Ana Sayfa   Forum   Bloglar   Albümler   Sinema   Yerli Dizi   Yabancı Dizi   Gruplar

AtaBB Forum   Türkçe-Turkish İngilizce-English

 Advanced Search

ATABB


Her Zaman Daha İyisini Arayanın

 

Geri Git   AtaBB Community > AtaBB Forum > Ansiklopedi

Ansiklopedi Sınırsız ansiklopedi. Bir çok konuda bilgi verebileceğiniz bölüm.

Konunun Derecesi - Ormanın önemi ve yararları.

Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 08-07-2008, 08:58 AM   #1 (permalink)
Oğuzboyu
Average Member
 
Oğuzboyu'ın Avatarı
 
User ID: 2120
Giriş Tarihi: 04-07-2008
Yaş: 19
Mesajlar: 259
Standart Ormanın önemi ve yararları

ORMANIN ÖNEMİ VE YARARLARI
Orman; toprağı, ağaç ve ağaççıkları, yaban yaşamı, otu, çiçeği, mantarı, böceği, kuşları, mikroorganizmaları ile aynı sistem içinde bütün olarak yaşayan doğal bir varlıktır.
Orman ekosistemi içinde barınan her varlık, sistemin uyumlu bir öğesi konumundadır. Ormanda bu hayat çemberi içine düşen her varlık, ister gözle görülemeyecek ölçekte bir bakteri olsun, isterse dev bir ağaç yada bir çiçek veya böcek olsun durmadan bu çemberin içinde döner durur. Böylece durmadan doğan,durmadan didinen, durmadan çözülen, durmadan oluşan ve tabii durmadan dönen milyarlarca varlık, ortaya olağanüstü bir sistem, tek sözcük ile bir orman varlığı çıkarır.
Ormanlar, yaşayan, çoğalan; ekonomik ve teknik yararlanma olgusu içinde tükenmez kaynak özelliği gösteren, bu yanıyla insanoğluna esin kaynağı olan ve ona güç veren, insanlığın kalkınmasını, mutluluğunu, refahını sağlayan önemli bir anahtardır.
İnsanoğlu, başlangıçta ağaçtan ve ormandan yalnızca günlük gereksinimleri için yararlanıyordu. Yaşantısını sürdürürken, çevresindeki zenginlikleri keşfetmesi, bunlardan olanakları ölçüsünde yararlanması, son derece doğal bir davranıştı. Ama uygarlık geliştikçe, insanın günlük gereksinimleri yalnız çeşitlenmekle kalmadı, aynı zamanda boyut da kazandı. Birey, örneğin ruhsal gereksinimleri için de; yücelik, güzellik kavrayışına karşılık veren bir alan olarak estetik duygulanımları için de ormandan yararlanmaya koyuldu.
Ormanın somut-maddi yararları ile soyut, daha doğru ifadeyle manevi-kollektif-sosyal yararlarını ayrı başlıklar altında kısa kısa gözden geçirmeye çalışalım.
Odun ve Odun Dışı Ürünler
İnsanoğlunun ilk keşfettiği ve yararlanmaya koyulduğu doğal kaynakların başında orman gelmektedir. Ormanları, yukarıda, kendi yaşama ortamlarında var olan, çoğalan; ana elemanı ağaç, ağaççık olmak üzeri, diğer bitkisel, hayvansal, mineral öğelere de yaslanan, tüm bu öğeler arasında karşılıklı etkileşim ve kendine özgü yaşama beraberliği bulunan, insanlığa maddi manevi yararlar sunan bir varlık olarak almıştık.
Ancak odun hammaddesinin, günümüzde, artık iki binin üzerinde kullanım olanağına sahip olduğu bilinmektedir. Odunun teknolojik özellikleri üzerinde yapılan araştırmalar, odundan yararlanma çeşitliliğinin her geçen gün biraz daha artacağını göstermektedir.
Bu değerli kaynağın ilk bakıştaki yararları arasında, özellikle çeşitli sanayi dallarında, işkollarında hammadde olarak kullanılışı gösterilebilir nitekim kâğıt sanayiinden kimya, enerji, madencilik, ulaştırma, bayındırlık, tarım sanayiine dek pek çok alanda kullanılan odun, aynı zamanda insanoğlunun bin yıllara yayılan uygarlık serüvenini de özetlemektedir.
Öte yandan ormanlarımızdan odun hammaddesinin yanında odun dışı ürünler de elde edilmektedir. Nitekim ormanlar reçine, tanen, sığla yağı, defne yaprağı, defne yağı, mantar, çamfıstığı, keçiboynuzu (harnup), kestane, somak, cehri, mahlep, kitre (geven), meyankökü, meyan özü, kekik, ıhlamur çiçeği, adaçayı, menengiç, salep vb. sayılamayacak denli çok ürünle insanoğlunun yararlandığı en büyük doğal kaynaktır.
Bu örnekler, bize ormanları, odun olarak sağladığı maddi katkılar kadar, ormanların tükenmez bir kaynak olduğunu da göstermektedir.
Orman Su Varlığını Korur ve Düzenler
Su, doğa olaylarının yönlendirmesiyle hidrosfer (sular dünyası: okyanuslar, denizler, göller, akarsular), pedosfer (karalar dünyası) ve atmosfer arasında sürekli olarak hareket halindedir. Suyun, gaz, sıvı yada katı halde bu dolaşımına hidrolojik döngü denilmektedir.
Ormanlar, ortamların su dengesi üzerinde çok yönlü etkiler yaratabilmektedir. Örneği intersepsiyon olgusu sonucunda, iğneyapraklı ormanlarda yağışların %30-35’i, geniş yapraklılarda ise %15-20’si buharlaşma yoluyla yeniden atmosfere kazandırılmaktadır. Öte yandan bu olgunun, toprağın fiziksel özelliklerin iyileştirerek yüzeysel akışı azalttığı, buna bağlı olarak toprak aşınımını, taşınmasını en aza indirdiği, bu arada toprağın alt katmanlarına giren su miktarını artırdığı da bilinmektedir.
Ormanların yağışları artırdığına ilişkin saptamalar da söz konusudur.
Kaldı ki ormanlar, ağaçların topraktan kökleriyle aldığı suyu yapraklarıyla atmosfere vermesi sonucunda da, havadaki nem oranının artmasını sağlamaktadır. Örneğin bir meşe ağacı, günde 570 litre suyu: ortalama olarak ise bir ağaç, yılda 20 ton suyu bu yolla (transpirasyon) atmosfere verebilmektedir.
Tüm dünyada yıllık su gereksiniminin, 1990’lar itibariyle, 2.850 milyar m3 olduğu, ancak bunun 2015 yılında 11.985 milyar m3’e yükseleceği beklenmektedir. Population Action International’ın (PAI) bir araştırmasına göre ise, halen 505 milyon olan kronik ya da şiddetli su sıkıntısı çekenlerin sayısı da 2025 yılında 2.4 ila 3.2 milyara yükselmiş olacaktır.
Ormanlar, suyun niteliğini iyileştirici yanıyla da önemli bir işleve sahiptir.
Görüldüğü gibi orman, su varlığının yalnızca düzenliliğini değil, aynı zamanda bu suların temizliğini de sağlamaktadır.
Orman Toprağı Korur, Toprağın Verimliliğini Artırır
Toprak, su, iklim ve çevreye yönelik çeşitli kirleticiler karşısında, ormanın koruma işlevi, başlıca dört grupta ele alınabilir. Ormanın, toprakla ilgili işlevi ise, “toprağı koruma” ve “erozyonu önleme” biçiminde kendini gösterir.
Bilindiği gibi, toprağın sularla yıkanmasına ve rüzgârla taşınmasına “erozyon” denilmektedir.
Özellikle ülkemiz gerçeği göz önüne alındığında, ormanlarımızın toprağı koruma, erozyonu önleme doğrultusundaki işlevine örnek oluşturabilecek pek çok çarpıcı olgudan söz edilebilir. Çünkü Türkiye’de selin ve taşkının önlenmesinde, ormanların sergilediği yaşamsal önemi ortaya koyan sayısız örnek söz konusudur.
Hele arazi eğimleri dikkate alındığında ve bunun erozyona yol açtığı gerçeği anımsandığında, konunun Türkiye için taşıdığı önem, kuşkusuz daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü Türkiye topraklarının %46’sı, %40’ın üzerinde bir eğime sahiptir. Kaldı ki, ülkemizin %86’sında az yada çok şiddette bir erozyon söz konusudur.
Bu büyük tehlikenin önlenebilmesi, toprak, bitki örtüsü ve su arasında üçlü dengenin korunabilmesin bağlıdır. Çünkü ormanlar su rejimini düzenleyip erozyonu önleyerek barajların kullanım sürelerini de yükseltirler. Ormanların tahrip edilmesi; topraktan, arazi sınıflarının gerektirdiği doğrultuda yararlanılamaması, su ve rüzgâr erozyonuna yol açmakta, sonuçta insanlık, ciddi anlamda bir toprak kaybı gerçeğiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Fırat ve Murat Nehirleri, Munzur Çayı, Peri ve Çaltı Suları Keban Barajı’na, yılda toplam 31.5 milyon ton toprak taşımaktadır.
Toprağın kirlenmesine veya erozyona uğramasına yol açan ana etkenler şöyle sıralanabilir:
 Toprağın yüzüne ya da içine karıştırılan her türlü katı, sıvı, gaz halindeki zararlı atıklar,
 Asitli yağışlar,
 Yanlış arazi kullanımı ve hatalı tarım işletmeciliği,
 Su ve rüzgâr erozyonu.
Toprağın kirlenmesi ya da kayba uğraması, insanoğlunu, giderilmesi çok güç, hatta olanaksız zararlarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bunları da kabaca, sıralamaya çalışalım:
 Barajlar, doğal ömründen çok daha önce dolmaktadır. Nitekim yeterince bitki örtüsüne sahip olmadığı için Çubuk'ta ve Kemer'de görüldüğü üzere Keban Ba¬rajı su toplama havzası da. erozyonun taşıdığı toprakla dolmaya başlamıştır. Ke¬ban Havzasındaki toprak taşınımı. artık 550 kg toprak/m2/yıl boyutuna ulaşmış¬tır. Oysa bu konuda dünya standardı 70-80 kg toprak/m2/yıl dolayındadır. Buna göre Keban Barajı'nın ömrü, yedide, sekizde bir düzeyine inmiş olmaktadır.
 Yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkan bulgulara göre, taşınan toprak yoluyla ülkemiz her yi! 8 750 000 ton bitki besin maddesini yitirmektedir.
 Toprağın hem su tutma kapasitesi azalmakta, hem de bitkiler için önem ta¬şıyan çimlenme yastığı niteliği kaybolmaktadır. Çünkü toprağa can veren humusu üst toprak erozyonla taşınmakta, geriye toprağın sıkışmış mineral maddeli kısmı kalmaktadır.
 Erozyon sonucu yarılmış, parçalanmış tarım alanlarında işleme, tarım yapma olanağı ortadan kalkmaktadır.
 İçilebilir, kullanılabilir suyun sağlanması gittikçe güçleşmekte, bu işe ayrılan harcamalar yükselmektedir.
İklim ve Orman
İklim ile orman arasında karşılıklı yani çift yönlü bir ilişki söz konusudur. Çünkü ormanın iklim üzerindeki etkileri kadar, iklimin de orman üzerinde etkileri bulunmaktadır. İklim, orman ekosistemlerinin yapısı ve dinamiği üzerinde rol oynayan egemen etkendir. Kaldı ki ormanların tipleri ve özellikleri, yayılış bölgelerindeki iklim, mevki ve toprak koşullarına bağlı olarak değişmektedir.
Yetişme ortamı; ormanın da içinde yer aldığı canlılar toplumunun geçek ve tipik çevresini oluştururken bu canlıların yaşamalarını ve gelişmelerini sağlayan canlılar toplumunu sürekli etkisi altında tutan doğal etkenlerin de yönlendirmesi karşısındadır. Bu dalğal etkenler, yetişme ortamı etkenleri olarak “klimatik faktörler” (yağış, havanın nemi, hava hareketleri, ışın enerjisi); “edafik faktörler” (toprak özelliklerine ilişkin karakteristikler, toprak havası, suyu besin maddeleri, derinliği, toprak tipi, toprak tür vb.); “biyotik faktörler” (insanlar, hayvanlar, bitkiler, mikroorganizmalar, insanın sosyal çevresi) ve “rölyef faktörler” (genel mevki: bir yerin enlem ve boylam derecelerine göre dünya üzerindeki konumu; denizden yatay uzaklığı; ova, yayla, tepe dağ oluşu/ özel mevki: denizden yüksekliği; arazi eğimi; arazi yüzü şekli) biçiminde ortaya çıkar.
İşte, genel iklim koşulları ve arazi yapısı bakımından belirli özellikler gösteren büyük coğrafi bölgelerdeki benzer hayvan ve bitki toplumlarına, üzerinde yaşadıkları bölgelerle birlikte “biyom” adı verilmektedir.
Tropik yağmur ormanları bu sınıflandırma içinde, bir biyom örneği olarak değerlendirilebilir. Örneğin tropik yağmur ormanları, dünyanın öteki bölgelerindeki canlılar için de oksijen kaynağıdır. Tahriplere karşı söz konusu ormanların korunması yönünde, dünya çapında kampanyalar açılması bunun göstergesidir.
Ne var ki, iklim koşullarından böylesine olumsuz etkilendiği halde; ormanlar, yine de insanoğlunun yararına iklime yani hava, yağış, nem, ışın, ısı hareketlerine olumlu yönde etkiler yapmakta, bu yönde de büyük katkılar sağlamaktadır.
Örneğin hava hareketlerinin yönü ve hızı, orman varlığına göre büyük ölçüde değişebilmektedir. Ağacın türüne, sıklığına ve ağaç tepelerinin oluşturduğu kapalılığa bağlı olarak ortaya çıkan bu etkiden, rüzgâr perdeleri oluşturmada yararlanılmakta; bundan hareketle tarımsa verimliliğin artırılması yönünde çaba harcanmaktadır.
Koruyucu orman kuşağının, açık alanların yanı sıra kentler arası yollarda da olumlu etkiler yarattığı gözlenmektedir. Örneğin kar birikimindeki yoğunluğun ya da araçlar üzerindeki rüzgâr etkisinin azaldığı görülmektedir. Ormanlar, rüzgârın hızını keserek toprak ve kar savrulmalarına engel olmaktadır.
Ormanlar güneş ışını ve ısısında sergiledikleri dönüştürücülükle de dikkat çekmektedir. Ormanların, çığlara karşı etkin bir koruyucu olması, ormanlık alanlarda çığ oluşumu olasılığının çok düşük kalması; ormanın iklim üzerindeki bir başka olumlu et¬kisini göstermektedir. Ayrıca ormanların, toprağın donmasını ve çözülmesini ge¬ciktirdiği bilinmektedir.
Ormanların, küçük iklimler yaratarak hava kirliliğini önlediği de gözlenmiştir. Böylesi bir etki, özellikle sanayinin yoğun olduğu kentlerde çok büyük önem taşı¬maktadır. Eğer orman yoksa, kentin hemen üstünde, çıplak gözle görülecek biçim¬de, kirli ve durgun bir havanın biriktiği gözlenmektedir.
Öte yandan bitkiler, kendi dışlarına devamlı su vererek, bu suyu buharlaştırarak düşük bir ısıda kalabilmektedir. Ayrıca, bütün bunların üzerine, yaprak döken ağaç türlerinin oluşturduğu ormanların, kış mevsimlerinde bile yaza oranla %60 dolayında bir kirli hava süzme-emme-temizleme yetenekleri bulunduğunu eklemek gerekiyor.
Oksijen Kaynağı Orman
Dünya Sağlık Örgütü, “hava kirliliği”ni, “canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyen veya canlılar üzerinde maddi zararlar meydana getiren yabancı maddelerin, havada normalin üzerinde bir yoğunluğa ulaşması” biçiminde tanımlamaktadır. Bunun yanı sıra şöyle bir tanım daha yapılmaktadır: “hava kirliliği, atmosferdeki toz, gaz, duman, koku, su buharı şeklinde bulunabilecek kirleticilerin, insana ve diğer canlılarla eşyaya zarar verici bir miktara yükselmesidir.”
Hava kirliliği yaratan maddelerin ana kaynakları, enerji santralleri, termik santraller, çeşitli sanayi kuruluşları ile motorlu taşıtlar ve evsel gereçlerdir.
Şimdiye dek yapılan araştırmalar, hava kirliliğinin insanlarda yol açtığı zararın belli başlılarının şunlar olduğunu ortaya koymuştur:
- Havadaki zararlı maddeler, vücut direncini ve koruma işleyişini zayıflatmaktadır.
- Hava kirliliği, kalp ve dolaşım rahatsızlıklarına neden olmaktadır.
- Hava kirliliği baş ağrısı ve solunum yollarında tahribat yapmaktadır.
- Hava kirliliği akciğer kanseri yapabilmekte, ayrıca vücutta çeşitli kanser hastalıklarına, bu arada kan kanserine yol açabilmektedir.
- Hava kirliliği, sinir sisteminde tahriplere yol açmakta, deri hastalıklarıyla deri kanserlerine neden olmaktadır.
- Hava kirliliği, göz mukozasına zarar vermekte, insanın iskelet sisteminde v edişlerinde çeşitli rahatsızlıkların nedenini teşkil etmektedir.
- Hava kirliliği, kalıtımsal rahatsızlıklar için taban oluşturmaktadır.
Hava kirliliğine yönelik bu bilgilerin ardından, ormanın çok büyük bir özelliğine, onun oksijen kaynağı oluşu konusuna geçebiliriz.
Ormanın, havayı arındırma, oksijen yaratma özellikleriyle de yaşamsal bir öneme sahip olduğu bilinmektedir. Ormanlar, özümleme olayı sonucunda CO2 harcamakta, bunun karşılığında oksijen açığa çıkarmaktadır.
Bitkiler, 264 gr CO2 ve 108 gr sudan 180 gr üzüm şekeri üretir ve 102 gr oksijeni de açığa çıkarır. Bu nedenle ormanlar, hem karbon gazı tüketicisidir, hem de biyolojik anlamda başlıca karbon deposudur. Ormanların yılda hektar başına 3-5 ton CO2 tutarlarken, buna karşılık 8-13 ton oksijen ürettikleri saptanmıştır.
Orman, havadaki kirliliği emip tozu süzerek de çok önemli bir işlev görmektedir. Örneğin 1 hektar çam ormanının yılda 30-40 ton, ladin ormanının 32 ton, kayın ormanının da 68 ton kadar bir tozu süzdüğü saptanmıştır.
Ormanların oksijen üretme etkinliği üzerine yapılan bir araştırmada, hektar başına olmak üzere, iğneyapraklı ormanların yılda 30 ton, geniş yapraklı ormanların 16 ton, tarım kültürlerinin ise 3-10 ton oksijen ürettiği saptanmıştır.
Esasen, dünya ormanlarının ürettiği oksijen miktarı dünyadaki yeşil bitkilerin özümleme sırasında ürettikleri oksijen miktarının %33-46’sıdır. Böylece dünyadaki tüm ormanların ürettiği oksijenin, 55x109 ton/yıl ile 102x109 ton/yıl arasında olduğu anlaşılmaktadır.
Sağlık ve Orman
Orman, baştan bu yana sıraladığımız katkılarıyla, insan sağlığı üzerinde doğrudan pay sahibidir. Bu bölümde, onun, insan sağlığı üzerindeki dolaysız etkileri ele alınmıştır. Bunun için de, ilk önce ormanın, özellikle gürültüyü azaltıcı etkilerine değinilmiştir.
Ormanın, insanın ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkisi, işte tam bu noktada kendini göstermektedir. Gerçekten de gürültü kaynağından başlayana 250 m genişliğindeki bir orman şeridi, insanı rahatsız eden 80 dB(A) şiddetindeki bir gürültüyü yarı yarıya; insanı rahatsız etmeyecek bir düzeye, 40 dB(A)’ya indirmektedir. Esasen, çok tabakalı, sık ve genç bir orman ölçü alındığında, ormansız alana oranla, bu yapıda gürültü şiddetinin 1 m için 0,16 dB(A), 200 m için ise 32 dB(A) daha az olduğu saptanmıştır.
Yalnızca bu veriler bile, ormanın, insanın ruh sağlığı üzerinde doğrudan olumlu etkisini kanıtlamaktadır.
Öte yandan ormanlar, ilaç üretiminde, kendilerinden yararlanılan bir hammadde deposu konumundadır. Nitekim ilaç hammaddesinin %25’i tropik ormanlardan gelmektedir. Aynı şekilde kanser hastalarında kullanılan ilaç hammaddesinin %70’i de yine tropik yağmur ormanlarından sağlanmaktadır.
Yani ormanlar, yalnız ruh sağlığı üzerinde değil, beden sağlığı üzerinde de büyük katkılar yaratmaktadır. Örneğin ağaçların ve ormanda bulunan diğer bitkilerin kök, kabuk, yaprak, dal, çiçek ve tohumları doğrudan ilaç olarak kullanılabildiği gibi, ilaç sanayiinde hammadde olarak da kullanılabilmektedir.
Günümüzde doğanın, doğal kaynakların ve doğal gıdaların yeniden önem kazanmasıyla ormandan, bitkilerden, şifalı otlardan, insan sağlığı için yararlanma anlayışı giderek dikkat çekici bir boyuta ulaşmıştır.
Türkiye ise, şifalı otlar konusunda çok zengindir ve ülkemiz doğal bir laboratuar konumunda bulunmaktadır.
Topraklarında, yaklaşık 9.000 bitki türü barındıran Türkiye’de endemik bitki türlerinin sayısı da 3.000’e varmaktadır.
Bütün bu olgular, ormanların, insan yaşamındaki önemini vurgulamakla kalmıyor; aynı zamanda onların, nasıl birer can simidi olduğunu da gösteriyor. Bu yüzden olmalı, kimi orman bilimciler, ormanların “çevre dostu” olduğu kadar, aynı zamanda “can dostu” olduğunu da vurgulamaktadır. Bir başka görüş ise ormanın artık bir “can pazarı” olduğunu belirtmektedir.
Ormanların insan sağlığı üzerindeki bu olumlu etkileri, işte bu nedenle insanları, kentlerin çevresinde orman yetiştirmeye, onları “kent ormancılığı” ve “yeşil kuşak ağaçlandırması” doğrultusunda çaba harcamaya yöneltmektedir. Nitekim “kent ormancılığı” kavramının da ancak 1960’lardan sonra yaygınlık kazanmaya başlaması dikkat çekicidir.
Eğlence-Dinlence (Rekreasyon) Açısından Orman
Yirminci yüzyılın başlarından itibaren, güncel anlamıyla ilk kez ABD’de ortaya çıkan “orman içi eğlence-dinlence” anlayışı, özel fakat oldukça yaygın, aynı zamanda popüler bir rekreasyon tipi olarak, çeşitli açık hava etkinlikleri içinde, kendine önemli bir yer bulmuştur. Bir başka deyişle ormanda yapılan rekreasyon etkinlikleri; kitlesel hareketliliğe dönük, kendine özgü nitelikler taşıyan, bu anlamda kitleleri, öteki açık hava çevresi eğlence dinlence etkinliklerinden çok daha fazla kendisine çekebilen bir etkinlikler bileşkesidir. Çünkü ormanlar, bilindiği üzere, doğal kaynakları topluca sunabilen en elverişli rekreasyonel yaşam çevresi konumundadır.
Türkiye’de ise ormanlar, 1956’dan bu yana, orman-halk ilişkilerinin geliştirilmesi doğrultusunda, eğlence-dinlence gereksinimleri için de ayrılmaya başlamıştır.
Orman içindeki eğlence-dinlence, “yoğun2 ve “yeğin” olmak üzere başlıca iki kullanım tipine ayrılmakta ve etkinlikler de genellikle bu ayrım çerçevesinde tanımlanmaya çalışılmaktadır. Yoğun yada yeğin kullanıma konu olan orman parçalarında (orman içi dinlenme yerleri, milli parklar vb.) insanlar, rekreasyonel anlamda çeşitli etkinlikler gerçekleştirmektedir yoğun rekreasyonel kullanım, esas itibariyle önceden saptanan hedeflere göre planlanarak geliştirilmiş olan; organize tesislere, yüksek ziyaretçi sayılarına ve zengin etkinlik çeşitliliğine sahip orman alanlarında görülmektedir.
Bu alanlarda özellikle kampçılık, piknikçilik, balıkçılık, botçuluk, kanoculuk, kayakçılık, yüzme, gezinti, ilginç yerleri ziyaret, toplu geziler, fotoğrafçılık, toplayıcılık, doğa üzerinde çalışma, çevredeki insanlarla sohbet, zihinsel dinlenme, atlı binicilik, çeşitli sporlar, değişik oyunlar vb. etkinlikler gerçekleştirilebilmektedir.
Görüldüğü gibi ormanlar, sunduğu eğlence-dinlence olanaklarıyla da insanlar için manevi-kolektif-sosyal yararlar sağlamaktadır.
İş Alanı ve Geçim kaynağı Olarak Orman
Ormanlar, sağladıkları maddi yararların, manevi-kolektif-sosyal değerdeki işlevlerinin yanı sıra, sürekli ve geniş hacimli iş alanı olarak da insanlara büyük katkı sağlamaktadır. Çünkü ormanlar, gerek dikim, bakım, üretim; gerekse işletme, pazarlama vb. süreçlerde insan emeği gerektirdiğinden, sonuçta bir iş alanı olarak da büyük önem taşımaktadır. Bu alandaki işlenimler ve işlendirmeler, ülke ekonomisine katkının bir başka boyutunu daha dile getirmektedir. Çünkü,ş iş alanında ve işlendirme, işleme ilişkilerinden oluşan bu ekonomik zincir, etkisini ulusal ekonomide de göstermektedir. Nitekim, ormanların gayri safi milli hasılaya katkısının, resmi rakamların bir hayli üzerinde olduğu saptaması da bu gerçeği vurgulamaktadır.
Öte yandan orman alanlarının, kişi başına gelirin en düşük olduğu, işsizliğin yoğun görüldüğü yörelerde yayılış göstermesi, ormancılık sektöründeki işlendirmelerin çok önemli bir başka boyutunu daha ortaya koymaktadır. Yani ormancılık sektörü, işlendirme kollarında artış sağlayarak, orman çevresinde yeni sanayi kollarına rehberlik etmekte; sonuçta işsizliğin ve köyden kente göçün önlenmesi, bölgeler arası dengesizliğin giderilmesi, orman köylüsünün yaşam düzeyinin yükseltilmesi gibi işlevlerle toplumsal kalkınmada katalizörlük görevi üstlenmektedir.
Orman köylüsü, kendisine yönelik tarımsal uğraşlarının en alt düzeye indiği kış aylarında da işlendirilmektedir. Böylece bir yandan orman ürünlerinin teknik ve fizik özellikler açısından nitelikli olması sağlanırken, orman köylüsünün daha fazla kazanç elde etmesi olanağı yaratılmakta, bu yolla kendilerine “erken üretim primi” kazandırılmaktadır.
Ancak, tüm orman köylüsünün ormancılık sektöründe işlendirilebilmesin beklemek çor zordur, hatta olanaksızdır.
Orman köylüsü, ormanlardan, bir geçim kaynağı olarak da yararlanmaktadır. Bir başka anlatımla orman, köylüyü bir yandan işlendirirken, bir yandan yaprağı, çiçeği, meyvesi, tohumu, mantarı vb. yan ürünleriyle tenceresine girip onu aynı zamanda aşlandırmaktadır.
Ulusal Güvenlik ve Savunmada Orman
Orman, bütün işlevlerinin yanında insanlarda iyimserlik duyguları da uyandırmaktadır. Bu doğrultuda güven pekiştirmekte, yanı sıra ulusal güvenliğin ve savunmanın ana damarlarından biri olarak da önemli rol üstlenmektedir.
Ormanın, savaş ekonomisi ve tekniğine yönelik sağladığı katkılar bunlar arasında gösterilebilir. Örneğin savaş tesisleri, çeşitli araç, gereç ve silahın yapımı odun kullanmayı gerektirmektedir. Ormandan elde edilen yan ürünler, örneğin reçine, katran ve tanenli maddeler de savaş ekonomisinin işleyişi içinde yer almaktadır.
Ormanlar, bir yandan ulusal güvenlik ve savunma için kilit oluştururken, öte yandan, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin olanaklarını da artırır. Çünkü orman, Silahlı Kuvvetlere, en azından hareket serbestisi kazandırır. Ayrıca ormanların, yurdu düşmanın gözünden ve silahlarından koruyabilmek gibi kimi yetenekleri de söz konusudur.
Nitekim Çanakkale Savaşları sırasında, ulusal güvenlik ve savunmada kazandırdığı yeteneği zayıflatmak amacıyla, orman da hedef alınmıştır.
Çevre ve Orman
Çevre, insan ve ekoloji sözcükleri, artık yüzyılımızı simgeleyen üçlü bir deyim haline gelmiş bulunmaktadır. Bilindiği gibi “çevre”, canlıların yaşamasını sağlayan ve onları sürekli olarak etkisi altında bulunduran faktörler kompleksidir.
Son iki yüzyılda insan; sanayi, tarım, tıp vb. alanlarda gerçekleştirdiği devrimlerle, doğada oynadığı rolünü tam anlamıyla ön plana çıkarmış, ama buna paralel olarak, peşine pek çok çevre sorununu da takmıştır.
Bu haliyle çevre sorunları, bir açıdan ve bir ölçüde "orman sorunlarına dönüş¬mek durumunda kalmıştır. Çünkü çevre sorunlarının başlıcaları olarak gösterilen hava, su toprak, gürültü kirlilikleri ile öteki kirliliklerin önlenmesinde, hatta giderilmesinde çevre dostu" olarak ormanlar, doğrudan büyük işleve sahiptir Nitekim ormanlar, bazen çevre sorunlarından etkilenen bir hasta, bazen de onun koruyucu hekimi durumundadır.
Ormanları hasta eden kimi çevre sorunlarına başlıklar halinde değinelim:
 Dünya nüfusu son çeyrek yüzyılda hiç değilse dörtte bir oranında artmış bulunmaktadır. 2010 yılında toplam dünya nüfusunun bugüne oranla l milyar daha artarak, 7 milyara ulaşacağı, hatta bunu aşacağı kestirilmektedir.
 Dünyamızda yaklaşık 30 milyon civarında canlı türü vardır. Ancak bunun, yaklaşık 1.5 milyonu tanımlanabilmiştir. Tanımlanabilen canlıların 750.000'i bö¬cekler, 41.000'i omurgalılar, 250.000'i bitkiler, geriye kalanı ise omurgasızlar, mantarlar ve mikroorganizmalardır. Ne var ki biyolojik çeşitlilik, geçmişe göre çok daha fazla tehlike altındadır. Araştırmalara göre, önümüzdeki çeyrek yüzyıl içinde dünyadaki türlerin ortalama %25'i yok olma tehdidiyle karşı karşıyadır. ABD'de bi¬yolojik çeşitliliğin devamı konusunda yapılan bir araştırmanın sonucu, durumun ciddiyetini bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Bu araştırmaya göre, 1600-1900 yıllan arasında 75 canlı türü yok olmuştur. 1900-1950 yılları arasında ise yine 75 canlı türünün yok olduğu saptanmıştır. Buradan yola çıkılarak yapılan uz-görü (projeksiyon) ve öngörülerle de, 2000 yılının sonuna kadar 50 000 türün yok olacağı hesaplanmıştır.
 Habitatların bozulmasına bağlı olarak, dünyada her yıl 25 milyon tonun üzerinde verimli üst toprak taşınmakta, 1.5 milyon ha sulu arazi de kaybolmaktadır.
 Mavi gezegenimizde su açığı, her geçen gün artmaktadır. Dünyadaki su rezervlerinin %69'u tarımda, %23 u sanayide kullanılırken, yalnızca %8'i konutlarda Kullanılmaktadır. Bu arada suyun, son üç yüzyıl içinde 35 kat azaldığı tahmin edil¬mektedir.
 Kentleşme, sanayileşme, turizm, bitki ve hayvan ticareti, atık maddeler vb. nedenlerle deniz kıyı şeridindeki ekosistemler, hızlı bir bozulma içindedir. Önümüzdeki 30-40 yıllık süreçte bu bozulmanın çok daha büyüyeceği, çözümü zor karmaşık sorunlarla boğuşulmak zorunda kalınacağı kestirilmektedir.
 İklim değişikliği, küresel ısınma, sera etkisi, ozon tabakasının incelip delinme-si, asit yağmurlan, radyoaktif serpintiler, virütik salgınlar vb. terimler, 1980'lerde bilimin sözlüğünden çıkıp, küresel çevre sorunları olarak birer birer günlük yaşa¬mın sözlüğüne girmiştir.
Dünyamızda, bilinen 2 milyon çeşitten fazla kimyasala, her yıl 50 000 çeşit yeni kimyasal daha eklenmektedir. Amerika Kimyacılar Derneği, kullanımda olan kimyasal sayısının 63 000 dolayında olduğunu sanmaktadır. Kimyasallardan ancak 6 000 kadarı, mutasyon yapma ve kansere yol açma potansiyelleri açısın¬dan denenebilmiştir. Geriye kalanların ne çeşit etkileri olduğu konusunda ise ne yazık ki bilgimiz bulunmamaktadır. Oysa, çevresel kirleticilerin kansere yol açabi¬leceği gerçeği, ilk kez İngiltere'de 1775'te baca temizleyicilerinde skrotum kanser¬lerine daha sık rastlandığının ortaya çıkmasıyla öğrenilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, henüz yöresel konumda seyreden çevre kirliliği, ileride kıtalararası bir nitelik ka¬zanacak; belki de savaş, açlık, doğal afet vb. büyük sorunlar konumuna girerek, in¬sanoğlunun gündeminde ilk sırayı alacaktır.














İÇİNDEKİLER

ORMANIN ÖNEMİ VE YARARLARI 1
Odun ve Odun Dışı Ürünler 1
Oksijen Kaynağı Orman 6
Sağlık ve Orman 8
Eğlence-Dinlence (Rekreasyon) Açısından Orman 9
İş Alanı ve Geçim kaynağı Olarak Orman 10
Ulusal Güvenlik ve Savunmada Orman 11
Çevre ve Orman 11
Oğuzboyu Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Etiketler
ormanın önemi, ve yararları

Konu araçları

Gönderi Kuralları
Kendi yeni konularını düzeltemezsin
Kendi mesaj cevap yazamazsın
Kendi mesaj eklentilerini düzeltemezsin
Kendi mesajlarını düzeltemezsin

BB Kod Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 04:09 PM.


Desteklediklerimiz
Reseller Hosting, Dedicated Server, ahosting.biz, ozmena Forum, TVPano Forum, Xyeni, Number1Forum


Powered by vBulletin® Version 3.7.3 Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO