belki de... Kusura bakma... Böyle zamanlarda sana iyi davranamiyorum. Daha yumusak konusabilirdim.-- Koca : --Anliyorum, hayatim. Gerçekten yorgun ve sinirlisin. Sana biraz yardim edeyim. Hem konusalim, hem yemegi hazirlayalim. Sen bana kizsan da ben aldirmam, çünkü beni sevdigini ve deger verdigini biliyorum!-- SAVUNMA MEKANIZMALARI GÜNLÜGÜ Kisilerin davranislarinda gözlenebilen temel psikolojik savunma mekanizmalarini, ana hatlariyla inceledikten sonra, simdi, kendi davranislarimiza dönelim ve asagidaki uygulama yoluyla, günlük yasamimizda yer alan insan iliskilerinde, ne tür savunma davranislari gösterdigimizi gözlemleyelim. 1. Iki, üç gün, günlük yasaminizdaki iletisimleri gözleyerek ne zaman savunucu oldugunuzu bulmaya çalisin. Kisinin kendinin savunucu oldugu zamanlarin farkina varmasi zordur, ama daha önceki okuduklarinizi gözününde tutarak bu zor isi basarabilirsiniz. Bedeninizin belirtilerine duyarlik gösterirseniz, isiniz daha da kolaylasir. Kendinizi aldattiginiz ve savunucu mekanizmalardan birini kullandiginiz zaman, vücudunuz büyük bir olasilikla buna bir tepkide bulunur. Vücudunuzun bu tepkilerini saptayabilirseniz, nasil ve nerede savunma yaptiginizin daha çabuk farkina varabilirsiniz. 2. Degisik kisilerle etkilesimde bulundugunuz zaman savunuculugunuzda farklilik oluyor mu? 3. Savunucu oldugunuzu düsündügünüz her iliskiyi tanimlamaya çalisin. Kisinin sizinle olan iliskisini (arkadas, es, müdür, vb.) mümkün oldugu kadar ayrintili bir biçimde anlatin. Bu durumda hangi savunucu mekanizmayi kullandiginizi tanimaya ve adlandirmaya çalisin. 4. Savunucu bir iletisim oldugu anda, bunu hemen kisaca yazmaya çalisin. Birkaç gün bekledikten sonra yazarsaniz, geçen zaman süresinde olayi algilayisiniz degismis olabilir. 5. Tuttugunuz bu günlügü bir arkadasinizla paylasabilir ve sizin gözlemlerinizle ilgili olarak onun ne düsündügünü sorabilirsiniz. Acaba arkadasiniz kendisinin savunma mekanizmalariyla ilgili böyle bir günlük tutmak ister mi? Böyle bir günlük tutarsa buldugu sonuçlari birlikte tartismayi gerçeklestirebilir misiniz? SAVUNUCU ILETISIM NE ZAMAN ARTAR? Bu konuda yapilan bir arastirmadan kisaca söz etmek yerinde olur. Landfield (1954), bireyin güvenligi ve kendi hakkindaki begenisi tehdit edildigi zaman, savunucu davranisin arttigini gözlemlemistir. Bu tür tehdit durumlari, daha çok bireyin kendisi için önemli olan ve onun davranislarini degerlendirebilecek mevkide bulunan kisiler (patronu, amiri, ögretmeni vb.) çevresinde oldugu zaman, ortaya çikar. Landfield, insanlarin iki tür tanisigi oldugunu söyler: Tehdit edici olan ve olmayan tanisikliklar. Tehdit edici olmayan tanisik, bireyin davranisini degistirmek istemez, onun duygularini, düsüncelerini, tutumlarini oldugu gibi ögrenmek amacindadir; bunun ötesine geçip, --Sunu söyle yapmalisin!-- demez ve bu nedenle savunuculuga yol açmaz. Tehdit edici tanisiklarla kurulan iletisimdeyse savunucu özellik kendisini daha sik gösterir. Davitz (1959) ise, çevresindeki insanlari tehdit edici olarak görmenin ya da görmemenin, büyük ölçüde iletisim kuran kisinin algilayis biçimine bagli oldugunu gözlemlemistir. Korku dolu ve endiseli kimselerin çevresindekileri çogunlukla tehdit edici olarak gördükleri saptanmistir. Bu tür insanlar, içinde bulunduklari kisiler arasi iliskiler çevresini, cezalandirici bir çevre olarak algilarlar. Bu kisiler, büyük bir olasilikla, cezalandirici bir ortamda yetismislerdir; cezalandirici gelisim ortaminda, baskalarindan korkmaya ve kendilerini sürekli koruma geregine kosullanmislardir. Çünkü, çocukken aldiklari mesajlar, genellikle olumsuz elestiri, gülünç duruma sokulma, reddedilme, aldatilma, hakaret, küçük düsürülme ya da önemsenmeme gibi olumsuz içerige sahiptir. Böyle bir çevreden gelen çocugun sik sik savunucu olmasi dogal degil midir? Hangi tür çevreler ne gibi tipleri yetistiriyor, sorusuna iliskili olarak yaptigi çalismada, Hacettepe Üniversitesi ögretim üyelerinden Yildiz Kuzgun, ana-babalarin otoriter, demokratik ya da ilgisiz tutumlardan birine sahip olmasiyla, çocuklarin kendini gerçeklestirme dereceleri arasindaki iliskiyi arastirmistir (Kuzgun, 1973). Varolusçu-insancil adi altinda bilinen psikoloji okuluna göre, kendini gerçeklestirme güdüsü, insanlarin temel faaliyet kaynagini olusturur. Kuzgun, kendini gerçeklestirmenin belirtileri olarak su davranislar üzerinde durmustur: -Zamani iyi kullanma, -Destegi distan degil, içten alma, -Duygusal bakimdan açik olma, -Içten geldigi gibi davranma -Kendine saygi duyma, -Kendini kabul etme, -Insanin temelde iyi bir yaratik olduguna inanma, -Uzlastirici bir yaklasim içinde olma, -Saldirganlik egilimlerini gerçekçi bir tutumla kabullenme, -Yakin iliski kurabilme yetenegine sahip olma. Arastirmadan elde edilen bulgulara göre, demokratik tutuma sahip olan ailede yetismis bireyler, kendilerini daha çok gerçeklestirebiliyorlar. Soguk ve sert disiplinli otoriter ortamda yetisen gençlerinse, kendilerini gerçeklestirme yönünden daha basarisiz olduklari görülmüstür. Ilgisiz tutum içinde yetisenler de, kendini gerçeklestirme yönünden geri kalmislik gösterir, ancak otoriter ortamda yetisenler kadar basarisiz olamaz. Kuzgun'un arastirmasinda kendini gerçeklestirme belirtileri olarak sayilan davranislarla, açik iletisim belirtileri olarak sayilan davranislar arasinda büyük bir paralellik göze çarpar. Bu paralellige dayanarak, demokratik ortamda yetisenlerin, otoriter ortamda yetisenlere oranla, iletisim davranislarinda daha az savunucu oldugu söylenebilir. Lichtenber (1955), --Bir kisinin duygusal olgunluk derecesiyle kurmus oldugu iletisim türü arasinda bir iliski var mi?-- sorusu üzerinde durmus ve duygusal yönden henüz olgunlasmamis kimselerin reddetme, karsi çikma ve karsisindakinin söylediginin tersini söyleme davranislarini daha fazla gösterdiklerini saptamistir. Olgun kimselerse, --daha önceden söylenenleri gözönünde tutma--, --ne söyleyeceklerini planli bir biçimde önceden özet olarak karsidakilere belirtme-- gibi davranislari daha sik gösterirler. Duygusal yönden olgun olan kimselerde gözlenen bu tür davranislarin, iletisimde bulunan kisilerin aralarindaki fikir ayriliklarini daha açik bir biçimde görmelerine yardim ettigi saptanmistir. *kaynak Insan insana Dogan CÜCELOGLU |
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| savunucu ıletisim |
| Konu araçları | |
|
|
| Desteklediklerimiz | |
| Reseller Hosting, Dedicated Server, ahosting.biz, Number 1 Forum, ozmena Forum | |