Ana Sayfa   Forum   Bloglar   Albümler   Sinema   Yerli Dizi   Yabancı Dizi   Gruplar

AtaBB Forum   Türkçe-Turkish İngilizce-English

 Advanced Search

ATABB


Her Zaman Daha İyisini Arayanın

 

Geri Git   AtaBB Community > AtaBB Forum > Off Topic

Off Topic Forum yönetimi tarafından kapatılmış veya geçerliliğini kaybetmiş konular.

Konunun Derecesi - Edebİyat Derslerİ.

Kapalı Başlık
 
LinkBack Konu araçları
Eski 04-05-2007, 02:33 AM   #31 (permalink)
yusufdal
Active Member
 
User ID: 21
Giriş Tarihi: 07-11-2006
Mekan: tekirdağ
Yaş: 48
Mesajlar: 234
Standart

ANLATIM BİÇİMLERİ

Çeşitli amaçlara yönelik olarak gerçekleştirilen anlatımın etkileyici olması için çeşitli yöntemlere başvurulur.İşte,anlatımı gerçekleştirirken başvurulan bu yöntemlere “anlatım biçimleri” diyoruz.
Anlatım biçimlerini şöyle sıralayabiliriz:
1)Açıklayıcı Anlatım,
2)Öyküleyici Anlatım (Hikaye Etme)
3)Betimleyici Anlatım (Tasvir Etme)
4)Tartışmacı Anlatım

A)AÇIKLAYICI ANLATIM:

Herhangi bir konu hakkında bilgiler vermek,bir şeyler öğretmek amacına yönelik anlatım biçimidir.

ÖRNEK:Memduh Şevket Esendal öykülerini sade ve temiz bir Türkçe’yle yazmış,öykücülükte Çehov tarzını benimsemiştir.Onun öykülerini okuyanlar eserin içinde kendilerini,çevrelerini ve hayatta karşılaştıkları kişileri bulur gibi olurlar.Esendal,günlük hayatı iyimser bir hava içinde verir.Öykülerindeki olaylar son derece basittir.

B)TARTIŞMACI ANLATIM:

Okuyucuyu veya dinleyiciyi istenilen davranış ve düşünce biçimine yöneltmek amacıyla başvurulan bir anlatım biçimidir.Bu anlatım biçimiyle okuyucunun sahip olduğu düşüncenin
değiştirilmesi amaçlanır.Yani amaç düşünce ve konularda değişiklik yapmaktır.

ÖRNEK:Edebiyat metninin dili günlük iletişim dilinden bütün bütüne ayrıymış gibi görülegelmiştir bizde.İstiareli, aktarmalı, doğallıktan uzak bir dil olarak düşünülmüştür hep.Edebiyat sözcüğü;süslü püslü, özentili, abartmalı ve boş sözler yığını gibi bir anlam kazanmıştır bu yüzden.Bunu da,edebiyat dilini günlük dilden apayrı gören bir anlayışa bağlayabiliriz.Oysa edebiyat dili günlük dilden tümüyle kopuk bir dil değildir.Gündelik dilin güzel, duygusal bir doku içinde yeniden düzenlenimidir bir bakıma.

C)ÖYKÜLEYİCİ ANALTIM:

Bu anlatımda amaç;olayı okuyucunun gözü önünde canlandırmak,anlatmak istenileni bir olay içerisinde vermektir.Öyküleyici anlatımda olaylar oluş haline uygun olarak bir dizi halinde verilirse birbirine bağlanır.Öyküleme, tasarlanan ya da yaşanan bir olayın anlatımıdır.Roman, hikaye ve masalların anlatımı öyküleyici anlatım biçimindedir.

ÖRNEK:Ağır adamlarla kahveye girdi Hasan.Olanları düşündü bir süre.Otursam mı oturmasam mı diye bir tereddüt geçirdi.Sonra oturdu bir köşeye isteksiz.Babadan kalma tütün tabakasını çıkardı,kalınca bir sigara sardı.Öyle dalmıştı ki masasına konan çay bardağının sesi bile dikkatini çekmemişti.

D)BETİMLEYİCİ ANLATIM (TASVİR ETME):

Betimleme en yalın biçimiyle sözcüklerle resim çizme işidir.Varlıkların niteliklerini,bu varlıkların duyularımız üzerinde uyandırdıkları izlenimleri belirtmektir.Betimleme nesnelerin, varlıkların, belirgin özelliklerini tanıtıp göz önünde canlandırmaktır.Bu anlatımda okuyucunun çeşitli duyularına seslenilerek anlatılan varlıkla ilgili izlenim kazanılması amaçlanır.Bu amacın gerçekleşmesi için titiz bir gözlem gerekir.Gözlem sırasında ayırt edici özelliklerin anlatılmasına özen gösterilir.

ÖRNEK:Eski bir taş köprü geçildikten sonra fakir mahallelere giriliyor ve sefalet,bütün dehşeti ve çirkinliğiyle başlıyordu.Ortalarından akan çirkin sularında yarı çıplak çocuklarla çamurdan köpekler, eğri büğrü sokaklar… Tezekten, çamurdan yapılmış yarı yarıya toprağa gömülmüş penceresiz kulübeler…

DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI

Bir yazıda ileriye sürülen görüş ve düşüncenin inandırıcılığını sağlamak amacıyla yazar çeşitli yollara başvurur.Düşünceyi geliştirmek için başvurulan yöntemler şunlardır:

1)TANIMLAMA:

Bir kavrama ya da olayın belirgin özellikleriyle tanıtılmasına tanımlama denir.Tanım kısaca “nedir” sorusuna verilen cevaptır.

ÖRNEK:İnsan vücudunun en küçük yapı taşına hücre denir.(Nesnel)
*Yiğitlik, kahramanlık, savaş temalarını işleyen şiirlere epik şiir denir.(Nesnel)
*Yaşam, güçlükleri yenebilme sanatıdır.(Öznel)
*Toros dağlarının etekleri Akdeniz’den başlar.(Değil)

2)ÖRNEKLENDİRME:

İleriye sürülen soyut düşüncenin somutlaştırılması yöntemidir.Söylenmek istenilenin okuyucunun kafasında canlandırılmasını sağlayan bir yöntemdir.

ÖRNEK:
Genç Kalemler hareketi,edebiyatımıza özellikle dil konusunda yepyeni bir anlayışı getirmiştir.Türkçe kendi benliğine yavaş yavaş dönmeye başlamış;halk,aydınların yazdıklarını anlar duruma gelmiştir.1911’li yıllarda yazan Ömer Seyfettin’i, Ziya Gökalp’i açıp okuyun, severek, anlayarak okursunuz yazdıklarını.Sözcükler, tamlamalar…hep anlayacağınız biçimdedir.

3)KARŞILAŞTIRMA:

Karşılaştırmada iki varlık, iki kavram ya da iki şey arasındaki benzerlik ve karşıtlıklardan yararlanma söz konusudur.Benzerliklerin ya da karşıtlıkların ortaya konması karşılaştırma ile olur.

ÖRNEK:Özge Ali’ye göre daha çalışkandır.
*En çok sevdiğim arkadaşım sensin.
*Eski şiir hayali öğeleri yeni şiir ise somut öğeleri içerir.

4)TANIK GÖSTERME(ALINTI YAPMA):

Anlatılmak istenilen düşüncenin başkalarının görüşlerinden,sözlerinden yararlanarak açıklanması yoludur.Başkalarının aynı konuda söylediği sözler yazı içerisinde alıntı olarak gösterilir.Tanık olarak düşüncesine başvurulan kişinin, konusunda uzman güvenilir olması gerekir.

ÖRNEK:Mutluluk, aslında herkesin çok yakınında.İsteyen herkes, her an mutlu olabilir.Fizolof Sokrates: “Bir kitap, bir çiçek, bir kuş…ne büyük saadet!” derken bunu anlatmıyor mu?

5)SAYISAL VERİLERDEN YARARLANMA:Düşünceyi inandırıcı kılmanın yollarından biri de sayısal verilerden yararlanmadır.İnsanlar okuduklarının sayılarla desteklendiğini görürlerse yazıyı daha da inandırıcı bulurlar.
ÖRNEK:Ada pazarı Şeker Fabrikası 1953’te işletmeye açıldı. Kuruluşta günde 1800 ton olan pancar işleme kapasitesi 1980’de 6000 tona çıkarıldı. Bu büyük bir gelişme
yusufdal Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Eski 04-05-2007, 02:33 AM   #32 (permalink)
yusufdal
Active Member
 
User ID: 21
Giriş Tarihi: 07-11-2006
Mekan: tekirdağ
Yaş: 48
Mesajlar: 234
Standart

ANLATIM BİÇİMLERİ VE DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI

1. Karanlık kavuştuğu için aşağıdan akan derenin uğultusu daha çok geliyordu. Kalkıp yürümeye başladık. Güneş batmış, bulunduğumuz yer, yerini birden bire artan serin rüzgârlara bırakmıştı. Kazdağının bu yamacında saatlerce sürecek akşam başlamıştı.
Yukarıdaki parçanın anlatımı için aşağıdakiler- den hangisi söylenemez?

A) Betimlemeye başvurulmuştur. B) Öyküleyici anlatım kullanılmıştır.
C) Görsel öğelere yer verilmiştir. D) İşitme duyusundan yararlanılmıştır.
E) Dokunma duyusundan yaralanılmıştır.



2. Günümüzde çıkan kitapları bir düşünün. Bir yıl içersinde çıkan kitap sayısı üç yüzün üzerinde. Bu kitapların hepsini okumaya çalışsak bile her gün bir kitap okumak zorundayız. Peki bu kadar kitabın çıkması edebiyatımızı olumsuz etkilemiyor mu? Bence kesinlikle hayır! Çoğunluğun olduğu yerde rekabet olur ve en güzel eserler verilmeye çalışılır. Aynı zamanda kötü olmadan iyiyi seçmemiz mümkün mü?
Yukarıdaki parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangilerine başvurulmuştur?

A) Açıklama – BetimlemeB) Tanımlama – Sayısal verilerden yararlanma
C) Sayısal verilerden yararlanmaTartışmaD) Öyküleme – Betimleme
E) Sayısal verilerden yaralanma – Karşılaştırma



3. Uyandığımda kentin neresinden geçtiğimi anlayamamıştım. Ama bir pazaryerindeydik. Çiçekçi dükkânını süpüren bir kız gördüm. Sokağı suluyordu. Ortalıkta menekşe kokusu vardı. Otobüs kenara park etti ve içeriden uzun, siyah bıyıklı dükkân sahibi bizi içtenlikle karşıladı ve hafif solmuş mor menekşelerinden bir demet gösterdi.
Yukarıdaki parçanın anlatımında aşağıdaki aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?

A) Öyküleme – TanımlamaB) Tanık gösterme – Betimleme
C) Betimleme – ÖykülemeD) Açıklama – Tartışma E) Örneklendirme – Öyküleme


4. Şimdi gövdesi kuş tüyü kadar hafif olmuştu. Çevresinden her rengin tılsımları dökülüyor, bulup kullandığı sözlerde her sesin akisleri duyuluyordu. Bahar bin bir kokusuyla taze rüzgârları, taze ışıkları, taze yağmurları ile gözlerinin önüne seriliyordu.

Yukarıdaki parçanın anlatımı için aşağıdakiler- den hangisi söylenemez

A) Benzetme yapılmıştır. B) Karşılaştırma yapılmıştır.
C) Gözlem yoluyla ayrıntıları seçme. D)Örneklendirme yapılmıştır. E) Dokunma duyusundan yaralanılmıştır.


5. Kendi çağımızın ödevini, sorumluluğunu taşıyıp, "güzel yarınlar" için uğraş verdiğimiz sürece, doğa da insan doğamız da temiz ve mutlu bir dünyada yaşayacak; bilinçli gelecek kuşaklar da hem kendi çağına, hem de yarınlara yönelik, atalarından kalan kalıtı, bir bayrak yarışçısı sorumluluğuyla kendilerinden sonraki kuşağa vermenin huzuru içinde olacaklardır. Gorki, "kuşlar nasıl uçmak için yaratılmışsa, insanlar da mutlu olmak için yaratılmışlar- dır.” der. Düş kurmak bir yana, akılsal eğitim–öğretim sürecini işlevselleştirirsek, ne açlık, ne yoksulluk, ne de savaşlar kalır; mutluluğun dışındadır.

Yukarıdaki parçanın anlatımında aşağıdakiler- den hangisine başvurulmuştur?

A) Öyküleme B)Betimleme C) Tanık gösterme D) Karşılaştırma E) Tartışma



6. Durdu. Gözleri, etrafımızı saran manzaranın ve biraz evvel anlattığı hikâyenin içinde kaybolmuş gibi büyük ve dalgındı. Şakaklarında tozlarla karı- şıp sonra kalın çizgiler halinde kuruyan terlerin izleri vardı. Derin derin nefes alıyordu. Bu anda onu, etrafını saran tabiattan ayırmaya imkân yoktu. Akşamın loşluğu içinde topraktan, çiçeklerin arasın- dan fırlayıp büyüyüvermiş bir mahluk gibiydi.

Yukarıdaki parçanın anlatımında aşağıdaki aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?

A) Öyküleme – Örneklendirme B) Tanık gösterme – Betimleme C) Açıklama – Tartışma D) Betimleme – Öyküleme E) Tanımlama – Öyküleme



7. Kitabın adının 'Dert Yorumcusu' olması bir tesadüf değil elbette.Hatta bu adlandırma, öyküler toplamının genelinin bir tematik vurgusu olarak algılanabilir. Dertler hep vardır; ancak onları anlatacağınız, başka bir deyişle onları yorumlatacağınız kişilerin kim olduğu önemlidir. Lahiri'nin, dünyasına girdiği ya da girmeye çalıştığı kişiler özellikle ikili ilişkilerde oldukça eksiklik taşırlar. Kaç kişi bir barmene, karısının evlilik yıldönümünde kendisine sadece bir süveter verdiğinden yakınabilir ki?

Yukarıdaki parçanın anlatımında aşağıdakiler- den hangisine başvurulmuştur?

A) Tartışma B) Öyküleme C) BetimlemeD) Karşılaştırma E) Tanık gösterme



8. Bizmerkezcilik, ya da etnosantrizm, bütün kültürlerin temel özelliklerindendir. Yumuşak bir "biz bu yaşam tarzını seviyor, tercih ediyoruz" duygusundan, katı bir "sen de benim gibi olmak zorundasın" tavrına değin türlü derecelerde karşımıza çıkacaktır. Farklı kültür topluluklarına yöneldiğinde ise, kültür emperyalizmi ya da zorla kültürleme süreçlerinin ahlaksal gerekçesini oluşturur.


Yukarıdaki parçanın anlatımında aşağıdaki aşağıdakilerden hangilerine başvurulmuştur?

A) Açıklama – TanımlamaB) Açıklama – ÖrneklendirmeC) Örneklendirme – TartışmaD) Açıklama –KarşılaştırmaE) Tanımlama – Karşılaştırma



9. İnsanın en önemli buluşu yazıdır. Çünkü söz geçici, yazı kalıcıdır. İnsanlar yazı sayesinde dün ile bugün arsında köprü kurar; her türlü gelişmeleri, duyguları ve düşünceleri yazıyla ölümsüzleştirir. Bizler de bu yazılı metinleri okuyarak, olaylardan, deneyimlerden, gelişmelerden düşüncelerden bilgileniriz. Böylece okuma yoluyla zihnimiz gelişir, kendimizi, ulusumuzu ve bütün dünyayı tanırız.

Yukarıdaki parçanın anlatımında aşağıdaki aşağıdakilerden hangilerine başvurulmuştur?

A) Açıklama – TanımlamaB) Tanımlama – KarşılaştırmaC) Öyküleme – Betimleme
D) Açıklama –KarşılaştırmaE) Tanımlama – Tartışma



10. Trenin hareketine pek az bir vakit kalmıştı. Odacı süklüm püklüm haliyle, fakat oltasına balık dokunduğunu hisseden balıkçının sakin ve emniyetli duruşuyla bekliyordu. Ani bir hareketle odacının eline bir on liralık uzattı. Teşekkür etmeğe bile vakit bulamadan gişelerin bulunduğu yere doğru koşarak uzaklaştı.

Yukarıdaki parçanın anlatımında aşağıdaki aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?

A) Öyküleme – Karşılaştırma B) Açıklama – Betimleme C) Açıklama – Tartışma
D) Betimleme – Öyküleme E) Tanımlama – Betimleme




11. Cumhuriyetimizin 82. yıl dönümünü yaşadığımız şu günlerde bile cumhuriyetin tanımı hakkında müthiş bir cehalet var. Cumhuriyet dendiği zaman akla ilk gelen demokrasi kavramıdır. Cumhuriyet demek demokrasi demek mi? Hayır! Cumhuriyet “halka ait” demektir. Saddam’ın Irak’ı da cumhuriyetti İran da cumhuriyet. Bunun yanında demokrasinin beşiği olarak nitelendirilen Avrupa’nın İngiltere, İsveç, Danimarka gibi bazı ülkelerinde demokrasinin en üst düzeyde olmasına rağmen yönetim biçimleri monarşidir.

Yukarıdaki parçanın anlatımında aşağıdaki aşağıdakilerden hangilerine başvurulmuştur?

A) Tanık gösterme – Tanımlama – Tartışma B) Tanımlama – Örneklendirme – Öyküleme
C) Betimleme – Tartışma - ÖrneklendirmeD) Açıklama –Tartışma – Betimleme
E) Tanımlama – Tartışma – Örneklendirme






12. Mini mini kasabanın balkonlu, kuleli, gazinoyu andıran bir konağı vardı. Ama yenileme yapılmamıştı. Sıvanamayan kerpiç duvarlar yer yer açılmış, kumrulara yuva olmuştu. Üst kat penceresiz, sıvasızdı. Kenarda battal bir kireç ocağı biraz ötesinde amelenin çalıştığı zamandan kalma bir sundurma öyle duruyordu. Etrafında ise köpeklerin uğultusu yankılanıyordu.
Yukarıdaki parçanın anlatımı için aşağıdakiler- den hangisi söylenemez?

A)Öyküleyici anlatım kullanılmıştır. B) Betimlemeye başvurulmuştur.
C) Gözlem yoluyla ayrıntılar aktarılmıştır. D) Benzetme yapılmıştır.
E) İşitme duyusundan yararlanılmıştır.






13. Orhan Kemal de Yaşar Kemal de Güney Anadolu bölgesinde doğmuş ve büyümüş ve romanlarında iyi bildikleri o yörenin insanlarına eğilmiş, sorunlarını dile getirmişlerdir. Orhan Kemal’in karakterlerini Daha çok Adana’daki işçilerden, memurlardan seçmesine karşılık Yaşar Kemal köylülerden, ırgatlardan seçer. Ama yazarlar arasındaki asıl ayrım yarattıkları kurmaca dünya ile gerçeklik arasındaki bağdır.

Yukarıdaki parçanın anlatımında aşağıdakiler- den hangisine başvurulmuştur?

A) Tanımlama B) Öyküleme C) Tartışma D) Karşılaştırma E) Betimleme



14. İnsan doğal olarak iyidir; ama toplumun kurumları yozlaştırır onu. Rousseau, felsefesinin bu temel ilkesini şu önermeyle ortaya koymuştu: “Tanrı elinden çıkan her şey iyidir, insan elinde her şey yozlaşır.” O, sanat ve kültürün zararlı olduğuna inandığı için Emile adlı kitabında çocukların nasıl kendi kendini yetiştireceklerini anlatır.

Yukarıdaki parçanın anlatımında aşağıdaki aşağıdakilerden hangilerine başvurulmuştur?

A) Tanık gösterme - Örneklendirme B) Tanımlama – Örneklendirme
C) Tanık gösterme – BetimlemeD) Açıklama –BetimlemeE) Tanık gösterme – Tanımlama



15. Öz Türkçe, ulusun birbiriyle anlaşmasının sesidir. Kara budunun bize söyleyeceği, bizim ona söyleyeceklerimiz var. Ulus işlerini yüklenmiş olanlar ulusa anlaşılır bir dille düşünüp söylemezlerse ulusalcılık bir kuru sözden başka ne olabilir?

Yukarıdaki parçanın anlatımında aşağıdaki aşağıdakilerden hangilerine başvurulmuştur?

A) Tanık gösterme – TanımlamaB) Tanımlama – ÖrneklendirmeC) Betimleme – Tartışma
D) Açıklama –ÖykülemeE) Tanımlama – Tartışma




CEVAP ANAHTARI
1.A 2.C 3.C 4.D 5.C 6.D 7.A 8. D 9. D 10.D 11.E 12.A 13.D 14. A 15.E
yusufdal Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Eski 04-05-2007, 02:36 AM   #33 (permalink)
yusufdal
Active Member
 
User ID: 21
Giriş Tarihi: 07-11-2006
Mekan: tekirdağ
Yaş: 48
Mesajlar: 234
Standart

BU pratikleri ÖĞRENmiş miyDİNİZ?

Sevgili öğrenciler,
bilindiği gibi; ÖSS’de bilgiyi kullanmanın yanında dikkat ve hız da ölçülmektedir. Genelde öğrenciler, konuyu bildikleri halde test tipindeki soruları yapmakta güçlük çekmektedir.Bunun birkaç sebebi vardır:Yeterince test tipindeki soruları çözmeme, konunun pratik, can alıcı noktalarını bilmeme gibi…Bu eksikliği gördüğüm için Türkçe konularını kısaca anlattım ve konuyla ilgili çıkan soruların çözümünde uygulanması gereken pratik teknikleri verdim.Aşağıda 99 madde halinde verilmiş bu bilgiler, eminim işinizi daha da kolaylaştıracaktır; bu yüzden bunları mutlaka inceleyin.Faydalı olması dileğiyle…

1.Sözcüğün türü, görevi, işlevi, çeşidi sorulursa sözcüğün isim mi, zarf mı, sıfat mı,zamir mi ,edat mı… olduğuna bakılacağını;

2.Sıfatların isimleri, zarfların genellikle fiilleri nitelediğini
(güzel kız: sıfat ; güzel konuş:zarf );

3.Sıfatların mutlaka ilgili olduğu isimden önce gelmesi gerektiğini ( kötü insan: sıfat);

4.Niteleme sıfatlarının önündeki isim düşerse sıfatın adlaşmış sıfat olduğunu ( kötülerle arkadaşlık yapmayın:adlaşmış sıfat)

5.Yüklemi ekeylem almış fiilimsiden oluşan cümlelerin isim cümlesi olduğunu (Tek amacım, sizleri gelecekte iyi yerlerde görmektir.)

6.İsmin –e , -de ,-den hal ekleriyle biten öğelerin genellikle dolaylı tümleç olduğunu, ismin –i haliyle biten öğenin her zaman belirtili nesne olduğunu, 3. tekil iyelik ekiyle ( -(s) i) biten öğenin özne olduğunu ( yolda gördüm: dt ) (bahçeyi gezdim: b.n) (babası geldi: öz.);

7. –den ekiyle biten öğe cümleye bir sebep anlamı katarsa o öğenin zarf tümleci olduğunu (hastalandığından gelemedi:zt);

8.-de ve –den çekim eklerinin sıfat tamlaması kurduklarında yapım eki özelliğini kazandığını (sıradan insanlar ,candan arkadaşım, gözde öğrenci: önündeki isme “nasıl” sorusunu yöneltebiliyoruz öyleyse altı çizili ekler sıfat yapmıştır ve bu yüzden artık yapım ekidir.);

9.İyelik eklerinin bir ismin sonuna gelerek onun kime ait olduğunu bildirdiğini, iyelik eklerini daha kolay bulabilmek için ismin başına “benim, senin, onun, bizim,sizin,onların” getirebileceğimizi (kitabım, yavrusu…);

10.İyelik eki almış bir isimin başında iyelik zamiri (benim,senin,onun…) kullanılmamışsa bunların tamamının “tamlayanı düşmüş isim tamlaması” olduğunu (pantolonum,annesi…) ;

11. Her – im ekinin aynı ek olmadığını
(* telefonum nerede? :1.tekil iyelik eki “benim telefonum”,
*çok iyiyim: ekfiilin geniş zamanı ;çünkü isme gelmiş ve onu yüklem yapmıştır,
*bizim çocuklarımız: tamlayan eki,
*ölümden korkma: fiilden isim yapım eki
*yanına geleceğim:Şahıs ekidir, bütün şahıs ekleri mutlaka kip ekinden sonra gelir);

12.İsim (ad) tamlamalarında ilk sözcüğe tamlayan ikinci sözcüğe tamlanan dendiğini (yüreğininsesi ) ;
tamlayan t.nan
13. İsim tamlamalarında tamlayanla tamlananların yer değiştirebileceğini (içini gıdıklıyordu bütün erkeklerin);
t.nan tamlayan

14.Belirtili isim tamlamalarında her iki unsurun da ek aldığını ve tamlanana “neyin, kimin” sorularını yöneltebildiğimizi (bahçenin kapı :neyin kapısı)
belirtisiz isim tamlamalarında sadece tamlananın 3.tekil kişi iyelik eki aldığını tamlayanın hiçbir ek almadığını ve hem daha kolay bulabilmek hem de sıfat tamlamalarıyla karıştırmamak için tamlanana “ne” sorusunu sorduğumuzu (bahçe kapısı : ne kapısı?);

15.Belirtili ad tamlamalarında araya sıfatların girebileceğini ya da tamlayanın sıfatlarla nitelenebileceğini (Sütçü İmam’ın kahraman torunları );

16. –İn tamlayan ekinin yerine bazen –den ekinin de kullanılabileceğini (aşağıdakilerden hangisi…);

17.Takısız isim tamlamalarında iki unsurun da ek almadığını
tamlananın neye benzediğini ya da neyden yapıldığını, ayrıca sıfat tamlamalarıyla karıştırmamak için araya “den” ya da “gibi” getirmemiz gerektiğini (altın (dan) yüzük ,ipek (gibi) saç )
Takısız isim tamlamalarıyla niteleme sıfatlarını birbiriyle karıştırmayın, niteleme sıfatlarının arasına “gibi” “den” getiremezsiniz. (yorgun adam :sıfat tamlaması );

18.Bir sıfatın birden çok adı niteleyebileceğini (yeni ev ve araba );

19.Bir ismin birden çok sıfatının olabileceğini (zeki, çalışkan, dürüst , bir öğrenciydi);

20.Kurallı birleşik sıfatların , -lı, -li eki almış sıfat tamlamalarının ismi nitelemesiyle ve sıfat tamlamasında isimle sıfatın yer değiştirmesi ve isme getirilen 3. t.k. iyelik ekini almış söz grubunun ismi nitelemesiyle oluştuğunu (uzun saç: sf. Tm. ~ uzun saçlı erkek : birleşik sıfat ; bozuk yol: sf. Tm. ~ yolu bozuk köy :birleşik sıfat );

21.Belirtisiz isim tamlamalarının da sıfat olarak kullanılabileceğini (altın sarısı saç );

22. Zamirlerle de isim tamlaması kurulabileceğini (benim üniversitelerim, senin dünyan, kendi insanlarımız, kimin nesi)Msn Öğretmen össkpssGazeteler Sohbethazır mesajlarders izleBelirli Gün ve Haftalar Çanakkale savaşışiir

23. Geçişli fiillerin yani neyi, kimi sorularını yöneltebildiğimiz fiillerin kılış fiili (atmak, delmek, açmak),
Bir hareket bildiren, geçişsiz olan ve hareketin kişinin kendi isteğiyle gerçekleştiğini ifade eden fiillere durum fiili (yürümek, güldü, oturmuş)
Bir hareket bildirmeyen, eylemin kişinin kendi isteği dışında gerçekleştiğini ifade eden ve geçişsiz olan fiillere oluş fiili (kararmak, sararmak,solmak,büyümek)dendiğini ;

24.Fiil kiplerinin haber kipleri (-di, -miş,-yor, -ecek , -ar,-mez)
ve dilek kipleri (-ayım, -alım, -a ,-malı, emir ekleri) olmak üzere ikiye ayrıldığını ;

25.Basit zamanlı fiillerin tek ;birleşik zamanlı fiillerin iki kip eki aldığını (gelmiş: basit zamanlı ~ gelmişti:birleşik zamanlı)

26.Bir fiil birleşik zamanlı ise orada mutlaka bir ekfiilin olduğunu (çalışmalıymışım ~çalışmalı imişim);

27.Bir cümlede eğer isim soylu bir sözcük yüklem olmuşsa orada mutlaka bir ekfiilin olduğunu (sınıf temizmiş, her şeyim sensin, bu yaptıklarım senin içindi, o da iyidir.);

28. Fiil çatısı denince, fiillerin özne ve nesneye göre aldığı durumun sorulduğunu;

29.Öznesine göre fiil çatısının etken,edilgen,dönüşlü,işteş
olarak dört grupta incelendiğini;

30.Bir fiilin edilgen olabilmesi için mutlaka –l ,-n çatı eklerini alması gerektiğini ve öznesinin (eylemi yapanın) belli olmaması gerektiğini (Sokaklar temizle-n-di) (kim tarafından temizlendi? Cevap yok)

31.Bir fiil edilgen çatılı ise öznesi mutlaka sözde öznedir. (çaylar içi-l-di ) (çaylar:sözde öznedir)

32.Bir fiilin dönüşlü olabilmesi için –l, -n çatı eklerinden birini alması, öznenin belli olması ve kendi kendine olma anlamı vermesi gerektiğini (kadın aynanın karşısında süsle-n-di ) (kadın: gerçek özne)

33.Bir fiilin işteş çatılı olabilmesi için “–iş” çatı ekini mutlaka alması , öznenin en az iki kişi olması ve eylemin birlikte ya da karşılıklı yapılma anlamı vermesi gerektiğini (çocuklar döv-üş-tü :karşılıklı ~ kadınlar gül-üş-tü: birlikte);

34.Etken fiillerin öznesinin belli olduğunu yani öznesinin gerçek olduğunu ve –l , -n ,-ş çatı eklerinden birini almaması gerektiğini ( çocukları dövdü)

35.Fiillerin nesnesine göre “geçişli, geçişsiz, oldurgan, ettirgen” olduğunu,

36.Bir fiillin başına “onu” zamirini getirebiliyorsak o fiilin geçişli, getiremiyorsak geçişsiz olduğunu (“ sevdi” geçişli bir fiildir; çünkü “onu sevdi” diyebiliriz.) (“oturdu” geçişsiz bir fiildir çünkü “onu oturdu” diyemiyoruz.yani geçişliler nesne alabilirken geçişsizler alamıyor);

37.Geçişsiz bir fiilin –r , -t ,-tır ekleriyle geçişli yapılabileceğini ve geçişsizken geçişli yapılan bu fiillere oldurgan fiil dendiğini (adamı öl-dür-dü)

38.Geçişli fiillerin –t, -tır, -r ekleriyle yeniden geçişli yapılarak geçişlilik derecesinin artırılabileceğini ve bu tür fiillere “ettirgen” çatılı fiiller dendiğini(Bir de kitap al-dır-dı. );

39. Sıfatfiil ,zarf fiil ve isimfiil eklerinin üçüne birden fiilimsi(eylemsi) dendiğini (sıfatfiil ekleri:an-ası-mez-ar-dik - ecek -miş)
(zarffiil ekleri:-arak, -ıp ,-madan, -ınca, -dıkça ,-dığında…)
(isinfiil ekler:- ma ,-ış ,-mak) ;

40. Her -acak, -mez , -ar ,-miş eklerinin sıfat fiil olmadığını,sıfatfiil olabilmesi için genellikle sıfat tamlaması kurması gerektiğini, söz konusu ekler eğer temel cümlede fiili yüklem yapmışsa zaman ekleri olduğunu ( geçmiş günleri yad ettik :sıfat fiil eki) (günler ne çabuk geçmiş:geçmiş zaman eki)

41.Bir cümlede kaç tane fiilimsi varsa o kadar yan cümle olduğunu (bir gülüşün ölmem için yetecek: iki fiilimsi eki olduğu için iki yan cümle vardır.);

42.Bir cümlede eğer fiilimsi varsa o cümlenin girişik birleşik bir cümle olduğunu ve cümle yapısına göre sorulursa önce şıklarda fiilimsi olup olmadığına bakacağımızı
(gülerek yanıma geldi :girişik birleşik bir cümledir; çünkü
–erek fiilimsisi ekini almıştır );

43. Birleşik fiillerin iki fiilin birleşmesinden ( öpüver , bakakaldı, yapabildi…), bir isimle bir yardımcı fiilin birleşmesinden ( mutlu olmak, fark etmek, emretmek, etkili kılmak…) ya da deyimin cümlede yüklem olmasıyla (baltayı taşa vurdu) oluştuğunu ;

44.Fiil kipinde anlam kaymasının bir zaman ekinin ya da dilek kipinin bir başka zaman eki ya da dilek kipi yerine kullanılması olduğunu ( Sabahları yürüyorum (yürürüm) ,Nasrettin hoca eşeğe ters biner (binmiş) );

45.Yapım eki almamış sözcüklerin basit (geldi, çaylar ,seviyorum..), yapım eki almış sözcüklerin türemiş ( taşlık, ışık, sevgi…) olduğunu ;

46.Yapım eklerinin sözcüğün anlamını ve türünü değiştirdiğini (uç-ak , göz-lük, çiz-gi );

47.Çekim eklerinin sözcüğün anlamını ve türünü değiştirmediğini, adlara gelen çekim eklerinin durum ekleri,iyelik ekleri, çoğul eki, tamlayan eki ; fiile gelen çekim eklerinin ise kip ve şahıs ekleri olduğunu;

48.İkili kökün (ortak kök, kökteş) anlam değişikliği olmadan hem isim ,hem fiil kökü olarak kullanılabilen kökler olduğunu (Boya aldım :isim) (evi boyamış: fiil ), “Ortak köklü” sözcüklerle “sesteş, eşsesli” sözcüklerin farklı olduğunu, sesteş sözcükler arasındaki ses benzerliğinin tesadüfi olduğunu ve aralarında hiçbir anlamsal bağ olmadığını oysa ortak köklü sözcüklerde anlamsal bağ olduğunu ( Gül: “Gül.” dedi bülbüle: Bu cümlede geçen ilk “gül” sözcüğü isimdir, ikincisi ise fiildir; dikkat ettiyseniz aralarında hiçbir anlamsal bağ yok, öyleyse bunlar sesteş) ;

48.İkilemelerin ve edat öbeklerinin de sıfat ,zarf , isim olarak kullanılabileceğini ( çocuk gibi ağlıyordu: edat öbeği zarftır.
Deste deste para: ikileme sıfat görevindedir);

49.Cümle öğelerine ayrılırken önce yüklemin tam ve doğru olarak bulunması ve hemen ardından yükleme “kim ,ne” sorularını yönelterek öznenin bulunması gerektiğini, özne bulunmadan nesnenin bulunmaması gerektiğini;

50.Cümlenin öğeleri bulunurken isim tamlamalarının, sıfat tamlamalarının, deyimlerin, ikilemelerin, birleşik sözcüklerin bölünemeyeceğini ;

51. Anlatım bozukluğu sorularında ;
a) Cümlenin dil bilgisi kurallarına uygun olup olmadığına,
b)Ortak öğelerden kaynaklanan bir yanlışlığın olup olmadığına,
c)Tamlama yanlışlarına,
d)Yan cümlenin yüklemi ile asıl yüklemin çatı uyumuna,
e)Sözcüğün cümlede doğru yerde kullanılıp kullanılmadığına,
f)Bir sözcüğün yanlış anlamda kullanılıp kullanılmadığına,
g)Sözcükler ya da düşünceler arasındaki anlam çelişkisine,
h)Cümlenin duru, akıcı, açık olup olmadığına ve gereksiz sözcük olup olmadığına ,
i)Özne- yüklem uyumuna bakılacağını ;

52.Duru cümlenin içinde gereksiz sözcük bulunmayan cümle
olduğunu

53.Akıcı cümlenin kolay okunur, anlaşılır bir cümle olduğunu

54.Yalın cümlenin söz sanatlarından arınmış cümle olduğunu

55.Ara sözlerin iki virgül, iki kısa çizgi ya da iki parantez arasında söylenen açıklama niteliğinde bir söz olduğunu ve ara sözün cümleden çıkartıldığında cümlenin anlamının bozulmadığını (Ayşe ,evin en büyük olanı, dün gelin oldu.);

56.Ara sözün görevi sorulduğunda aslında cümlenin hangi öğesini oluşturduğunun sorulduğu (Yukarıdaki cümlede ara söz özne görevindedir.);

57.Eksiltili cümlenin yüklemi söylenmemiş cümle olduğunu (Karşımıza birdenbire çıkıveren bir deniz…);

58.Cümlenin kuruluşuna (dizilişine) göre ya kurallı (düz) ya da kuralsız (devrik) olduğunu, yüklemi sondaysa kurallı, sonda değilse devrik olduğunu (Yarın size geleceğim :kurallı)
(Yarın geleceğim size :devrik)

59. Bir cümlenin yükleminde, “-me, -ma, -mez, -maz, -sız, -siz ekleri ya da “yok” , “değil” sözcükler varsa o cümlenin olumsuz bir cümle olduğunu ;

60.Sözcüklerin yanlış yazılmasının , sözcüklere getirilen eklerin yanlış olmasının yazım yanlışı olduğunu ;

61.Özel isimlerin hepsinin büyük harfle başlaması gerektiği ;aksi taktirde bir yazım yanlışlığı yapılmış olacağını (Yaban, Milliyet gazetesi, Karabaş, Meydan Mahallesi ,Kenan)
62. “f,s,t,k,ç,ş,h,p” sert ünsüzleriyle biten bir sözcüğe “c,d,g” yumuşak ünsüzüyle başlayan bir ek getirildiğinde bu ünsüzler eğer “ç , t ,k” ye dönüştürülmezse orada bir yazım yanlışı yapılmış olacağını ve bu dönüşümden sonraki ses olayına ünsüz benzeşmesi (sertleşmesi) dendiğini (kitapcı :yanlış ~kitapçı: doğru ve aynı zamanda bir ünsüz benzeşmesi vardır)

63. “p,ç,t,k” sert ünsüzlerle biten kelimelere ünlüyle başlayan bir ek getirildiğinde bu ünsüzlerin yumuşadığını buna da ünsüz yumuşaması dendiğini ,özel isimlerde bu yumuşamanın olmadığını ( ağaç –ı ~ ağacı , Zonguldak’ı )

64. Özel adlara , sayılara, kısaltmalara getirilen çekim eklerinin kesme işaretiyle ayrılması gerektiğini ;aksi taktirde bir yazım yanlışlığı yapılmış olacağını (Ayşe’yi ,TDK’nin,5’te)

65. Bağlaç olan “de ,da” nın ayrı yazıldığını ,kesinlikle “te,ta” biçimi olmadığını, cümleden çıkartıp cümleyi yeniden okuduğumuzda cümlenin yapısının bozulmadığını (Sana kitap da alacağım.) ;

66. Özel isimden sonra gelen “de ,da” bağlacının kesinlikle kesme işaretiyle ayrılmayacağını( sizinle Ahmet de gelecekti.);

67. “ki”nin çekimli bir fiilden sonra geliyorsa bağlaç olduğunu ve mutlaka ayrı yazılması gerektiğini (duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini)

68. “ki” eklendiği isimi sıfat yapmışsa yani önündeki isme
“ hangi” sorusunu yöneltebiliyorsak o -ki’nin sıfat yapan
“-ki” olduğunu, sıfat yapan –ki’lerin genellikle –“da ,-de” ekinden sonra geldiğini ve bitişik yazıldığını (duvardaki resim: hangi resim ; üzerindeki elbise :hangi elbise? );

69. “ki” eğer bir ismin yerini tutmuşsa ve “ki” den sonra “ler” çokluk ekini getirebiliyorsak o “ki”nin ilgi zamiri olduğunu ve bitişik yazılması gerektiğini (Seninki geliyor ~ Seninkiler geliyor );
70. “mi” soru edatının her zaman ayrı yazıldığını ,hangi ögeden sonra geliyorsa o ögeyi buldurmaya yönelik olduğunu
,- ma ,-me olumsuzluk ekinin darlaşmış biçimiyle karıştırmamak gerektiğini (Siz mi geleceksiniz? :soru ekidir ve özneden sonra geldiği için özneyi buldurmaya yöneliktir.)
(Beni niçin dinlemiyor? :Burada –me olumsuzluk ekinin darlaşmış biçimidir ve bitişik yazılmalıdır.)

71.Büyük ünlü uyumuna “kalınlık –incelik uyumu” , küçük ünlü uyumuna ise “düzlük –yuvarlaklık uyumu” dendiğini ;

72.İçinde cümleyi kuran kişinin yorumu ,beğenisi olmayan, herkesçe kabul edilen yargıların “nesnel” ; kişinin kendi beğenisini, yorumunu dile getiren ve kanıtlanamayan yargılara ise “öznel” dendiğini (Dünyanın en uzun nehri Nil nehridir :Nesnel ) (Nil’i seyretmeye doyum olmaz :öznel )

73.Bir sanatçının anlatım biçimiyle ilgili cümlelere üslup cümlesi dendiğini (Yazar, bu romanında uzun cümleler kullanmış, yöre insanının konuşma dilinden yararlanmıştır.);

74. “Dolaylı anlatım”la “dolaylama” nın farklı kavramlar olduğunu;

75.Birinin cümlesini hiç değiştirmeden kendi cümlemiz içinde aktarmaya “doğrudan anlatım” ,birinin sözünü kendi cümlemiz içinde eriterek, az çok değiştirerek vermeye “dolaylı anlatım” dendiğini (Öğretmenim:“Bu olmamış.” dedi. :doğrudan anlatım) (Öğretmenim bunun olmadığını söyledi.
olaylı anlatım ),

76.Tek bir sözcükle anlatılabilecek bir sözcüğün birden çok sözcükle anlatılmasına “dolaylama” dendiğini (Bu yıl bacasız sanayinin yüzleri güldüreceği söyleniyor :Turizm kastedilmiş)

77.“İçin” edatının “-mek için” şeklinde kullanıldığında “amaç- sonuç” ; “-dığı için” şeklinde kullanıldığında “ neden – sonuç” bildirdiğini (seni görmek için geldim: amaç-sonuç)
(çalışmadığı için kazanamadı: neden- sonuç);

78.Belgisiz zamir ve sıfatların iki sözcükten oluştuğu durumlarda bitişik yazılması gerektiğini (birkaç insan, biraz sevgi, birtakım medya…);

79. “Etmek, olmak” yardımcı fiilleriyle oluşmuş birleşik fiillerde isim unsurunda bir ünlü düşmesi ya da ünsüz türemesi olmuşsa bitişik, olmamışsa ayrı yazılması gerektiğini
(reddetmek ,emretmek ,terk etmek);

80.Birleşik fiillerde isim unsuru tek başına kullanılamıyorsa düşüm olmasa dahi bitişik yazılması gerektiğini (defetmek,defol, vazgeçmek …);

81.Ünlü daralması sorulunca önce –yor ekini arayacağımızı kelimeden –yor’u çıkartınca daralma olup olmadığını anlayabileceğimizi, daralma olabilmesi için mutlaka –yor
ekinin olması gerektiği ;ancak her –yor ekinin olduğu yerde daralma olmayabileceğini (bekliyor ~ bekle-yor :ünlü daralması var) ( seviyor ~sev-iyor :daralma yok );

82.Dilimizde sadece “de-” ve “-ye” fiillerinde -yor eki olmadan da daralma olabileceğini. (diye ,yiyecek);

83.Virgül ve noktalı virgülden sonra gelen sözcüklerin –özel isim değilse- küçük harfle, diğer noktalama işaretlerinden sonra gelen sözcüklerin büyük harfle başlaması gerektiğini (Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik;ancak çok basit bir sanatı unuttuk:İnsanca yaşamayı…)

84.Sıfat ve isim tamlamalarında tamlayanla tamlananın arasına virgül getirmenin bir noktalama yanlışlığı olduğunu;

85.-ip, -ıp, -up, -üp bağfiil (zarf fiil) ekini almış fiillerden sonra virgül getirilemeyeceğini (kitaplarını alıp çıktı) ;

86. “ Mademki, halbuki, sanki, oysaki” sözcüklerinden sonra gelen “ki”lerin bağlaç olduğu halde kalıplaştığı için bitişik yazılması gerektiğini ;

87. Dilimizde üç ayrı türde “o” sözcüğünün olduğunu;

88.“O” sözcüğü , bir ismin önüne gelir ve önündeki isme “hangi” sorusunu yöneltebilirsek buradaki “o” nun işaret sıfatı olduğunu ( o insanlarla konuşma)( hangi insanlar?)

89. “O” sözcüğünden sonra –lar ekini getirebiliyorsak buradaki “o”nun zamir olduğunu, bu zamirin eğer bir insanın yerini tutarsa “şahıs zamiri” ,insan dışı bir varlığın yerini tutarsa “işaret zamiri” olduğunu (Onlar mı söyledi?: şahıs zamiri) (o çok acı olmuş. :işaret zamiri)

90. “Niçin” sözcüğünün her zaman soru zarfı olduğunu, niçin anlamında kullanılan “ne, neden, niye, ne diye” sözcüklerinin de soru zarfı olduğunu ;

91. Türkçede soru zarfı , soru zamiri, soru sıfatı ve bağlaç olmak üzere dört çeşit “ne” olduğunu,
a) “ne” sözcüğü “niçin” anlamında kullanılmışsa soru zarfıdır. ( Yüzüme ne bakıp duruyorsun?)
b)Önündeki ismi belirtmişse, yani önündeki isme “hangi” sorusunu yöneltebiliyorsak “soru sıfatıdır.” (Ne tür romanlardan hoşlanırsın?) (hangi tür)
c)Bir ismin yerini tutmuşsa yani “ne” den sonra “ler” ekini getirebiliyorsak “soru zamiridir.” (Bana ne(ler) aldın?)
d)Bağlaç olan “ne” ise sözcük ya da sözcük gruplarını birbirine bağlar ,“ne…ne” olarak kullanılabilir, cümleye olumsuzluk anlamı katar. (Ne ders çalışıyor ne okula gidiyor)
Not:Bir cümlede “ne… ne” bağlacı kullanılmışsa yüklem olumsuzluk eki almamalıdır; aksi taktirde bir anlatım bozukluğu yapılmış olur.;

92. “En” sözcüğünün birkaç istisnası dışında cümlede her zaman zarf olduğunu; (İçimizden en adamı oydu: burada “en” sıfattır.) (en güzel şarkıyı o söylerdi:burada “en” sıfatın zarfıdır);

93.Cümledeki yargı sayısının, çekimli eylemlerin, eylemsilerin ve ekeylem alarak yüklem olmuş ad soylu sözcüklerin toplamı olduğunu (Bir şiir istersin içinde benzetmeler olan, kusura bakma sevgilim heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok) (bu dizelerde altı çizili sözcük ya da sözcükler birer yargıdır dolayısıyla burada toplam altı yargı vardır);

94. “Betimlemenin (tasvir etme)”, gözlemlerin okurun gözü önünde canlanacak biçimde olması gerektiğini, bu anlatım biçiminde niteleme sıfatlarının, durum zarflarının çokça kullanıldığını,bir yerin ya da bir kişinin genellikle dış görünüşünün anlatıldığını,hareketin olmadığını, kısaca betimlemenin sözcüklerle resim çizme işi olduğunu
(Adamın üzerinde açık mavi bir pardösü vardı.Kirli ve biraz da eski bu pardösünün üzerindeki açık kırmızı ve temiz atkı bir çelişki gibi görünüyordu.)

95. “Öykülemede” ise bir olay, bir hareket olduğunu
(Öğretmen sınıfa girdi, defteri imzaladı, yerinden kalkarak dersi anlatmaya başladı….);

96. “Açıklamada” yazarın asıl amacının okuyucuyu bilgi sahibi yapmak olduğunu

97. “Tartışmada” ise yazarın okuyucunun var olan bilgilerini değiştirmeye çalıştığını , kökleşmiş bir düşünceye karşı çıktığını ve okuyucuya kendi düşüncesini kabul ettirmeye çalıştığını (Bizde şiir kesinlikle çevrilemez görüşü hakimdir.Bugün gidin yazın alanında gelişmiş toplumların yazın tarihine bakın, sanatçıların önce bu işe çeviriyle başladığını görürsünüz ayrıca orijinalinden daha güzel çevirileri göreceksiniz orada.Bu da şiirin çevrilebileceğinin bir kanıtı değil midir? )

98. “Örnekleme” nin sözü edilen soyut bir düşüncenin kafamızda daha iyi canlanması ,somutlaştırılması için başvurulan bir düşünceyi geliştirme yöntemi olduğunu;

99. Tanık göstermenin (alıntı yapma) ise yazarın düşüncesini daha inandırıcı kılmak için sözünü ettiği konuda ,alanında uzman birinin sözünü tırnak içerisinde olduğu gibi alma olduğunu;

ÖĞRENMİŞ MİYDİNİZ?
yusufdal Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Eski 04-05-2007, 02:39 AM   #34 (permalink)
yusufdal
Active Member
 
User ID: 21
Giriş Tarihi: 07-11-2006
Mekan: tekirdağ
Yaş: 48
Mesajlar: 234
Standart

FİİLİMSİLER (EYLEMSİLER)


Fiilimsiler üç ana grupta incelenir.


1) İSİM – FİİLLER (AD – EYLEMLER):

Fiil soylu sözcüklerin sonuna –mak, -mek , -ış, -iş, -uş, -üş, -ma, -me ekleri getirilerek yapılır.


Bir gülüşün ömre bedel.
Gün biter gülüşün kalır bende.
Seninle akşamları yürüyüşe çıkardık.
Adamın yalvarışlarını bir görecektin.
Madem ki yükseliş var iniş olmaz olur mu?
Unutuş, unuturlar seni de.
Bu kucaklayış belki de bir haykırışın sesiydi.
Sana bakmak Allah’a inanmaktır.
Yaşamak, ölmekten zor.
Buralardan gitmek istiyorum.
Seni bile özlemek istemiyorum bu akşam.
İçimde maziden kalma duygular var.

Onunla yeniden başlamayı düşünüyor musun?


NOT 1 :İsim- fiil ekiyle türetilen bazı sözcükler, isim- fiil özelliğini yitirip kalıplaşarak kalıcı bir nesne ya da kavram adı olabilir.Artık bunlara isim- fiil eki olarak bakmamak gerekir.

*Kaymak, çakmak, dondurma, kavurma, dolma, gözleme, bağış, geviş…

<