|
||||
| Sinema | Hava Durumu | Bloglar | Üye Albümleri | Gruplar | Referanslar | İstatistikler | Yasaklı Üyeler | Yerli Diziler | Yabancı Diziler |
|
|||||||
| Ana Sayfa | Forum | Üye Ol - Register | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Arama | Bugünün Gönderileri | Forumları Okundu İsaretle |
| Dini Konular Din hakkında bilmediklerimiz ve merak ettiklerimiz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Co Administrator
![]() User ID: 4
Giriş Tarihi: 22-10-2006
Mesajlar: 4,881
|
Behlül Divane
Birgün adamın biri Behlül'e akıl danıştı: - Ey Behlül Dana, ben zengin olmak istiyorum, bana ne tavsiye edersin? Behlül bir an düşünüp cevap verdi: - Demir al, demir sat. Demir ticareti eski çağlardan beri kârlı bir iş olarak biliniyordu. Çünkü demir hiç fire vermeyen, daima üstüne koyan bir maddeydi. Adam Behlül'ün tavsiyesine uyup demir ticaretine başladı ve gerçekten kısa zamanda dilediği gibi zengin biri oldu. Zengin olduktan sonra Behlül için "Bu ne budala adam, verdiği akılla herkes köşeyi dönüyor, kendisi fakirlikten kırılıyor" diye düşündü. Bir zaman sonra Behlül'ün karşısına çıktı, yeni bir akıl danıştı: - Ey Behlül Divâne (Dana yerine aptal yerine koyarak divane diyor) ben demir alıp satmaktan yeterince zengin oldum. Biraz da başka bir iş yapayım. Bu sefer ne tavsiye edersin? Behlül adamın içini dışını bildiğinden onu kötü niyetine kurban edecek bir tavsiyede bulundu: - Soğan al, soğan sat. Soğan ticaretinin de riskli işlerden biri olduğu bilinir. Soğan devamlı fire veren bir nesnedir. Adam soğan ticaretine başlayınca kısa zamanda iflas bayrağını çekti ve kötü kalbliliğinin cezasını pahalı bir biçimde ödedi. |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Co Administrator
![]() User ID: 4
Giriş Tarihi: 22-10-2006
Mesajlar: 4,881
|
Basit Bir Tercih
ilk Müslüman Türk Devletlerinden biri olan Gazneliler devletinin en büyük ve değerli hükümdarlarından biri olan ve tarihte ilk defa "sultan" adını alan Sultan Mahmud, İslamı yaymak için Hindistan'a on sekiz sefer düzenlemişti İşte bu seferlerden birinde çok şiddetli bir direnme ile karşılaşmış, zafer kazanacağından şüpheye düşmüştü Tam bu zor durumda iken Allah'a şöyle yalvardı: "Ey Rabbim, bu savaştan galip çıkarsam, aldığım bütün ganimetleri yoksullara dağıtacağım " Neticede Sultan Mahmud galip geldi ve çok kıymetli ganimetlere sahip oldu Gazne'ye döndüklerinde elde ettikleri bütün ganimetleri yoksullara, muhtaçlara dağıtmaya başladı Fakat bazı vezir ve komutanlar araya girip, "Aman Sultanım ne yapıyorsunuz, bunca değerli ganimetler, altınlar, inciler fakir fukaraya dağıtılır mı? Hem onlar bunların kıymetini ne bilecek? Üstelik devletin hazinesinin bunlara ihtiyacı var" diyorlardı Sultan Mahmut bunu Allah'a verdiği sözün gereği olarak yaptığını, kendisi için bir adak olduğunu söyledi Adamları yine itiraz ettiler: "Efendimiz önemsiz olanları dağıtın, değerli olanları hazineye ayırın, bütün memleketin bunlara ihtiyacı var" dediler Sultan Mahmut'un kafasını karıştırdılar O zamanda Gazne'de yaşayan, doğruyu ve hakki kellesi pahasına söylemekten çekinmeyen âlim ve fâzıl büyük bir zat vardı Sultan Mahmud onu ça ğırtıp durumu anlattı ve fikrini sordu O büyük zat şöyle dedi: "Sultanım bunda kararsızlığa düşecek bir taraf yok Çok basit bir tercih karşısındasınız Eğer Allah'a bir daha işiniz düşmeyecekse hemen adamlarınızın dediğini yapın, ganimetleri hazineye koyun Ama Allah'a tekrar işiniz düşecekse verdiğiniz sözü tutun, adağınızı yerine getirin, ganimetleri yoksullara dağıtın" |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Co Administrator
![]() User ID: 4
Giriş Tarihi: 22-10-2006
Mesajlar: 4,881
|
Camide Nargile
Eserleriyle Osmanlı Türk-İslâm tarihine damgasını vuran, Türk mimarlık tarihinin yüzakı Mimar Sinan, en büyük ve en muhteşem eseri Sûleymaniye camiinin inşasını tamamladıktan sonra bazı bakımlardan bu ulu mabedi testlere tâbi tutuyordu Bunlardan biri de cami içinde sesin dengeli bir şekilde dağılıp dağılmadığını, mihrapta Kur'an okuyan imamın sesinin en arkalardan ve diplerden duyulup duyulmadığının denenmesi idi Bunun için Mimar Sinan nargile kullanıyordu Nargileyi mihraba koyuyor, içindeki suyu fokurdatıyordu Bu fokurtu cami içinde ahenkli bir şekilde dağılıyor mu, her yerden net olarak duyuluyor muydu, bunu kontrol ediyordu Her devirde eksik oImayan gammazlardan biri, Anadolu halkının evliya olarak bildiği bu büyük insanı Kanuni'ye ispiyon etmişti: "Efendimiz, Mimar Sinan yeni yaptığı caminin mihrabında nargile fokurdatıyor" Kanuni hiç ihtimal vermedi Sinan'ın samimi bir Müslüman olduğuna, böyle bir şey yapmayacağına güveni tamdı Ama usulen de olsa olayın üzerinde durmadığı takdirde yanlış anlamalara ve dedikodulara meydan vermiş olabilirdi Bu sebeble bir gün aniden camie geldi Camii gezip dolaşırken mihraptaki nargileye gözü tesadüfen takılmış gibi yaptı Sordu: "Bu da ne oluyor? Camide nargile kullanan mı var?" Sinan sakin, kendinden emin cevap" verdi: "Hâşâ hünkarım, beytullahta (Allah'ın evi) nargile içecek kadar din, iman yoksunu değiliz elhamdülillah Burada bulundurmamızın sebebi, onu fokurdatmak suretiyle camiin ses düzenini kontrol etmektir Dikkat buyurursanız nargilede tömbeki (tütün) bile yoktur" Herşeyin tahmin ettiği gibi çıktığını gören hükümdar Sinan'ın sırtını sıvazladı ve camiden ayrıldı |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Co Administrator
![]() User ID: 4
Giriş Tarihi: 22-10-2006
Mesajlar: 4,881
|
Ayyasin Sonu
Kafkas kartalı diye anılan İmam Şamil, çarlık Rusya'sının düzenli ordularına karşı Kafkasya'nın bağımsızlığı için bir avuç fedakar ve sadık adamıyla uzun yıllar mücadele vermiş bir lider ve kahramandı Çarlık Rusya'sının her imkana sahip orduları karşısında, insan da dahil eksilen hiç bir-şeyi yerine koyamadığı için sonunda mağlup olmuş ve esir düşmüştü Fakat Rus çarı onu, cesaret ve kahramanlığına hayranlığından dolayı bir esir gibi değil bir misafir gibi karşılamıştı Üstelik sarayında Şeyh Şamil için bir de ziyafet düzenledi Yemek devam ederken, Çar kaba bir tarzda imam Şamil'in iştahlılığını iğnelemeye kalkıştı ve "Yahu bu adam beni de yiyecek" dedi Şeyh Şamil bu,sözün altında kalmadı Misafirini, iğnelemekten çekinmeyen bu kaba Rus'a tereddütsüz şu sözü söyledi: "Elhamdülillah biz Müslümanız, domuz eti yemeyiz" |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Co Administrator
![]() User ID: 4
Giriş Tarihi: 22-10-2006
Mesajlar: 4,881
|
Ates Dünyadan Gidiyor
Abbasi'lerin ünlü halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış olan Behlül Dana (VIII. yüzyıl) dönemin evliyasındandı. Zaman zaman aklından zoru olan kimselere has tavırlar takınır, herkes de bundan dolayı kendisini deli sanırdı. Ama bunu maksatlı yapardı. Behlül daima Harun Rediş'in yakınında bulunur, çeşitli sebepler hasıl ederek onu uyarırdı. Bir gün Behlül, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculukan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid'in huzuruna çıktı. Harun Reşid sordu: - Be ne hal Behlül, nereden geliyorsun? - Cehennemden geliyorum ey hükümdar. - Ne işin vardı cehennemde? - Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim. - Peki, getirdin mi bari? - Hayır efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar "Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir" dediler. |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Co Administrator
![]() User ID: 4
Giriş Tarihi: 22-10-2006
Mesajlar: 4,881
|
Arpa ve Saman
Eski Ramazanlardan birinde iki molla âdet olduğu üzere Anadolu köylerine ramazan hocalığı yapmaya çıktılar Rahat birer köy bulmak için yollarına devam ederken bir akşam vakti yolları üzerindeki bir köyde misafir oldular Ev sahibi köylü irfan sahibi, umur görmüş biriydi Mollalar akşam namazı yaklaştığı için hazırlanmak istediler Biri abdest almak için dışarı çıktı Ev sahibi köylü içerde kalana sordu: - Arkadaşının tahsili, terbiyesi yeterli midir, Kur'an'ı iyi okur mu, tefsir ve hadis öğrenmiş midir? Odada kalan cevap verdi: - Yok canım, ne tahsil ve terbiyesi, ne ilmi? Eşeğin biridir, bir şeyden anlamaz Biraz şarlatandır, ona güveniyor Bu arada dışarı çıkan içeri girdi ve içerdeki dışarı çıktı Köylü içeri girene de arkadaşı için aynı soruyu sordu O da arkadaşı için şöyle dedi: - Sığırın biridir İlim ve edepten hiç nasip almamıştır İstanbul'da boşuna kaldırım çiğnemiştir Mollaların hazırlanması bitince birlikte akşam namazı kıldılar Namazdan sonra ev sahibi akşam yemeği getirdi ve mollaları sofraya buyur etti Sofrada ağzı kapalı üç tabak yemek vardı Ev sahibi bunlardan ikisini birer tane mollaların önüne, diğerini de kendi önüne koydu ve "Haydi buyurun" deyince herkes önündeki tabağı açtı Mollalardan birinin tabağında arpa diğerinin tabağında saman vardı Ev sahibi köylünün tabağında ise nefis bir tas kebabı bulunuyordu Mollalar şaşırdılar, kızarıp bozardılar Ev sahibi onların bir-şey söylemesine fırsat bırakmadan durumu aydınlatmaya başladı Önce önünde arpa olana dönüp şöyle dedi: - Arkadaşın senin için eşeğin biridir dedi Bunun için sana arpa koydurdum Çünkü bir kimseyi en iyi arkadaşı tanır Kişiyi arkadaşından sorarlar Sonra önünde saman olana döndü ve, - Senin için de arkadaşın "sığırdır" dedi En iyi sığır yiyeceği saman olduğu için senin tabağına da saman koydurdum Buyurun, afiyet olsun, dedi |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Co Administrator
![]() User ID: 4
Giriş Tarihi: 22-10-2006
Mesajlar: 4,881
|
Ana Gibi Yar
Vaktiyle bir vezir, padişah katında hatırının kırılmayacağına inanarak kendisinden şöyle bir ricada bulundu: - Sultanım benim iki tane karım, her birinden de üçer çocuğum var Karılarımın hangisinin analık duygularının daha kuvvetli olduğunu merak ediyorum Malımı da buna göre vasiyet edeceğim Şunları bu konuda bir sınamanız mümkün mü? Padişah, veziri sevdiği için gönlünü yapmak istedi Hanımlarından birini çağırttı ve dedi ki: - Ey hatun, benim vezirim olan senin kocan, gözdelerimden birini baştan çıkarmış Bunun cezası aslında ölümdür Ama sen kocanı affedersen idamdan vazgeçip onu sevgilisiyle beraber ülke dışına sürgün edeceğim Kadının gözlerinde intikam alevi parladı: - istemem, bana yar olmayan başkasına da yar olmasın! Asın, ipini de bana çektirin! Padişah daha sonra vezirin öbür karısını çağırttı Ona da aynı şeyi söyledi Vezirin ikinci karısı tam tersine bir tavır takındı: - Aman sultanım, ben kocasız kalmaya razıyım, ama çocuklarım babasız kalmasın, idam edeceğinize sürgün edin de çocuklarım babalarıyla bir gün kavuşma ümidini kaybetmesinler, |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Co Administrator
![]() User ID: 4
Giriş Tarihi: 22-10-2006
Mesajlar: 4,881
|
Altini Düsman Belle
Sultan Mahmud imanlı, amelli, bilgin bir hükümdardı ama güzel yüzlü değildi. Bundan müteessir de olmuyordu. Ne var ki halk güzel yüzlü hükümdarları daha çok severdi. Endişesi bundan ileri geliyordu. Devrinin büyük velilerinden birine sordu: - Efendi Hazretleri, malumdur ki halk güzel yüzlü hükümdarları daha çok sever. Halbuki ben bundan yoksunum. Ama halkımın da beni sevmesini istiyorum, bana ne tavsiye edersiniz? Allah dostu şu tavsiyede bulundu: - Halkın seni sevmesini istiyorsan altını kendine düşman belle... (Halkın refah ve mutluluğu için onu gözünü kırpmadan harca). |
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
Co Administrator
![]() User ID: 4
Giriş Tarihi: 22-10-2006
Mesajlar: 4,881
|
Cennet Köskü
Halife Harun Reşid döneminin ermişlerinden Behlül Dana bir gün düzgünce kesilmiş tahta parçalarından eve benzer birşey yapıyordu Bunu Harun Reşidin hanımı Zübeyde görüp ne yaptığını sordu Behlül: - Cennet köşkü yapıyorum efendim, diye cevap verdi Dindar bir kadın olan Zübeyde köşke müşteri çıktı: - Bu köşkü bana satar mısın? - İsterseniz satarım - Kaç paraya satarsın? - Sana bir akçeye veririm Halifenin hanımı hemen bir akçeyi verip köşkü satın aldı Harun Reşid ve hanımı o gece rüyalarında kendilerini cennette gördüler Zübeyde lüks bir köşkte oturuyordu Harun Reşid sordu: - Hanım, sen bu köşke ne zaman sahip oldun? - Dün bir akçeye Behlül'den satın almıştım Sabah oldu, hükümdar hemen Behlül'ü çağırttı - Dün hanıma sattığın köşkten bir tane de bana yapsana, dedi - Olur, yaparım, dedi Behlül - Kaça yapacaksın? - Bin akçeye yaparım - Ama hanıma bir akçeye vermişsin - Evet bir akçeye verdim Ama o köşkün değerini bilmeden aldı Sen ise dün gece onun nasıl görkemli bir köşk olduğunu gördün Ben buna göre fiat istiyorum |
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
Co Administrator
![]() User ID: 4
Giriş Tarihi: 22-10-2006
Mesajlar: 4,881
|
Daha Sira Gelmedi
Sultan Mahmud Sebüktekin (XI. y.yılın ilk yarısı) tarihte ilk Müslüman Türk devletlerinden biri olan Gaznelilerin en büyük ve en dirayetli hükümdarı idi. Tarihte ilk defa "sultan" adını kullanan Gazneli Mahmud Sebüktekin idi. İslam'ı yaymak için Hindistan'a 17 sefer düzenlemiş olan Sultan Mahmud din ve ilim ulularıyla görüşür, hiç erinmeden ziyaretlerine gider, onların tavsiye ve irşadlarına göre kendini ayarlardı. Birgün vezirleri, kumandanları ile birlikte zamanın tanınmış evliyasından Şeyh Ebu'l-Hasen Harakani'nin ziyaretine gitti. Adamlarından bazıları önce gidip Şeyh'e, hükümdarın kendisini ziyarete gelmekte olduğunu, karşılaması gerektiğini haber verdiler. Şeyh Harakani kös dinlemiş gibi hiç aldırmadı. Yerinden bile kımıldamadı. Hükümdar ve adamları dergahın kapısına kadar geldi. Baş vezir rica etti: "Ey din ulusu, hiç değilse bu değerli hükümdarı odanızın kapısında karşılayın!" Harakani bu kadarını bile yapmadı. Vezir feryad etti. "Ey mübarek insan sen Allah'ın Kur'an'da "Allah'a, Peygambere ve içinizden emir sahibi olanlara itaat edin" buyurduğunu hiç görmedin mi?" Şeyh Harakani cevap mahiyetindeki şu açıklamada bulundu: "Biz o sözünü ettiğin Allah emrinin 'Allah'a itaat ediniz' kısmına o kadar daldık ki, henüz peygambere bile sıra gelmedi. Nerde kaldı hükümdara itaat edelim..." Sultan Mahmud bu açıklama karşısında, Şeyh'in başından beri takındığı tavra zerre kadar kızmadığı gibi, kendi de müritleri arasına katıldı. Yanındakilerle beraber büyük bir saygı göstererek huzurundan ayrıldı. |
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| dini, hikâyeler, kissalar |
| Konu araçları | |
|
|
| Desteklediklerimiz | |
| Reseller Hosting, Dedicated Server, ahosting.biz, ozmena Forum, Uyuz Adam, Number1Forum | |