|
||||
| Sinema | Hava Durumu | Bloglar | Üye Albümleri | Gruplar | Referanslar | İstatistikler | Yasaklı Üyeler | Yerli Diziler | Yabancı Diziler |
|
|||||||
| Ana Sayfa | Forum | Üye Ol - Register | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Arama | Bugünün Gönderileri | Forumları Okundu İsaretle |
| Dini Konular Din hakkında bilmediklerimiz ve merak ettiklerimiz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
New Member
![]() User ID: 1549
Giriş Tarihi: 30-12-2007
Mesajlar: 24
|
Tevbe Merhamet Kapısıdır
Tevbe, Allah-u Zülcelal' in kullarına açmış olduğu çok büyük bir merhamet kapısıdır. İnsanın pişmanlık duyarak samimi bir şekilde yaptığı bir tevbe, kendisi için kurtuluştur. Onun için Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede: “Ey Müminler! Hep birlikte Allah'a tevbe edin ki, kurtuluşa eresiniz.” (Nur; 31) buyurmuştur. İnsan ne kadar ibadet yaparsa yapsın, Allah-u Zülcelal' in hakkını yerine getiremez. Çünkü yapılan taat ve ibadetler dahi insan için sanki bir hata gibidir. Cüneydi Bağdadi (K.S): “Allah-u Zülcelal' e karşı hata olarak secdelerim yeter” demiştir. Onun için başında ve içinde tevbe olmayan ibadetin bir değeri yoktur. Akıllı olan her insan, tevbe ile kendisini Allah-u Zülcelal' e sevdirmelidir. Çünkü tevbe, Allah-u Zülcelal' in yanında çok kıymetlidir. Hz. Ali (R.A) demiştir ki; “Allah-u Zülcelal' e en sevimli gelen ses: “Ya Rabbi!" diyerek günahlarından tövbe etmek için seslenen kulun sesidir.” İnsan, tevbe ederek, yüzünü Rabbine dönmüş ve O' nu hoşnut etmiş olur. Onun için Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede: “Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah' a dönün” (Tahrim 8) buyurmuştur. Peygamber Efendimiz (S.A.V), 'de bir hadis-i şeriflerinde; “Ey insanlar! Allah'a tevbe edin ve O' ndan bağışlanma dileyin. Doğrusu ben, günde yüz defa tevbe ediyorum.” (Müslim) buyurmuştur. İnsan tevbe etmekle, Allah-u Zülcelal' i ferahlandırdığı gibi, en büyük düşmanı olan şeytanın da belini kırmaktadır. Rivayet edildiğine göre, şeytan demiştir ki; “Ben günah yaptırmak suretiyle ademoğlunu helak ettim, oda bu günahlardan tevbe etmekle beni helak etti.” Buradan da anlaşıldığı gibi, kişi tevbe ederek şeytanın yanından ayrılıp, Rabbine dönerek, hem düşmanını kahretmiş olur, hem de Allah-u Zülcelal' i ferahlandırmış olur. Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadis-i şeriflerinde; “Kulunun tevbesi ile Allah' ın hoşnut olması (ve ferahlanması), bir kişinin yiyecek ve içeceği devesi üzerinde olduğu halde, ıssız bir çölde giderken onu elinden kaçırması ve bulmaktan umudunu kesip üzüntülü bir şekilde bir ağacın altına gelerek yan üstü yatarken, işte tam bu esnada devesini yanıbaşında görmesi üzerine, hayvanın yularından yapışarak ve aşırı sevincinden şaşırarak duyduğu sevinçten daha fazladır.” (Buhari, Müslim) buyurmuştur. İşte tevbe insan için böyle kıymetli ve kurtarıcı bir ameldir. Bu kıymetli olan ameli terkedip, “Ben ne yaptım ki, tevbe edeyim” demek, çok yanlıştır. Bizim Peygamberimiz (S.A.V), günahtan masum olduğu halde günde yüz sefer (bir rivayete göre de, yetmiş sefer) tevbe ediyordu da, biz ondan daha mı iyi bir haldeyiz? Onun için, kendimizi bu kıymetli amelden mahrum etmememiz ve şeytanı kahredip, Allah-u Zülcelal' i sevindirmemiz lazımdır. Alıntı... |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
New Member
![]() User ID: 1549
Giriş Tarihi: 30-12-2007
Mesajlar: 24
|
Mü’min için "tevbe" makamların ilki, Hak yolculuğunun başlangıcı, vuslat (Allah'a ulaşma) kapısının anahtarıdır. Hakiki manada mürid olabilmenin şartlarından biridir. Tevbe, temeli tertemiz bir niyettir.
Bütün ibadet ve taatlerden önce tevbe etmek gereklidir. İnsanın işlemiş olduğu taat, ibadet ve mücahede, Allah-u Zülcelal'e tevbe etmesinden sonra arz olunur ise sahibine büyük menfaatler sağlar. Bundan dolayı, kişi bir mürşid-i kâmilin elinden tutarak bütün yapmış olduğu günahlarından tevbe etmelidir. Çünkü hakiki bir mürşid-i kâmilin eli, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in eli gibidir. "Mürşid-i kâmilin eli, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in eli, onun eli de Allah-u Zülcelal'in kudreti mesabesindedir. Mürşid-i kâmil, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in halifesi, o da Allah-u Zülcelal'in halifesidir." Nitekim Allah-u Zülcelal şöyle buyurmuştur: "Resulullah'a biât edenler, Allah-u Zülcelal'e biât etmiş gibidirler. Allah-u Zülcelal'in (kudret) eli onların elleri üzerindedir." (Fetih; 10) Tevbeden maksat nefsin kötü sıfatlarını iyiye dönüştürmektir. Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "İyilik, kötülükleri yok eder." (Hud; 114) İhlaslı bir kalp ile yapılan tevbe, bütün kötülükler için panzehirdir. Başında ve içinde tevbe olmayan ibadetin bir değeri yoktur. Bunun için her insana düşen görev, günahından kurtulmak için acele olarak tevbe etmektir. Diğer bir ayet-i kerimede Allah-u Zülcelal şöyle buyurmuştur: "Kim günahına tevbe etmezse, onlar zalimlerin ta kendileridir." (Hucurat; 11) Bundan dolayı insan, bir günah, bir hata yaptıktan sonra hiç vakit geçirmeden, Allah-u Zülcelal'e tevbe etmelidir. Kendisine ansızın ölümün ulaşmasından korkarak, Allah-u Zülcelal'in rızasına nail olabilmek için tevbe nimetine dört elle sarılmalı ve Rabbinin şu müjdeli hitabına layık olmak için gayret sarf etmelidir; "O öyle bir Allah'tır ki, kullarının yaptığı tevbeyi kabul eder ve günahlarını da affeder." (Şura; 25) Kişi Allah-u Zülcelal'e karşı tevbe ettiği zaman mutlaka zahiri ve batıni günahlardan kendini temizlemesi lazımdır. Nasıl kıyamet gününde; üzerinde kul hakkı olanlar cennete gidemiyorlar ise; tevbe eden kişide mutlaka zahiri ve batıni günahlardan kendini temizlemesi lazımdır. Zahiri ve batıni günahlar; gıybet etmek, içki içmek, kıskançlık yapmak, mü’minlere kin beslemek, haset etmek, cimrilik, kibirlenmek, faiz yemek vs. gibi hem zahiri hem manevi günahlardan kendini temizlemesi lazımdır. Nasıl bir insan namaz kılmak istediğinde; vücudu ve elbiselerinin temiz olması gerekli ise Allah-u Zülcelal'in karşısına çıkan kimse de zahiri ve manevi günahlardan temizlenmesi ve mutlaka ibadete yönelmesi lazımdır. Çünkü Ebu Ali Dekkak kuddise sırruh şöyle buyuruyor: "Kim zahirini ibadetle süslerse Allah-u Zülcelal müşahede ile onun maneviyatını süsler." Ebu Bekir Sıddık radıyallahu anh fazla konuşmamak için ağzına bir taş koyardı. Hatta bazı rivayetlerde bir sene kadar taş ağzında kaldı. Nefse Hakim Olmak: Allah-u Zülcelal Davud aleyhisselam şöyle vahyetti: "Ey Davud şehvetten kavmini muhafaza et ve korkut. Benim kuluma yapacağım en az şey; kulum hava ve nefsini benim ibadetime tercih ettiği zaman, Ben de onu ibadetin lezzetinden mahrum ederim." Kendi nefsine uymamanın örneği nedir? Kişi uykusunu Allah-u Zülcelal’e münacata (teheccüde kalkmak) tercih ederse o kendi şehvani arzularına tabi olmuştur. Çünkü Allah-u Zülcelal Davud aleyhisselam'a vahyetmiştir. “Kim ben Allah'ı seviyorum der ve gece namazı kılmıyorsa o kişi yalancıdır.” Kişi evliyanın Allah dostlarının nazarına talip olması lazımdır. İmam Şârâni kuddise sırruh şöyle buyuruyor: "Yusuf el-Acemi halvetten çıktığında, kapıda sadece bir köpek vardı. Ona nazar etti. Bundan sonra bütün köpekler o köpeğe tabi oldular, köpeklerin bu tabi olmasından etkilenen insanlarda o hayvana adak adıyorlardı. Bunun üzerine Yusuf el-Acemi o köpeği yanına getirdi ve o hali ondan aldı. Ondan sonra köpekler oradan ayrıldılar.” Eğer onun nazarı bir insanın üzerine gitseydi o insan başka insanlara menfaatli olacaktı. ALINTI... |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
New Member
![]() User ID: 1549
Giriş Tarihi: 30-12-2007
Mesajlar: 24
|
Aslında bu konu, Allah ve Resulüne teslimiyetten ibarettir. Bu güzel sonuca ulaşmak için bu yola sahih bir imanla girmek ve devam etmek gereklidir.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in önünde diz çökmek suretiyle, Allah ve Resulü şahid tutularak, yapılmak üzere söz verilen ameller şunlardır: 1- Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak. 2- Hırsızlık yapmamak. 3- Zina etmemek. 4- Çocukları öldürmemek. 5- Kimseye İftira etmemek. 6- Hak olan emir ve davete karşı gelmemek. 7- Baştaki imam hakkı emrettiği sürece, darlık ve genişlik, neşeli ve sıkıntılı anlarda dinleyip itaat etmek. 8- İş ehline verildiği zaman, onunla çekişmeye girmemek. 9- Her nerede olursa olsun hakkı söylemek, hakkı korumak ve bu hususta hiçbir kınayanın kınamasından korkmamak. 10- Her zaman adaletle hükmetmek ve Allah için olan bir işte, kimsenin kınamasından çekinmemek. 11- Başkası bize karşı tercih edildiği zaman, buna razı olmak, isyan etmemek. 12- Her müslümana nasihat etmek ve ona karşı samimi olmak. 13- Beş vakit namazı kılmak, zekatı vermek. 14- Allah yolunda cihad etmek. 15- Savaştan kaçmamak, şehidlik veya zafer nasip oluncaya kadar çarpışmak. 16- Allah yolunda ölmek. 17- Verilen emir hak olduktan sonra, nefsin hoşuna gitse de gitmese de itaat etmek. 18- Resulullah'ı ve ona ait değerleri; canı, malı ve evladımızı koruduğumuz gibi korumak. 19- Müşrik, putperest ve Allah düşmanlarını terketmek. 20- Ölü üzerine ağıt yakarak ağlamamak, saçı başı yolmamak. 21- Yabancı erkeklerle başbaşa kalmamak ve lüzumsuz konuşmalara dalmamak. 22- Hiçbir şekilde kocayı aldatmamak. 23- İslâma sımsıkı sarılmak ve ancak müslüman olarak ölmek. Bu maddelerin yanında şunu açık olarak ifade etmemiz gerekir ki; her müslüman kelime-i şahadet getirmekle beraber, bütün İslâmi emir ve nehiylerle mükellef olmaktadır. Daha sonraki devirlerde İslâmî hilafetin hakkı bütünüyle korunamayıp; iş, idari yönüyle ağırlık kazanmıştır. Ruhi tekâmül ve takva yönü ferdlere kalınca, Allah-u Zülcelal’in, dinini her yönü ile koruma altına alması bereketine, ümmetin içinden çıkardığı Rabbani alimler ve mürşid-i kamiller de, kalp tezkiyesi ve takva yönüne yönelmişlerdir. Bu meyanda tabi ve talebilerinden özel ve önemli konularda bey'at almışlardır. Onları "tevbe" "intisab" "seyr-i sülûk" ve "manevi terbiye" adı altında takva mektebine kaydetmişlerdir. Allah-u Zülcelal, bu kâmil mürşidlerle kullarını uyandırmaktadır. Kalp ve hallerini ıslah etmektedir. Bu mürşid-i kâmiller, Allah'ın halifesi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in varisi ve onun işini gören emir erleridir. Onlar kendi hesaplarına değil, Allah ve Resulü adına vardırlar. Bunu hal ve hayatlarıyla, davet ve irşadlarıyla ispat etmişlerdir. Bunun için Peygamber Efendimiz (a.s.v) bize şu talimatı vermiştir: "Kim bana itaat ederse, mutlaka Allah'a itaat etmiş olur. Bana isyan eden; Allah'a isyan etmiştir. Benim (görevlendirdiğim) emirime itaat eden; bana itaat etmiş olur. Ona isyan eden; bana isyan etmiş olur." (Buhari, Ahkam:I, Muslim, İmaret:33) Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in varisleri olan mürşid-i kâmiller, hiçbir zaman, hükmü açık olan bir haram ve hatanın yapılmasını emretmezler. Bundan dolayı Pergamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu insanlar adına, bize şu ölçüyü bildirmiştir: "Müslümanın (başındaki imama, öndere, mürşide) hoşuna giden ve gitmeyen her hususta itaat etmesi gerekir. Ancak emredilen ma'siyet (Allah'a isyan) ise o zaman durum değişir. Böyle bir durumda (hiç kimse) dinlenmez ve ona itaat edilmez." (Buhari, Ahkam:4, Müslim, İmaret:38) Haram ve helaller Kur'an ve sünnetle sabittir. Hiç kimsenin bu hükümleri değiştirme yetkisi yoktur. Ancak, hükmü içtihada kalmış ve ehline bırakılmış bazı konularda ümmetin alimlerinin ihtilafı olabilir. Yahut, bazı mesele ve amellerde birçok bakış yönü, pek çok çıkış yolu olup; müçtehid veya mürşid kendi ilmî dirayeti ve kalbî feraseti ile diğer insanların ulaşamadığı noktaları görmüş ve ona göre hüküm vermiş olabilir. Bu durumda, meselenin iç yüzü anlaşılmadı, uygulama hoşumuza gitmedi diye hemen inkar ve itiraza gidilmemeli, niyeti salih, hali salih, hedefi hak'da sebat olan bir mürşid ve müçtehid terkedilmemelidir. Nice gerçekleri örten, gaflet ve cehalettir. İnsan haddini bi-lince Hakkı iyi tanır. Yanılması az, hatadan dönüşü kolay olur. Allah-u Zülcelal mürşid vasıtasıyla müridleri hidâyete erdirip irşad eder. Bu ahir zamanda insanların hali bellidir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Bir imama kalbinin sevgisiyle yönelip, elini uzatarak (Allah için) bey'at ve (intisab) eden kimse, gücünün yettiği kadar ona itaat etsin" (Müslim, İmaret:46-47) ALINTI... |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
New Member
![]() User ID: 1549
Giriş Tarihi: 30-12-2007
Mesajlar: 24
|
Tevbe; dönmek, pişman olmak demektir. Yani, İslam dininin emir ve hükümleri dahilinde, haram ve yasak olan şeyleri terkedip, helâl ve mübah olan şeyleri yapmak demektir.Kulun işlediği günahlardan dönerek tevbe etmesi ve Allah-u Zülcelal tarafından af ve mağfiret edilmesi, dil ile kalbin birlikte pişmanlık duyarak tevbe etmesine bağlıdır.
Sadece diliyle tevbe edip, kalbinde günahına devam etme yönünde bir meyil olursa bu tevbe yalancıların tevbesi olur ki Allah-u Zülcelal'in bu şekilde yapılan tevbeleri kabul etmesi mümkün değildir. Tevbe hem dil ile hem de kalp ile yapıldığı zaman ve bunun yanında daha önceden yapılmış günahlara düşmemeye azmedilmesi, tevbe eden kişinin tevbesinin kabul olunmasının en büyük alametlerindendir. Çünkü Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler! Hepiniz toptan Allah'a tevbe ediniz, umulur ki kurtuluşa erersiniz." (Nur; 31) Diğer bir ayet-i kerimede de şöyle buyrulmuştur: "O (Allah) kullarının tevbesini kabul eden, kötü hareketlerini bağışlayandır." (Şûra; 25) Allah-u Zülcelal, günahkar kulunun tevbesini kabul etmekten öte bundan memnun olur, sevinç duyar. Allah-u Zülcelal'in tevbe edenler için sevinmesi, çölde yiyeceğini ve bineğini kaybeden kimsenin onları bulmasından ötürü sevinmesinden daha büyüktür. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Allah-u Zülcelal gündüz günah işleyenlere tevbe etmeleri için gece kudret elini uzatır. Gece günah işleyenlere, tevbe etmeleri için gündüz kudret elini uzatır. Bu durum güneş batıdan doğuncaya kadar, devam eder." (Müslim,Tevbe:31) Diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur; "Göklere kadar yükselen günah işleseniz de sonra pişman olsanız, Allah-u Zülcelal tevbenizi kabul eder." (Tirmizi: 3540) Bütün bu zikrettiğimiz ayet ve hadislerden de anlaşılmaktadır ki tevbe farzdır. Her ne olursa olsun, şüphesiz Allah-u Zülcelal tevbeleri kabul edendir. Tevbesiz ölmek, imansız gitmeye sebep olabilir. Hz. Ali radıyallahu anh şöyle buyurmuştur: "Tevbe etmek farzdır. Fakat tevbeyi gerektiren şeyleri terketmek ondan önce farzdır." Şayet bir insan, bu ayet ve hadisleri nazar-ı itibara alırsa, hergün aldığı her nefese karşılık akıllıca bir şekilde tevbe etmelidir. Bundan dolayı bütün hayırlı amellerin başında ve sonunda istiğfar etmek, amelin içinde bulunan gaflete keffarettir. İşte Nakşibendi yolunun mensupları hem ibadet etmekte, hem de gafletle yapmış olduğu ibadetinin akabinde "Estağfirullah" diyerek keffaretini vermektedirler. Tevbe, saliklerin vuslata (Allah'a ulaşma) ermek için uğradıkları ilk kapıdır. Taliplerin ulaştıkları ilk makamdır. Tarikat çok temiz ve Allah-u Zülcelal'e vuslata mani olan şeylerden münezzeh olduğu için ancak bütün hata ve günahlarından tevbe edip, kötü fiilleri terkedenleri kabul eder. Bunların dışında kalan türlü günahlara girip, isyankâr olmuş kişileri bünyesine doğrudan kabul edip barındırmaz. Seyyid Abdulkadir Geylani kuddise sırruh şöyle buyurmuştur: "Tevbe eden kimse, buluğ zamanından bu yana; kulağından, gözünden, dilinden, elinden, ayağından ve diğer bütün azalarından meydana gelen hatalarını düşünmelidir. Sonra ömrünün her gününe, hatta her saatine göz atıp, kendi kendine günah defterini hatırlayarak, küçük ve büyük günahlarının hepsini mülahaza etmelidir. O hatalarını işlerken yanında bulunan arkadaşlarının, hatasına yardımcı ve ortak olanları, o günahları işledikleri yerleri kendine göre başkalarının görmesinden sakladıkları; fakat: "Kiramen kâtipleri yaptıklarınızı bilirler." (İnfitar; 11-12) " İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar " (Kaf; 17) "Allah-u Zülcelal'in insana müekkel melekleri vardır ki, önünden ve arkasından takip edip Allah-u Zülcelal'in izniyle onu hıfz ederler." (Rad; 11) ayet-i kerimelerinde bildirildiği gibi, bir an bile uyumayan ve yorulmayan gözlerinden ve kendisini koruyan, hayır ve şerrini yazan işlerini, amellerini ve nefeslerini sayan mükerrem meleklerden, gizli ve aşikâre kalplerden geçenleri bilen Allah-u Zülcelal'den gafil bulunduğu yerlerin hepsini bir bir düşünmelidir." İşte bu şekilde düşünen kimse, Allah-u Zülcelal'e karşı haya edip utanır, korkar ve böylece kalbinde pişmanlık doğar. Pişmanlık duyan kimse yaptıklarından dolayı acziyetini idrak eder ve hemen tevbe eder. Zinnûn-i Mısrî kuddise sırruh şöyle buyurmuştur: "Her bir âzânın tevbesi vardır. Kalp ve gönlün tevbesi, şehveti terketmek için niyet etmektir. Gözün tevbesi, harama bakmayıp, gözü haramdan sakındırmaktır. Dilin tevbesi, kötü söz söylemekten, insanları çekiştirmekten, koğuculuk yapmaktan kaçınmaktır. Kulağın tevbesi, kötü ve yaramaz sözleri dinlememesidir. Ayağın tevbesi, yasak edilen kötü yerlere gitmemesidir. Ağzın tevbesi, haram yemekten kendisini korumaktır. Tenasül uzvunun tevbesi ise fuhuştan uzak durmaktır." Günahları terketmek ve emirleri yerine getirmek için tevbe etmek farz; vacibleri yerine getirmek için tevbe etmek vacip, sünnetleri yerine getirmek için tevbe etmek sünnet, mekruh-u tenzihiden sakınmak için tevbe etmek mendup, vesvese ve kalbe gelen havatırdan tevbe etmek de sevap olmak üzere beş kısımdır. Tevbenin durumuna göre hükmü böyle olduğu halde, tevbeden kaçmak Allah-u Zülcelal'in af ve mağfiretinden kaçmak, rahat ve huzuru kabul etmemektir. Bu da insanın kendine yapabileceği en büyük zulüm ve işkencedir. Allah-u Zülcelal bu kişiler hakkında şöyle buyurmuştur: "Kim günahına tevbe etmezse onlar zalimlerin tâ kendileridir." (Hucurat; 11) Tevbe ancak, sahibinin tevbenin ne demek olduğunu bilmesiyle sahih olur. Bunun için de şu hususların bilinmesi lazımdır: 1- İnsan tevbe etmediği takdirde, günahların zulmetinden (kirinden) temizlenemeyeceğini bilmelidir. 2- Tevbe etmeye muvaffak olduğu zaman sevinmelidir. 3- Allah-u Zülcelal'in her an kendisinin durumunu bildiğini ve her an kalbine nazar ettiğini unutmamalıdır. Ebu Zer radıyallahu anh'ın rivayet etmiş olduğu bir hadis-i kudside şöyle buyrulmuştur: "Ey kullarım! Siz hepiniz gece ve gündüz hata işliyorsunuz. Ben de bütün günahları yargılarım. Şu halde günahların mağfiretini taleb edin ki günahlarınızı mağfiret edeyim." (Müslim, Bir:55) Allah-u Zülcelal'in rububiyetini (Rablığını) ve kendi acziyetini ve ubudiyetini (kulluğunu) kabul ve idrak eden kişiler hakkında da Allah-u Zülcelal şöyle buyurmuştur: "Onlar; kötü bir iş işledikleri yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı anıp hemen günahlarından tevbe ve istiğfar ederek mağfiret dileyenlerdir. Zaten günahları, Allah'tan başka kim affedebilir? Bir de onlar işledikleri günahta, bile bile ısrar da etmezler." (Al-i İmran; 135) ALINTI... |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
New Member
![]() User ID: 1549
Giriş Tarihi: 30-12-2007
Mesajlar: 24
|
Tevbe, inabe ve icabeden ibaret iki ana noktadan oluşur. İnabe: Kulun Allah-u Zülcelal'den korkarak isyanı terketmesidir. Kul, acizliğini ve cesaretini kullanarak, Allah korkusunu ve Allah-u Zülcelal'in azametini düşünürse, kalbine gelen şiddetli korkudan vücudu titrer. Bu yüzden isyanı terkeder.
İcabe: Kul, günahların, Allah-u Zülcelal ile kendi arasında bir yerde olduğunu düşünür. Allah-u Zülcelal'in kendine şah damarından daha yakın olduğunu murakebe ederek önceden işlediği günahlarından dolayı Allah-u Zülcelal'den haya eder. Ve bu haya, sahibini tevbeye sevkeder. Tevbenin yapılış sekline ve tevbe eden kişinin durumuna göre birkaç kısma ayrılır. Genel olarak tevbe iki kısımdır. A- Avamın tevbesi: Avamın tevbesi üç mertebededir: a- Kâfirlerin tevbesi, İslamı kabul ederek inkârcılığı bırakmalarıdır. b- Fasıkların tevbesi; aşağıda zikrettiğimiz hususlara dikkat ederek, işlemeye devam ettikleri günahların Allah-u Zülcelal tarafından bağışlanmasını dilemektir: 1-Geçmiş günahlardan pişmanlık duymak. 2-Yaşadığı anda, hata ve günah işlemekten çok sakınmak. 3- Zulmü terkederek her türlü varlığa karşı merhamet sahibi olmak. 4- Geçmiş olan farzların kazasına dikkat ve ifasına gayret etmek. 5- Nefsini terbiye ederek, taat ve ibadetleri severek yaptırmak. 6- Seher vakitlerinde çok çok ağlamak. İşte bu ahir zamanda, insan boğazına kadar günah bataklığına gömüldüğü için tevbesinde durabilmekte çok gayret göstermekle birlikte, sohbet zikir ve ibadetlere ehemmiyet verip geri kalmaması lazımdır. Hele hele bir mürşid-i kâmile ittiba yoksa, çok zor duruma düşer. Bundan dolayı bir mürşid-i kâmilin tasarrufuna girip emir ve nehiylere özen göstermesi, ahiret ve dünya saadeti için en önemli yoldur. c- Mü’minlerin tevbesi; gafletle, yanlışlıkla, bilmeyerek meydana gelen günahlardan pişmanlık duyarak Allah-u Zülcelal'den mağfiret dilemektir. Allah-u Zülcelal mü'minlerin tevbesi hakkında şöyle buyurmuştur; "Allah, kötülüğü bilmeyerek yapıp da hemen tevbe edenlerin tevbesini kabul etmeyi üzerine almıştır. Allah işte onların tevbesini kabul eder. Allah, en iyi bilen ve herşeyi yerli yerinde olandır." (Nisa; 17) B- Hasların tevbesi, bu da iki mertebededir: a- Hasların tevbesi; fikir hatalarından dolayı kalbe, Allah-u Zülcelal'in rızasının hilafına arız olan duygu ve düşüncelerden, dünya sevgisinden bir an bile olsa gafletten dolayı duyulan pişmanlık ve bunların affını Allah-u Zülcelal'den niyaz etmektir. b- Hasların hası kamil insanların tevbesi; kalbe Allah-u Zülcelal'den başkasının girmesi ve bu vesile ile kalbin az bir zaman dahi olsa Allah-u Zülcelal'den başka şeylerle meşgul olmasından dolayı pişmanlık duyup, bu hususların affını Allah-u Zülcelal'den istemektir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu hususa işaret ederek şöyle buyurmuştur: "Kalbime öyle şeyler gelir ki, her gün ve her gece bunlardan yetmiş defa Allah'a istiğfar ederim." (Müslim, Zikir:41, Ebu Davud, Vitr:26) ALINTI... |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
New Member
![]() User ID: 1549
Giriş Tarihi: 30-12-2007
Mesajlar: 24
|
Hz. Peygamber (S.A.V) , Hz. Hamza'nın katili Vahşi bin Harb'e haber göndererek onu İslam'a davet etti. Vahşi, Hz. Peygamber (S.A.V)'e şu haberi gönderdi: "Ey Muhammed! Sen beni İslam'a nasıl davet edersin? Halbuki senin iddiana göre adam öldüren veya Allah'a ortak koşan veya zina eden bir kimse günahlarla karşı karşıya gelir. Onun için kıyamet gününde azap kat kat verilir. O azapta rezil ve zelil olarak kalır. Ben ise bütün bunları yaptım. Acaba benim için bir ruhsat var mıdır?" Bunun üzerine Allah-u Zülcelal Furkan suresinin şu ayetlerini nazil etti: "Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışlarda bulunanlar başka; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir." (Furkan; 70)
Bunları duyan Vahşi: "Ey Muhammed! Ancak tevbe eden, iman eden, Salih amel işleyenleri istisna eden şart şiddetli bir şarttır. Belki de ben buna güç yetiremeyeceğim." diye, haber saldığında, Allah-u Zülcelal Nisa suresinin şu ayetlerini nazil etti: "Doğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını asla affetmez. Ondan başkasını (diğer günahları) ise, dilediği kimseler için bağışlar ve mağfiret buyurur. Her kim Allah'a şirk koşarsa gerçekten pek büyük bir günah ile iftira etmiş olur." (Nisa; 48) Yine Vahşi bin Harb şöyle haber gönderdi: "Ey Muhammed! Görüyorum ki bu da Allah'ın isteğinden sonra olur. Bilmiyorum Allah beni affeder mi, affetmez mi? Bundan başkası var mıdır?" Bunun üzerine Allah-u Zülcelal, Zümer suresinin şu ayetlerini nazil etti:"De ki; Ey nefisleri aleyhine ileri gitmiş olan kullarım, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyiniz, Allah tüm günahları bağışlar. Çünkü o çok bağışlayan ve çok esirgeyendir." (Zümer; 53) Vahşi bin Harb, bunları duyunca: "Evet!" dedi ve müslüman oldu. Halk: "Ey Allah'ın Resulü! Vahşi'ye isabet eden bize de isabet etmiştir. Yani bizler de onun gibi günah işlemişizdir." dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:"Bu ayetin muhatabı sadece Vahşi değil, bütün Müslümanlardır." (Taberani) İşte Allah-u Zülcelal böyle merhamet sahibidir. O'na dönmek lazımdır. Bizim günahlarımız O'nun yanında hiçbir şey değildir. İnsan Allah-u Zülcelal'den af dilediği zaman annesinden yeni doğmuş bir çocuk gibi tertemiz olur. Buradan da anlaşıldığına göre insan ne isterse Allah-u Zülcelal o kuluna istediğini veriyor. İnsanın tek çaresi hatalarını itiraf edip, merhametlilerin en mehametlisi olan Allah-u Zülcelal'e yönelmektir. Anlatıldığına göre, Allah-u Zülcelal Davud aleyhisselam'a şöyle buyurmuştur: "Ey Davud! Benden yüz çevirenleri benim nasıl beklediğimi, günahları terkedip bana yönelmelerini nasıl arzu ettiğimi bilselerdi, hemen bana yönelirlerdi. Ey Davud! İşte benden yüz çevirenlere karşı muamelem budur. Bana yönelenlere karşı muamelemin nasıl olacağını sen düşün. Ey Davud! Kulumun bana en çok muhtaç olduğu, benden yüz çevirdiği vakittir. Kendisine en çok merhamet edip acıdığım bu zamandır. Kendisini en çok yükselttiğim zaman da bana yöneldiği vakittir." İşte burada çok dikkat etmek lazımdır. Bilindiği gibi her baba çocuğunu sever ve ona merhamet eder. Bir çocuk aniden babasından yüz çevirip de kaçarsa, o şevkatli baba bir an önce çocuğunun evine dönmesini ister. Allah-u Zülcelal'in merhameti kulların merhametinden daha fazladır. Allah-u Zülcelal kullarına karşı çok şefkat ve merhamet sahibidir. Herkes kendine sormalıdır. Bu kadar şefkat ve merhamet sahibi olan Rabbimize, muhabbet beslemek, tevbe edip O'na layık bir kul olmaya çalışmak hak değil midir?? ALINTI... |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Active Member
![]() User ID: 1542
Giriş Tarihi: 26-12-2007
Mesajlar: 111
|
Allah razı olsun kardeşim,emeğine sağlık..
"Onun için, kendimizi bu kıymetli amelden mahrum etmememiz ve şeytanı kahredip, Allah-u Zülcelal' i sevindirmemiz lazımdır." "İnsan tevbe etmekle, Allah-u Zülcelal' i ferahlandırdığı gibi, en büyük düşmanı olan şeytanın da belini kırmaktadır. Rivayet edildiğine göre, şeytan demiştir ki; “Ben günah yaptırmak suretiyle ademoğlunu helak ettim, oda bu günahlardan tevbe etmekle beni helak etti.” |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Active Member
![]() User ID: 1522
Giriş Tarihi: 17-12-2007
Mesajlar: 154
|
ellerine saglık sevde çok guzel bir yazı
her zaman aklımızda olan ama şeytana uyup uzaklaştıgımız bir şey , oysa tevbe her zaman gereken bizi dogru yola sokan , ALLAH a yaklaştıran bir ibadet , ALLAH her zaman tevbeye neden olacak gunahlar işlemekten alıkoysun bizi , yaptıgımız tevbelerimizi kabul etsin . |
|
|
|
![]() |
| Etiketler |
| tevbe |
| Konu araçları | |
|
|
| Desteklediklerimiz | |
| Reseller Hosting, Dedicated Server, ahosting.biz, ozmena Forum, TVPano Forum, Xyeni, Number1Forum | |