Telgraf
Telgraf
Belirli işaretlerle uzak yerlerde haberleşme düşüncesi hemen hemen tarihimiz kadar eskiye dayanır; ama kusursuz bir servis ağının geliştirildiği XVIII. yüzyıla kadar, bu haberleşmeler belirli bir sinyal yayınlanmasına dayanmıyordu. Simgeler ya da mektup biçiminde büyük resimler, çok uzaklardan teleskoplarla görülebilecek biçimde kule tepelerine yerleştirilmişlerdi. Bu, ilk düzenli telgraf servisiydi.
Elektrik akımı uygulamalarının ilk olarak gerçekleştirildiği XIX. yüzyılda, sinyallerin elektrik uyarıları aracılığıyla bir iletkenden yayılması tasarlandı. Böyle bir sistem ilk olarak A.B.D.’li Samuel Mors tarafından düşünüldü. Elektromagnetik olarak uyarılmış bir armatüre dayanan bu sistemde, sinyaller sürekli olarak kayan boş bir kâğıt üstüne mürekkeple işaretlenebiliyordu. Mors, simge ve harflere uyacak biçimde, içinde nokta ve çizgiler bulunan bir alfabe geliştirdi. Bu sistemle, çeşitli dillerden herhangi bir haber iletilebiliyordu. Mors alfabesi yıllar boyu çok yaygın olarak kullanıldı. Yüzyılın sonunda, daha ayrıntılı sistemler geliştirildi. Bunlarda bir telgraf yazıcı vardır; bu yazıcı alfabetik klavyesine her vuruşta, özel bir sinyal yaratır. Devrenin öteki ucunda bulunan benzer bir sistem, gelen sinyalleri alarak bir kâğıda basar. Verici sürekli uyarı veren bir uyarıcıyla donatılmış ve bu uyarı, alıcıya kusursuz biçimde eşzamanlı kılınmıştır. Sinyal gönderme, eşzamanlı kılıcı mekanizmanın gerektirdiği ritme uymalıdır. Bundan dolayı, sisteme ritmik telgraf adı verilmiştir.
Telgraf mekanizmasındaki bu ilerlemeler sırasında, iletken sistemleri de gelişti. Eskiden telgraf hatları, geri dönen akımı toprağa verecek biçimde tek bir telden oluşuyordu. Karmaşık eşzamanlı kılma sisteminin gelişmesi, bir sinyal ile bir sonraki arasındaki ritmik boşluğun yol açtığı aralığı kullanarak, çok sayıdaki haberlerin iletilmesini sağladı. Radyotelgrafın ortaya çıkması, telgrafın önemini oldukça artırdı ve mors alfabesinin kullanılması (özellikle denizcilikte) yaygınlaştı. Yakın zamanda, önceden belirlenmesi gereken iletim hızının korunması gereğini ortadan kaldıran ritmik olmayan (aritmik) telgraf sistemi ortaya çıktı. Bu sistem, bir tele daktilo kullanır; tele daktilo, içinde kâğıt ruloları, harf kolları ve klavye bulunan normal bir daktilonun benzeridir.
Bir tele daktilo gerek haber gönderme, gerek haber alma için kullanılabilir. Bir maniple çarptığında, bir “başlama” sinyali yayınlanır; alıcı aygıt çalışmaya başlar ve sinyali, gönderilen harfe uyan katlanmış bir sinyal izler. Bir “dur” sinyali, alıcıyı kapar. Bu sistem, alıcı ve verici arasındaki sürekli eşzamanlılığın kusursuz olmasını gerektirmez. Çünkü “başlama” sinyali, yayının başlangıç anını tam ve kesin olarak belirler.
Tele daktilo donatımı için beş öğeli özel bir kot grubu geliştirilmiştir. Bu kot grubu, yayının “başlangıç” sinyalinin gönderilmesinden başlayarak önceden tanımlanan bir zaman süresi, olduğu için, birbirlerinden ayırt edilebilen sürekli ya da süreksiz sinyal dizilerinden oluşmuştur. Tele daktilolar yalnız postanelerde değil, birçok iş yerinde de kolaylıkla ve yaygın olarak kullanılmaktadır. Ticari firmalar, telefon santralleri gibi karmaşık sistemlerle donatılmış otomatik ağlara bağlanmışlardır.
Sabit görüntülerin elektriksel iletimi için kopya tekniğinin (faksimile) gelişmesi, tıpkı televizyon yayınlarında olduğu gibi, nokta nokta tarama temeline dayanır; ama daha yavaştır. Hızın yavaş olması nedeniyle, faksimile iletim daha alçak frekans şeridinde çalışır, özellikle, günde 24 saat yayınlanan deniz haritaları ve hava değişimi haritalarının bildirilmesi için kullanılır. Uydulu faksimile uygulamaları Tiros ve Nimbus uydularıyla
çekilen bulut resimlerinin gönderilmeleriyle artmıştır. Ranger Surveyor ve Mariner uydu topluluğunun faksimile yayınlarıyla, ay ve Merih’ten çok yakın resimler elde edilmiştir.
|