|
||||
| Sinema | Hava Durumu | Bloglar | Üye Albümleri | Gruplar | Referanslar | İstatistikler | Yasaklı Üyeler | Yerli Diziler | Yabancı Diziler |
|
|||||||
| Ana Sayfa | Forum | Üye Ol - Register | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Arama | Bugünün Gönderileri | Forumları Okundu İsaretle |
| Off Topic Forum yönetimi tarafından kapatılmış veya geçerliliğini kaybetmiş konular. |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu araçları |
|
|
#11 (permalink) |
|
Co Administrator
![]() User ID: 4
Giriş Tarihi: 22-10-2006
Mesajlar: 5,788
|
BEYİT (İKİLİK)
Aynı ölçüde olan ve anlamca bir bütünlük oluşturan ve iki dizeden oluşan nazım birimidir. ÖLÇÜ (VEZİN) Şiirde dizelerin hece sayısına veya hecelerin ses değerine göre bir uyum içinde olmasıdır. HECE ÖLÇÜSÜ: Şiirde dizeleri oluşturan sözcüklerin hece sayılarının eşitliğine dayanan ölçüdür. Hece ölçüsüyle yazılmış dizeler okunurken belli yerlerde durulur.Durulan bu yerlere "durak" denir. Durak sözcüğün sonunda yer alır. ARUZ ÖLÇÜSÜ: Dizelerdeki hecelerin uzunluk ve kısalığına göre, açık ya da kapalı oluşuna göre düzenlenmesidir.Kısa heceler nokta(.) uzun heceler çizgi (-) ile gösterilir. İmale: Aruz kalıbına uydurmak için kısa hecenin uzun sayılmasıdır. Zihaf: Uzun heceleri kısa okumaktır. SERBEST ÖLÇÜ: Bu ölçüde hecelerin sayısı ya da uzunluğu kısalığı dikkate alınmaz. REDİF Mısra sonlarında yazılışları, okunuşları, anlamları ve görevleri aynı olan eklerin, kelime ve kelime gruplarının tekrar edilmesine "redif" denir. *........uzakta *........plakta KAFİYE Şiirde mısra sonlarındaki ses benzerliklerine denir. Kafiyeyi oluşturan eklerin ya da kelimelerin; yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı olmalıdır. *...........derinden. *...........kederinden. KAFİYE ÇEŞİTLERİ YARIM KAFİYE: Tek ses benzerliğine dayanan kafiyedir. *............dizildi *............yazıldı. TAM KAFİYE: İki ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür. *.........karanlık *.........artık ZENGİN KAFİYE: Üç ya da daha çok ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür. *........... yolculuk *...........soluk CİNASLI KAFİYE: Anlamları ayrı, fakat yazılış ve okunuşları aynı olan kelime ve kelime gruplarının mısra sonunda tekrarı ile oluşan kafiyedir. *...........vakit çok geç *...........nasıl geçersen geç. KAFİYE ÖRGÜSÜ DÜZ KAFİYE: "a a a b" ya da "a a b b" olmalı. ÇAPRAZ KAFİYE: "a b a b" olmalı. SARMA KAFİYE: "a b b a" olmalı. (ALINTIDIR) |
|
|
|
|
|
#12 (permalink) |
|
Co Administrator
![]() User ID: 4
Giriş Tarihi: 22-10-2006
Mesajlar: 5,788
|
TÜRK EDEBİYATI
İslâm'dan Önceki Türk Edebiyatı: Eldeki bilgilere göre, Türklerin ilk anayurdu Orta Asya'dır. Bu bölgede Türklerin yaşadıkları bazı yörelerde bulunan yazılı belgeler, Türk dili ve edebiyatı konusunda önemli bilgileri günümüze iletmiştir. Türkçe en eski yazılı belgeler, VIII. yy'darı kalmadır (Göktürk yazıtları). Bu yazılı belgelerdeki dilin gelişmiş, içeriğinin zengin olması, Türk edebiyatının çok daha eskilere dayandığını gösterir. Çünkü, ürünler yazıya geçirilmeden önce, uzunca süre sözlü gelenekte yaşamıştır. Bu bakımdan İslâm'dan önceki Türk edebiyatını da iki ana dalda incelemek gerekir: Sözlü gelenek; yazılı gelenek. Sözlü gelenek (ya da sözlü ebiyat): Bütün ulusların edebiyatında olduğu gibi, Türk ulusunun da başlangıçtan günümüze süregelen bir sözlü edebiyat geleneği vardır. Sözlü geleneğin ürünlerinin tümü günümüze kalmamıştır, Kaşgarlı Mahmut'un, Divanü Lügat it-Türk ([Türk Dili Sözlüğü) adlı yapıtındaki sözlü edebiyat ürünlerine göre, Türklerde sözlü gelenekte şiir önde geliyordu. "Kam", "baksı", "ozan", "şaman" gibi adlar verilen ilk ozanlar, aynı zamanda "kopuz" denen bir çalgı da çalmaktaydılar. Hekimlik, büyücülük gibi görevleri de olan bu ozanlar, şölen, sığır, yuğ gibi törenlerde görev alıyorlardı. Turfan kazılarında ilk Türk ozanlarından bazılarının şiirleri bulunmuştur. Aprınçur Tigin, Çuçu, Kül Tarkan, Çısuya Tutung, Asıg Tutung, Sungku Seli Tutung, Kalım Keyşi adlı ilk Türk ozanlarının şiirlerinde, genellikle dörtlük nazım birimi, hece ölçüsü kullanılmıştır. Bu şiirlerin dili de "öz Türkçe" dir. Söz konusu şiirlerde "koşuğ", "kojan", "takşut", "ır", "yır", "şlok", "kavi", "basık" gibi adların kullanıldığı dikkati çeker. Sözlü gelenekte oluşan türler arasında, destanlar ilk sırayı alır. Sonra koşuklar (sevgi, doğa güzellikleri, vb. konuları işlerler), sagular (ölen bir kimsenin arkasından söylenen, onun yiğitliklerini, ölümünden duyulan acıyı dile getiren şiirler) gelir. Kaşgarlı Mahmut'un sözlüğünde, eski Türk atasözleri (sav)örneklerine de rastlanmaktadır. Sözlü gelenekler pek çok biçimsel, bölgesel, vb. değişikliğe uğrayarak günümüze gelmiştir. Yazılı gelenek ya da yazılı edebiyat: Yazının bulunmasından sonra, sözlü geleneğin yanı sıra, yazılı edebiyat da başlamıştır. Türkçe'de ilk yazılı belgeler, VI. yy'dan kalan Yenisey yazıtları ve VII. yy'dan kalan Göktürk yazıtlarıdır. Bu yazıtlar arasında Kuzey Moğolistan'da bulunan Kültigin yazıtı (dikilişi 732), Bilge Kağan yazıtı (dikilişi 735) ve Tonyukuk yazıtı (dikilişi 720) anı-söylev türünün ilk örnekleri sayılır. Türk toplumunun devlet, toplum, iktisat, siyaset, kültür yaşamlarıyla ilgili bilgiler vermesi açısından büyük değer taşıyan bu yazıtlarda, gelişmiş bir Türkçe kullanılmış olması, yazılı geleneğin daha önceleri başladığı izlenimini uyandırmaktadır, Uygur Türklerinden kalan yazılı ürünler arasında da, Altun Yaruk özel bir önem taşır. Çince'den Türkçe'ye çevrilen bu kitap, buddhacılığın kutsal yapıtlarındandır. Öbür Uygurca öyküler arasında Cestani Bey Hikâyesi, Kutsal Tavşan Hikâyesi, Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi sayılabilir. Dinsel niteliği önde gelen Uygur edebiyatında, çeviriler ağır basmaktadır. İSLAM UYGARLIĞI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han'ın İslâm dinini devlet dini ularak kabul etmesi (940), Orta Asya Türk boylarının yavaş yavaş İslâm uygarlığının etkisine girmesine yolaçtı. Çeşitli Türk boylarında Arap abecesi benimsendi; Türkçe'nin yapısında Arapça ve Farsça sözcükler görülmeye başlandı. Orta Asya Türk edebiyatı, sırasıyla Karahanlı edebiyatı (Kaşgarlı Mahmut: Divanü Lügat it-Türk; Yusuf Has Hacip: Kutadgu Bilig; Edip Ahmet: Atabet ül-Hakayık; vb.)Harzem-Altınordu edebiyatı (Kerderli Mahmut: Nehc ül-Feradis(Cennetlerin Açık Yolu]; Şeyh Şerif Hoca: Muin ül-Mürit [Müritlerin Yardımcısı]; Harizmi; Muhabbetname; Ali; Kıssa-i Yusuf; vb.), Çağatay edebiyatı (Hüseyin Baykara; Ali Şir Nevai; Muhammet Şeybani Han; Babur [Vekayiname}; Ebülgazi Bahadır Han (Secere-i Türk) vb.) evrelerini yaşadı (günümüzün Özbek edebiyatı, Çağatay edebiyatının devamıdır). Doğu Türkçesi'nin egemen olduğu yörelerde gelişen bu edebiyatın yanı sıra, Batı Türkçesi çevrelerinde de Azeri edebiyatı (Molla Penah Vakıf; Şehriyar; vb.), Türkmen edebiyatı (Mahdum Kuli, vb.) ve Anadolu Türk edebiyatı gelişti. XIII. yy'dan başlayarak büyük bir gelişme gösteren Anadolu Türk edebiyatı, divan edebiyatı ve halk edebiyatı kollarına ayrıldı DİVAN EDEBİYATI Osmanlı ülkesinde, özellikle medreseden yetişen aydın kimselerin Arap ve Fars edebiyatlarını örnek alarak oluşturdukları yazılı edebiyata, "divan edebiyatı" adı verilir. XIII. yy'dan XIX. yy'ın ortalarına kadar süren divan edebiyatı, adını, şairlerin şiirlerini topladıkları "divan" denilen kitaptan almıştır. Divan edebiyatının tarihsel gelişmesi dört dönemde incelenebilir: Kuruluş dönemi: Geçiş dönemi; olgunluk dönemi; çöküş dönemi. Kuruluş dönemi (XIII. yy.-XV. yy'ın ilk yarısı) Bu dönemde Sadi, Feridettin Attar, Nizami gibi İranlı şairlerin yapıtları Türkçe'ye (Osmanlıca'ya) çevrildi. Bu çeviriler, biçim ve öz bakımından yeni bir edebiyat geleneğinin kurulmasına ön ayak oldu.Gülşehri, Hoca Dehhani, Nesimi, Ahmet Dai, Kadı Burhanettin, Şeyhi gibi şairler, bazen din dışı konuları, çoğunlukla da, çeviri yapıtların etkisiyle, tasavvuf konularını işlediler. Ceçiş dönemi (XV. yy'ın ikinci yanst-XVI. yy'ın baş¬lan): Saray ve çevresinde oluşan divan edebiyatı, bu dönemde özellikle belirli bir sınıfın (saray ve çevresi) edebiyatı olma niteliği aldı. Seçtikleri konular, genel eğilimleri, dilleri ve dünya görüşleri, şairleri bu sınıfın hizmetine soktu. Saray ve çevresinden yakın ilgi ve destek gören, ama topluma açılmayan divan edebiyatı, resmi bir edebiyat, daha doğrusu bürokratik bir edebiyat kimliğine büründü. Ahmet Paşa, Necati şiir alanında, Mercimek Ahmet, Âşıkpaşazade ve Sinan Paşa düzyazı alanında başarılı yapıtlar ortaya koydular. Olgunluk dönemi (XVI. yy'ın başları-XVIII. yy'ın ikinci yarısı): Bu dönem, Fars edebiyatı etkilerinin en aza indiği, divan şairlerinin ve yazarlarının kendi kişiliklerini, yaratıcılıklarını en iyi biçimde gösterdikleri dönem olarak kabul edilebilir. Divan şair ve yazarları bu dönemde, etkilenme ve esinlenme yerine, özgün yaratıma yöneldiler; biçim ve içerikte bazı yerli öğeler oluşturdular. Şairlerin bazıları (özellikle Şeyh Galip), "Sebk-i Hindi" akımını tanıttılar ve bu akıma uygun şiirler yazdılar. Sabit ve Nabi'nin başlattığı "yerlileşme"yse, Nedim'de ve onu izleyenlerde belirli bir bütünlük kazandı. Bu dönemin şairleri arasında Fuzuli, Hayali, Baki, Bağdatlı Ruhi, Taşlıcalı Yahya, Naili, Nabi, Nef'i, Nedim, Şeyh Galip, Koca Ragıp Paşa, yazarları arasındaysa Sehi Bey, Âşık Çelebi, EvliyaÇelebi, Kâtip Çelebi, Peçcvi, Naima, Koçi Bey, Veysi, Nergisi, Yirmisekiz Mehmet Çelebi, vb. sayılabilir. Çöküş dönemi (XVIII. yy'ın ikinci yarısı- XIX. yy'ın ilk yarısı):Osmanlı toplumunda görülen yenileşme akımları ve girişimleri, Batı dünyasıyla çeşitli alanlarda kurulan yakın ilişkiler, gazete ve dergilerin Osmanlı ülkesinde de yayınlanmaya başlanması, bazı Osmanlı aydınlarının Batı ülkelerinde öğrenim görmeleri, Batı toplumlarını ve uygarlığını yakından tanımaları, edebiyat dünyasında da belirli bir etki uyandırdı. Diliyle, dünya görüşüyle toplumdan kopuk olan dîvan edebiyatı, yeni Osmanlı aydınları tarafından eleştirilmeye başlandı. Böylece, divan edebiyatının kendi çerçevesi içinde en güzeli yaratma, en güzel deyişe varma anlayışı değişmeye, edebiyatı toplumun eğitilmesinde, ahlâkının düzeltilmesinde, çevresini tanımasında ve değiştirmeye yönelmesinde etkin bir araç olarak görme eğilimi yaygınlaşmaya başladı. Divan edebiyatı, ilk sivil gazetenin çıkış tarihi olan 1860 yıllarında sona ermiş kabul edilmektedir. |
|
|
|
|
|
#13 (permalink) |
|
Co Administrator
![]() User ID: 4
Giriş Tarihi: 22-10-2006
Mesajlar: 5,788
|
HALK EDEBİYATI
Türklerin XI. yy'dan başlayarak yurt edindikleri Anadolu'da sözlü geleneğin bir devamı olarak günümüze kadar sürdürülen sözlü edebiyata, "halk edebiyatı" adı verilir. Halk edebiyatı, kendi içinde üç bölümde incelenir: ANONİM HALK EDEBİYATI TEKKE EDEBİYATI AŞIK EDEBİYATI ANONİM HALK EDEBİYATI Anonim halk edebiyatı: Anonim halk edebiyatı, yazanı ya da söyleyeni bilinmeyen bütün sözlü ve yazılı ürünleri kapsar. Halk öyküleri (destansı öyküler, destanlar, tarihler, menkıbeler, âşık Öyküleri, masallar, efsaneler, fıkralar), türküler, maniler, atasözleri, bilmeceler, seyirlik halk oyunları (karagöz, ortaoyunu, meddah), anonim halk edebiyatı kapsamına girer. Bütün halk ozanları, bu tür anonim ürünlerin bir türs aklayıcısı,taşıyıcısı, ileticisi gibi görev yapmışlar, meraklı kimseler de, bu ürünleri "cönk" adı verilen uzun defterlere yazmışlardır. TEKKE EDEBİYATI Tekke edebiyatı (XIII.-XVI. yy'lar arası): Anadolu'da XIII. yy'daki iktisadi, siyasal ve toplumsal çalkantılar, Anadolu insanını tasavvuf ilkelerini yaymaya çalışan tarikatlara yöneltti; medreseye karşıt tutumları, geniş hoşgörüleri, insan sevgisine verdikleri yüce değerle tarikatlar (mevlevilik, bektaşilik, bayramilik, vb,), birer çekim merkezi haline geldi. Tarikatlar, ilkelerini yaymak için çeşitli sanat kollarından oldukça geniş biçimde yararlandılar; bu arada zengin bir tekke edebiyatı da doğdu, din ve tasavvuf konularını dinin kesin yasakları biçiminde değil de "gönül işi, gönül yolu" biçiminde yorumlayan, halkın diliyle ve sözlü geleneğin biçimsel özellikleriyle dile getiren tekke ozanları, büyük bir etki alanı oluşturdular. Şiirler tekke toplantılarında ilahi, nefes gibi özel bestelerle okunuyordu. Tekke edebiyatının ünlü temsilcileri arasında, XIII.-XIV. yy'larda Yunus Emre, XIV. yy'da Nebimi, XV. yy'da Kaygusuz Abdal, Eşreîoğlu Kum i, Hacı Bayram Velî, XVI. yy'da Hatayi (Şah İsmail Safevi), Pir Sultan Abdal,Kul Himmet, Aziz Hudai, XVII. yy'da Niyazi-i Mısri anılabilir. AŞIK EDEBİYATI Âşık edebiyatı (XIV. yy'dan günümüze): "Âşık" adı verilen ozanların geleneksel ürünlerinin oluşturulduğu edebiyata, "âşık edebiyatı" denir. Aşıklar, ürünlerini saz eşliğinde söylemelerinden ötürü, "saz şairi" diye de adlandırılır. Âşıklar, başlangıçta halka yakın olan tekke edebiyatının vakıflar düzeniyle güçlenerek yüksek sınıfa yaklaşması sonucu ortaya çıktılar; eski destan geleneğini sürdürüyor, aşk ve doğaya ilişkin şiirler söylüyor, sözlerine sazlarıyla eşlik ediyor, ustalarının geleneğini sürdürüyor, yaşadıkları çağın ve çevrenin bazı yönlerini şiirlerine yansıtıyorlardı. Şiirlerini doğaçtan (irticalen) söyleyen âşıklar, geleneksel yolu izledikleri, yaşamdan ve toplumdan kopmadıkları için, etkilerini bir ölçüde yitirmiş olsalar da, günümüzde de sanatlarını sürdürmektedirler. Âşık edebiyatının temsilcileri arasında da XVII. yy'da Karacaoğlan, Âşık Ömer, Gevheri, Gazi Âşık Hasan, XVIII. yy'da Âşık Nuri, Âşık Dertli, XIX. yy'da Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni,ÂşıkSeyrani, Tokatlı Nuri, Ruhsati, Sümmani, XX. yy'da Kağızmanlı Hıfzı, Huzuri, Âşık Veysel Şatıroğlu, Aii İzzet Özkan, vb. sayılabilir. BATI UYGARLIĞI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI XVII. yy'dan başlayarak sırasıyla "duraklama" ve "gerileme" dönemlerini yaşayan Osmanlı devleti, iç ve dış etkenler yüzünden kurumlarında bir dizi yenileştirme eylemlerine giriştiyse de, imparatorluğun gerilemesini ve giderek çökmesini önleyemedi. Batı ülkeleriyle ilişkiler yalnızca askeri, siyasal, iktisadi düzeyde kalmadı; Osmanlı aydınları, Batı kültür ve sanatıyla da yakından ilgilenerek, imparatorluk için yeni bir kültür ve sanat siyaseti oluşturmaya çalıştılar. Bu çalışmalar sonucu, Türk toplumu, Doğu (İslâm) uygarlığının etkisinden yavaş yavaş çıkıp, Batı uygarlığı çevresine girmeye başladı. Batı uygarlığı etkisinde gelişen yeni Türk edebiyatının başlangıcı olarak, ilk sivil gazete olan Tercuman-ı Ahval'in çıkış tarihi (1860) kabul edilir. TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI Tanzimat dönemi edebiyatı (1860-1869): Türk toplumunda, 1860-1896 yılları arasındaki edebiyat etkinlikleri, "Tanzimat edebiyatı" adı altında toplanır. "Batılılaşma" olgusunu gerek basın, gerek edebiyat yapıtları aracılığıyla yaygınlaştırmaya çalışan Tanzimat dönemi yazarları, Batı şiir, roman ve tiyatrosundan oldukça etkilendiler. Bu etkilenmeler, özellikle çeviri yoluyla gerçekleşti. Tanzimat yazarları sanat anlayışları bakımından ikiye ayrılabilir: Namık Kemal, Şinasi, Ahmet Mithat Efendi, ve Ziya Paşa'yı kapsayan birinci kuşak (1860-1875); Recaizade Mahmut Ekrem, Sarnipaşaza-de Sezai, Nabizade Nâzım ve AbdülhakHamit'i kapsayan ikinci kuşak (1875-1896). Birinci kuşak "sanat toplum içindir", ikinci kuşak ise "sanat sanat içindir" İlkesini benimsemiştir. Tanzimat döneminde ilk olarak Batı edebiyatından bazı romanlar çevrilmiş, bu çevirileri örnek alan Tanzimat romancıları, "Batılılaşma", "yanlış eğitim", "esirlik" gibi toplumsal kavram ve kurumları bazen alaycı, bazen de gerçekçi bir biçimde işlemişler, romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat Ffendi, Şemsettin Sami) ve gerçekçilik (Recaizade Mahmut Ekrem, Nabizade Nâzım, Samipaşazade Sezai) akımlarını benimsemişlerdir. Ayrıca bu dönemde, Türk tiyatrosu oluşmaya başlamıştır. Tanzimat dönemi Türk edebiyatı, birçok eksikliğine ve yanılgılarına karşın, Batı örneğinde Türk edebiyatının başlangıcını oluşturması bakımından önem taşır. Bu dönemde Batı şiiri, romanı, tiyatrosu Türk toplumuna tanıtılmaya çalışılmış, edebiyat yapıtları aracılığıyla toplumun eğitilmesine ve bilinçlendirilmesine önem verilmiştir. Söz konusu dönemde çıkan gazete ve dergilerinde, özellikle siyasal bilinçlenmede büyük katkısı olmuş, XIX. yy'ın sonlarına doğru, yeni yetişen ve özellikle Fransız edebiyatından bazı etkiler alan genç kuşak, servet-i Fünun dergisinde toplanarak, yeni bir edebiyat dönemini başlatmıştır. |
|
|
|
|
|
#14 (permalink) |
|
Co Administrator
![]() User ID: 4
Giriş Tarihi: 22-10-2006
Mesajlar: 5,788
|
FECRİATİ DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI
Fecriati Dönemi Türk Edebiyatı (1909-1912): Fecriatı edebiyatı, Servetifünun edebiyatına tepki olarak doğmuş bir akımdır. Serveti-i fünun dergisinin Abdülhamit dönemi sansürü tarafından kapatılmasıyla, pek çok sanatçı İstanbul dışındaki dergi ve gazetelerde yazmak zorunda kaldılar. İstanbul daki edebiyat etkinlikleri yok denecek kadar azaldı. İkinci Meşrutiyet ilan edilir edilmez (1908), hemen bütün dergiler, sayfalarını yeniden kültür ve sanat konularına açtılar. Dönemin genç edebiyatçıları, "Fecriati Ercümeni Edebisi" adıyla bir topluluk kurdular ve kendilerine yer veren Servet-i Fünun dergisinde bir bildirge yayınlayarak (24 Şubat 1909) kendilerini topluma tanıtlılar. Bildirgeyi, Ahmet Haşim, Fmin Bülent (Serdaroğlu), Hamdullah Suphi (Tarıöver). Sahabettin Süleyman, İzzel Melih (Devrim), Ali Canip (Yöntem), Ali Süha (Delilbaş), Faik Ali (Ozansoy), Fazıl Ahmet (Aykaç), Mehmet Behçet (Yazar), Köprülüzade Mehmet Fuat, Müfit Ratip, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) gibi şair ve yazarlar imzalamışlardı. Servetifünuncuları eleştirerek ve artık onların döneminin kapandığını ileri sürerek kamuoyuna kendilerini tanıtan fecriaticiler, sanat ve edebiyatın duyguların eğitimine yardımcı olduğunu ileri sürerek, ulusun gelişmesini ilke edindiklerini bildirmişlerdir. Amaçları Türk edebiyatını Batı'ya Batı edebiyatını da Doğu'ya tanıtmaktı. "Sanat sanat içindir" ilkesine bağlı kalan, "sanat, kişisel ve saygındır"görüşünü savunan fecriaticiler, aslında, karşı çıktıkları servetifünuncuların açtığı edebiyat geleneğini sürdürdüler; şiirlerinde, doğa ve aşk konularını genellikle romantik biranlayışla İşlediler, toplum sorunlarını yüzeysel biçimde ele aldılar. Meşrutiyetle canlan.Tiyatro etkinliklerine, Sahabettin Süleyman, Müfit Katip, Tahsin Nahil başarılı yapıtlarıyla katkıda bulundular. Şahabettin Süleyman ve Köprülüzade Mehmet Fuat, eleştiri ve edebiyat tarihi çalışmalarına "Batılı" bir nitelik kazandırmaya çalıştılar. MİLLİ EDEBİYAT Milli Edebiyat (1911-1923). İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra, müslüman toplumları birleştirmek, kalkındırmak, hıristiyan dünyası karşısında denge kurmak amacını güden "islamcılık" ideolojisinin yanı sıra. Önce edebiyat ve düşünce adamları tarafından ortaya atılan, sonradan siyasal bir nitelik kazanan "ulusçuluk" (milliyetçilik) akımı yaygınlaşmaya başladı. Ulusçuluk akımı bir süre sonra, "Türkçülük" adı altında, dernekler ve yayın organları ("Türk Derneği, Türk Yurdu dernekleri ve bu derneklerin çıkardığı aynı adlı dergiler) kurarak, siyasal örgütlenme yoluna gitti. Türk Yurdu derneğinin yerine, bir yıl sonra Türk Ocağı kuruldu, 1913'te yayın hayatına başlayan Halka Doğru dergisi, halkın düzeyine inmeyi hem ilke edindi; hem de savundu. Ulusçuluk akımı, iktidar partisi İttihat ve Terakki tarafından da desteklendiği için kısa sürede yaygınlaştı. Selanik'te Ömer Seyfettin, Akil Koyuncu, Rasim Haşmet ve fecriaticilerden bazılarının çıkardıkları Genç Kalemler (1911) dergisiyle, ulusçuluk akımı, edebiyat alanına da girmiş oldu. Genç Kalemler dergisi, ilk olarak "milli edebiyat" deyimini ortaya attı ve böyle bir edebiyatın oluşturulması görevini üstlendi. Dergi çevresindeki yazarlar, dilin ulusallaştırılmasıyla işe başladılar: Dilin özleştirilmesi konusunda bazı ilkeler belirlediler (karşılığı olan yabancı sözcükler atılacak; Arapça, Farsça tamlamalar çözülecek; vb. Roman, uyku, tiyatro yapıtlarının, konularını ve kişilerini Türk toplumunun yaşamından alması gerektiğini ilkeleştirdiler.. Genç Kalemler dergisi kapandıktan (Eylül 1912) sonra, yazarlarının çoğu İstanbul'a gelerek,Türk Yurdu gibi ulusçu dergilerde yazmava başladılar. Milli edebiyat dönemi şairleri, başlangıçta fecriaticilerin şiir anlayışlarını sürdürdüler. Ziya Gökalp'in çağrısı ve desteğiyle, yalın dil ve hece ölçüsüyle şiir yazmaya başlayan "Beş Hececiler" (Orhan Seyfi, Halit Fahri, Enis Behiç, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz), romantik bir ülke edebiyatı oluşturmaya koyuldular. Kişisel gözlem ve izlenimlere dayanarak yurt sorunlarını, yurt güzelliklerini, yurt sevgisini dile getirdiler; kahramanlık duygularını konu edindiler masal motiflerinden yararlandılar. O sırada servetifünunculardan Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin hâlâ "usta" kabul ediliyor, Fecriati sairleri (Ahmet Haşim) de ünlerini sürdürüyorlardı, Hiç bir akıma katılmayan Mehmet Akif (Ersoy) de, dil bakımından oldukça eski, aruz ölçüsüyle yazılmış toplumcu çizgide şiirleriyle büyük ün yapmıştı. Rübap dergisindeki bazı genç şairler (Halit Fahri, Selahattin Enis, Hakkı Tahsin, Orhan Seyfi, vb.) "Neviler" adlı altında toplanıp, eski şairlerin şiirlerindeki içten, lirik ve gizemci atmosferi şiirlerinde yeniden yaşatmak istediler; ulusal geçmişe bağlanarak edebiyatın ulusal olabileceğini savundular. Yahya Kemal (Beyatlı) ile Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) de, "Nev-Yunanilik" adını verdikleri akımda, eski Yunan edebiyatını örnek alma yoluna giltiler. Bu girişimlerden, beklenen sonuçlar alınamadı. Milli edebiyat döneminin roman ve Öykülerinde, konular çoğunlukla toplum sorunlarından alınmış, konuşma dil ve üslubunu yaygınlaştırma amaç edinilmişti. Bazı romanlarda ve öykülerde, İstanbul dışındaki çevrelerde söz konusu olan toplumsal sorunlar işlendi. Ulusçuluk siyasal bir ideoloji olarak yaygınlaştırılmaya çalışıldı. Kurtuluş Savaşı'nın çeşitli görünümleri, ilgi çekici gözlem ve yorumlarla yansıtıldı CUMHURİYET SONRASI TÜRK EDEBİYATI Cumhuriyet dönemi ve sonrası Türk edebiyatı (1923'ten günümüze). Cumhuriyet yönetiminin kurulmasının ve Türk Devrimi'nin başlatılmasının ardından, devlet kültüre, Türk toplumunun yerli sanat etkinliklerine büyük önem verip, destekledi ve yönlendirdi, Batı ve Doğu klasikleri Türkçe'ye kazandırıldı, latin kökenli harflerin kabulü ve dil devrimi, özellikle yeni Türk edebiyatının daha geniş kitlelere ulaşmasında büyük rol oynadı.Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde biçim ve içerik yönünden büyük değişiklikler oldu. Beş Heciler'in yolundan giden bazı şairler, halk kaynağına yöneldiler, Anadolu'yu ve Türk tarihini konu edinerek, ulusçuluk bilincini güçlendirmeye çalıştılar. Yahya Kemal'in "mektepten memlekete" diye özetlediği ilkeyi, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dranas gibi şairler, hecenin değişik olanakları içinde şiire egemen kıldılar. I928'de "Yedi Meşale" adlı ortak bir kitap çıkaran ve "Yedi Meşaleciler" adıyla anılan şairler (Kenan Hulusi Koray, Ziya Osman Saba, Yaşar Nabi Nayır, Cevdet Kudret, Muammer Lütfi, Sabri Esat Siyavuşgil, Vasfi Mahir Kocatürk) sürekli ve etkili bir topluluk oluşturamadılar. Cumhuriyet dönemi şiirine yön veren şairlerden biri de, Nâzım Hikmet oldu. Toplurmcu-gerçekçi şiirin öncüsü olan Nazım Hikmet, yeni şiire her şeyden önce biçim özgürlüğü kazandırdı. Türk şiirine l1940-1955 yılları arasında egemen olan Garip akımı (Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat), geleneksel Türk şiiriyle bağını kopardı; Batılı çağdaş ozanlara, özellikle gerçeküstücülere ilgi gösterdi; ölçüsüz, uyaksız, söz ve anlam oyunlarından uzak bir şiir türü geliştirildi. Garip akımına tepki olarak doğan ikinci Yeni akımı (Oktay Rıfat, İlhan Berk, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Ece Ayhan, Ülkü Tamer, vb.) üyeleri, özgür çağrışım yöntemini kullandılar, soyutlamaya yönelerek, "anlaşılmaz bir şiir" türü oluşturdular. Bu akımlardan herhangi birine katılmayan bazı şairlerse (Fazıl Hüsnü Dağlarca, vb.), bireyin yaşam kavgasındaki iniş-çıkışıarını dramatik görünümüyle anlattılar, bazı evrensel konuları şiirlerinde gereç olarak kullandılar. Cumhuriyet dönemi Türk romanı ve öyküsü, Anadolu insanının gerçeklerine, sorunlarına yöneldi,1930 yıllarından sonra toplumcu-gerçekçi roman akımının doğması, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde yasayan insanların yaşamını, sorunlarını gerçekçi gözlemlere dayalı olarak yansıtma olanağı sağladı. Türk toplumunun geçirdiği siyasal,toplumsal, kültürel değişiklikler, bu değişikliklerin insan üstündeki etkileri, yabancılaşma, aydınların edilginliği ve bunalımı, kentleşme olgusunun yarattığı bunalımlar, yurt dışına çalışmaya giden işçiler, cinsellik gibi geniş bir konu yelpazesi ortaya kondu. Cumhuriyet ve sonrasında eleştiri ve edebiyat tarihi çalışmaları daha sağlam bir bilimsel temele oturtuldu. Türk edebiyatının aşağı yukarı bütün dönemleri, bu dönemlerle ilgili akımlar, topluluklar ve genel olarak edebiyatçıların yaşam öyküleri, yapıtları üstüne çeşitli yayınlar yapıldı. (ALINTIDIR) |
|
|
|
|
|
#15 (permalink) |
|
Co Administrator
![]() User ID: 4
Giriş Tarihi: 22-10-2006
Mesajlar: 5,788
|
TÜRK EDEBİYATINDA DÖNEMLER
İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI Türklerin İslamiyet'e girmeden önce meydana getirdikleri edebiyattır. Sözlü ve yazılı olmak üzere ikiye ayrılır. SÖZLÜ EDEBİYAT Her toplumda olduğu gibi Türklerde de kendine özgü sözlü edebiyat ürünleri vardır. Bu ürünler eski Türk topluluklarının sığır,şölen ve yuğ adını verdikleri törenlerden doğan ürünlerdir. Sığır: Av törenlerine denir. Şölen: Kurban törenlerine denir. Yuğ: Yas,ölüm törenlerine denir. Bu törenler şaman,kam,baksı ve ozan adını alan kişiler tarafından yönetilir.Bunlar sazlarıyla bu törenlerde bazı destan parçalarını veya koşuk,sagu adı verilen şiirleri söylerlerdi. İslamiyet Öncesi Türk Şiirinin Özellikleri: *Hece ölçüsüyle söylenmiştir.(7’li,8’li,12’li) *Yarım kafiye kullanılmıştır. *Nazım birimi dörtlüktür. *Dildeki kelime sayısı sınırlı kalmıştır.,yabancı dillerin etkisi yoktur *Tabiatla iç içe oldukları için sanatçılar benzetmelerde tabiattan yararlanmışlardır. *Şiirlerde işlenen konular:kahramanlık,yiğitlik,ölüm,savaş ve aşktır. SÖZLÜ ÜRÜNLER KOŞUK *Dörtlüklerle söylenilir. *Hece vezni kullanılmıştır.Yiğitlik,aşk,tabiat gibi konular işlenir. *Halk edebiyatındaki karşılığı ‘’koşma’’,Divan edebiyatındaki karşılığı ‘’gazel’’dir. *Kafiye düzeni aaab,cccb,dddb şeklindedir. SAGU *Devlet büyüklerinin ölümü üzerine duyulan acıyı dile getirmek için söylenen şiirlerdir. *Kafiye düzeni koşuktaki gibidir. *Halk edebiyatındaki karşılığı "ağıt", Divan edebiyatındaki karşılığı "mersiye"dir. SAV Kısa ve özlü sözlerdir.Atasözünün yerine kullanılmıştır. DESTAN Milletlerin zihinlerinde derin etki bırakan savaş,göç,afet,kıtlık gibi olayların etkisiyle söylenmiş,uzun manzum hikayelerdir. *Olayların toplumda derin izler bırakmış olması. *Olay ve kişilerin olağanüstü nitelikler göstermesi. *Tanrıların olaylara karışması. *Milli dil ve nazım şekilleriyle söylenmesi TÜRK DESTANLARI SAKA TÜRKLERİNİN DESTANLARI *Alp Er Tunga Destanı: Türk-İran savaşlarıyla Alp Er Tunga’nın yiğitliklerinin anlatıldığı destanlardır. *Şu Destanı:İskender ile Türkler arasındaki savaşların ve Hükümdar Şu’nun destanıdır. HUN TÜRKLERİNİN DESTANI *Oğuz Kağan Destanı: Hun Hükümdarı Mete’nin yiğitliklerini,ülkesini genişletip oğulları arasında nasıl bölüştürdüğünü anlatan destandır. GÖKTÜRK DESTANI *Bozkurt Destanı: Savaşta yaralanan bir Türk’ün,dişi bir kurt tarafından kurtarılmasını,korunmasını ve Türklerin sözü edilen kurtla bu Türk’ten çoğaldığı anlatılır. *Ergenekon Destanı: Bir yenilgi sonunda Ergenekon’a çekilen Türklerin orada çoğalıp,bir demir dağı erittikten sonra öçlerini alışlarını anlatan destandır. UYGUR TÜRKLERİNİN DESTANI *Türeyiş Destanı: Uygur hakanının,üç kızını insanoğluyla evlendirmeyi uygun bulmayarak tanrıya, kızlarıyla evlenmesi ve Uygur Türklerinin bu evlenmeden çoğaldığı anlatılır. *Göç Destanı: Türklerin,Kutsal taşı Çinlilere vermeleri üzerine, tanrı tarafından cezalandırılmaları kuraklığın başlaması nedeniyle de göç etmeleri anlatılır. Diğer Milletlerin Destanları: İran: Şehname Alman: Nietbelungen Lied Hindistan: Mahabarata, Ramayana Japon: Şinto Rus: İgor Yunan: İlyada,Odyssa Fransı: Chasen de Rolland Fin: Kalevala YAZILI EDEBİYAT İslam öncesi Türk edebiyatına ait, bilinen yazılı ürün çok azdır. İlk eserler mezar taşlarındaki yazılardır. Türkler bu dönemde Göktürk ve Uygur alfabesini kullanmışlardır. İslam öncesi Türk edebiyatının en önemli yazılı eseri Yenisey nehri kenarındaki Orhun Abideleri dir. Abidelerin ilki M.S. 720 yılında Bilge Tonyukuk tarafından yazılmış ve dikilmiştir. İkinci ve üçüncü abideler Yolluğ Tigin tarafından yazılmıştır. Birisi 732 yılında Kültigin adına diğeri ise 735 yılında Kültigin’in ağabeyi Bilge Kağan adına dikilmiştir. *Birinci taşın dili sadedir.İkinci ve üçüncü taşların dili ise süslü ve söylev dilidir. *Bu abideler de Göktürklerin bağımsızlıkları için Çinlilerle yaptıkları savaşlar ve bu savaşlar sonucunda devleti yeniden nasıl kurdukları anlatılır. *Çin entrikalarına karşı halk uyrılır. İSLAM ETKİSİNDEKİ TÜRK EDEBİYATI İLK DÖNEM VE İLK ESERLER KUTADGU BİLİG *11. yy’da (1069-1070) Yusuf Has Hacip tarafından yazılmıştır. *Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur. *Kutadgu Bilig ‘’saadet veren bilgi.ilim’’ anlamına gelir. *Didaktik bir eserdir. *Mesnevi şeklinde aruz vezniyle 6645 beyit olarak yazılmıştır. *Eserde 173 tane de dörtlük vardır. *Eserde,toplum hayatındaki bozuklukları düzeltecek,insanı mutlu edecek yollar bulmak;bu yolları,devrin hükümdarına öğütler halinde göstermektir. *Ahlak,dinin, önemi,devlet idaresi gibi konulara da değinilmiştir. *Eserde dört sembolik şahsiyet yer alır. *Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır. DİVAN-I LÜGATİ’T TÜRK *11.yy’da (1072-1074) Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılmıştır. *Ebul Kasım Abdullah’a sunulmuştur. *Türkçe’nin ilk sözlüğü ve dilbilgisi kitabıdır. *7500 Türkçe kelimenin Arapça karşılığı verilmiştir. *Türk dilini Araplara öğretmek amacıyla yazılmıştır.Bu nedenle Arapça olarak kaleme alınmıştır. *Yazar Türkçe kelimelerin karşılıklarını ve bunu halk dilinden derlediği örneklerle delillendirmiştir. *Türk boyları ve coğrafyası ile Türklerin örf ve gelenekleri üzerine önemli bilgiler vardır. *Devrinin Türk dünyasını gösteren bir haritada vardır. *Hakaniye lehçesi kullanılmıştır. ATABET’ÜL HAKAYIK *12.yyde ‘’Edip Ahmet Yükneki’’ tarafından kaleme alınmıştır. *Eser Sipehsalar Mehmet Bey adlı birine sunulmuştur. *Atabet’ül Hakayık ‘’hakikatler eşeği’’ anlamına gelir. *Aruz vezniyle mesnevi tarzında yazılmıştır. *Didaktik bir eserdir. *Cömertlik,doğruluk,ilim gibi konular işlenmiştir. *Eserde 46 beyit ve 101 dörtlükten meydana gelmiştir. *Dörtlükler manilerdeki gibi aaxa şeklinde kafiyelenmiştir. *Eserin dili biraz ağıdır.Arapça ve Farsça kelimelere rastlanır. *Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır. DİVAN-I HİKMET *12.yy’da Hoca Ahmet Yesevi tarafından yazılmıştır. *Hikmet: Ahmet Yesevi’nin şiirlerine verdiği isimdir. *Eserin dili sadedir. *Eserin yazılma gayesi, halka İslamiyet'i hikmetli bir şekilde öğretmektir. *Dörtlüklerle ve hece vezniyle yazılmıştır. *Hakaniye lehçesi kullanılmıştır. KİTAB-I DEDE KORKUT *Destan dan halk hikayesine geçiş döneminin ürünüdür. *12 hikayeden oluşur. *Olağanüstü olaylarla gerçeğe uygun olaylar eserde iç içedir. *Türklerin eski yaşam tarzları ile ilgili ayrıntılar yanında İslam dini ile ilgili özelliklerde vardır. *Eserde geçen ‘’Dede Korkut’’meçhul bir halk ozanıdır. *Hikayelerde oğuzların çevredeki boylar ile aralarındaki savaşlar ve kendi iç mücadeleleri yer alır. *Hikayelerin konuları;aşk,yiğitlik gösterisi,karamanlık,boylar arasındaki savaştır. *15. yy’da kaleme alınmıştır. *Eserin yazarı belli değildir. *Nazım ile nesir iç içedir. *Hakaniye lehçesi kullanılmıştır. (alıntıdır) |
|
|
|
|
|
#16 (permalink) |
|
Co Administrator
![]() User ID: 4
Giriş Tarihi: 22-10-2006
Mesajlar: 5,788
|
HALK EDEBİYATI Halk Edebiyatının Genel Özellikleri: *Kullanılan dil halkın kullandığı,konuştuğu dildir. *Halk deyimlerine ve güzel halk söyleyişlerine yer verilir. *Şair şiirlerini saz eşliğinde,belli bir ezgi ile söyler. *Nazım birimi dörtlüktür. *Hece ölçüsü kullanılmıştır (genellikle 7’li,8’li ve 11’li). *Yarım kafiye kullanılır.Rediften yararlanılmıştır. *Azda olsa benzetmelerden faydalanılmıştır. (Boy serviye, yüz aya, kaş kaleme, diş inciye, yanak güle) *İşlenen konular; aşk,tabiat,ayrılık,hasret,ölüm,yiğitlik,toplum, din , zamandan şikayet sık sık işlenen konulardır. *Şiirlerin başlığı yoktur,Nazım şekilleri ile adlandırılır. A)ANONİM HALK EDEBİYATI Kim tarafından söylendiği bilinmeyen halkın ortak malı sayılan ürünlerin oluşturduğu edebiyattır. *Sözlü geleneğe dayanır. *Halk diliyle söylenir. *Anonim halk edebiyatıürünleridir; mani, ninni, türkü, destan, tekerleme, bilmece, masal v.b. *Bu ürünlerde ölüm, aşk, hasret, yiğitlik gibi tüm insanlığı ilgilendiren konular işlenir. NAZIM ŞEKİLLERİ MANİ *Aşk, sevgi, yiğitlik, evlat sevgisi, toplum olayları ve ölüm gibi temaları işleyen bir türdür. *Hecenin 7’li kalıbı ile söylenir. *Bir dörtlükten oluşur. *İlk iki dize hazırlıktır;yani doldurmadır. *Asıl maksat son iki dizelerde söylenir. *Kafiye örgüsü aaxa şeklindedir. *Dört dizeden fazla olan manilerde vardır. NİNNİ Annelerin çocuklarını uyutmak için belli bir ezgi ile söylediği sözlü edebiyat ürünüdür. *Hece ölçüsü ile söylenir.(7’li 8’li ve 9’lu). Anne çocuğuna ilişkin isteklerini, iyi dileklerini, kendi sevincini, üzüntülerini anlatır. TÜRKÜ *Kendine özgü bir ezgi ile söylenen bir nazım biçimidir. *Daha çok hecenin 8’li ve 11’li kalıbıyla söylenir. *İki bölümden oluşur.Birinci bölüm türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bölümdür.Buna bent denir. İkinci bölüm ise her bendin sonunda tekrarlanan nakarat bölümleridir.Bunlara da kavuştak denir. *Bentler ve kavuştaklar kendi aralarında kafiyelidir. *Aşk,tabiat,ayrılık,gurbet,harset,sevgi ve güzellik gibi konular işlenmiştir. *Konusu ve şekli devirden devire ve çevreden çevreye değişir. AĞIT Ölen kimsenin arkasından söylenen ve ölen kimsenin hayattaki başarılarını anlatan şiirlerdir. B)AŞIK HALK EDEBİYATI *Aşık adı verilen halk şairleri tarafından oluşturulmuştur. *Aşıklar genellikle okur, yazar değillerdir. *Aşıklar, köy, kasaba, şehir ve asker ocaklarında yetişir NAZIM ŞEKİLLERİ KOŞMA *Sevgi,doğa,türlü acılar,insanlık sevgi ve yiğitlik gibi bir türdür 11’li hece ölçüsüyle söylenir.(6+5 ve 4+4+3). *Nazım birimi dörtlüktür. (en az 3,en fazla12). *Son dörtlükte ozanın adı yer alır. *Kafiye düzeni abab,cccb,dddb.... şeklindedir. Koşmalar konuları yönüyle kendi içinde de isimlendirilmiştir. a)Güzelleme:Aşk, hasret, ayrılık, doğa sevgisi gibi lirik konuları işleyen koşmadır. b)Taşlama: Bir kimseyi yermek ya da toplumun bozuk yönlerini eleştirmek amacıyla yazılan şiirlerdir. c)Koçaklama: Coşkun ve yiğitçe bir üslupla savaş ve dövüşleri anlatan şiirlerdir; d)Ağıt: Bir kişinin ölümünden duyulan acı ifade edilir. *Belli bir ezgi ile söylenir. SEMAİ *Hece ölçüsünün 8’li kalıbıyla söylenir. *Koşma gibi kafiyelenir. *En az 3,en fazla 5-6 dörtlükten oluşur. *Kendine özgü bir ezgi vardır. *Koşmada işlenen temaların ve konuların hepsi,semai de kullanılır. *Koşmada ayrılan yönleri;bestesi ölçüsü ve dörtlük sayılır. VARSAĞI *İlk olarak toroslarda yaşayan Varsak boyunda ozanlar tarafından kullanılmıştır. *Kendine özgü bir bestesi vardır. *Müziğinde ve sözlerinde meydan okuyan,babacan erkekçe bir hava duyulur. *Hece ölçüsünün 8’li kalıbıyla söylenir. *Diğer nazım şekillerinden farklı bre,behey,hey gibi ünlemlere yer verilmesidir. *Hayattan ve talihten şikayet işlenir. DESTAN *Yiğitlik,savaş,deprem,yangın gibi toplumsal açıdan önemli konular işlediği bir türdür. *Nazım birimi dörtlüktür.(En uzun 100 dörtlük olanları vardır. *Genellikle 11’li hece ölçüsü ile yazılır. *Kafiye örgüsü koşma ile aynıdır. *Kayıkçı Kul Mustafa’nın Genç Os |