<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>AtaBB Community - Blogu</title>
		<link>http://www.atabb.com/blogs/</link>
		<description>Genel içerikli arkadaşlık ve paylaşım forumu</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Wed, 03 Dec 2008 09:15:22 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.atabb.com/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>AtaBB Community - Blogu</title>
			<link>http://www.atabb.com/blogs/</link>
		</image>
		<item>
			<title>60. Emmy Ödülleri Verildi</title>
			<link>http://www.atabb.com/blogs/1-time-lord/60-emmy-odulleri-verildi-35/</link>
			<pubDate>Tue, 07 Oct 2008 08:22:40 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[60. Emmy ödülleri sahiplerini buldu. 60. Emmy ödüllerine &#8220;*30 Rock*&#8221; damgasını vurdu. 30 Rock &#8220;En iyi komedi dizisi, En iyi erkek oyuncu, En iyi kadın oyuncu&#8221; dallarında birinci oldu. En iyi drama ödülünü ise &#8220;Mad Men&#8221; hak kazandı. En iyi erkek oyuncu &#8220;Drama Dalında&#8221; *Bryan Cranston - &#8220;Breaking Bad&#8221;*, En iyi kadın oyuncu &#8220;Drama Dalında&#8221; *Glenn Close - &#8220;Damages&#8221;*, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu &#8220;Drama Dalında&#8221;, *Zeljko Ivanek - &#8220;Damages&#8221;*, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu &#8220;Drama Dalında&#8221; *Dianne Wiest - &#8220;In Treatment&#8221;* hak kazandı. En iyi animasyon ödülünü ise The Simpsons aldı. En iyi mini dizi ödülünü ise John Adams layik görüldü.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>60. Emmy ödülleri sahiplerini buldu. 60. Emmy ödüllerine &#8220;<b>30 Rock</b>&#8221; damgasını vurdu. 30 Rock &#8220;En iyi komedi dizisi, En iyi erkek oyuncu, En iyi kadın oyuncu&#8221; dallarında birinci oldu. En iyi drama ödülünü ise &#8220;Mad Men&#8221; hak kazandı. En iyi erkek oyuncu &#8220;Drama Dalında&#8221; <b>Bryan Cranston - &#8220;Breaking Bad&#8221;</b>, En iyi kadın oyuncu &#8220;Drama Dalında&#8221; <b>Glenn Close - &#8220;Damages&#8221;</b>, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu &#8220;Drama Dalında&#8221;, <b>Zeljko Ivanek - &#8220;Damages&#8221;</b>, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu &#8220;Drama Dalında&#8221; <b>Dianne Wiest - &#8220;In Treatment&#8221;</b> hak kazandı. En iyi animasyon ödülünü ise The Simpsons aldı. En iyi mini dizi ödülünü ise John Adams layik görüldü.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Time Lord</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.atabb.com/blogs/1-time-lord/60-emmy-odulleri-verildi-35/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>şair ve hikaye yazarı ramazan hoş</title>
			<link>http://www.atabb.com/blogs/3678-ramazanhos/sair-ve-hikaye-yazari-ramazan-hos-34/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Oct 2008 09:59:04 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Merhaba ben RAMAZAN HOŞ 
 
Şiir ve hikâye yazarı,
 
Şiir ve hikâye kitaplarım, 
 
İnternet ve kitap satılan tüm marketlerde, 
 
Bula bilirsiniz?
 
 
Yazardan imzalı kitap almak, 
 
Veya Duygularınızı benimle baylaşmak isterseniz, 
 
(Web) Sitesinden ulaşa bilirsiniz, 
 
Saygılarımla. Ramazan hoş!
 
 
Web : ........................ !!
 
 
.....................................
 
 
Yorumlayan: ramazan hoş
 
 
AYNADAKİ YÜZ 
 
 
Bir yabancı bir başkası, 
 
Gezer durur, 
 
Aynı ayak iziyle, 
 
Yeri yurdu bir, 
 
aynı adres aynı telefon var elinde. 
 
 
Bir yabancı bir başkası olmuşum, 
 
kendi kendime, 
 
Aynalar gerçekse ben neredeyim, 
 
fotoğraftaki yüz nerde. 
 
 
Hayallerim umutlarım, 
 
bir hiçimiydi yaşadıklarım, 
 
Ben neredeyim fotoğraftaki yüz nerde
 
 
Ben neredeyim dostlarım nerde, 
 
Bir yabancı bir başkası olmuşuz, 
 
Beraber yaşadığımız anılara bile. 
 
 
Bir hayal dünyasında yaşıyoruz, 
 
Bir maziye bak, 
 
Birde albümlere. 
 
 
Bir yabancı bir başkası olmuşuz. 
 
Ben neredeyim fotoğraftaki yüz nerde. 
 
 
Korkuyorum ateş düştü, 
 
Aynadaki bana bakan yüze... 
 
 
 
...............................................
 
 
 
Yorumlayan: ramazan hoş
 
 
PENCEREDEKİ KADIN
 
 
Terk edilmiş viran evde oturur yalnız,
 
Pencerenin önünde,
 
Kırık dökük duvarların arkasında ne sırlar gizli,
 
İsyan dolu gündüzleri kâbus oldu gecelerin,
 
Yalnız bir kadın bakar buğulanmış pencerede.
 
 
Halinden belli hayatın izleri var yüzünde,
 
Boş gözle bakar kırık yıkık duvarların,
 
Buğulanmış pencerenin önünde,
 
Eski bir dosta rastladım sordum sebebi nedir diye.
 
 
Yılar önce bir vefasıza âşık olmuş,
 
Terk edip gitmiş yaban ele,
 
Seneler geçmiş unutamamış,
 
Bir gün hatasını anlar gelir diye.
 
 
Viran olmuş Duvarların 
 
Buğulanmış pencerenin önünde. 
 
Hayalinle yaşarım boş pencerenin önünde,
 
 
Bir yabancı olmuşum kendime,
 
Acır dururum çünkü o benim eller güler halime,
 
Ne olur gel beni sensizliğe terk etme gel&#8230;
 
 
......................................................................
 
 
Yorumlayan: ramazan hoş
 
 
AH İSTANBUL 
 
 
Bir İstanbul masalı tarih kokar her kentinde, 
 
Ne oldu beyler tarihimize, 
 
Oyun havası çalınır kenar mahallelerde,
 
Eğlenir gıravatlı dürzüler.
 
 
Her gün bir günah işlenir,
 
Beyoğlu tarihin nerde,
 
Aç gezen magandalar kurşun sıkar 
 
Mertliğin üstüne, 
 
Helal geride dursun,
 
Her gün günah peşindeler.
 
 
Aziz İstanbul evliyalar yatar üstünde,
 
Tarih kokan sokakların nerede,
 
Esrar kokain kol gezer, 
 
Her şeyden önemlisi, 
 
Menfaat rant sağlayan beylerin elinde.
 
 
Aziz İstanbul ismin kaldı dilimizde, 
 
Hırsızı çakalı boy gösterir her caddesinde,
 
Aziz İstanbul senin suçun yok. Yok,
 
Seni bu hale getirenler utansın demiyorum,
 
Utanmaz yüzler seni bu hale getirdiler&#8230;
 
 
............................................................
 
 
 
 
Yorumlayan: ramazan hoş
 
 
 
SOKAK ÇOCUKLARI
 
Hatırlamam çocukluğumdan beri,
 
Ne ana, ne baba sevgisini,
 
Tatmadım gerçek sevgiyi,
 
Hani derler ya ah! Bir çocuk olsaydım,
 
Ben diyorum şu dünyaya gelmez olaydım.
 
 
Bazen görüryorum yavrusuna sarılan anneleri,
 
Hayatımda tatmadım gerçek sevgiyi,
 
Çocukluğumda kaldı hüzün nefret kinim,
 
Çocukluğumda kaldı ağlamak,
 
Hatırlamam gülmeyi. 
 
 
Alıştım betonlarda arkadaşlarla sarılıp yatmayı,
 
İstemez miydim anneme sarılıp,
 
Gerçek sevgiyi onda bulmak,
 
İstemez miydim babamla arkadaş.
 
 
Babamla gururlanmayı,
 
Sokak çocuğu derler bana,
 
Annen baban var mı diye sorarlarsa,
 
Bilmem ben doğarken unutmuşlar...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Merhaba ben RAMAZAN HOŞ <br />
 <br />
Şiir ve hikâye yazarı,<br />
 <br />
Şiir ve hikâye kitaplarım, <br />
 <br />
İnternet ve kitap satılan tüm marketlerde, <br />
 <br />
Bula bilirsiniz?<br />
 <br />
 <br />
Yazardan imzalı kitap almak, <br />
 <br />
Veya Duygularınızı benimle baylaşmak isterseniz, <br />
 <br />
(Web) Sitesinden ulaşa bilirsiniz, <br />
 <br />
Saygılarımla. Ramazan hoş!<br />
 <br />
 <br />
Web : ........................ !!<br />
 <br />
 <br />
.....................................<br />
 <br />
 <br />
Yorumlayan: ramazan hoş<br />
 <br />
 <br />
AYNADAKİ YÜZ <br />
 <br />
 <br />
Bir yabancı bir başkası, <br />
 <br />
Gezer durur, <br />
 <br />
Aynı ayak iziyle, <br />
 <br />
Yeri yurdu bir, <br />
 <br />
aynı adres aynı telefon var elinde. <br />
 <br />
 <br />
Bir yabancı bir başkası olmuşum, <br />
 <br />
kendi kendime, <br />
 <br />
Aynalar gerçekse ben neredeyim, <br />
 <br />
fotoğraftaki yüz nerde. <br />
 <br />
 <br />
Hayallerim umutlarım, <br />
 <br />
bir hiçimiydi yaşadıklarım, <br />
 <br />
Ben neredeyim fotoğraftaki yüz nerde<br />
 <br />
 <br />
Ben neredeyim dostlarım nerde, <br />
 <br />
Bir yabancı bir başkası olmuşuz, <br />
 <br />
Beraber yaşadığımız anılara bile. <br />
 <br />
 <br />
Bir hayal dünyasında yaşıyoruz, <br />
 <br />
Bir maziye bak, <br />
 <br />
Birde albümlere. <br />
 <br />
 <br />
Bir yabancı bir başkası olmuşuz. <br />
 <br />
Ben neredeyim fotoğraftaki yüz nerde. <br />
 <br />
 <br />
Korkuyorum ateş düştü, <br />
 <br />
Aynadaki bana bakan yüze... <br />
 <br />
 <br />
 <br />
...............................................<br />
 <br />
 <br />
 <br />
Yorumlayan: ramazan hoş<br />
 <br />
 <br />
PENCEREDEKİ KADIN<br />
 <br />
 <br />
Terk edilmiş viran evde oturur yalnız,<br />
 <br />
Pencerenin önünde,<br />
 <br />
Kırık dökük duvarların arkasında ne sırlar gizli,<br />
 <br />
İsyan dolu gündüzleri kâbus oldu gecelerin,<br />
 <br />
Yalnız bir kadın bakar buğulanmış pencerede.<br />
 <br />
 <br />
Halinden belli hayatın izleri var yüzünde,<br />
 <br />
Boş gözle bakar kırık yıkık duvarların,<br />
 <br />
Buğulanmış pencerenin önünde,<br />
 <br />
Eski bir dosta rastladım sordum sebebi nedir diye.<br />
 <br />
 <br />
Yılar önce bir vefasıza âşık olmuş,<br />
 <br />
Terk edip gitmiş yaban ele,<br />
 <br />
Seneler geçmiş unutamamış,<br />
 <br />
Bir gün hatasını anlar gelir diye.<br />
 <br />
 <br />
Viran olmuş Duvarların <br />
 <br />
Buğulanmış pencerenin önünde. <br />
 <br />
Hayalinle yaşarım boş pencerenin önünde,<br />
 <br />
 <br />
Bir yabancı olmuşum kendime,<br />
 <br />
Acır dururum çünkü o benim eller güler halime,<br />
 <br />
Ne olur gel beni sensizliğe terk etme gel&#8230;<br />
 <br />
 <br />
..................................................  ....................<br />
 <br />
 <br />
Yorumlayan: ramazan hoş<br />
 <br />
 <br />
AH İSTANBUL <br />
 <br />
 <br />
Bir İstanbul masalı tarih kokar her kentinde, <br />
 <br />
Ne oldu beyler tarihimize, <br />
 <br />
Oyun havası çalınır kenar mahallelerde,<br />
 <br />
Eğlenir gıravatlı dürzüler.<br />
 <br />
 <br />
Her gün bir günah işlenir,<br />
 <br />
Beyoğlu tarihin nerde,<br />
 <br />
Aç gezen magandalar kurşun sıkar <br />
 <br />
Mertliğin üstüne, <br />
 <br />
Helal geride dursun,<br />
 <br />
Her gün günah peşindeler.<br />
 <br />
 <br />
Aziz İstanbul evliyalar yatar üstünde,<br />
 <br />
Tarih kokan sokakların nerede,<br />
 <br />
Esrar kokain kol gezer, <br />
 <br />
Her şeyden önemlisi, <br />
 <br />
Menfaat rant sağlayan beylerin elinde.<br />
 <br />
 <br />
Aziz İstanbul ismin kaldı dilimizde, <br />
 <br />
Hırsızı çakalı boy gösterir her caddesinde,<br />
 <br />
Aziz İstanbul senin suçun yok. Yok,<br />
 <br />
Seni bu hale getirenler utansın demiyorum,<br />
 <br />
Utanmaz yüzler seni bu hale getirdiler&#8230;<br />
 <br />
 <br />
..................................................  ..........<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
Yorumlayan: ramazan hoş<br />
 <br />
 <br />
 <br />
SOKAK ÇOCUKLARI<br />
 <br />
Hatırlamam çocukluğumdan beri,<br />
 <br />
Ne ana, ne baba sevgisini,<br />
 <br />
Tatmadım gerçek sevgiyi,<br />
 <br />
Hani derler ya ah! Bir çocuk olsaydım,<br />
 <br />
Ben diyorum şu dünyaya gelmez olaydım.<br />
 <br />
 <br />
Bazen görüryorum yavrusuna sarılan anneleri,<br />
 <br />
Hayatımda tatmadım gerçek sevgiyi,<br />
 <br />
Çocukluğumda kaldı hüzün nefret kinim,<br />
 <br />
Çocukluğumda kaldı ağlamak,<br />
 <br />
Hatırlamam gülmeyi. <br />
 <br />
 <br />
Alıştım betonlarda arkadaşlarla sarılıp yatmayı,<br />
 <br />
İstemez miydim anneme sarılıp,<br />
 <br />
Gerçek sevgiyi onda bulmak,<br />
 <br />
İstemez miydim babamla arkadaş.<br />
 <br />
 <br />
Babamla gururlanmayı,<br />
 <br />
Sokak çocuğu derler bana,<br />
 <br />
Annen baban var mı diye sorarlarsa,<br />
 <br />
Bilmem ben doğarken unutmuşlar...</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>ramazanhos</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.atabb.com/blogs/3678-ramazanhos/sair-ve-hikaye-yazari-ramazan-hos-34/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İndependent de Mika</title>
			<link>http://www.atabb.com/blogs/2550-rikimikipiki/independent-de-mika-32/</link>
			<pubDate>Tue, 23 Sep 2008 19:16:39 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*_23.09.2008 Salı_*

"kazanamayınca kazan kaynamaz." atasözü yarım sayfa açıklanacak.

evet, elimde tuttuğum kağıt parçasında tam olarak bunlar yazıyor.

en iyi arkadaşım ödevlerini benimle paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyor.

garip bir çocuk:

adı Batu, 8 yaşında; esmer tenli bir 2. sınıf öğrencisi.

güldüğü zaman kaşları ufuk çizgisini anımsatıyor.

bir aksilik çıkmazsa geleceği pek şiirsel olacak.

*

tam ödeve yoğunlaşmışken çikolatalar geliyor.

kişi başına düşen milli çikolata sayısı 2.

anneme teşekkür ediyorum.

bu arada şevkin artmasına paralel

gereksiz bir çızık sayfa ortasında gittikçe büyüyor.

etrafta silgi yok.

odama gitmem icap ediyor.

bir yandan da gözlerim Batu'da.

içimde "hızlı hızlı yemesin" feryadı.

döndüğümde masum masum gözlerimin içine bakıp

"aslında bitirmek istememiştim." diyebilir

ve gözlerimi kapayıp bilinçsizce çikolatamı ona uzatabilirim.

neyse ki koşa koşa bir çırpıda gidip geliyorum.

göstergeler normal; beni bekliyor başlamak için.

"başlamak için birilerini beklemek" nezakettir.

oysaki böyle bir nezaket pek tercih edilesi değildir.

*

çocuklarla iletişimin kendine has kuralları olduğunu hepimiz az çok biliriz.

"elma düş, Newton ağaca çık." prensibinin işe yaramadığını da bilmekten öte yaşarız.

*

kısa sürede çikolataları lüpletip

özenle kelimeleri seçerek ödevi bitiriyorum.

Batu sadece 1 tanesine kudret yetirebiliyor çikolataların

ve yanı başımda yerini alıyor.

çizimlerini gösteriyor.

abisinin çizdiği arabanın içinde "NOS" tüpçüğünün bulunduğunu

ama kendi çizgisinde olmadığını ve bu ayrımcılığın bitmesini istiyor.

basit bir tüp çiziyoruz, üstüne "NOS" yazıp aracın içini göstermeyen cama geçiyoruz.

*

velhasıl ödevi kontrol etmek amacıyla yüksek sesle bir kere okuyoruz:

"hepimizin ailesi, sevdikleri ve parası olursa iyi olur.

olmayanların olanlardan aldıkları bir dünya düzeni olmadığına göre neyimiz eksikse onu kazanmaya bakarız.

buradaki "kazan" kelimesi "ocak" anlamında kullanıldığı gibi "kucak" anlamında da kullanılabilir.

paranın şefkatli yüzü gelip geçici de olsa severiz bu yüzü;

yazı-tura oynamak için bile şöyle böyle en azından bir tane bozuk paramız olması gerekmez mi?"

ve Batu evinin yolunu tutuyor.

*

geri kalan çikolatayla midemden konuştunuz.

bir başka yayında görüşmek dileğiyle.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Verdana"><b><u>23.09.2008 Salı</u></b><br />
<font color="Blue"><br />
&quot;kazanamayınca kazan kaynamaz.&quot; atasözü yarım sayfa açıklanacak.</font><br />
<br />
evet, elimde tuttuğum kağıt parçasında tam olarak bunlar yazıyor.<br />
<br />
en iyi arkadaşım ödevlerini benimle paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyor.<br />
<br />
garip bir çocuk:<br />
<br />
adı Batu, 8 yaşında; esmer tenli bir 2. sınıf öğrencisi.<br />
<br />
güldüğü zaman kaşları ufuk çizgisini anımsatıyor.<br />
<br />
bir aksilik çıkmazsa geleceği pek şiirsel olacak.<br />
<br />
*<br />
<br />
tam ödeve yoğunlaşmışken çikolatalar geliyor.<br />
<br />
kişi başına düşen milli çikolata sayısı 2.<br />
<br />
anneme teşekkür ediyorum.<br />
<br />
bu arada şevkin artmasına paralel<br />
<br />
gereksiz bir çızık sayfa ortasında gittikçe büyüyor.<br />
<br />
etrafta silgi yok.<br />
<br />
odama gitmem icap ediyor.<br />
<br />
bir yandan da gözlerim Batu'da.<br />
<br />
içimde &quot;hızlı hızlı yemesin&quot; feryadı.<br />
<br />
döndüğümde masum masum gözlerimin içine bakıp<br />
<br />
&quot;aslında bitirmek istememiştim.&quot; diyebilir<br />
<br />
ve gözlerimi kapayıp bilinçsizce çikolatamı ona uzatabilirim.<br />
<br />
neyse ki koşa koşa bir çırpıda gidip geliyorum.<br />
<br />
göstergeler normal; beni bekliyor başlamak için.<br />
<br />
&quot;başlamak için birilerini beklemek&quot; nezakettir.<br />
<br />
oysaki böyle bir nezaket pek tercih edilesi değildir.<br />
<br />
*<br />
<br />
çocuklarla iletişimin kendine has kuralları olduğunu hepimiz az çok biliriz.<br />
<br />
&quot;elma düş, Newton ağaca çık.&quot; prensibinin işe yaramadığını da bilmekten öte yaşarız.<br />
<br />
*<br />
<br />
kısa sürede çikolataları lüpletip<br />
<br />
özenle kelimeleri seçerek ödevi bitiriyorum.<br />
<br />
Batu sadece 1 tanesine kudret yetirebiliyor çikolataların<br />
<br />
ve yanı başımda yerini alıyor.<br />
<br />
çizimlerini gösteriyor.<br />
<br />
abisinin çizdiği arabanın içinde &quot;NOS&quot; tüpçüğünün bulunduğunu<br />
<br />
ama kendi çizgisinde olmadığını ve bu ayrımcılığın bitmesini istiyor.<br />
<br />
basit bir tüp çiziyoruz, üstüne &quot;NOS&quot; yazıp aracın içini göstermeyen cama geçiyoruz.<br />
<br />
*<br />
<br />
velhasıl ödevi kontrol etmek amacıyla yüksek sesle bir kere okuyoruz:<br />
<br />
<font color="Blue">&quot;hepimizin ailesi, sevdikleri ve parası olursa iyi olur.<br />
<br />
olmayanların olanlardan aldıkları bir dünya düzeni olmadığına göre neyimiz eksikse onu kazanmaya bakarız.<br />
<br />
buradaki &quot;kazan&quot; kelimesi &quot;ocak&quot; anlamında kullanıldığı gibi &quot;kucak&quot; anlamında da kullanılabilir.<br />
<br />
paranın şefkatli yüzü gelip geçici de olsa severiz bu yüzü;<br />
<br />
yazı-tura oynamak için bile şöyle böyle en azından bir tane bozuk paramız olması gerekmez mi?&quot;<br />
</font><br />
ve Batu evinin yolunu tutuyor.<br />
<br />
*<br />
<br />
geri kalan çikolatayla midemden konuştunuz.<br />
<br />
bir başka yayında görüşmek dileğiyle.</font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>rikimikipiki</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.atabb.com/blogs/2550-rikimikipiki/independent-de-mika-32/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İndependent de Mika</title>
			<link>http://www.atabb.com/blogs/2550-rikimikipiki/independent-de-mika-31/</link>
			<pubDate>Sun, 14 Sep 2008 02:54:04 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[_*14.09.2008 Pazar*_

içimizde ukde olarak kalan şeyler: efendim diş fırçalamak kimileri için sevgiliyle konuşmak gibi özel bir olgudur, saygı duyulması, akışına bırakılması gerekir. işte tam bu esnada özenle seçilmiş ve tekrarlanmaya meyilli ikircikli anne soruları tüm dengeyi bozar. cevap verilemeyen her saniye yaşanan ürperti katlanır. ve neticede kendinden geçmiş diş macunu ağız kenarından salya gibim süzülür ya da bünye seri fırçalama aksiyomu nedeniyle pek feci bir diş eti kanaması geçirir. anneler ve ikircikli soruları, sizleri seviyoruz ama bazen.

 rivayetlere göre "Bülent kardeşler"e ikinci bir emre kadar ekran yasağı gelmiş. "Bülent kardeşler" kimdir, merak edenler için açıklayalım: 

ilk motorlu insanı bularak 20. yüzyıla damgasını vurmuş enteresan tiplerdir. kullandıkları malzemelerse hepimizin bildiği üzere son derece kullanışlı olan kumaş, insan parçası ve içten yanmalı motordur.

tespit:  kasap ya da anahtarcı abilerimize dikkat edin. dükkan önlerinde kurdukları dayanışma ağıyla nasıl da dünyaya bağlanıyorlar. bence yazar ya da şair olabilmek için bir miktar kasap ya da anahtarcı olabilmek gerek. o kadar fazla gözlemliyorlar ki gelip geçenleri ya da geçmeye meyilli zaman ve mekanı; sınırsız bağlantı böyle bir şey olmalı. ttnet'siz bir dünya arzulamak, bravo.

hayatımızı anlamlı kılan şeyler:  profil olarak yüzünü göremeyeceğiniz fekat hatlarını sergilemekte adeta bir adet heykeltıraş gibi kırılgan ve de dünyanın uydusuna pek yakın bir adet ablamızın yanınızdan geçmesi ve uzunca bir takipten sonra ablamızın yüzüne bakamadan önüne geçmeniz. evet evet böylesi naif bir durum, hayatın anlamı değildir de nedir sevgili okurlar.. ablamız siyah giyiniyorsa tahrik katsayısı şahlanır, bunu da belirtelim.

günün sloganı: yumurtalı pide çıktı, yiğitlik bozuldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Verdana"><font color="Black"><u><b>14.09.2008 Pazar</b></u><br />
<br />
<font color="Blue">içimizde ukde olarak kalan şeyler:</font> efendim diş fırçalamak kimileri için sevgiliyle konuşmak gibi özel bir olgudur, saygı duyulması, akışına bırakılması gerekir. işte tam bu esnada özenle seçilmiş ve tekrarlanmaya meyilli ikircikli anne soruları tüm dengeyi bozar. cevap verilemeyen her saniye yaşanan ürperti katlanır. ve neticede kendinden geçmiş diş macunu ağız kenarından salya gibim süzülür ya da bünye seri fırçalama aksiyomu nedeniyle pek feci bir diş eti kanaması geçirir. anneler ve ikircikli soruları, sizleri seviyoruz ama bazen.<br />
<br />
<font color="Blue"> rivayetlere göre</font> &quot;Bülent kardeşler&quot;e ikinci bir emre kadar ekran yasağı gelmiş. &quot;Bülent kardeşler&quot; kimdir, merak edenler için açıklayalım: <br />
<br />
ilk motorlu insanı bularak 20. yüzyıla damgasını vurmuş enteresan tiplerdir. kullandıkları malzemelerse hepimizin bildiği üzere son derece kullanışlı olan kumaş, insan parçası ve içten yanmalı motordur.<br />
<font color="Blue"><br />
tespit:</font>  kasap ya da anahtarcı abilerimize dikkat edin. dükkan önlerinde kurdukları dayanışma ağıyla nasıl da dünyaya bağlanıyorlar. bence yazar ya da şair olabilmek için bir miktar kasap ya da anahtarcı olabilmek gerek. o kadar fazla gözlemliyorlar ki gelip geçenleri ya da geçmeye meyilli zaman ve mekanı; sınırsız bağlantı böyle bir şey olmalı. ttnet'siz bir dünya arzulamak, bravo.<br />
<font color="Blue"><br />
hayatımızı anlamlı kılan şeyler:</font>  profil olarak yüzünü göremeyeceğiniz fekat hatlarını sergilemekte adeta bir adet heykeltıraş gibi kırılgan ve de dünyanın uydusuna pek yakın bir adet ablamızın yanınızdan geçmesi ve uzunca bir takipten sonra ablamızın yüzüne bakamadan önüne geçmeniz. evet evet böylesi naif bir durum, hayatın anlamı değildir de nedir sevgili okurlar.. ablamız siyah giyiniyorsa tahrik katsayısı şahlanır, bunu da belirtelim.<br />
<br />
<font color="Blue">günün sloganı:</font> yumurtalı pide çıktı, yiğitlik bozuldu.</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>rikimikipiki</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.atabb.com/blogs/2550-rikimikipiki/independent-de-mika-31/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İndependent de Mika</title>
			<link>http://www.atabb.com/blogs/2550-rikimikipiki/independent-de-mika-30/</link>
			<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 21:58:43 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[_*10.09.2008 Çarşamba*_

ara ara sizlere çocukluğumdaki süper kahramanlarımdan bahsedeceğim.

ve o anlardan birindeyiz.

efendim benim öyle sizler gibi süpermenlerim, spermenlerim ya da Hayiydilerim (Heidi) hiç olmadı. oyuncak olarak değil de böyle soyut çocuksu kahramanlar olarak düşünelim. sizler gibi derken hepinize küfretmek istiyorum belki de. bu "sizler" sözcüğünün içinde olmayanlara sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum; inanın iyi çocuklarsınız, ama bilmiyorsunuz.

ve devam ediyorum. ben var ya ben, evet ben, kesinlikle sıradışı bir çocuk değildim, sizler gibi onlar gibi ya da onların dışındakiler gibi sıradan bir çocuktum. Einstein gibi de atılmışlığım yok herhangi bir eğitim kurumundan. en ufak bir kavgada bile ağlıyordum belki de. yok yok o kadar değil elbet; az biraz cesaret pompalarsam çok feci dayak yiyebiliyordum. özellikle aşiretlere karşı hiç şansım yoktu sevgili okurlar. en kötüsü de önceki yazılardan da anımsayacağınız üzere kısaydım.

konu dağılır gibi sürüncemede şu an. toparlamasak daha iyi olacak. çünkü yazıyı toparlamak özü itibariyle saçma bir eylem. Türkçe ve Edebiyat derslerindeki bilgilerinizi de aklınızdan silin diyeceğim ama başaramayacaksınız, biliyorum. ne pis öğretmenlermiş be kardeşim, adeta kazımışlar; "giriş-gelişme-sonuç" diye.

biraz daha açalım, açılalım:

efendim şimdi giriş bölümünün içinde de "giriş-gelişme-sonuç" ayıraçları yok mudur? bu ayıraçların her birinin içinde de "giriş-gelişme-sonuç" parçacıkları yine yeni yeniden karşımıza çıkmaz mı? bir nevi atomu daha küçük parçalarına ayırmak gibi bir şey değil midir bu? atom ve ilgili mühendisliğin geleceği için pek iyimser konuşsak da edebi hayatımızın geleceği için aynı şeyleri söyleyebiliyor muyuz?

ayrıca bir yazıya gelişme bölümüyle de giriş yapılabilir, sonuç sandığımız şey, yazarın diğer kitabı için hazırladığı giriş bölümü de olabilir. okuduklarımıza, okuduklarımızı algılayış mesafemize göre de bu bölümler değişebilir. dolayısıyla yapılacak tüm "giriş-gelişme-sonuç" kritikleri subjektif olmaz mı sevgili okurlar? mesela "kritik" yerine "kritize" kelimesini de kullanabilirdik entel takılabilmek için. hatta edebiyatçı abi ve ablalarımızın bir çoğuna göre bu durum "giriş-gelişme-sonuç" aksiyomuna müdahil olmadığı sanılarak önemsiz de addedilebilirdi. ama unuttukları bir şey var; entel takılabilmek için yazılan bir kelime bile olsa bu çok önemli bir giriş olabilir, gelişme de olabilir. velev ki giriş ya da gelişme olamadı, sonuç olabilir. olasılıklardan bahsederek subjektif çemberin etrafında dolanıyorum. dünyanın uydusu olabilebilirim anlayacağınız.

ilerleyen günlerde kahramanlarımızla devam edeceğiz. çok sıkıcı bir yerde bıraktım, üzgünüm ya da üzülür gibiyim; tek gözüm açık.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><u><b>10.09.2008 Çarşamba</b></u><br />
<br />
ara ara sizlere çocukluğumdaki süper kahramanlarımdan bahsedeceğim.<br />
<br />
ve o anlardan birindeyiz.<br />
<br />
efendim benim öyle sizler gibi süpermenlerim, spermenlerim ya da Hayiydilerim (Heidi) hiç olmadı. oyuncak olarak değil de böyle soyut çocuksu kahramanlar olarak düşünelim. sizler gibi derken hepinize küfretmek istiyorum belki de. bu &quot;sizler&quot; sözcüğünün içinde olmayanlara sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum; inanın iyi çocuklarsınız, ama bilmiyorsunuz.<br />
<br />
ve devam ediyorum. ben var ya ben, evet ben, kesinlikle sıradışı bir çocuk değildim, sizler gibi onlar gibi ya da onların dışındakiler gibi sıradan bir çocuktum. Einstein gibi de atılmışlığım yok herhangi bir eğitim kurumundan. en ufak bir kavgada bile ağlıyordum belki de. yok yok o kadar değil elbet; az biraz cesaret pompalarsam çok feci dayak yiyebiliyordum. özellikle aşiretlere karşı hiç şansım yoktu sevgili okurlar. en kötüsü de önceki yazılardan da anımsayacağınız üzere kısaydım.<br />
<br />
konu dağılır gibi sürüncemede şu an. toparlamasak daha iyi olacak. çünkü yazıyı toparlamak özü itibariyle saçma bir eylem. Türkçe ve Edebiyat derslerindeki bilgilerinizi de aklınızdan silin diyeceğim ama başaramayacaksınız, biliyorum. ne pis öğretmenlermiş be kardeşim, adeta kazımışlar; &quot;giriş-gelişme-sonuç&quot; diye.<br />
<br />
biraz daha açalım, açılalım:<br />
<br />
efendim şimdi giriş bölümünün içinde de &quot;giriş-gelişme-sonuç&quot; ayıraçları yok mudur? bu ayıraçların her birinin içinde de &quot;giriş-gelişme-sonuç&quot; parçacıkları yine yeni yeniden karşımıza çıkmaz mı? bir nevi atomu daha küçük parçalarına ayırmak gibi bir şey değil midir bu? atom ve ilgili mühendisliğin geleceği için pek iyimser konuşsak da edebi hayatımızın geleceği için aynı şeyleri söyleyebiliyor muyuz?<br />
<br />
ayrıca bir yazıya gelişme bölümüyle de giriş yapılabilir, sonuç sandığımız şey, yazarın diğer kitabı için hazırladığı giriş bölümü de olabilir. okuduklarımıza, okuduklarımızı algılayış mesafemize göre de bu bölümler değişebilir. dolayısıyla yapılacak tüm &quot;giriş-gelişme-sonuç&quot; kritikleri subjektif olmaz mı sevgili okurlar? mesela &quot;kritik&quot; yerine &quot;kritize&quot; kelimesini de kullanabilirdik entel takılabilmek için. hatta edebiyatçı abi ve ablalarımızın bir çoğuna göre bu durum &quot;giriş-gelişme-sonuç&quot; aksiyomuna müdahil olmadığı sanılarak önemsiz de addedilebilirdi. ama unuttukları bir şey var; entel takılabilmek için yazılan bir kelime bile olsa bu çok önemli bir giriş olabilir, gelişme de olabilir. velev ki giriş ya da gelişme olamadı, sonuç olabilir. olasılıklardan bahsederek subjektif çemberin etrafında dolanıyorum. dünyanın uydusu olabilebilirim anlayacağınız.<br />
<br />
ilerleyen günlerde kahramanlarımızla devam edeceğiz. çok sıkıcı bir yerde bıraktım, üzgünüm ya da üzülür gibiyim; tek gözüm açık.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>rikimikipiki</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.atabb.com/blogs/2550-rikimikipiki/independent-de-mika-30/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İndependent de Mika</title>
			<link>http://www.atabb.com/blogs/2550-rikimikipiki/independent-de-mika-29/</link>
			<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 04:43:42 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*_09.09.2008 Salı_*

içimizde ukde olarak kalan şeyler: dağınık olmak ya da olmamak ne ki diye sorarsanız eğer, aniden beliren ya da belirmeye meyilli olduklarını daha önceden bildiren nezaket sahibi misafirler neticesinde aile içindeki otoritenin belirleyicisi olarak can eriğimiz, annemiz kapımızı şöyle usulca kapar da aklımıza "yoksa utanıyor mu benden?" sorusu gelirse bilin ki "işte budur dağınıklık; tam olarak!" derim sevgili okurlar.

rivayetlere göre son tartışmalardan sonra Doğan grubunun halka açık şirketlerinde 1 günlük değer kaybı 286 milyon YTL'cik oluvermiş. vay anam vay neredeyse bir Hilton arazisi edecek. (255 milyon dolarcıktı arazinin bedeli.)

tespit: günün aydın saatlerinde doğan dişli arkadaşlarımızı sevelim, sayalım; Hilton gibi adamlar vesselam.

hayatımızı anlamlı kılan şeyler: tarafınızdan kazanılmış cebinizdeki son 10 YTL gerçekten değerlidir. niye 5'lik 20'lik değil de 10'luk banknot; hemen açıklayalım sevgili okurlar. önermelerimizde ya 1 olur ya da 0; olmak ya da olmamaktır anlayacağınız. örneğin 100'lük banknotu ele alalım. "olmak ya da olmamak veya hiç olmamak" anlamı taşır. gerginlik yaratan bir olumsuzluk vurgusu var. çok agresif.

günün sloganı: "kan vermek için Kızılay'ı tercih ettiğiniz için minnettarız efendim."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Verdana"><font color="Black"><b><u>09.09.2008 Salı</u></b><br />
<br />
<font color="Blue">içimizde ukde olarak kalan şeyler:</font> dağınık olmak ya da olmamak ne ki diye sorarsanız eğer, aniden beliren ya da belirmeye meyilli olduklarını daha önceden bildiren nezaket sahibi misafirler neticesinde aile içindeki otoritenin belirleyicisi olarak can eriğimiz, annemiz kapımızı şöyle usulca kapar da aklımıza &quot;yoksa utanıyor mu benden?&quot; sorusu gelirse bilin ki &quot;işte budur dağınıklık; tam olarak!&quot; derim sevgili okurlar.<br />
<br />
<font color="Blue">rivayetlere göre</font> son tartışmalardan sonra Doğan grubunun halka açık şirketlerinde 1 günlük değer kaybı 286 milyon YTL'cik oluvermiş. vay anam vay neredeyse bir Hilton arazisi edecek. (255 milyon dolarcıktı arazinin bedeli.)<br />
<br />
<font color="Blue">tespit: </font>günün aydın saatlerinde doğan dişli arkadaşlarımızı sevelim, sayalım; Hilton gibi adamlar vesselam.<br />
<br />
<font color="Blue">hayatımızı anlamlı kılan şeyler:</font> tarafınızdan kazanılmış cebinizdeki son 10 YTL gerçekten değerlidir. niye 5'lik 20'lik değil de 10'luk banknot; hemen açıklayalım sevgili okurlar. önermelerimizde ya 1 olur ya da 0; olmak ya da olmamaktır anlayacağınız. örneğin 100'lük banknotu ele alalım. &quot;olmak ya da olmamak veya hiç olmamak&quot; anlamı taşır. gerginlik yaratan bir olumsuzluk vurgusu var. çok agresif.<br />
<br />
<font color="Blue">günün sloganı:</font> &quot;kan vermek için Kızılay'ı tercih ettiğiniz için minnettarız efendim.&quot;</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>rikimikipiki</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.atabb.com/blogs/2550-rikimikipiki/independent-de-mika-29/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Müzik</title>
			<link>http://www.atabb.com/blogs/75-gitaristr/muzik-28/</link>
			<pubDate>Fri, 22 Aug 2008 11:01:22 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Müzik*
 
*Müzik* en genel tanımı ile sesin biçim ve devinim kazanmış hâlidir. Biçem ve devinim içeren bir ses (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ses) oluşumunun müzik olarak kabul görmesi için dinleyende duygulara yönelik etkileşim yapması da beklenmektedir. Tarihsel dönem, bölge, kültür ve kişisel beğenilere bağımlı olarak ele aldığında müzik teriminin tanımı önemli farklılık gösterebilmektedir. Özellikle 20. yüzyıl (http://tr.wikipedia.org/wiki/20._y%C3%BCzy%C4%B1l) çağdaş Batı müziğinde (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bat%C4%B1_m%C3%BCzi%C4%9Fi&action=edit) ortaya çıkan çok farklı müzik akımları, ortak bir tanımı büyük ölçüde zorlaştırmaktadır. Bunun ötesinde, gittikçe daha fazla insanın erişme olanağı bulduğu farklı kültürlere ait yerel müzikler de bu tanımlama zorluğunu arttırmaktadır.
Tüm bu sebeplerden dolayı, müziğin tek bir tanımla açıklanması yerine farklı açılardan (sosyolojik (http://tr.wikipedia.org/wiki/Sosyoloji), psikolojik (http://tr.wikipedia.org/wiki/Psikoloji), akustik (http://tr.wikipedia.org/wiki/Akustik), politik (http://tr.wikipedia.org/wiki/Politika) vb.) yapılan birden fazla tanımla açıklanması yaygınlık kazanmıştır. Bir sosyoloğun müziğe olan yaklaşımıyla, bir akustik (http://tr.wikipedia.org/wiki/Akustik) fizikçinin yaklaşımı arasında gerek tanım, gerek metodolojik (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Metodoloji&action=edit) olarak büyük farklılık vardır. Tüm bu yaklaşımlar müzikologlar (http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCzikoloji) ve müzik teorisyenleri (http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCzik_Teorisi) tarafından araştırılır ve değerlendirilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><font size="3"><font color="red">Müzik</font></font></b><br />
 <br />
<font color="black"><b>Müzik</b> en genel tanımı ile sesin biçim ve devinim kazanmış hâlidir. Biçem ve devinim içeren bir </font><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ses" target="_blank"><font color="black">ses</font></a><font color="black"> oluşumunun müzik olarak kabul görmesi için dinleyende duygulara yönelik etkileşim yapması da beklenmektedir. Tarihsel dönem, bölge, kültür ve kişisel beğenilere bağımlı olarak ele aldığında müzik teriminin tanımı önemli farklılık gösterebilmektedir. Özellikle </font><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/20._y%C3%BCzy%C4%B1l" target="_blank"><font color="black">20. yüzyıl</font></a><font color="black"> çağdaş </font><a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bat%C4%B1_m%C3%BCzi%C4%9Fi&amp;action=edit" target="_blank"><font color="black">Batı müziğinde</font></a><font color="black"> ortaya çıkan çok farklı müzik akımları, ortak bir tanımı büyük ölçüde zorlaştırmaktadır. Bunun ötesinde, gittikçe daha fazla insanın erişme olanağı bulduğu farklı kültürlere ait yerel müzikler de bu tanımlama zorluğunu arttırmaktadır.</font><br />
<font color="black">Tüm bu sebeplerden dolayı, müziğin tek bir tanımla açıklanması yerine farklı açılardan (</font><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sosyoloji" target="_blank"><font color="black">sosyolojik</font></a><font color="black">, </font><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Psikoloji" target="_blank"><font color="black">psikolojik</font></a><font color="black">, </font><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Akustik" target="_blank"><font color="black">akustik</font></a><font color="black">, </font><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Politika" target="_blank"><font color="black">politik</font></a><font color="black"> vb.) yapılan birden fazla tanımla açıklanması yaygınlık kazanmıştır. Bir sosyoloğun müziğe olan yaklaşımıyla, bir </font><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Akustik" target="_blank"><font color="black">akustik</font></a><font color="black"> fizikçinin yaklaşımı arasında gerek tanım, gerek </font><a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Metodoloji&amp;action=edit" target="_blank"><font color="black">metodolojik</font></a><font color="black"> olarak büyük farklılık vardır. Tüm bu yaklaşımlar </font><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCzikoloji" target="_blank"><font color="black">müzikologlar</font></a><font color="black"> ve </font><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCzik_Teorisi" target="_blank"><font color="black">müzik teorisyenleri</font></a><font color="black"> tarafından araştırılır ve değerlendirilir.</font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>GitarisTR</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.atabb.com/blogs/75-gitaristr/muzik-28/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İndependent de Mika</title>
			<link>http://www.atabb.com/blogs/2550-rikimikipiki/independent-de-mika-27/</link>
			<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 16:11:53 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[_*21.03.2008 Cuma*_

ve sonunda olan oldu;

pantolonumun güzelim düğmesi kopuverdi.

içgüdüsel öküzlüğümün bi tezahürü de budur şeklinde yorumladım..

***

neyse ki dağınıklığımı örtmekte zorlanmadım.

sabırla ve inatla yapılan işlere duygu karışmıyor çok fazla.

yaklaşık bi gün boyunca kimse bişiy çakmadı , çaktırdıklarım dışında.

çaktırdıklarımdan da tek ricam yetim kalmış düğmeyi yuvasına bağışlamaktı.

***

iş arkadaşım Elif'i kandırıverdim.

Salı günü narenin (nazenin) ellerde dikilmeye hazır pantolonumu ve de düğmesini, kendisine emanet edeceğim.

Öncelikle bana bu ustalık isteyen yeteneği kazandırmasını istedim. Lakin kendisi de bilmiyormuş.

Fazla ayıplamadan annesini, benim de annem olarak gördüğümü ifade ettikten sonra anaların kutsallığını da ekleyerekten dikilecek bi düğmenin kutuplaşmalara neden olmaması gerektiğini hatırlattım.

Ikına ıkına kabul etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><u><b>21.03.2008 Cuma</b></u><br />
<br />
ve sonunda olan oldu;<br />
<br />
pantolonumun güzelim düğmesi kopuverdi.<br />
<br />
içgüdüsel öküzlüğümün bi tezahürü de budur şeklinde yorumladım..<br />
<br />
***<br />
<br />
neyse ki dağınıklığımı örtmekte zorlanmadım.<br />
<br />
sabırla ve inatla yapılan işlere duygu karışmıyor çok fazla.<br />
<br />
yaklaşık bi gün boyunca kimse bişiy çakmadı , çaktırdıklarım dışında.<br />
<br />
çaktırdıklarımdan da tek ricam yetim kalmış düğmeyi yuvasına bağışlamaktı.<br />
<br />
***<br />
<br />
iş arkadaşım Elif'i kandırıverdim.<br />
<br />
Salı günü narenin (nazenin) ellerde dikilmeye hazır pantolonumu ve de düğmesini, kendisine emanet edeceğim.<br />
<br />
Öncelikle bana bu ustalık isteyen yeteneği kazandırmasını istedim. Lakin kendisi de bilmiyormuş.<br />
<br />
Fazla ayıplamadan annesini, benim de annem olarak gördüğümü ifade ettikten sonra anaların kutsallığını da ekleyerekten dikilecek bi düğmenin kutuplaşmalara neden olmaması gerektiğini hatırlattım.<br />
<br />
Ikına ıkına kabul etti.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>rikimikipiki</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.atabb.com/blogs/2550-rikimikipiki/independent-de-mika-27/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İnternet nedir?</title>
			<link>http://www.atabb.com/blogs/75-gitaristr/internet-nedir-26/</link>
			<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 15:16:10 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*İnternet, dünya genelindeki bilgisayar ağlarını ve kurumsal bilgisayar sistemlerini birbirine bağlayan bir elektronik iletişim ağı.[1]TDK, İnternet sözcüğüne karşılık olarak **Genel Ağ'ı önermiştir[2]. Saygın bilimadamlarımızdan Oktay Sinanoğlu **Örütbağ adını önermiş ancak güncel kullanımda hak ettiği yerini bulamamıştır.* 
 *İnternet, çok protokollü bir ağ olup birbirine bağlı bilgisayar ağlarının tümü olarak da tanımlanabilir. Binlerce akademik, ticari, devlet, ve serbest bilgisayar ağlarının birbirine bağlanmasıyla oluşmuştur. Bilgisayarlar arasında bilgi çeşitli protokollere göre paketler halinde transfer edilir. İnternet üzerinde elektronik posta ve birbirine bağlı sayfalar gibi çok çeşitli bilgiler ve hizmetler vardır. İnternet üzerinden oyunlar da oynanabilir.*

*1985 yılında kullanılmaya başlayan[1] İngilizceInterconnected Networks teriminin kısaltmasıdır.* Internet sözcüğü, "kendi aralarında bağlantılı ağlar" anlamına gelen 

*60'lı yıllarda savunma bakanlığının isteği üzerine olası felaket senaryolarının (doğal afet, nükleer saldırı) ardından dahi işlevselliğini koruyabilecek bir iletişim sistemi yaratmak amacı ile ARPANET adı altında başlatılan askeri bir projedir. 70'li yılların başında Amerikan üniversitelerinde bu projeden yararlanma imkânı verilmesinin ardından e-posta (SMTP) ve NNTP uygulamaları yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Bunları FTP ve HTTP izlemiştir.*

*Kişi bilgisayarı ile İnternet'e bağlanabilmek için genellikle bir telefon hattına ihtiyacı vardır. Bunun yanında uydu, [kablo]ve [Wi-Fi] diye adlandırılan radyo yayınlarla da ağların ağına bağlanılabilir. En yaygın olanı ise bir analog modem ile belli hızda bir İnternet servisi veren bir şirketin hizmetinden yararlanmaktır. Modemin ayarları şirketin verdiği servis telefon numarası ve özelliklerine göre ayarlanıp, bağlan komutu verilir. Analog modem bilgisayarın dijital verileri (bits) çeşitli ses frekanslarına çevirip telefon hattından internet servisine ulaştırmakta olup tersine aynı yöntemle verileri almaktadır...*
 *Her görüntülenen sitenin bir adresi numarası vardır Bu, 4 yuvadan oluşan ve her yuvanın 0 ile 255 arası değeri olan bir adresdir. Böylece tüketilemez bir adres sıralama özelliği oluşmaktadır. Fakat kullanıcı bu yalın sayı değerini her çağıracağı site için aklında tutamayacağı için bu adresleri web sayfasına eş değer tutan DNS bilgisayarları vardır. Bunların görevi ise görüntülenecek her site ismine eş değer IP adresini hazır tutmak ve bilgi taşıma protokolünün paketlerini (TCP/IP) bu adrese yönlendirmektir. Böylece az uğraşla İnternet gezgincisinin çağırdığı sitedeki bilgilere ulaşılabilinir.*
 *Günümüzde, analog modemlerin yerini daha hızlı ve daha az hatalı olan dijital ( ADSL) modemler almaktadır. Bunların kullanım ücretleri, çoğul katılımın artması sayesinde makul ödenebilir düzeye inmektedir. ADSL bir analog modemden 10x - 1500x kez hıza sahip olup, canlı videolu sohbet imkanı yanında bir sinema filmini kısa bir zaman dilimi içinde yükleme imkânı vermektedir.*
 *WWW. dünyası yanında dosya indirimi sanal sohbet odaları, eCommerce (sanal ticaret), tartışma mekânları (forum), İnternet üzerinden sohbet doğrudan mesaj (IM) gibi kullanım alanlarını, bugün bütün dünyada yüzmilyonlarca insan kullanmaktadırlar.*

*Radyo, televizyon ve İnternet'in bulunuşundan 50 milyon kullanıcıya ulaşmak için geçen süre incelendiğinde; radyo için 38 yıl, televizyon için 13 yıl iken, İnternet için sadece 5 yıldır.*
 *İnternet Türkiye'ye 1994 yılında gelmiştir ve geldikten sonra Türkiye'de kullanımı yaygınlaşmıştır.*

*İnternet'i çağın haberleşme ortamı yapan ise TCP/IP dosya iletişim protokolüdür. Açılımı; Transmission Control Protocol/Internet Protocol'dur (Aktarım Denetim Kuralı/İnternet Kuralı).*
 *TCP/IP, özde makinelerin konuşmasını sağlayan, işletim sisteminden veya uygulama yazılımlarından bağımsız bir kuralıdır. Bu özelliği sayesinde, cep telefonu, kişisel bilgisayar veya bir saat dahi İnternet'e bağlı diğer cihazlarla konuşabilir.*

*İnternet'te en meşhur olan işaretlerden birisi @'dir. E-posta adreslerinde kullanıcı ismi ile gönderilen hedef alanını ayırır. Birçok kişi tarafından, İngilizce okunuşu ile, yani "et" olarak telaffuz edilmekle birlikte, Türkçesi, "adres işareti" dir. Ayrıca güzel a da denilir. Türk Dil Kurumu çengelli a ya da kuyruklu a* karşılıklarını önermiştir.

*Olumlu gelişimi yanında maalesef internet üzerinden çeşitli tehlikeler oturma odamıza, en azından bilgisayarımıza kadar girebilmektedir. Bilgisayar ile İnternet'e bağlandığınız andan itibaren çeşitli zararlı yazılımların asaldırılarınarına mazur kalabilir; "hacker" diye tanımlanan bilgisayar korsanlarının bilgisayarınızı ele geçirebileceğine şahit olabilir; çevrim içi bankacılık aracılığı ile banka hesabınız talan olabilir; bilgisayarınız anlayamadığınız garip davranışlarda bulunmaya başlayabilir.*

*Bilgisayar virüsleri, zararlı kod ve programcıklardır. Bilgisayarlara veri taşıyan diskler, taşınabilir hafızalar, yerel ağlar ya da internet aracılığıyla girerler. Kendini kopyalamak, verileri silmek, istenmeyen programları çalıştırmak gibi zararlı faaliyetleri gerçekleştirirler.*]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>İnternet, dünya genelindeki bilgisayar ağlarını ve kurumsal bilgisayar sistemlerini birbirine bağlayan bir elektronik iletişim ağı.[1]TDK, İnternet sözcüğüne karşılık olarak </b><b>Genel Ağ'ı önermiştir[2]. Saygın bilimadamlarımızdan Oktay Sinanoğlu </b><b>Örütbağ adını önermiş ancak güncel kullanımda hak ettiği yerini bulamamıştır.</b> <br />
 <b>İnternet, çok protokollü bir ağ olup birbirine bağlı bilgisayar ağlarının tümü olarak da tanımlanabilir. Binlerce akademik, ticari, devlet, ve serbest bilgisayar ağlarının birbirine bağlanmasıyla oluşmuştur. Bilgisayarlar arasında bilgi çeşitli protokollere göre paketler halinde transfer edilir. İnternet üzerinde elektronik posta ve birbirine bağlı sayfalar gibi çok çeşitli bilgiler ve hizmetler vardır. İnternet üzerinden oyunlar da oynanabilir.</b><br />
<br />
<b>1985 yılında kullanılmaya başlayan[1] İngilizceInterconnected Networks teriminin kısaltmasıdır.</b> Internet sözcüğü, &quot;kendi aralarında bağlantılı ağlar&quot; anlamına gelen <br />
<br />
<b>60'lı yıllarda savunma bakanlığının isteği üzerine olası felaket senaryolarının (doğal afet, nükleer saldırı) ardından dahi işlevselliğini koruyabilecek bir iletişim sistemi yaratmak amacı ile ARPANET adı altında başlatılan askeri bir projedir. 70'li yılların başında Amerikan üniversitelerinde bu projeden yararlanma imkânı verilmesinin ardından e-posta (SMTP) ve NNTP uygulamaları yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Bunları FTP ve HTTP izlemiştir.</b><br />
<br />
<b>Kişi bilgisayarı ile İnternet'e bağlanabilmek için genellikle bir telefon hattına ihtiyacı vardır. Bunun yanında uydu, [kablo]ve [Wi-Fi] diye adlandırılan radyo yayınlarla da ağların ağına bağlanılabilir. En yaygın olanı ise bir analog modem ile belli hızda bir İnternet servisi veren bir şirketin hizmetinden yararlanmaktır. Modemin ayarları şirketin verdiği servis telefon numarası ve özelliklerine göre ayarlanıp, bağlan komutu verilir. Analog modem bilgisayarın dijital verileri (bits) çeşitli ses frekanslarına çevirip telefon hattından internet servisine ulaştırmakta olup tersine aynı yöntemle verileri almaktadır...</b><br />
 <b>Her görüntülenen sitenin bir adresi numarası vardır Bu, 4 yuvadan oluşan ve her yuvanın 0 ile 255 arası değeri olan bir adresdir. Böylece tüketilemez bir adres sıralama özelliği oluşmaktadır. Fakat kullanıcı bu yalın sayı değerini her çağıracağı site için aklında tutamayacağı için bu adresleri web sayfasına eş değer tutan DNS bilgisayarları vardır. Bunların görevi ise görüntülenecek her site ismine eş değer IP adresini hazır tutmak ve bilgi taşıma protokolünün paketlerini (TCP/IP) bu adrese yönlendirmektir. Böylece az uğraşla İnternet gezgincisinin çağırdığı sitedeki bilgilere ulaşılabilinir.</b><br />
 <b>Günümüzde, analog modemlerin yerini daha hızlı ve daha az hatalı olan dijital ( ADSL) modemler almaktadır. Bunların kullanım ücretleri, çoğul katılımın artması sayesinde makul ödenebilir düzeye inmektedir. ADSL bir analog modemden 10x - 1500x kez hıza sahip olup, canlı videolu sohbet imkanı yanında bir sinema filmini kısa bir zaman dilimi içinde yükleme imkânı vermektedir.</b><br />
 <b>WWW. dünyası yanında dosya indirimi sanal sohbet odaları, eCommerce (sanal ticaret), tartışma mekânları (forum), İnternet üzerinden sohbet doğrudan mesaj (IM) gibi kullanım alanlarını, bugün bütün dünyada yüzmilyonlarca insan kullanmaktadırlar.</b><br />
<br />
<b>Radyo, televizyon ve İnternet'in bulunuşundan 50 milyon kullanıcıya ulaşmak için geçen süre incelendiğinde; radyo için 38 yıl, televizyon için 13 yıl iken, İnternet için sadece 5 yıldır.</b><br />
 <b>İnternet Türkiye'ye 1994 yılında gelmiştir ve geldikten sonra Türkiye'de kullanımı yaygınlaşmıştır.</b><br />
<br />
<b>İnternet'i çağın haberleşme ortamı yapan ise TCP/IP dosya iletişim protokolüdür. Açılımı; Transmission Control Protocol/Internet Protocol'dur (Aktarım Denetim Kuralı/İnternet Kuralı).</b><br />
 <b>TCP/IP, özde makinelerin konuşmasını sağlayan, işletim sisteminden veya uygulama yazılımlarından bağımsız bir kuralıdır. Bu özelliği sayesinde, cep telefonu, kişisel bilgisayar veya bir saat dahi İnternet'e bağlı diğer cihazlarla konuşabilir.</b><br />
<br />
<b>İnternet'te en meşhur olan işaretlerden birisi @'dir. E-posta adreslerinde kullanıcı ismi ile gönderilen hedef alanını ayırır. Birçok kişi tarafından, İngilizce okunuşu ile, yani &quot;et&quot; olarak telaffuz edilmekle birlikte, Türkçesi, &quot;adres işareti&quot; dir. Ayrıca güzel a da denilir. Türk Dil Kurumu çengelli a ya da kuyruklu a</b> karşılıklarını önermiştir.<br />
<br />
<b>Olumlu gelişimi yanında maalesef internet üzerinden çeşitli tehlikeler oturma odamıza, en azından bilgisayarımıza kadar girebilmektedir. Bilgisayar ile İnternet'e bağlandığınız andan itibaren çeşitli zararlı yazılımların asaldırılarınarına mazur kalabilir; &quot;hacker&quot; diye tanımlanan bilgisayar korsanlarının bilgisayarınızı ele geçirebileceğine şahit olabilir; çevrim içi bankacılık aracılığı ile banka hesabınız talan olabilir; bilgisayarınız anlayamadığınız garip davranışlarda bulunmaya başlayabilir.</b><br />
<br />
<b>Bilgisayar virüsleri, zararlı kod ve programcıklardır. Bilgisayarlara veri taşıyan diskler, taşınabilir hafızalar, yerel ağlar ya da internet aracılığıyla girerler. Kendini kopyalamak, verileri silmek, istenmeyen programları çalıştırmak gibi zararlı faaliyetleri gerçekleştirirler.</b></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>GitarisTR</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.atabb.com/blogs/75-gitaristr/internet-nedir-26/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Favori Müziklerim</title>
			<link>http://www.atabb.com/blogs/75-gitaristr/favori-muziklerim-25/</link>
			<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 15:12:40 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Barış Manço / Dönence
Metallica / Nothings else matters
Emre Aydın / Belki bir gün özlersin
Aslı güngör / Kalp kalbe
Barış Manço / Gülpembe
Barış Manço / Kol düğmeleri
Metallica / One
Orhan Ömez / Su Misali
Zara / Değmen benim yaslı gönlüme
Cahit Oben / Canım kardeşim Soundtrack
Edip akbayram / Aldırma gönül
Hilal Cebeci / Üzülürsün
Mor ve ötesi / Cambaz
Mor ve Ötesi / Bir derdim var
Anathema / angelica
ApocaLyptica - Nothing Else Matters
Robbie Williams - Fell
The Godfather, soundtrack / Love Theme from the Godfather
Enya - lord of the rings soundtrack / Fellowship of the ring
Grup Yorum / Çav Bella
Grup Yorum / Deniz koydum adını
Mustafa Yıldızdoğan / Türkiye'm
Gökhan Türkmen / Dön]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Barış Manço / Dönence<br />
Metallica / Nothings else matters<br />
Emre Aydın / Belki bir gün özlersin<br />
Aslı güngör / Kalp kalbe<br />
Barış Manço / Gülpembe<br />
Barış Manço / Kol düğmeleri<br />
Metallica / One<br />
Orhan Ömez / Su Misali<br />
Zara / Değmen benim yaslı gönlüme<br />
Cahit Oben / Canım kardeşim Soundtrack<br />
Edip akbayram / Aldırma gönül<br />
Hilal Cebeci / Üzülürsün<br />
Mor ve ötesi / Cambaz<br />
Mor ve Ötesi / Bir derdim var<br />
Anathema / angelica<br />
ApocaLyptica - Nothing Else Matters<br />
Robbie Williams - Fell<br />
The Godfather, soundtrack / Love Theme from the Godfather<br />
Enya - lord of the rings soundtrack / Fellowship of the ring<br />
Grup Yorum / Çav Bella<br />
Grup Yorum / Deniz koydum adını<br />
Mustafa Yıldızdoğan / Türkiye'm<br />
Gökhan Türkmen / Dön</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>GitarisTR</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.atabb.com/blogs/75-gitaristr/favori-muziklerim-25/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İndependent de Mika</title>
			<link>http://www.atabb.com/blogs/2550-rikimikipiki/independent-de-mika-24/</link>
			<pubDate>Thu, 14 Aug 2008 23:29:28 GMT</pubDate>
			<description>_*15.08.2008 Cuma*_

Yarınıma Açık Mektuplar-14

Tırnaklarımı keserken
Seni düşünmek
Biraz, bazen, böyle böyle.

Düşünmek seni,
Tırnaklarımı keserken 
Bazen, biraz, böyle böyle.

Düşünmek tırnaklarımı,
Seni keserken
Böyle böyle, biraz, bazen.

Keserken düşünmek
Seni; tırnaklarımı
Bazen, böyle böyle, biraz.</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><u><b>15.08.2008 Cuma</b></u><br />
<br />
<font color="Blue">Yarınıma Açık Mektuplar-14</font><br />
<br />
Tırnaklarımı keserken<br />
Seni düşünmek<br />
Biraz, bazen, böyle böyle.<br />
<br />
Düşünmek seni,<br />
Tırnaklarımı keserken <br />
Bazen, biraz, böyle böyle.<br />
<br />
Düşünmek tırnaklarımı,<br />
Seni keserken<br />
Böyle böyle, biraz, bazen.<br />
<br />
Keserken düşünmek<br />
Seni; tırnaklarımı<br />
Bazen, böyle böyle, biraz.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>rikimikipiki</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.atabb.com/blogs/2550-rikimikipiki/independent-de-mika-24/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sabit hatsız bir nesil yetişiyor</title>
			<link>http://www.atabb.com/blogs/75-gitaristr/sabit-hatsiz-bir-nesil-yetisiyor-23/</link>
			<pubDate>Thu, 14 Aug 2008 15:36:37 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Eğitim sitesi Akampus.com'un yaptığı bir araştırmaya göre, gençlerin yüzde 52'si sabit hatlara dokunmuyor bile.*
 Sabit hat (yani bildiğimiz ev-iş telefonu) sağlayıcı telekomünikasyon şirketleri, istedikleri kadar reklamlara komikçi çıkarıp çarşaf çarşaf ilanlar versinler, iletişim kaçınılmaz şekilde mobilleşiyor. Bunun başını da, bir kısmı neredeyse annesinin karnından cep telefonuyla çıkmış olan genç nüfus çekiyor.
 Üniversiteli gençlere hitap eden bir site olan Akampus.com, 1100 üniversite öğrencisine sorduğu "Gün içinde sabit hatlı telefon kullanma sıklığınız nedir?" sorusuna alınan cevaplar, bunu gösterir nitelikte. Sonuçlara göre, araştırmaya katılan gençlerin sadece yüzde 2'si tüm aramalarını sabit hatlardan yapıyor. Yüzde 51'i ise, sabit hatları hiç (ama hiç) kullanmadığını söylüyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Eğitim sitesi Akampus.com'un yaptığı bir araştırmaya göre, gençlerin yüzde 52'si sabit hatlara dokunmuyor bile.</b><br />
 Sabit hat (yani bildiğimiz ev-iş telefonu) sağlayıcı telekomünikasyon şirketleri, istedikleri kadar reklamlara komikçi çıkarıp çarşaf çarşaf ilanlar versinler, iletişim kaçınılmaz şekilde mobilleşiyor. Bunun başını da, bir kısmı neredeyse annesinin karnından cep telefonuyla çıkmış olan genç nüfus çekiyor.<br />
 Üniversiteli gençlere hitap eden bir site olan Akampus.com, 1100 üniversite öğrencisine sorduğu &quot;Gün içinde sabit hatlı telefon kullanma sıklığınız nedir?&quot; sorusuna alınan cevaplar, bunu gösterir nitelikte. Sonuçlara göre, araştırmaya katılan gençlerin sadece yüzde 2'si tüm aramalarını sabit hatlardan yapıyor. Yüzde 51'i ise, sabit hatları hiç (ama hiç) kullanmadığını söylüyor.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>GitarisTR</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.atabb.com/blogs/75-gitaristr/sabit-hatsiz-bir-nesil-yetisiyor-23/</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[2015'te BMW]]></title>
			<link>http://www.atabb.com/blogs/75-gitaristr/2015te-bmw-22/</link>
			<pubDate>Thu, 14 Aug 2008 15:35:32 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Konsept BMW ZX-6 büyülüyor.

BMW ZX-6 konsepti, otomobillerin gelecekte nasıl olacağına dair önemli ipuçları veriyor. 
*
Otomobiller 2015 yılında nasıl görünecek? Büyük ihtimalle günümüzdeki arabalardan pek farklı olmayacaklar. Aynı soru Turin'deki *Avrupa Tasarım Enstitüsü* Transportasyon Tasarımı öğrencilerine sorduğunuzda ise cevaplar biraz farklı oluyor.

*BMW* için hazırlanan konsept tasarımları 2015'ten çok 2115 için tasarlanmış gibi görünüyor. *Jai Ho Yoo *ve *Lukas Vanek *tarafından hazırlanan *BMW ZX-6* konsepti ilginç hatlara sahip. Aeordinamik açıdan *daha verimli *olsa da ne kadar pratik bir konsept olduğu tartışılır. Eğer 2015 yılında otomobillerin ne kadar *çılgın göründükleri*, pratikliklerinden daha önemli hale gelirse, o zaman ZX-6 konsepti oldukça başarılı olacak demektir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b>Konsept BMW ZX-6 büyülüyor.<br />
<br />
BMW ZX-6 konsepti, otomobillerin gelecekte nasıl olacağına dair önemli ipuçları veriyor. <br />
</b><br />
Otomobiller 2015 yılında nasıl görünecek? Büyük ihtimalle günümüzdeki arabalardan pek farklı olmayacaklar. Aynı soru Turin'deki <b>Avrupa Tasarım Enstitüsü</b> Transportasyon Tasarımı öğrencilerine sorduğunuzda ise cevaplar biraz farklı oluyor.<br />
<br />
<b>BMW</b> için hazırlanan konsept tasarımları 2015'ten çok 2115 için tasarlanmış gibi görünüyor. <b>Jai Ho Yoo </b>ve <b>Lukas Vanek </b>tarafından hazırlanan <b>BMW ZX-6</b> konsepti ilginç hatlara sahip. Aeordinamik açıdan <b>daha verimli </b>olsa da ne kadar pratik bir konsept olduğu tartışılır. Eğer 2015 yılında otomobillerin ne kadar <b>çılgın göründükleri</b>, pratikliklerinden daha önemli hale gelirse, o zaman ZX-6 konsepti oldukça başarılı olacak demektir.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>GitarisTR</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.atabb.com/blogs/75-gitaristr/2015te-bmw-22/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İndependent de Mika</title>
			<link>http://www.atabb.com/blogs/2550-rikimikipiki/independent-de-mika-21/</link>
			<pubDate>Sun, 10 Aug 2008 04:22:22 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[_*09.08.2008 Cumartesi*_

içimizde ukde olarak kalan şeyler: Yatağınızdan kalkıp da saate baktığınızda günün bittiğini gördüğünüzde, &#8220;hani daha yapılacak çok şey de varken&#8221; dediğinizde, içinizde bir yerlerde böyle çok derin bir sancı oluşur. Biz buna yaşanmamışlık ve de kazanmamışlık duygusu diyoruz.

rivayetlere göre &#8216;Saddam'ın Askerleri Kara Güneş&#8217; adlı filmin çekimleri sırasında bir adet kamyonet arkasına iple bağlanan iki attan bir tanesi daha fazla dayanamayarak sürünerekten yaşama gözlerini yummuş. Altı üstü bir Saddam filmi çekiyorsunuz, "Saddam" olmanıza gerek yok; sürünerek ölen atla Sırat Köprüsü'nden geçersiniz artık.

hayatımızı anlamlı kılan şeyler: Hani evden birileri dışarı bir şey almanız için yollar da daha kapıdan dışarı ilk adımınızı atar atmaz tüm bakışların size yöneldiğini hissedersiniz ya. Sonrasında garip bir utangaçlık yüzünüzü kızartır ya. İşte o an, işte o büyülü an, &#8220;tüm bakışlar&#8221; olarak ifade ettiğiniz o yüce şöhretin şizofrenik kaçışlarınız olduğunu farkedersiniz. İşte hayatın gerçekliğini tekrar sorguladığınız o an, hayatınıza anlam katmaz da ne yapar sevgili okurlar.

tespit: Bugünkü tespitin neredeyse tamamı Peyami abiye ait. Vefatından önce yazmış olduğu &#8220;doğu-batı sentezi&#8221; adlı kitabın &#8220;devrimbaz&#8221;larla ilgili vecizelerinden:

&#8220;Devrimbaz inkılâbın sosyolojik tarifini bilmez. Bilmediği için ona "devrim" der.

Devrimbazın psikolojisi, anlamadığı meçhulün gizli gizli imkânlarını istismar eden dinbazın taassubundan ve ruh yapısından farksızdır.

Devrimbaz mürtecilerin en tehlikelisidir. Çünkü modern ilmin verimlerine aykırı bir geriliği, ilerilik adına müdafaa eder.

Devrimbaz politikacı ve iman istismarcısıdır. İktidarı vurmaya çalışır ve "İrtica var!" diye haykırır. Din irticasını kastettiği malûm olduğu için dini bir politika silahı olarak kullandığı da bellidir.

Devrimbaz Allah&#8217;a inanmamakta samimidir, fakat Atatürk&#8217;e inanmamakta samimi değildir. Atatürk&#8217;ün milliyetçiliğine, tarih görüşüne, komünizm düşmanlığına inanmaz; bunları hatırlamaz ve hatırlatmaz.

Devrimbazın laiklik anlayışını dünya pazarına çıkarınız. Rusya&#8217;dan başka hiçbir memleket ona metelik vermez. Rusya da bunu elde tutar, fakat kullanmaz. Ortodoksluğa az çok saygısı vardır.

Zamanımızın en gülünç karikatür tipi devrimbazdır. Fakat devrimbaz karikatürcü bunun farkına varmaz!

Bir yankesici bir camiye girip saf bir müminin pabuçlarını aşırsa, devrimbaz haykırır: "Cami hırsız yatağıdır!" Fakat bir devrimbaz, doğrudan doğruya veya kredi yolu ile Ankara Palası dolandırsa, öteki devrimbazlar onun zekasına hayran olurlar.

Hakiki mümin yalnız Allah&#8217;ın önünde secde eder. Devrimbaz, paşanın, paranın ve kadının önünde de secdeye varır.

Asıl hayatın ölümden sonra başladığına inanmayan devrimbaz için "bir günün beyliği beyliktir" ve bu beylik için feda etmeyeceği manevi değer yoktur.

Allah&#8217;a inanmayan devrimbaz, tapmak ihtiyacından kendini kurtaramaz ve tapacak adam arar. Yani kendisi kadar küçük Tanrı arar.&#8221;

Görüldüğü üzere Peyami Safa 47 sene sonra da haklı çıkmış, devrimbazın profilini önümüze tüm çıplaklığıyla sunmuş. 1960&#8217;lardaki çerçeveyle bugünün benzerliği dikkat çekicidir ki dikkatinizi çekmiştir. Tek farkı da atlamayalım; halk aynı halk değildir ki satılmış devrimbazların asabiyetlerinin nedeni de halkın eskisi kadar cahil, eskisi kadar uysal olmaması değildir de nedir sevgili okurlar.

günün sloganı: Ne Rus pasaportlu bir adet Güney Osetyalı olmak, ne de bir adet İsrail uydusu görünümünde, Kafkasya&#8217;yı turlayan bir adet Gürcü olmak isterim. Ben, savaştan ürkmüş, yurdundan göçmüş sivillere -Türk Kızılay&#8217;ı ile- gönderilen bir adet battaniye pekâlâ olabilirim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Verdana"><u><b>09.08.2008 Cumartesi</b></u><br />
<font color="Blue"><br />
içimizde ukde olarak kalan şeyler:</font> Yatağınızdan kalkıp da saate baktığınızda günün bittiğini gördüğünüzde, &#8220;hani daha yapılacak çok şey de varken&#8221; dediğinizde, içinizde bir yerlerde böyle çok derin bir sancı oluşur. Biz buna yaşanmamışlık ve de kazanmamışlık duygusu diyoruz.<br />
<br />
<font color="Blue">rivayetlere göre</font> &#8216;Saddam'ın Askerleri Kara Güneş&#8217; adlı filmin çekimleri sırasında bir adet kamyonet arkasına iple bağlanan iki attan bir tanesi daha fazla dayanamayarak sürünerekten yaşama gözlerini yummuş. Altı üstü bir Saddam filmi çekiyorsunuz, &quot;Saddam&quot; olmanıza gerek yok; sürünerek ölen atla Sırat Köprüsü'nden geçersiniz artık.<br />
<br />
<font color="Blue">hayatımızı anlamlı kılan şeyler:</font> Hani evden birileri dışarı bir şey almanız için yollar da daha kapıdan dışarı ilk adımınızı atar atmaz tüm bakışların size yöneldiğini hissedersiniz ya. Sonrasında garip bir utangaçlık yüzünüzü kızartır ya. İşte o an, işte o büyülü an, &#8220;tüm bakışlar&#8221; olarak ifade ettiğiniz o yüce şöhretin şizofrenik kaçışlarınız olduğunu farkedersiniz. İşte hayatın gerçekliğini tekrar sorguladığınız o an, hayatınıza anlam katmaz da ne yapar sevgili okurlar.<br />
<br />
<font color="Blue">tespit:</font> Bugünkü tespitin neredeyse tamamı Peyami abiye ait. Vefatından önce yazmış olduğu &#8220;doğu-batı sentezi&#8221; adlı kitabın &#8220;devrimbaz&#8221;larla ilgili vecizelerinden:<br />
<br />
&#8220;Devrimbaz inkılâbın sosyolojik tarifini bilmez. Bilmediği için ona &quot;devrim&quot; der.<br />
<br />
Devrimbazın psikolojisi, anlamadığı meçhulün gizli gizli imkânlarını istismar eden dinbazın taassubundan ve ruh yapısından farksızdır.<br />
<br />
Devrimbaz mürtecilerin en tehlikelisidir. Çünkü modern ilmin verimlerine aykırı bir geriliği, ilerilik adına müdafaa eder.<br />
<br />
Devrimbaz politikacı ve iman istismarcısıdır. İktidarı vurmaya çalışır ve &quot;İrtica var!&quot; diye haykırır. Din irticasını kastettiği malûm olduğu için dini bir politika silahı olarak kullandığı da bellidir.<br />
<br />
Devrimbaz Allah&#8217;a inanmamakta samimidir, fakat Atatürk&#8217;e inanmamakta samimi değildir. Atatürk&#8217;ün milliyetçiliğine, tarih görüşüne, komünizm düşmanlığına inanmaz; bunları hatırlamaz ve hatırlatmaz.<br />
<br />
Devrimbazın laiklik anlayışını dünya pazarına çıkarınız. Rusya&#8217;dan başka hiçbir memleket ona metelik vermez. Rusya da bunu elde tutar, fakat kullanmaz. Ortodoksluğa az çok saygısı vardır.<br />
<br />
Zamanımızın en gülünç karikatür tipi devrimbazdır. Fakat devrimbaz karikatürcü bunun farkına varmaz!<br />
<br />
Bir yankesici bir camiye girip saf bir müminin pabuçlarını aşırsa, devrimbaz haykırır: &quot;Cami hırsız yatağıdır!&quot; Fakat bir devrimbaz, doğrudan doğruya veya kredi yolu ile Ankara Palası dolandırsa, öteki devrimbazlar onun zekasına hayran olurlar.<br />
<br />
Hakiki mümin yalnız Allah&#8217;ın önünde secde eder. Devrimbaz, paşanın, paranın ve kadının önünde de secdeye varır.<br />
<br />
Asıl hayatın ölümden sonra başladığına inanmayan devrimbaz için &quot;bir günün beyliği beyliktir&quot; ve bu beylik için feda etmeyeceği manevi değer yoktur.<br />
<br />
Allah&#8217;a inanmayan devrimbaz, tapmak ihtiyacından kendini kurtaramaz ve tapacak adam arar. Yani kendisi kadar küçük Tanrı arar.&#8221;<br />
<br />
Görüldüğü üzere Peyami Safa 47 sene sonra da haklı çıkmış, devrimbazın profilini önümüze tüm çıplaklığıyla sunmuş. 1960&#8217;lardaki çerçeveyle bugünün benzerliği dikkat çekicidir ki dikkatinizi çekmiştir. Tek farkı da atlamayalım; halk aynı halk değildir ki satılmış devrimbazların asabiyetlerinin nedeni de halkın eskisi kadar cahil, eskisi kadar uysal olmaması değildir de nedir sevgili okurlar.<br />
<font color="Blue"><br />
günün sloganı:</font> Ne Rus pasaportlu bir adet Güney Osetyalı olmak, ne de bir adet İsrail uydusu görünümünde, Kafkasya&#8217;yı turlayan bir adet Gürcü olmak isterim. Ben, savaştan ürkmüş, yurdundan göçmüş sivillere -Türk Kızılay&#8217;ı ile- gönderilen bir adet battaniye pekâlâ olabilirim.</font></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>rikimikipiki</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.atabb.com/blogs/2550-rikimikipiki/independent-de-mika-21/</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İndependent de Mika</title>
			<link>http://www.atabb.com/blogs/2550-rikimikipiki/independent-de-mika-20/</link>
			<pubDate>Fri, 08 Aug 2008 22:18:49 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*_04.01.2008 Cuma sabahı saat 6:00 gibi_*

-Kar yağarken Boğaziçi Köprüsü'nden manzara hoş güzel de Mecidiyeköy civarı için aynı şeyleri ifade etmek mümkün değil.

-Tekeri patlayan otobüsten inen yolcuların muavine küfreder gibi bakmaları bi değişik. Muavin'in bu bakışlara rağmen yolcuları gruplar halinde arkadan gelen otobüslere yerleştirmesi işinin gereği. Lakin bu yerleştirilme işleminden sonra bir adet tonton amcayla bir adet tatlı teyzenin memnuniyetsiz bir şekilde araçtan inmelerine tepki gösteren muavine, "çevre yolundan gidiyormuş aa evladım" demeleri de bi değişik.

-Ne zaman şöyle bi kurulsam, salınsam ve kitabımı okusam yaşlı amca ve teyzelerin "bi kalk da biz oturalım" bakışlarıyla karşılaşıyorum. Duygu sömürüsü de bi yere kadar. Yer vericem mal gibi oturucak, çevreye bakıcak ve ben ayakta sırtı sağlam bi yere dayamanın telaşesiyle kitap okumaya çalışıcam. Afedersin ama teyze-amca yaşını başını almışsın ama anlayışsızsın. Sağlığın yerinde ve "hayat ayakta kalmaktır bazen" düsturu senin için de geçerli. İçimde yer etmiş, bahsedemeden geçemedim.

-Ne zaman kar yağsa şöyle bi geç kalasım geliyor şakayla karışık ve geç kalıyorum.

-"Babalar Ve Oğullar "ilginç bir kitap, bazı tasvir ve analizler mükemmel ötesi. Ne biliyim durduk yere hüzünlendiriyor bazen. Ufka doğru yol alan o başıboş tarlalardaki o terkedilmişlik duygusunu ya da baba-oğul arasındaki o ince çizgiyi çok güzel anlatıyor. Eksileri de var kitabın. Mesela idealize edilen nihilist karakterin hayattan ve kendi öz duruşundan kopuk bir tip oluşu sürekli bir çelişkiye yol açıyor. Tabiatı reddediyor ama tabiattan ayrı kalamıyor. Topluluktaki zaaflardan bahsediyor ama kişisel zaaflarını gözardı ediyor. Sürekli yıkmaktan bahsediyor bilim dendiğinde. Faydalı olmakla yıkıcı olmanın aynı şeyler olduğunu ifade ediyor. Bu uğurda doktor olmak istiyor. Kendi ideolojik görüşleri üzerine bilimi inşa etmek canını sıkmıyor. Toplumda kendisini ifade edememiş, egosunu tatmin etme fırsatı bulamamış bayağı insanların nihilist takılması da değişik diğer bir ayrıntı.

-Sabah sabah bankaya gitmem gerekiyor, okula da uğrasam mı? Ne biliyim birilerini ya da birini görmek ya da özellikle birini görmek iyi gelir ya insana bazen. Güzel olur hani bi bakımlık hayatımız var şunun şurasında. Yoğun bi güne yakışmayacak bi plan gibi de salınıyor öyle.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><u>04.01.2008 Cuma sabahı saat 6:00 gibi</u></b><br />
<br />
<font color="Red">-</font>Kar yağarken Boğaziçi Köprüsü'nden manzara hoş güzel de Mecidiyeköy civarı için aynı şeyleri ifade etmek mümkün değil.<br />
<br />
<font color="Red">-</font>Tekeri patlayan otobüsten inen yolcuların muavine küfreder gibi bakmaları bi değişik. Muavin'in bu bakışlara rağmen yolcuları gruplar halinde arkadan gelen otobüslere yerleştirmesi işinin gereği. Lakin bu yerleştirilme işleminden sonra bir adet tonton amcayla bir adet tatlı teyzenin memnuniyetsiz bir şekilde araçtan inmelerine tepki gösteren muavine, &quot;çevre yolundan gidiyormuş aa evladım&quot; demeleri de bi değişik.<br />
<br />
<font color="Red">-</font>Ne zaman şöyle bi kurulsam, salınsam ve kitabımı okusam yaşlı amca ve teyzelerin &quot;bi kalk da biz oturalım&quot; bakışlarıyla karşılaşıyorum. Duygu sömürüsü de bi yere kadar. Yer vericem mal gibi oturucak, çevreye bakıcak ve ben ayakta sırtı sağlam bi yere dayamanın telaşesiyle kitap okumaya çalışıcam. Afedersin ama teyze-amca yaşını başını almışsın ama anlayışsızsın. Sağlığın yerinde ve &quot;hayat ayakta kalmaktır bazen&quot; düsturu senin için de geçerli. İçimde yer etmiş, bahsedemeden geçemedim.<br />
<br />
<font color="Red">-</font>Ne zaman kar yağsa şöyle bi geç kalasım geliyor şakayla karışık ve geç kalıyorum.<br />
<br />
<font color="Red">-</font>&quot;Babalar Ve Oğullar &quot;ilginç bir kitap, bazı tasvir ve analizler mükemmel ötesi. Ne biliyim durduk yere hüzünlendiriyor bazen. Ufka doğru yol alan o başıboş tarlalardaki o terkedilmişlik duygusunu ya da baba-oğul arasındaki o ince çizgiyi çok güzel anlatıyor. Eksileri de var kitabın. Mesela idealize edilen nihilist karakterin hayattan ve kendi öz duruşundan kopuk bir tip oluşu sürekli bir çelişkiye yol açıyor. Tabiatı reddediyor ama tabiattan ayrı kalamıyor. Topluluktaki zaaflardan bahsediyor ama kişisel zaaflarını gözardı ediyor. Sürekli yıkmaktan bahsediyor bilim dendiğinde. Faydalı olmakla yıkıcı olmanın aynı şeyler olduğunu ifade ediyor. Bu uğurda doktor olmak istiyor. Kendi ideolojik görüşleri üzerine bilimi inşa etmek canını sıkmıyor. Toplumda kendisini ifade edememiş, egosunu tatmin etme fırsatı bulamamış bayağı insanların nihilist takılması da değişik diğer bir ayrıntı.<br />
<br />
<font color="Red">-</font>Sabah sabah bankaya gitmem gerekiyor, okula da uğrasam mı? Ne biliyim birilerini ya da birini görmek ya da özellikle birini görmek iyi gelir ya insana bazen. Güzel olur hani bi bakımlık hayatımız var şunun şurasında. Yoğun bi güne yakışmayacak bi plan gibi de salınıyor öyle.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>rikimikipiki</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.atabb.com/blogs/2550-rikimikipiki/independent-de-mika-20/</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
