Ana Sayfa   Forum   Bloglar   Albümler   Sinema   Yerli Dizi   Yabancı Dizi   Gruplar

AtaBB Forum   Türkçe-Turkish İngilizce-English

 Advanced Search

ATABB


Her Zaman Daha İyisini Arayanın

 

Geri Git   AtaBB Community > AtaBB Genel Konular > Gezi - Turizm

Gezi - Turizm Ülke ve şehir tanıtımlarını yapabilceğiniz tek bölüm.

Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 24-04-2007, 03:09 PM   #1 (permalink)
GitarisTR
Moderator
 
GitarisTR'ın Avatarı
 
User ID: 75
Giriş Tarihi: 12-12-2006
Mekan: İstanbul
Mesajlar: 1,255
Sinema/Movie : 9
Ruh Halim: Asik-Oldum
Blog Entries: 11
MSN yoluyla mesaj gönder GitarisTR
Mavi Yolculuk

Ege ve Akdeniz’in en güzel koylarında, yeşille mavinin binlerce tonunun kaynaştığı doğal ortamda yolculuğa ne dersiniz? Üstelik bu yolculuk sevdiklerinizle başbaşa olabileceğiniz, günü ve geceyi paylaşabileceğiniz bir teknede ise.

Mavi yolculuk gün batımının en güzelini yaşamaktır. Balığın en lezzetlisini yiyebilmek, rakının en keyiflisini içebilmektir. Ne zamandır okumak istediğiniz kitaba kendinizi kaptırmaktır. Sevdiğinizle başbaşa kalabilmek, ıssız koylarda dolaşabilmek, kumlara uzanabilmek, kendinizi serin sulara bırakabilmektir.

Mavi yolculuk, sadece yapıldığı zamanla sınırlı bir keyif değildir. Geçirdiğiniz günler anılarınızda hep canlı kalacaktır.

Öyleyse ne duruyorsunuz? Hemen mavi yolculuk organizasyonu yapan yat işletmelerini, ya da seyahat acentelerini arayın, programlarını alın ve zamanınızı ayarlayın. Becerebiliyorsanız, 1 haftayı aynı teknede paylaşabileceğiniz dostlarınızı da biraraya getirin. Tekneyi grup olarak kiralayın. Olmuyorsa organize edilmiş Bodrum, Marmaris, Kaş, Kemer ya da Fethiye çıkışlı turlara katılın.




Mavi Yolculuğun Öyküsü
Mavi yolculuğun öyküsü Gökova Körfezi’nde başladı. Tarihçi, çevirmen, yazar Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı) 1925 yılında Resimli Hafta dergisinde çıkan “Hapishanede idama mahkum olanlar, bile bile asılmağa giderler” adlı öyküsü nedeniyle İstiklal mahkemesi tarafından Bodrum’da 3 yıl kalebentliğe mahkum edildi. Cevat Şakir’in Bodrum günleri cezadan çok keyfe dönüştü ve bu nedenle onu tekrar İstanbul’a aldılar.

Cevat Şakir, cezasını tamamladıktan hemen sonra Bodrum’a yerleşti. Bodrum’un antik adından esinlenerek Halikarnas Balıkçısı takma adıyla çok sayıda yazı yazdı. Yazılarında Gökova körfezindeki gezilerini, yaşamından kesitleri, insanları anlattı. Bu yolculukların bir bölümüne Sebahattin Eyüboğlu, Azra Erhat gibi dostları da katıldılar. Ve Gökova körfezinde önceleri çok mütevazi koşullarda başlayan bu bir kaç günlük turlara “mavi yolculuk” adını verdiler.


Yanınıza Ne Alacaksınız?
Tekne üzerinde zamanın büyük bölümü mayo ile geçiyor. Karaya çıkışta yapılacak yürüyüşler için spor ayakkabı, serin akşam saatleri için tişört, pantolon ve şort almanız yeterli. Mevsime göre akşam saatleri için hırka alınabilir.

Havlu, yedek mayo, güneş kremi ve gözlüğü, şapka, şnorkel, palet, sualtı gözlüğü, ilaç ve kitap almayı unutmayın. Kabinde sıkılırım, güvertede yatmak isterim derseniz uyku tulumunuzu götürün. Yanınıza koca bavullar almayın. Kamaraya sığdıramazsınız. Battaniye, pike, çarşaf ve yüz havluları teknede bulunuyor.

Tekneyi grup olarak kiralamışsanız, anlaşmayı yiyecek ve içki hariç yapabilirsiniz. Bu durumda gerekli erzağı ve içkileri alacak ve mönüyü belirleyeceksiniz. Teknenin aşçısına bu mönüyü uygulamak kalacak.


Gün Nasıl Geçer?
Her gün kahvaltı gecelenen koyda yapılır ve hemen ardından yola çıkılır. Gezilecek yerlere olabildiğince denizin dalgalı olmadığı öğle öncesi saatlerinde varılmaya çalışılır. Öğle yemeği sonrası, bulunulan koyda dinlenme, yüzme, dalma, sörf yapma olanağı vardır.

Tekneler Kaç Kişilik?
Gulet tipi mavi yolculuk teknelerinin kapasiteleri boylarına bağlı olarak 8-15 kişi arasında değişiyor. Her teknede, yine kapasitesine bağlı olarak 3-5 personel görev yapıyor.

Mavi yolculuk için gulet tipi ahşap teknelerin dışında bare-boat denilen ve Avrupa yapımı olan fiber--glas tekneler de kullanılıyor. Az rüzgarlı havalarda bile yelken açılabilen ve kapasiteleri 4-10 kişi arasında değişen bu tekneler kaptanlı ya da kaptansız (Tabii kaptan ehliyetiniz varsa) olarak kiralanabiliyor.


Grup Oluşturmak Şart mı?
Gulet tipi tekneler tümüyle kiralanabildiği gibi, tek kabin için de anlaşma yapılabiliyor. Kabin charter organizasyonu yapan seyahat acenteleri, önceden belirledikleri ve ilan ettikleri güzergahlar için tek tek kabin satıyorlar. Son yıllarda özel olarak kabin charter için tekneler yapıldı. Boyları 30-35 metreye, kapasiteleri ise 20-25 kişiye ulaştı. Ama aynı teknede 1 hafta - 10 gün geçirileceği düşünülürse, uyumlu bir grubun, kapasitesi 15’ten fazla olmayan teknelerden birini tümden kiralaması ve seyir güzergahını istediği gibi belirleme şansını bulması en güzeli.


Güzergahlar Kaç Günlük?
Kabin charter satışı yapan seyahat acentelerinin belirledikleri programlar, üç günlükten başlıyor ve 8 güne kadar çıkabiliyor. Ama tekne tümüyle kiralanırsa programı sınırsız arttırmak mümkün. Bodrum’dan Fethiye’ye kadar doya doya yapılacak bir mavi yolculuk için en az 3 hafta ayırmak gerekiyor. Ama bu kadar uzun süreyle teknede kalmanın sıkıcı olacağı ve bir süre sonra monotonlaşacağı düşünülürse, güzergahı, yukarıda adı geçenerden bir ya da ikisiyle sınırlamak ve 10 günü aşmamak en iyisi.
__________________
Türk olmak onurdur!
Durmak yok yola tam hız devam...
Powered By Harun ŞAHİN®
GitarisTR Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 24-04-2007, 03:11 PM   #2 (permalink)
GitarisTR
Moderator
 
GitarisTR'ın Avatarı
 
User ID: 75
Giriş Tarihi: 12-12-2006
Mekan: İstanbul
Mesajlar: 1,255
Sinema/Movie : 9
Ruh Halim: Asik-Oldum
Blog Entries: 11
MSN yoluyla mesaj gönder GitarisTR
Standart

Turlar

Mavi Yolculuk Güzergahları
Bodrum’la, Demre arasındaki Ege ve Akdeniz koyları, mavi yolculuk güzergâhının ağırlıklı bölümünü oluşturuyor.
Güzergahı İstanbul’dan başlatıp, Antalya’ya kadar uzatmak mümkün ama, mavi yolculuğun tadı, birbirlerine fazla uzak olmayan bir koydan diğerine gidip demirlemekle çıkacağı için, saatler süren seyir gerektiren güzergahlar tercih edilmiyor. Mavi yolculuk, genellikle 20-25 metrelik ahşap teknelerle yapılıyor ve bu teknelerde uygun havalarda yelken kullanılsa da genellikle motor gücüyle seyrediliyor. Motorun sesine de, böyle keyifli bir yolculukta günde en fazla 3 saat tahammül edilebiliyor.
İşte bu yüzden demirlenebilecek koyları fazla ve çekici olan güzergahlar tercih ediliyor. Gökova Körfezi, Hisarönü ve Sömbeki Körfezi ile Fethiye Körfezinden en az birini içine alan güzergahlar bu nedenle ilgi görüyor.


Kabin Charter Programları
Kabin charter organizasyonu yapan seyahat acentelerinin alternatif programlarından örnek verelim. Bu programların, tekne kiralayan kapalı gruplar için de yol gösterici olabileceğine inanıyoruz.


Bodrum Çıkışlı Turlar
Bodrum çıkışlı turların iki güzergahı var. Birisi Gökova körfezini, diğeri ise Güllük (Mandalya) körfezini kapsıyor. Mavi yolculukların klasik rotası olan Gökova körfezi turlarında zamanın çoğu körfezin orta ve doğusunda yoğunlaşan dantel gibi işlenmiş koylarda geçiyor. Mandalya körfezi yönünde ise Didim, Milet, Priene, Iasos gibi antik Karia kentlerinin de ziyaret edilebildiği, doğa ve tarihle iç içe bir tur gerçekleşiyor.
Bu turların günlük programları şöyle:


BODRUM-GÖKOVA-BODRUM

1. Gün: Tekneye yerleşme ve Bodrum çevresindeki koylar. 2. Gün: Karaada / Mersincik 3. Gün: Gerence / Çatı 4. Gün: Tuzla-Karacasöğüt (isteyenlere karadan Marmaris gezisi)/ İngiliz Limanı 5. Gün: Sedir Adası / Akbük 6. Gün: Ören-Çökertme / Yıldız Adası 7. Gün: Oraklar-Çiftlik/ Bitez 8. Gün: Bodrum Dileyenler bu güzergaha şu noktaları da ekleyebilirler: (Löngöz, Yediadalar, Değirmen bükü) BODRUM-GÜLLÜK-BODRUM

1. Gün: Bodrum 2. Gün: Aspat-Çatal Ada/Gümüşlük 3. Gün: Çukurcuk (isteyenlere karadan Didim, Milet, Priene gezisi) / Altınkum 4. Gün: (İsteyenlere Efes gezisi)/ Akbük 5. Gün: Kazıklı-Çamlimanı/Iasos 6. Gün: Gökliman/Salih Adası 7. Gün: Torba, Türkbükü/Yalıkavak 8. Gün: Bodrum

Marmaris Çıkışlı Turlar
Marmaris çıkışlı turlar da iki yöne birden yapılabiliyor. Birinci yön Hisarönü ve Sömbeki körfezleriyle Datça yarımadasını, ikinci yön ise Fethiye körfezini kapsıyor.
Fethiye körfezine yönelik turun 1 günü Dalyan’ı ve antik Caunos kentini gezmeye ayrılıyor, kalanı ise Fethiye körfezine serpilmiş adacıklarda ve koylarda geçiyor. Datça yönünde ise Hisarönü, Sömbeki körfezlerine dağılmış adacıklar ve koyların yanısıra, Datça ve antik Knidos kenti geziliyor.
Bu turların programları şöyle:
MARMARİS-FETHİYE-MARMARİS

1. gün: Marmaris 2. Gün: Ekincik/(Dalyan ve Kaunos gezisi) 3. Gün: Manastır-Kleopatra/Hamam 4. Gün: Tersane-Yassıca ada/Göcek 5. Gün: Fethiye-Ölüdeniz/Gemiler adası 6. Gün: Dişibilmez - Baba Ada / Ekincik 7. Gün: İnceada - Gerbekilise/Turunç 8. Gün: Marmaris MARMARİS-DATÇA-MARMARİS 1. Gün: Marmaris 2. Gün: Kadırga/Bozukkale (Loryma) 3. Gün: Karaburun-Yeşilova/Bozburun 4. Gün: Datça (İsteyenlere karadan Knidos gezisi) 5. Gün: Aktur-Dişlice Adası/Bencik 6. Gün: Hisarönü/Agil bükü 7. Gün: Karaburun-Serçe Limanı/ Çiftlik 8. Gün: Marmaris MARMARİS - BODRUM

1. Gün: Marmaris, Çiftlik 2. Gün: Arap adası, Söğüt limanı, Bozukkale (Loryma) 3. Gün: Bozburun, Selimiye, Orhaniye 4. Gün: İnbükü, Bencik 5. Gün: Dişlice Adası Akbük, Emecik, Datça 6. Gün: Kargı koyu, Domuz Bükü, Palamut bükü, Knidos 7. Gün: Karaada Poyraz limanı/Bodrum (Marmaris - Bodrum arası Gökova körfezi de katılarak 10 günlük bir program içinde gezilebilir.)
Kemer Çıkışlı Tur
Kemer-Kaş arasındaki koylarda ve limanlarda, antik yerleşimler ve doğal güzelliklerle başbaşa geçen mavi yolculuk rotası, istenirse Antalya’ya kadar uzatılabiliyor. Tur programı şöyle:

KEMER-KAŞ-KEMER

1. Gün: Kemer 2. Gün: Sazak Limanı/Çavuş limanı 3. Gün: Demre (Myra) / Gökkaya 4. Gün: Kekova / Kaş (İsteyenlere karadan Xanthos, Patara) 5. Gün: Kekova-Kaleköy/(Simena) Üçağız/Karaloz 6. Gün: Olympos (karadan Chimaera-Yanartaş)/Ceneviz Limanı 7. Gün: Phaselis / Ayışığı parkı 8. Gün: Kemer

3 Günlük turlar
Bu turların dışında, yine kabin charter organizasyonu yapan yat işletmeleri tarafından 3 günlük turlar da pazarlanıyor.
Bu turlar, Kemer-Kaş; Marmaris-Fethiye; Marmaris-Datça; Bodrum-Marmaris; Bodrum-Didim arasını kapsıyor ve sadece tek yönlü gidişi içeriyor. Bu turların dönüşü ise ayrı bir tur olarak pazarlanıyor.
Dilenirse kaş çıkışlı ve kekova çevresini kapsayan 3 günlük bir tur da yapılabilir.


Dalış turları
Seyahat acenteleri, Bodrum, Marmaris ve Kaş’tan günlük dalış turları düzenliyor lar. Ayrıca bu amaçla hazırlanmış bir tekneyle haftalık dalış turları da bulunuyor. Turlar, “dalgıç-Rehber”ler kontrolünde gerçekleştiriliyor. Dalma için izinler organizasyonu yapan şirket tarafından alınıyor.

__________________
Türk olmak onurdur!
Durmak yok yola tam hız devam...
Powered By Harun ŞAHİN®
GitarisTR Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 24-04-2007, 03:14 PM   #3 (permalink)
GitarisTR
Moderator
 
GitarisTR'ın Avatarı
 
User ID: 75
Giriş Tarihi: 12-12-2006
Mekan: İstanbul
Mesajlar: 1,255
Sinema/Movie : 9
Ruh Halim: Asik-Oldum
Blog Entries: 11
MSN yoluyla mesaj gönder GitarisTR
Standart Rota

Rota
Bodrum - Baba Ada



Baba Ada - Kaputaş



Kaputaş - Kemer
__________________
Türk olmak onurdur!
Durmak yok yola tam hız devam...
Powered By Harun ŞAHİN®
GitarisTR Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 24-04-2007, 03:15 PM   #4 (permalink)
GitarisTR
Moderator
 
GitarisTR'ın Avatarı
 
User ID: 75
Giriş Tarihi: 12-12-2006
Mekan: İstanbul
Mesajlar: 1,255
Sinema/Movie : 9
Ruh Halim: Asik-Oldum
Blog Entries: 11
MSN yoluyla mesaj gönder GitarisTR
Standart




Yavuz ÜNAL

Benim gibi yaşam boyu deniz ve tekne özlemi çekmiş ve gözünün önünde Marmara başta olmak üzere denizlerimizin kirlenip yok olmasına, balık cinslerinin bir bir bizleri terketmesine tanık olanlardansanız “gelecek kuşaklardan ödünç aldığımız” güzelim doğamızın acısı yüreklerinizi yakar durmaksızın. 60’ların sonuna doğru önce İzmit Körfezi kirlendi, göz göre göre, gün be gün görüldü kirlenmesi. Sonra öteki körfezler sıraya sokuldu.
Önce sahiller kapışıldı, güzelliklerine sahip çıkmak için. Sonra dolduruldu tüm sahiller.
Ucuz tarafından halka açmak için. Kendi usulümüzle bu kez de denizleri fethetmeye başladık böylece.
Marmara, mitolojinin ‘bol balıklı’ denizi, denizlerimizin neredeyse tüm sürü balıklarının üreme yeri. Kirletilmeseydi böyle hoyratça, herkesi doyururdu balıkla. Sağlıklı kuşaklar yetiştirirdi bize. Konu komşuya bile faydası olurdu. Şimdi ne yazık. Birçok balığın nesli kurudu. Adını bile bilmiyor yeni kuşaklar. Kimileri de sırada, terkedip gitmek için bizim denizleri. Marmara’da yüzden çok balık cinsi sayar eski balıkçılar. Şimdi bakın balıkçı tezgahlarına, kaç cins balık görürsünüz. Çinekop ,sarıkanat olamıyor ki, lüferi, kofanayı görelim. Uskumruyu bilen olsa kolyoz satılır mı uskumru diye, yapılır mı çiroz, istavritten. Hani nerede sinarit, karagöz, mercan, kırlangıçlar, dülger balıkları, öteki güzelim çorbalık taş balıkları. Kimi eski balıkçılar ‘peygamber balığı bile çıkardı’ diyorlar. Palamut ‘çift’ hesabı satılırdı. Torikten yapılırdı lakerda. Kaç yıldır balıkçı tezgahlarında görmedik torik ve kofana.
Her denizin balığı o denizde lezzetlidir. Kalkan Karadeniz’indir. Marmara ya kaçmışında o tadı bulamazsınız. Marmara sinaritinin tadı Adalar Denizi’nde olmaz.
Tıpkı çupranın Adalar Denizi’nde, lağosun Akdeniz’de lezzetli olması gibi. Karadeniz ve Marmara lüferi, kofanası palamutu, toriği, hatta istavriti başka denizlerde aynı tadı vermez. Hamsinin hası Karadeniz’de çıkar. Marmara komşu deniz, bu balık yokluğunda çaresiz yeniyor. Ama öteki denizlerin hamsisi yenmez desek yeridir.
Gurbette insanoğlu bile tatsızlaşıyor.
Nerde kılıç balıkları, Beykoz koyundaki dalyanda, sürüyle tutulurdu da kana boyanırdı koy. Sarayburnu açıklarına, demircide yapılmış ve yemi palamut olan olta atardı balıkçılar. Ucuna 25-30 kiloluk tonozlar bağlayarak. Deniz üstünde görünmezdi şamandırası. Öyle kerteriz alırlardı ki (üç ayrı noktayı aynı hizada görerek) ertesi günü gönderi sarkıttı mı 1.5, 2 metreye , eliyle koymuş gibi bulurdu, hem şamandırayı ve hem de palamut yemine yakalanmış kılıç balığını.
Şimdilerde bulabildiğimiz balıkları bile doğrusu yemeğe korkar olduk. Bir taraftan evsel atıklar, öte yandan sanayi atıkları, özellikle yerli dip balıklarını etkiliyor. Ama nerde kamu sağlığını düşünecek siyaset ve devlet. Kadıköy’den İzmit’e kadar her bir kaç yüz metrede bir zehir deresi akıyor Marmara’ya. Ve tüm sahil boyu şehir atıkları. Kimi yerlerdeki çöpleri de siz ilave edin. Ne yapsın deniz, ne yapsın balıklar. Bu gayya kuyusunda tutulan balıklar her gün tezgahlarda, . Tuzla ve Pendik koylarında pislik akan dere ağızlarında tutulmuş kefal bile satıyorlar. Yaz geldi mi çoluk çocuk bu pisliğin içinde . İnsanı düşünmeyen kamu, balığı mı düşünecek.
Kısmen sanayi atıkları İzmit körfezinde kontrol altına alındı da balık türleri çoğalmaya başladı bir kaç yılda. Deniz ne kadar da affedici. Sanki yenileri atılmasa atıkların, temizleyecek kendi kendini, hiç olmamış gibi.
__________________
Türk olmak onurdur!
Durmak yok yola tam hız devam...
Powered By Harun ŞAHİN®
GitarisTR Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 24-04-2007, 03:16 PM   #5 (permalink)
GitarisTR
Moderator
 
GitarisTR'ın Avatarı
 
User ID: 75
Giriş Tarihi: 12-12-2006
Mekan: İstanbul
Mesajlar: 1,255
Sinema/Movie : 9
Ruh Halim: Asik-Oldum
Blog Entries: 11
MSN yoluyla mesaj gönder GitarisTR
Standart

"VİRA BİSMİLLAH!"
İşte bu ahval üzere olan İstanbul kıyılarından ‘vira bismillah ‘ deyip, demir alarak, Bostancı limanı önünden yelken bastık, bir fırtınalı günde . Gökova’ya doğru.
İlkbahar ve yaz başı yelkenciler için en ideal deniz Marmara’dır. Rüzgarlar genellikle kuzeyden ve orta kuvvette eser durur gün boyu. Akşam olunca kalır hava. Adalar önünde yelken kullanmak , ne yazık ki ayrıcalıklı ve pahalı bir zevk. Yelken kulupleri gelişmiş değil. Parası olan bu keyfi sürebiliyor. Kimi benim gibi kendi emek gücüyle tekne sahibi olabilenler ise bu kez, barınak yeri, çekek yeri derken tekne sahibi olduklarından daha çok, sattıklarında sevinebiliyorlar.
Evet ,Adalar önünde yelken kullanmak ve Sivri Ada’da gün batışına kadeh kaldırıp, şehir ışıklarına ve mehtaba karşı yarenlik ayrı bir keyif. İstelik kimi zaman geleneksel ‘bize bir şey olmaz’ sığlığımıza uyarak . “Canım işte 2 metreden dibi görülüyor ne kadar seyrelmiş” deyip kirliliğinin çaresiz kabüllenilmesi bir yana, dalıp irileri seçilerek toplanmış midyelerle pişirilmiş, domatesli ve sarmısaklı makarnadan daha iyi meze mi olurmuş.
Kısa sürede Kınalı Burgaz arasına girip orsaladık Adaları. Marmara, Adalardan sonra başlar. Daha Sivri Adaya gelmeden açık denize çıktığınızı anlarsınız. Denizin rengi, dalgası ve dalga periyodu, herşeyi değişir. Rüzgar 5 kuvvetini buldu mu, (aşağı yukarı yirmi milin üstüne çıkar) Sivri Ada’yla Yassı Ada arasında nehir gibi akıntı yapar deniz. Öyle her yelken teknesi bu zorlu akıntıda giremez Sivri’nin limanına . Zaten motorcu derdinden akşama kalmış olan bizler de bir aksilik daha yaşamamak için motor yelken girdik limana . Hafta içi ve hava da tatsız olunca , kimsecikler yoktu limanda. Oysa hafta sonları , yanaşacak yer bulunmaz. Mecburen tanıdık bir tekne aranır üstüne bağlanmak için.
Koskoca İstanbul’da, denize girecek yer bir yana, denizde gidilecek bile yer kalmadı. Son 30-40 yıldır politikaya yön verenler, devleti yönetenler acaba denizlerimizin bu halini görüp kendi kendilerine de olsa yüzleri kızarır mı bimem ki.


Sabah 6’ da demir aldık Sivri Ada’ dan ve birden kendimizi Marmara’nın orta yerinde bulduk. Hem rüzgar ve hem de akıntının etkisiyle. Sivri’den 15 mil kadar sonra Marmara’nın derinliği 1300 metreye yaklaşır yer yer. İmralı’ya doğru 500 metre civarına düşer ve öyle devam eder . Bu bölge Karadeniz’i aratmayacak iri dalgalar yapıyor. Marmara öteki denizlerimizin hiç birine benzemez. Birden çıkar hava ve geldiği gibi birden kalır. Ama bu arada yapacağını yapar. Bu denizde küçük teknelerin dikkatli olması gerekiyor.
Öğlen üzeri Bandırma Koyu içinde , yarımada yanında, sahil boyu içeri doğru ilerleyip demir yeri aramaya başladık. Ne yazık bu bölge de yazlıklarla dolmaya başlamış. Senede 15 gün oturmak için neden ev alır insanlar anlamak olanaklı değil. İstelik bu sürenin en az yarısını da evin onarımı ile geçirmek koşuluyla. Bu yazlık ev furyasının sonuçları , denizden çok daha ürkütücü görünüyor.
Tatlısu Köyü önlerine demirledik. Önümüzde bir dalyan vardı. Bize mesafesi 150 metre var. Hiç aklımıza gelmedi tonozların bu kadar gerilere atılacağı. Kısaca demirimizi dalyan demirine taktık. Dalyanın sahibini bekleyip, onun yardımıyla kurtulduk. Bize göre kabahat onlardaydı, köylüye göre bizde. Daha sonraları da gördük ki, bu tür yerlerde şamandıra kullanmak akıllarına bile gelmiyor . O civara yanaşmayacaksınız. Başka çare yok. Kimi yerde dalyanlar,çoğu yerde de balık çiftlikleri pek çok koyu böylece parsellemişler.
Artık deniz kenarlarının eski sakinliği de kalmadı. Nerdeyse her köyde diskolar ve onların sonuna kadar açılmış ses cihazları gece yarılarına kadar susmak bilmiyor.
Dayanamayıp gece demir aldık ve birkaç mil ilerdeki Kum Limanı açıklarına gidip, kaçtık gürültüden. Ancak uyuyabildik böylece.Her şey kötü değil.İyi gelişmeler de var. Hemen her köyün korunaklı bir limanı var. Bunu Batı Karadeniz’de de gördük. Şile Sinop arası bir çok sağlam ve korunaklı liman yapılmış. Benim iki yıl önce aldığım haritalarda ne bunlar ve ne de Marmara’daki birçok liman işaretli. Bunları gördüğünde daha güvenle açılır gemiciler denize.
Bu bölge, yani Kapıdağ Yarımadası ve çevresi, Marmara’nın hem en temiz ve hem de en balıklı bölgesi. İstanbul’ da nesli kurumuş balıklar buralarda hãlâ bulunabiliyor. Benim ölçüm sinarit. Denizin temizinde dolaşır. Buralarda çıkıyor. Buna da sevindik .
Meraklısı için hemen kaydedelim, Yarımadanın hemen burnundaki Fener Adası çok iyi karagöz yaparmış. Sinarit dahi tutulabilirmiş. Burada hem gece geç yattığımız ve hem de sonraki rotamız Marmara Adası olduğu için sabah acele etmeden kahvaltımızı yaptık, sonra demir aldık. Hava kalmış gibiydi. Kapsül Burnunu döndük, bir süre sonra orsamızdan rüzgar almaya başladık. İlk kez burada GPS’de yelken -motor 12 knot sürat yaptığımızı gördüm. Hoşuma gitti elbette. 30 mili aşkın yolu üç buçuk saate aldık. Asmalı Ada Feneri yanından geçerken , bir çok tekneye mezar olan bu kıyıların dehşeti limanlık havada pek gözükmüyor. Ama kötü ünü bile fenerden uzak durmaya itiyor insanı.
__________________
Türk olmak onurdur!
Durmak yok yola tam hız devam...
Powered By Harun ŞAHİN®
GitarisTR Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 24-04-2007, 03:16 PM   #6 (permalink)
GitarisTR
Moderator
 
GitarisTR'ın Avatarı
 
User ID: 75
Giriş Tarihi: 12-12-2006
Mekan: İstanbul
Mesajlar: 1,255
Sinema/Movie : 9
Ruh Halim: Asik-Oldum
Blog Entries: 11
MSN yoluyla mesaj gönder GitarisTR
Standart

MARMARA'NIN ADALARI
Bu denize adını veren ve adını mermerden alan Marmara Adası limanı, geniş ve korunaklı. Dip tarafını yatlara ayırmışlar. Kıçtan kara iskeleye bağlandık. Bundan böyle her limanda karşılaşacağımız ve alışmamız gereken , bağlanma parasını gelip hemen aldılar. Akşam üzerine doğru, hava birden karardı ve Karayel’den patladı. İyi ki limandayız. Yarımada ile Marmara Adası arasında bile ciddi deniz kabarttı. Ve yağmur, bütün gece yağdı.
Marmara Adasının altında Ekinlik, Avşar ve Paşalimanı Adaları var. Çok turist çekiryor bu adalar. Balığı, şarabı ve plajları ile. Üstelik de batıda, daha aşağılarda göreceğimiz gibi, cep de yakmıyor. Pansiyonları da öyle. Hava kalmış gibi gözüküyordu ertesi gün. Bu nedenle de bizim ‘tayfa’ Adalara doğru çıkmak istedi. Havaya güvenemediğim için onların bu isteğine yanaşmadım. Onlar da komşu tekneyle anlaşıp çıktılar. Gece 12‘ye doğru zor gelebildiler. “Dışarda rüzgar 7 kuvvetinde” dediler. Dalgalar teknenin üstünden aşıyormuş. Saatte bir mil zor yapabilmişler. Oysa onlar limana girerken hava nerdeyse kalıyordu. İşte Marmara!
Gelin de şaşmayın şu işe, çok eski değil 30-40 yıl önce İstanbul Adaları çevresinde ıstakoz da tutulurdu. Hem de bol miktarda. Bunun için özel sepetler vardı. Ağzı huni gibi , istakozlar içine girer ve bir daha da çıkamazdı. İşte bunlardan Marmara Adasında gördük. Meğer buralarda az da olsa istakoz da çıkarmış. Ne var ki satın alabilmek için önceden ısmarlayıp sıraya girmek gerekiyor. Pavuryası ise daha bol ve oldukça da iri.
İki gün bekledik Ada’ da. Sonra sabah demir alıp çıktık yola. Ekinlik Adası ile Türkeli Adası arasına vurduk sığlık denize. Bu arada, Osmanlı donanmasının Akdeniz’e açılırken hazırlık yaptığı son liman olan Paşa Limanı’nı uzaktan selamlamayı unutmadık, saygı ile.
Hava sakin, motorla gidiyoruz, Karaburun Feneri’ni aştık kısa sürede. Karayel yeniden başını kaldırmaya başladı yavaşça. Yelken kullanmaya olanak yok. çaresiz yüklendik motora yeniden. Bu arada şanzıman baskısı ses yapar bir yandan, tamirci soğutma kondensesinin desteklerini koymadığı için , tatlı suyu kaçırdığından, ikide bir takviye etmek için yoklamak gereği öte yandan. Çanakkale Limanına değil de Kemer Körfezi’ndeki balıkçı barınağına girdik.
Burada daha önce Marmara Adasında karşılaştığımız Alman çifti gördük. Onlar da bizim gibi, havanın sertleşeceğini görüp, bu limana sığınmışlar. Balıkçı teknelerinin arasından güç bela bağlanacak bir yer bulup demirledik. Marmara’yı çıkana kadar bu Alman çiftten başka tekne görmedik denizde. Aşağıda da gene iki Alman bayraklı tekne dışında, kimseciklerle karşılaşmadık. Hesaplayın havaları...
Kemer köyü, Balıkesir’in yazlığı gibi. Bir sürü yazlık ev olmasına karşın , yemek yiyecek bir tek lokanta var. Orada da bira var ve nedense rakı yok.
Sabah demir alıp giderken Çanakkale’ye doğru, bizim kontak anahtarı patladı. Küçük çaplı yangını önledik hemen, ama kumanda tablosu tamamen yandı. Bodrum’ da bu tür bir yangınla tekrar karşılaşacaktım.
Deniz herşeyin en iyisini ister. Malzemenin de, arkadaşın da. İyi olmayanı hemen açığa çıkarır. Karada kaç yıldır iyi kötü giden dostluklar, denizde hoşgörü sınırlarını zorlar ve sonra hiç bir şey eskisi gibi olmaz.
Bizim hurdacıdan alıp tamir ettirdiğimiz , motor daha başımıza çok iş açacaktı. Önce şarj dinamosunun diotlarını patlattı. Sonra ötekiler sıraya girdiler.


ÇANAKKALE'Yİ, DUMLUPINAR'I YADEDEREK
Öğlen üzeri pata pat motorla yanaştık Çanakkale yat limanına. Kablo , kontak anahtarı vb. gerekli malzemeyi satınalarak , eylenmeden demir alıp açıldık boğaza doğru. Çanakkale Boğazı’nı geçerken , Trakya yakasına kocaman yazılmış, ‘dur yolcu’ diye başlayan şiir, kitaptaki gibi okunmuyor. Ve oraya resmedilmiş olan Mehmetcik resimdeki gibi durmuyor öyle. Çavuş amcamı düşündüm. Şu dağlardaki siperlerin birinden, yedi düvel’in donanmasına bataryasıyla ateş yağdırırken. Halamın kocası eniştem iki şarapnel parçası taşıdı göğsünde ölene dek, Çanakkale hatırası.
Yüzbinlerce delikanlı buralarda kaldılar. Bir kuşak aydın yedeksubay rütbesiyle, kanıyla suladı bu toprakları. Nusret gemisi galiba şu ileriki koya döşediği mayınlarla batırdı o düşman gemilerini.
Bakmayın bilmeden konuşanlara, yüz yıl önceye kadar doktorlar, hastalara denize girmesini öneriyordu. Ne bizde, ne de başka bir yerde insanlar denize girmezler ve yüzme de bilmezlerdi. Ona karşın gemici olurlardı. Nusret’de olduğu gibi. Dünyayı keşfeden, Kolomp, Vespuçi, Bering, Magellan gibi. Barbaros gibi, Piri Reis gibi. Elbette tayfaları gibi.
Boğaza girişte Lapseki tarafında İstanbul’a, Boğazın ortalarında «anakkale’ye doğru 4 knota varan güçlü akıntılar var. Buna göre rota tutmak ve Zincirbozan bankına dikkat etmek gerekiyor, Feneri iskeleye alıp geçmezseniz, denizin ortasında karaya oturabilirsiniz. Çanakkale öncesi ikinci tehlikeli burun Nara Burnu. Rahmet olsun Dumlupınar şehitlerine. Burada biz iki feneri ortalayıp geçtik. Ama en iyisi,iki feneri de iskelede görerek geçmek. Çanakkale sonrasında 4 knot’a. varan akıntıya yaslanarak bir çırpıda Kumkale Burnunda buluyorsunuz kendinizi. Bu burundan da açık geçmek gerekiyor.
"ADALAR DENİZİ"
Derken şimdi nedense Ege dediğimiz, Osmanlının adını koyduğu ve Cevat Şakir’in de ısrar ettiği isimle Adalar Denizi’ne çıktık. İstanbul Boğazında yelken basmak yasaktır. Bu nedenle bir kez ehliyeti bile kaptırdığım için, burada yelken basmaya korktum. Oysa gemi trafiği de yoktu. Çıkar çıkmaz Boğazdan ‘yelkenler fora’. Gün batımından evvel girdik Gökçeada Limanına. Kocaman bir liman . Liman çevresinde yerleşim yok. Sadece bir pansiyon ve lokanta var. Önce bu lokantaya gittik. Balık yemek için. Fiyatları ucuz gelmedi bize. O nedenle, çipura, karagöz, sinarit , levrek gibi balıkların yanına yanaşamadık. Herkes en ucuzundan ne bulduysa onu söyledi. Aslında bu lokanta bize balık lokantası gibi de gelmedi. Sanki kebapçı gibiydi. Oyalanmadık, minübüsle şehir merkezine gittik. Kocaman ada. 8-10 tane köyü var. Dünyanın en sulak yerlerinden biriymiş. Gerçektende yaz ortasında bol sulu bir dere, Kaleköy önünde denize dökülüyordu. Ayrıca bir çok da küçük baraj yapılmış su toplamak için. Bu adaya arabayla gelmek gerekiyor. Ada ancak öyle gezilebilir. Gezmek de gerekir. Yerli Rumlar, köyü terketmişler. Zeytinli köyünde yaşlı bir kaç çift kalmış. Ancak biz oradayken, köy epeyce kalabalıktı. Yunanistan’dan gelmişler. Kendi aralarında eğleniyorlardı. Gittik oturduk meclislerine. Bize de içki ikram ettiler. Yeşil, bağlık-bahçelik çok güzel bir köy.
Adada koyun yetiştiriliyor. Ama başka türlü. Dağlarda geziyor koyunlar, gece ve gündüz. Kimse kimsenin koyununa ilişmiyor. Çobanı yok, köpeği yok. Ama herkes kendi koyununu tanıyor. Gerektiğinde kendisininkini tutup kesiyor. Dağlarda yavrulayıp çoğalıyor koyunlar. Eskiden dışarıya koyun eti çıkarmak yasakmış, şimdi yasak kalkmış. Bu nedenle de fiyatlar piyasa düzeyine yükselmiş.
En güzel köylerinden biri, Kale Köy. Otellerin ve lokantaların çoğu burada. Güzel de bir plajı var. Ama ne yapmışlar? Tüm adanın kanalizasyonunu bu köyün önünden denize vermişler. Kuzey rüzgarlarıyla koya doluyor pislik. Yazın da bu rüzgarlar estiğine göre, bu koyda denize girilemez. Adanın diğer taraflarında her yerden denize girilebiliyor.
Bu adadan karagöz ya da kaya levreği yemeden ayrılmayın. Kaya levreğinin kafasından şöyle birer gramlık beyaz iki taş çıkar. Sakın onları atmayın. Eve dönünce bir fincana koyacağınız bir miktar sirke içinde bekletin, taşlar erisin. Böbrek sorununuz olsun olmasın ,onlara iyi bir bakım yapmak için daha iyi bir ilaç bulamazsınız. Ben Adalının yalancısıyım. Dediklerini de yaptım. Umarım böbreklerim memnun olmuşlardır.
Geldik motorun bakımına. Önce yanan tesisatı yeniledik. Sonra söktük motoru. Çıkardık baskısını. Sağını solunu çekiçleyip sesini kesmeye çalıştık. Ancak bu baskının bizi çok götürmeyeceği belliydi. Ancak buralarda yapacak da bir şey yoktu. Çaresiz demir aldık.
Dört saatten fazla sürdü yelkenle Bozcaada. Keyifli bir seyir oldu. Limanda çok az tekne vardı. Kıçtan kara bağlanır bağlanmaz ‘tayfa’ rakıları doldurdu. Daha İstanbul’dan çıkarken “denizdeyken arkadaşlık yok. Bana kaptan diyeceksiniz. Söylediklerimi tartışmayacaksınız ve de demirlemeden kimse içki içmeyecek” diye sıkıca tembihleyip söz almıştım. Genellikle uyuldu bu kurala özellikle de işte bu denizdeki fırtınalar nedeniyle herkes birbirini kolladı. O nedenle Limana demirlemenin hemen ardından kadehler çıkarılıp, yorgunluk gideriliyordu.
Bozcaada’da üç gün kaldık. Çevresini gezdik. Özellikle kuzey kıyısı sığlık ve kayalık, tekneyle karaya yanaşılamaz. Ayazma yakası plajı temiz ve kuzey rüzgarlarına kapalı olduğu için limanlık. Ayrıca Tuz Gölü’nde çamur banyosu da ihmal edilmemeli. Gece yarısına kadar da minübüs çalışıyor. Ada da balık bol. Fiyatları da oldukça uygun. Bu ada aynı zamanda üzüm ve şarap üreticisi. Benim gibi mide hastaları bile , ertesi günü ağrı çekeceklerini bile bile bu güzelim şarapları tadmadan duramıyorlar. Sadece iyi şarabı ve nerede satıldığını bilmek gerekiyor. Bunun için ise basit bir önerimiz var. Hemen sahilde belediye parkı var. Orada ağaçların altında köfteci tezgahının başında Lütfi Ustayı bulun. Hem lezzetli köftesinden tadın , hem de onun bulup getirdiği şarapların tadına bakın. Bu arada Lütfi Usta sohbetiyle sizi yormadan ada hakkında bilgilendirecektir.