Ana Sayfa   Forum   Bloglar   Albümler   Sinema   Yerli Dizi   Yabancı Dizi   Gruplar

AtaBB Forum   Türkçe-Turkish İngilizce-English

 Advanced Search

ATABB


Her Zaman Daha İyisini Arayanın

 

Geri Git   AtaBB Community > AtaBB Genel Konular > Sağlık

Sağlık Genel sağlık bilgileri

Konunun Derecesi - Çocuk Hastalıkları.

Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 30-12-2007, 11:55 AM   #11 (permalink)
drcengy
Super Moderator
 
drcengy'ın Avatarı
 
User ID: 13
Giriş Tarihi: 30-10-2006
Mekan: TÜRKİYE
Yaş: 39
Mesajlar: 2,939
Sinema/Movie : 3
Ruh Halim: Gun-Isigiyim
Standart

Havale

Konvulziyon olarak da bilinir. Havale terimi genellikle çocukluk çağı için kullanılır. Erişkinlerde bu bozukluk ise epilepsi olarak adlandırılır. Çırpınma, kasılma ile görülen krizler 'konvulziyon (havale)' olarak ifade edilir. Bu tür belirti vermeyenlere 'nöbet' denmektedir. İnsanların yüzde 4-5'i yaşamları boyunca bir kez konvulziyon geçirir. En sık görüldüğü yaşlar hayatın ilk 5 yılıdır. Ani, geçici, bulgusuz konvulziyonlar veya tekrarlayıcı konvulziyonlar (epilepsi) olmak üzere 2 türdür.

Ani, geçici konvulziyonlar:
Febril (ateş nedenli) konvulziyonlar: 6 ay ile 2 yaş arasındaki bebeklerde, ateşten kaynaklanan havaleye oldukça sık rastlanır. Herhangi bir ateşli hastalık sırasında, bebek havale geçirme riski taşır. Çünkü çocuğun 6 ay - 2 yaş arasında sinir sistemi henüz tamamen olgunlaşmamıştır ve çok hassastır. Havalenin tekrarlama şansı fazladır, teorik olarak her ateş yükselişi havaleye yol açabilir. Ama ateşin çok hızlı yükselmesi en önemli faktördür. Burada aileden gelen bir eğilim de söz konusu olabilir.

Havalenin belirtileri: Çocuk aniden sararır, bilincini kaybeder vücudu katılaşır. Gözleri döner, kol ve bacaklar ve yüzde sarsıntılar olur. Birkaç dakika sonra kriz biter. Çocuk sesli olarak nefes alır, gevşer ve uyur. Çoğu zaman kriz, hafif bir sertleşme, birkaç sarsılma, güçsüz kalıp yere düşme, çok kısa süren bir bilinçsizlik şeklinde ortaya çıkar ve havale geçirdiğini anlamak mümkün olamaz.

Bu hafif krizlerde, gözlerin devrilmesi çocuğun bilincini kaybettiğinin kanıtıdır. Havalenin görünüşü korku vericidir ama tehlikeli değildir. Havale geçiren bir çocuğun ateşini düşürmek gerekir. Üstündeki örtüler kaldırılmalı, 10 dakikalık bir ılık banyo yaptırılmalı, gerekirse banyo birkaç defa tekrarlanmalıdır. Buz torbası koymak, ıslak havluya sarmak da işe yarayacak çözümler. Parasetamol veya aspirin gibi ateş düşürücüler de kullanılabilir.

Doktor gelince eksik yapılmış bir şey varsa tamamlar, kriz atlatılmamışsa gereken ilaçları verir. Kriz geçtikten sonra, doktor çocuğu genellikle hastaneye kaldırır. Çünkü bazı tahliller yapılmasi gerekir. Bu tahlillerde ateşin sebebi aranır. Çoğunlukla ateş, rino farenjit veya grip gibi zararsız bir nedenden kaynaklanır, ama bazen de çok ciddi enfeksiyonlar sonucu ortaya çıkmiş olabilir (idrar yolu enfeksiyonu, menenjit vs).

Havale geçiren bir çocukta, bunun bir daha tekrarlanmaması için önlemler alınmalıdır. Ateşi çıktığı zaman, derhal yukarıda belirttiğimiz şekilde hareket edilmeli, ateşe karşı ilaç verilmelidir. Buna bazen Valium da ilave edilir (ağızdan damla şeklinde 3 kere verilir). Doğru şekilde kullanıldığı zaman Valium tehlikesiz bir ilaçtır. Bu konuda doktorunuza danışabilirsiniz.

Uzun süren, şiddetli bir kriz geçiren çocuklarda, ateş çıktığı zaman alınacak tedbirler yetersiz olabilir. Doktor böyle durumlarda çocuğa 1 sene kadar sürecek bir tedavi verebilir. Bu 1 yaşından küçük olan ve 10-15 dakikalik krizler geçiren çocuklara veya ailesinde sara hastalığı bulunan çocuklara uygulanır.

Havale krizinin çok korkutucu olması, çocuğun hastaneye kalkmasına bile neden olabilmesi aileleri çok endişelendirir. Ama krizden sonra çocuk normal hayatına devam eder.

Ateş nedenli havalelerin sadece yüzde 4'ünde kalıcı tekrarlayıcı konvulziyonlara yani epilepsiye dönüşüm söz konusudur. Böyle bir prognoz gösterebilecek olan ateş nedenli havalelerin ortaya çıkması için genelde şu kriterler geçerlidir:
Ailede epilepsi bulunması
Daha önce geçirilmiş beyin lezyonu
İlk havalenin 1 yaştan önce veya 4 yaştan sonra görülmesi
Aynı enfeksiyon sırasında defalarca havale geçirilmesi
Üçten fazla havale öyküsü
Kalıcı EEG bulguları
Yenidoğan konvulziyonları: Metabolik. Ateşsiz havale çok daha az görülür ve anlamı çok değişiktir. Birçok hastalık buna neden olabilir. Kandaki şeker veya kalsiyum düşmesi gibi biyolojik nedenleri olabileceği gibi beyinde bir zedelenme olanağı da muhtemeldir. Hiçbir neden bulunmamışsa, bu havaleler sara hastalığı olarak kabul edilir.

Kronik Tekrarlayıcı Konvülziyonlar:
Sara (Epilepsi): Havaleye benzeyen krizlerin tekrarlanması ile ortaya çıkar. Bu krizler ateş yüzünden meydana gelen havalelerin aksine, çocukta ateş yokken ortaya çıkar. Bu krizlerde şeker düşmesi, kalsiyum eksikliği gibi biyolojik nedenler yoktur. Önce organik, yani beyinde oluşmuş bir zedelenme varolup olmadığı aranır. Günümüzde MR (Manyetik Rezonans) veya diğer görüntüleme araçlarıyla bunlara cevap bulunabiliyor.

Eğer saranın sebebi bulunamadıysa, buna birincil epilepsi adı verilir. Bu tip hastalar, normal insanlara nazaran daha kolay kasılıp kalabiliyorlar. Bu onların yapısal bir sorunu olarak ortaya çıkıyor.

Sara krizleri çocuklarda çeşitli şekillerde görülebiliyor. En çok görülen şekli tam epilepsi krizidir: Çocuk aniden bilincini kaybeder, vücudu gerilerek kasılır, sarsılmalar başlar, gözler sabit ve devriktir, nefes tıkanır. Birkaç saniye sonra kriz biter. Hasta gürültülü bir biçimde nefes almaya başlar, çocuğun bütün kasları gevşer ve bazen idrar kaçırır. Sonra çocuk uyur ve uyandığı zaman krizi hakkında hiçbir şey hatırlamaz.

Yarım krizler ani kasılma veya gevşeme gözlerin devrilmesi, birkaç sarsıntı şeklinde olur. Sınırlı krizler ise yalnız yüzde kasılma yapar, bilinç yerindedir. Çocuk konuşamaz ama duyar. Bir de uyuma veya uyanma anında geçirilen krizler vardır. Yaşa göre de çeşitli krizler görülür. Üç yaşında bebeklerde absans denilen birkaç saniyelik bilinç kaybı olur. 3-3.5 ay arasında 'fleksiyonlu spazm' denilen krizler ciddidir ve hemen tedavi gerektirir.

Sara krizi geçiren çocuk tabii ki doktor kontrolü altında olacaktır. Ama şunu da bilmek gerekir ki, artık çocuklarda görülen sara, insanı hayat boyu ilaç almaya mahkum eden tedavisi olamayan bir hastalık olmaktan çıkmıştır. Bazı vakalar hem zararsız, hem de geçici bile olabilir.

Bazı şekilleri ciddidir ve ilerleyicidir. Tedavi yolu ile dengelenmesi zor olduğu için bu işin uzmanı olan doktorlar tarafından takip edilmeleri gerekir. Üç yıl boyunca kriz görülmezse, doktor, yavaş yavaş ilaçları keser. Tedavi boyunca ilaçlar bir gün dahi aksatılmamalıdır ve doktorun onayı olmadan katiyen kesilmemelidir.

Bazı krizler sürekli ışıktan kaynaklanır (TV ekranı, video oyunları, bilgisayar gibi). Bu çocuklara çok düzenli bir yaşan kurmak gerekir. Özellikle uykusuz kalmamasına dikkat edilmelidir. Bunun yanında çocuk normal bir okul hayatı sürdürmelidir, aşırı koruma altına alınmamalıdır. Kendi yaşıtları ile normal sınıflarda okutulmalıdır. Bazı zor durumlarda çocuk ve ailesinin psikolojik destek alması gerekebilir. Çocuk normal oyun ve spor aktivitelerine katılabilir. Kontrol altında olmak şartıyla yüzme sporu da yapabilir.

Epileptik çocuklar, çoğunlukla duygusal ve psikomotor açıdan normal ve uyumlu bir şekilde gelişirler.
__________________





drcengy Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-12-2007, 11:55 AM   #12 (permalink)
drcengy
Super Moderator
 
drcengy'ın Avatarı
 
User ID: 13
Giriş Tarihi: 30-10-2006
Mekan: TÜRKİYE
Yaş: 39
Mesajlar: 2,939
Sinema/Movie : 3
Ruh Halim: Gun-Isigiyim
Standart

Hepatit A ve B

Çocuklarda virüs kaynaklı karaciğer hastalığı sık görülür. Bunlar genellikle Hepatit A ve B tipi virüslerdir ve aşıları vardır. Hepatit yavaş yavaş ortaya çıkan ve kendini belli etmeyen bir şekilde başlar. Çocuk yorgundur, iştahı kapanır, karnı ağrır, kusar. Bazen ufak bir döküntü yapar, mafsalları ağrır. Birkaç gün sonra rengi az çok sararır, idrarı azdır ve çok sarıdır, kakası ise renksizdir. Çoğu zaman bu belirtiler çok hafif olur. Çocuk yalnız yorgunluktan şikayet eder. Laboratuvar tahlilleri teşhisin konulmasında yardımcı olur (Transaminaz yükselir vs.).

Hepatit A
Hepatit A virüsünün neden olduğu karaciğer iltihaplanmasıdır. Hepatit B'den daha çok görülür. Hastalık basit bir şekilde gelişir, komplikasyon yapmaz. 2-3 hafta içinde geçer. Tedavisi dinlenmektir.

Bulaşma: Virüs sudan, pis yiyeceklerden, kakadan ve mide yoluyla geçer. En önemli tedbir her yiyeceğin özenle yıkanması, ellerin temiz olmasına dikkat edilmesidir. Bir hasta ile temas edilince gamma globulin iğnesi erken davranılırsa hastalığı önleyebilir. Hepatit A virüsü belirtilerini ortaya çıkmasından 2-3 hafta önce ve hastalığın birinci haftası boyunca enfeksiyon kişinin dışkısından atılabilir. Kan ve salgılar bulaşıcı olabilir.

Belirtiler: Hepatit A ile ilgili belirtiler grip benzerleridir. Fakat deri ve gözler sarı olabilir. Bunun nedeni karaciğerin bilirubinini süzememesidir.
Sarılık
İştahsızlık
Yorgunluk
Hafif ateş
Koyu idrar
Yaygın kaşıntı
Renksiz veya kil rengi dışkı
Risk faktörleri:
Şifa yurdu çalışanları
Huzur evlerinde çalışanlar
Rehabilitasyon merkezlerinde çalışanlar
Ailesinin bir üyesinde yeni Hepatit A enfeksiyonu bulunanlar
Asya, Güney ve Orta Amerika'ya göç veya seyahat edenler
Korunma: Hijyene dikkat edilmelidir. Tuvaletten sonra eller yıkanmalıdır. Eğer etkilenmemiş kişinin kanı, dışkısı veya herhangi vücut sıvısıyla temas edilmişse kirli alan iyice temizlenmelidir. Bu şekilde virüs geçişi azaltılabilir

Aşı: Hepatit A aşısı 2 seferde 1 ay arayla yapılır. 6-12 ay içinde de bir rapel yapılır. Aşı risk grubundaki insanlara tavsiye edilir: Seyahat edenler, kreş personeli, mutfak personeli, ailede hastası olanlar vs. Bebeklerde aşı sistematik olarak yapılmaz, çünkü hastalık zararsızdır.

Hepatit B
Hepatit B virüsünün neden olduğu karaciğer iltihaplanmasıdır. Hepatit A'dan daha az görülür. Bu hastalık daha tehlikelidir; çünkü kronikleşebilir. Kan ve cinsel yolla bulaşır. Aşı, birçok ülkede mecbur tutulmuştur.

Genel olarak Hepatit B seksüel geçişli hastalık olarak değerlendirilir. Hepatit B kirli, bulaşmış kan ya da kan ürünleriyle de bulaştığı için 'serum hepatiti' olarak da adlandırılır.

Doktorlar, hemşireler, acil durum personeli gibi sağlık çalışanları ve kan ile çok kolay bulaştığı için damar içi ilaç kullanıcıları (bağımlıları) hepatit B açısından yüksek risk grubu içindedirler.

Hepatit B'li anneden doğum öncesinde cenine geçiş diğer bir geçiş şeklini oluşturmaktadır.

Hepatit B virüsüyle bir kez enfekte olmuş kişilerin yaklaşık yüzde 10'unda kronik kalıcı enfeksiyon (kronik taşıyıcı durum) gelişir. Bu gruptaki insanların bir kısmında siroz veya karaciğer kanserine götüren yavaş fakat ilerleyici karaciğer hasarı gelişir.

Hepatit B uzun bir kuluçka dönemi dönemine sahiptir. Erken belirtiler çeşitli deri döküntüleri ve eklem ağrısı olabilir. Sistemik belirtiler ateş, kırıklık ve karın ağrısı veya rahatsızlığını içerebilir. Eninde sonunda gözlerin beyazında ve deride sarılık görünür hale gelir. Sarılık çoğunlukla koyu idrar ve kıl renkli (soluk renkli) dışkıyla ilişkilidir.

Hepatit B ciddi bir hastalıktır ve akut evre boyunca ölüm oranı yaklaşık yüzde 1'dir. Rapor edilmiş hepatit B oranı her 10 bin kişiden 2'dir. Fakat birçok vaka belirti vermediğinden, tanı konmamış ve rapor edilmemiş olduğundan gerçek oran daha yüksek olabilir. Her 1000 hamile kadından biri kronik hepatit B taşıyıcısıdır.

Kazanılmış hepatit B enfeksiyonu için en yüksek risk taşıyan insanlar :
Homoseksüel veya biseksüeller
İntravenöz (damar içi) ilaç kullanıcıları
Çok partnerli kadınlardır.
Hepatit B aşısı
Sağlık çalışanları,
Hemodiyaliz hastaları,
Bir çok defa kan transfüzyonu gereken kişiler ve
Yeni doğanlarda
hepatit B'nin azalması için yeterlidir.

Korunma: Hepatit B, kronik enfeksiyon sonrası uzun dönemde yetmezlik ve karaciğer kanseri oluşma sıklığını arttırmakla sonuçlanan akut bir hastalıktır. Bağışlanmış kanların taranması, kan transfüzyonundan sonra hepatit B gelişme olasılığını azaltmıştır. Kan verenlerin ilk taramalar sırasında ilaç kullanımı ve cinsel yaşamları ile ilgili anket doldurmaları gerekmektedir (bu aynı zamanda AIDS geçişine karşı korunmak içinde gereklidir). Kan toplandıktan sonra hepatit B'nin transfüzyon alıcısına geçmediğinden emin olmak için kanda birkaç serolojik test yapılır.

Yüksek risk grubundaki insanlar için hepatit B aşısı vardır. Alışılmış güvenlik önlemi olarak, taşıyıcılık durumu bilinmeyen kişilerin kan ürünleriyle temastan kaçınılmalıdır. AIDS için de bu güvenlik sağlanabilir .

Önceden hepatit B geçirmiş veya hepatit B ile enfekte olup aşılanmamış kişilerle cinsel temastan kaçınılmalıdır. Her zaman güvenli cinsel ilişki alışkanlığı edinilmelidir.

Prezervatifler sürekli ve uygun bir şekilde kullanıldıkları zaman hepatit B'nin yayılmasını azaltabilir, hatta yok edebilirler. Aşılanmamışsanız ve cinsel partnerinizin durumundan emin değilseniz her zaman prezervatif kullanmalısınız.

Dikkat: Hepatit B pozitif anneden doğmuş bebeklere, onları enfekte olmaktan koruyan özel bağışıklık dizileri uygulanır. Bunlar hepatit B immünoglobülin, doğumdan hemen sonra hepatit aşısı ve birkaç hafta sonra hepatit aşısının tekrarını içerir.

Belirtiler:
sarılık
yorgunluk
iştahsızlık
bulantı-kusma
tat bozukluğu
karın ağrısı
hazımsızlık
eklem ağrısı
depresyon
kırıklık
hafif ateş
yaygın kaşıntı
soluk veya kil renkli
karaciğer üzerinde nokta duyarlılığı (hassasiyeti)
burun kanaması belirtileri
Tanı/Teşhis:
Pozitif hepatit B yüzey antijeni
Pozitif hepatit B çekirdek antijeni
Yükselmiş karaciğer enzimleri
Karaciğer biyopsisi
Hastalık aşağıdaki test sonuçlarıyla değişiklik gösterir :
Vitamin B 12
RT3U (resin T3 uptake) (kanda resin T3 alımının ölçüldüğü testtir)
PT (serumda protrombin zamanın ölçüldüğü testtir)
idrar porfirini
PBG (porfobilinojen)
Karaciğer sintigrafisi
serum lösin aminopeptidaz
idrar lösin aminopeptidaz
LDH izoenzimleri
LDH (laktat dehidrogenaz)
serum demiri
gama glutamil tanspeptidaz
delta-ALA (delta-aminolevülinik asit)
kompleman komponenti 3
kan sayımı
idrar bilirubini
bilirubin
AST (aspartat transaminaz)
ALT (alanin transaminaz)
alfa fetoprotein
ALP (alkalin fosfataz) izoenzimiALP
aldolaz aalbümin
5'nükleotidaz
Tedavi: Akut hepatitin spesifik tedavisi yoktur. Belirtiler ağırlaştığında akut faz boyunca istirahat önerilebilir. Akut hepatitli insanlar alkol ve diğer karaciğere zararlı olan maddelerden kaçınmalıdırlar. Kronik hepatitli bazı insanlar alfa-interferon tedavisine yanıt verebilirler

Prognoz/Hastalığın gidişi: Akut hastalık çoğunlukla iki-üç haftada yatışır ve karaciğer on altı hafta içinde normale döner. Enfekte insanların yüzde 10'unda kronik hepatit gelişebilir. Hepatit B'li insanlarda karaciğer kanseri görülme sıklığı genel nüfustan daha yüksektir. Hepatit B, akut hepatit B vakalarının yaklaşık yüzde 1'nde öldürücüdür.

Komplikasyonlar/Riskler:
Kronik hepatit
Siroz
Karaciğer kanseri
__________________





drcengy Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-12-2007, 11:55 AM   #13 (permalink)
drcengy
Super Moderator
 
drcengy'ın Avatarı
 
User ID: 13
Giriş Tarihi: 30-10-2006
Mekan: TÜRKİYE
Yaş: 39
Mesajlar: 2,939
Sinema/Movie : 3
Ruh Halim: Gun-Isigiyim
Standart

Hidrosefali

Hidrosefali sorunu ile dünyaya gelen bebekte beynin, beyin omurilik sıvısı üretme yeteneği ile onu emme yeteneği arasında bir dengesizlik söz konusudur.

Hidrosefalili bir bebeğin kafatasının içinde serebrospinal sıvı (beyin omurilik sıvısı-BOS) birikimi olur ve bu da kafatasının fazlaca büyümesine yol açar.

Bu durum kusurunun rastlanma sıklığı farklı popülasyonlarda değişik oranlarda sahip olmakla birlikte ortalama olarak her 1000 doğumda 1 vaka şeklindedir.

Doğumsal hidrosefalinin en belirgin semptomu anormal derecede büyümüş bir kafadır. Ara sıra ceninin başının, normal doğumu olanaksızlaştıracak kadar büyüdüğü de görülebilmektedir. Biraz daha olağan vakalarda kafa doğum sırasında normal görünür ancak hemen sonra büyümeye başlar .

Bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans yöntemleri hidrosefalinin diğer bozukluklardan ayırt edilmesi ve nedenin araştırılması için yararlı olmaktadır.

Tedavi amaci serebrospinal sıvı üretimi ile emilmesi arasında denge kurulmasıdır. Bazen ilaç tedavisi etkili olabilmektedir, ancak genellikle en iyi tedavi, cerrahi işlemle sıvının boşaltılmasıdır.

Hidrosefali ile doğan çocukların durumu uzun vadede kanül yerleştirilmesi sayesinde büyük ölçüde iyileşmiş olur. Tedavi şarttır. Tedaviye rağmen birtakm komplikasyonlar gelişebilir.
__________________





drcengy Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-12-2007, 11:56 AM   #14 (permalink)
drcengy
Super Moderator
 
drcengy'ın Avatarı
 
User ID: 13
Giriş Tarihi: 30-10-2006
Mekan: TÜRKİYE
Yaş: 39
Mesajlar: 2,939
Sinema/Movie : 3
Ruh Halim: Gun-Isigiyim
Standart

İnmemiş Testisler

Tıptaki adı kriptorşidizmdir. Testislerin doğumda skrotum tabanına inmemiş olması olarak tanımlanır.

Zamanında doğan erkek bebeklerin yüzde 3-4ünde inmemiş testis görülür. Prematürelerde bu oran yüzde 30'a varabilir. Çocukların çoğunda ilk üç ay içinde testis kendiliğinden iner. 3 aylıktan sonra inmemiş testis görülme sıklığı yüzde 0.8'dir. Vakaların çoğunda (yüzde 80) inmemiş testis tek taraflıdır.

Karın testisler için tuhaf bir yer gibi görünebilir fakat öyle değildir. Erkeklerde testisler ve dişilerde yumurtalıklar fetusun karnındaki aynı embriyonik dokudan gelişirler. Yumurtalıklar yerinde kalır. Testislerin gebeliğin sekizinci ayında kasıklara ve oradan penisin tabanındaki skrotal keseye inmesi gerekir. Ancak miadında doğan oğlan çocukların yüzde 3-4'ü ve erken doğanların üçte birinde bu olay görülmez. Sonuç inmemiş testistir.

En sık görülen tür (yüzde 44) testisin skrotumda, ancak yüksekte olmasıdır. Testislerin gezici özellikleri nedeniyle, inip inmediklerini anlamak çok kolay olmayabilir. Normalde aşırı sıcakta testisler sarkar. Bu spermleri sıcaktan korumak için bir mekanizmadır ve ortam çok soğuk olduğunda ya da ellendiklerinde vücuda geri çekilirler (aşırı soğuk ve yaralanmalara karşı koruyucu olarak).

Bazı çocuklarda testisler aşırı duyarlıdır ve vücutta uzun süre saklanırlar. Genellikle sol testis sağdakinden daha aşağıdadır. Bu da sağ testisin inmediği izlenimini verebilir (ve birçok çocuğun endişelenmesine yol açar).

İnmemiş testislerin tanısı bebek sıcak banyodayken bile her iki testisin skrotumda bulunup bulunmadığına bakılarak koyulabilir.

İnmemiş testisler idrara çıkma sorunu veya ağrı oluşturmazlar ve kendiliğinden inerler. Bir yaşına gelene kadar 1000 erkek bebekten yalnızca 5 veya 4'ünde testisler inmemiştir. Primer bir testis 2 yaşına kadar normal yapısını korur. Bu yaştan sonra yapısı bozulmaya başlar. Bu nedenle erken teşhis ve gerekiyorsa tedavi önemlidir.
__________________





drcengy Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-12-2007, 11:56 AM   #15 (permalink)
drcengy
Super Moderator
 
drcengy'ın Avatarı
 
User ID: 13
Giriş Tarihi: 30-10-2006
Mekan: TÜRKİYE
Yaş: 39
Mesajlar: 2,939
Sinema/Movie : 3
Ruh Halim: Gun-Isigiyim
Standart

Kan Grubu Uyuşmazlığı

RH Uyuşmazlığı (Rh Hemolitik Hastalık)
Yenidoğan sarılığı en sık anne ve cenin arasındaki kan grubu uyuşmazlığına bağlı olarak gelişir. Rh uyuşmazlığına bağlı hemolitik hastalık bunlar arasında en önemlisidir.

Her insan kalıtsal olarak ya Rh pozitif (Rh etmeni baskın) ya da negatiftir (Rh etmeni yoktur). Tüm gebelere erken gebelik döneminde kan grubu ve Rh etmeni tayini yapılır. Anne Rh(+) ise (yüzde 85 öyledir) ya da hem eşi, hem kendisi Rh (-) ise sorun yoktur. Ama anne Rh(-), eşi Rh (+) ise gebe kadın Rh uyuşmazlığı sorunlarına adaydır. Gebeliği dikkatle, tıbbi gözetim altında izlenmelidir. Şu koşulların varlığında Rh uyuşmazlığına bağlı olarak hastalık gelişir:
Rh (-) anne ve Rh (+) cenin
Cenin alyuvarlarının anne dolaşımına geçmesi
Annenin cenin alyuvarları üzerindeki D antijenine karşı duyarlılık geliştirmesi ve anti-D antikorlarının yapımı
Bu antikorların plasenta yolu ile cenin dolaşımına geçmesi
İlk gebelikte bebek için hemen hemen hiç tehlike yoktur. Sorun, Rh etmenini babasından kalıtımla almış bebeğin doğumu (düşük ya da kürtaj sırasında) sırasında başlar. Bu Rh (+) kanın, Rh (-) annenin dolaşımına girmesiyle olur. Annenin bağışıklık sistemi bu 'yabancı' maddeye karşı antikor oluşturur. Bu antikorlar bir başka Rh (+) bebeğe gebe kalana dek zararsızdır. Böyle bir durumda antikorlar plasentayı geçerek bebeğin alyuvarlarına saldırır ve bebekte, annenin antikor düzeyi düşükse hafif, annenin antikor düzeyi yüksekse ciddi kansızlığa yol açarlar. İlk gebelikte bu antikorlar çok nadir durumlarda oluşur. Bunun için plasentadan bebeğin kanının geriye doğru annenin kan dolaşımına girmesi gerekir.

Sezeryan ve plasentanın elle çıkarılması durumlarında plasental kanama daha sık ve daha fazla olduğundan Rh uyuşmazlığı daha kolay gelişir.

İlk gebelikte Rh uyuşmazlığı görülmüşse hemen daima geçirilmiş düşük, rüptüre dış gebelik veya yanlış kan transfüzyonuna bağlı önceden duyarlanma ile ilgilidir.

Günümüzde Rh uyuşmazlığında bebeği korumanın yolu, Rh antikorları oluşumunu önlemektir. 28. haftada kanında antikor olmayan Rh (-) anneye bir doz Rh immünglobülin verilir. Bebek Rh (+) ise, ikinci doz doğumdan 72 saat sonra verilir. Bu doz aşı düşük, kürtaj, amniyosentez ya da gebelikte kanama olursa da yapılır.

Testler gebe kadında daha önceden Rh antikorları geliştiğini gösteriyorsa, bebeğin kan grubunu belirlemek için amniyosentez yapılabilir. Bebek Rh (+) ise, yani anneyle uyuşmuyorsa annedeki antikor düzeyleri düzenli olarak ölçülür. Düzeyleri tehlikeli ölçüde yükselirse, bebeğin durumunu değerlendirmek için testler yapılır. Bebeğin durumu tehlikedeyse, Rh (-) kan nakli gerekebilir. Rh uyuşmazlığı ciddiyse ki nadirdir, bebek rahim içindeyken kan nakli yapılır. Çoğunlukla doğumdan hemen sonraya dek beklenebilir. Hafif olgularda antikor düzeyleri düşüktür ve kan nakli gerekmez. Ama hekimin doğumdan sonra gerekli olma olasılığına karşı hazırlıklı olması gerekir.

Rh immünoglobülin kullanımı Rh uyuşmazlığı olan gebeliklerde kan nakli gerekliliğini yüzde 1'in altına düşürmüştür.
__________________





drcengy Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-12-2007, 11:56 AM   #16 (permalink)
drcengy
Super Moderator
 
drcengy'ın Avatarı
 
User ID: 13
Giriş Tarihi: 30-10-2006
Mekan: TÜRKİYE
Yaş: 39
Mesajlar: 2,939
Sinema/Movie : 3
Ruh Halim: Gun-Isigiyim
Standart

Konjenital Kalça Çıkığı

Kalça ekleminin bir kısmının ya da tüm kısımlarının anormal bir gelişim göstermesinin sonucudur. Problem doğum sonrasındaki ilk muayenede ya da daha sonra tespit edilebilmektedir. Konjenital kalça çıkığının etiolojisi bir çok nedene bağlanmaktadır.
Genetik nedenler: Kızlarda erkeklerden 6-8 kez daha sık oluşu genetik faktörlerle ilgilidir.
Doğumsal anomalilerle birliktelik: Pes kavus, tortikolis gibi anomalilerle beraber görülebilmektedir.
Anne rahmindeki ve doğumdaki faktörler: Makat gelişlerde ve sezeryan doğumlarda daha sık görülmektedir.
Normalde doğumda çocuğun uyluk kemiğinin kalça tarafındaki başı tam oluşmamıştır. İlk sene boyunca bu kemiğin başı oluşacaktır ve kalça kemiğinin içindeki oyuğa oturacaktır. Ama bazı çocuklarda bu oyuk ya çok düzgündür, ya eğilimlidir ve uyluk kemiğinin başı bu oyuktan kolayca çıkabilir. Bu tek tarafta da olur ama genellikle iki taraflıdır.
Tanı: Doğumdan sonra yapılan ilk muayenelerde kalça çıkığı sistematik olarak aranır. Doğum sonrası çekilen röntgenler sonuç vermezler. Bunun için 4 ay beklenilmesi gerekmektedir. İlk ayın sonunda ekografi (sonografi) çekilebilir.

Tedavi: Eğer kalça çıkığı teşhis edilmemişse, kalıcı şekil bozuklukları meydana gelir ve bu çocuk için çok rahatsız edicidir. Bu durumlarda uzun tedaviler hatta ameliyatlar gerekebilir.

Kalça çıkığını önlemek için, erkenden başlanan ve çok kolay uygulanan bir tedavi vardır. Çocuğun bacakları özel bir külot giydirilerek, ya da özel bir yastık kullanılarak bir süre ayrık tutulur.

Konjenital kalça çıkıklı olarak doğan bebeğe, kalça kemiğinin (femur) baş kısmını kalça yuvası (acetabulum) içine yerleştirilmesi için bağ benzeri bir aygıt takılır. Bu tedavi genellikle 6 ile 8 hafta içinde başarılı olmaktadır. Yeni doğan bebeklerin ilk dönemlerinde teşhis edilen kalça çıkığı vakalarının çoğu bu yolla gerektiği gibi tedavi edilebilmektedir.
__________________





drcengy Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-12-2007, 11:57 AM   #17 (permalink)
drcengy
Super Moderator
 
drcengy'ın Avatarı
 
User ID: 13
Giriş Tarihi: 30-10-2006
Mekan: TÜRKİYE
Yaş: 39
Mesajlar: 2,939
Sinema/Movie : 3
Ruh Halim: Gun-Isigiyim
Standart

Menenjit

Menenjit, beyin ve omuriliği kaplayan zarların enfeksiyonudur. Bu kelime insanları çok korkutur ama günümüzde menenjit hastalığının tedavisi çok başarılı olmaktadır.

Küçük bebeklerde: Ateş, tansiyon düşmesi durumunda doktor çağrılmalı ya da hastaneye gidilmelidir.

Çocuklarda: Bol miktarda kusma, ateş, başağrısı, ensede ağrılı bir sertleşme durumlarında hemen doktor çağrılmalıdır. Çocuk çoğu zaman hastaneye kaldırılır. Hastalığın tam teşhisi için karından ponksiyon yapmak gerekir. Bu tahlille virüsten kaynaklı veya mikroptan kaynaklı menenjitlerin ayrımı yapılır.

Menenjit nedenleri:
Menenjitlerin çoğunun sebebi vücudun bir yerinde başlayıp kan yoluyla beyin veya omuriliğe yayılan bakteriyel enfeksiyonlardır. En çok görülen mikroplar meningokok, pnömokok, hemofiluslardır. Mikrobik menenjitte, belirtiler çok şiddetlidir. Bazen deri döküntüleri de olur. Stafilokok, kolibasil, listeria gibi mikroplar özellikle bebeklerde menenjite neden olur.

Aseptik menenjit
Kimyasal irritasyon veya tümörler de menenjit sebebi olabilir. Viral menenjitler bakteriyel menenjitlerden daha sıktır ve daha hafif seyirlidirler. Genellikle kış aylarında ve 30 yaş altındaki insanlarda görülürler. Enfeksiyonların yüzde 70'i 5 yaş altındaki çocuklarda meydana gelir. Viral menenjitlerin diğer tipleri nadir fakat oldukça ciddidir.

Korunma: Menenjit için bir aşı vardır. Bazı meningokoklara karşı aktif değildir yine de yapılması tavsiye edilir. Hemofilus aşısı (HIB aşısı) çocuklarda koruyucu olabilir. Hemofilus influenza tip b ve meningokok enfeksiyonu olan bireyler ile temas halindeki ailelerin antibiyotikle (rifampin) proflaksisi önerilir.

Belirtiler:
Ateş
Başarısı
Ense sertliği
Bulantı-kusma
Zihinsel fonksiyonlarda değişiklikler
Konuşma bozukluğu
Foto fobi (ışığa karsı hassasiyet)
Boyun ağrısı
Kas ağrısı
Fasyal paralizi (yüz felci)
Hallüsinasyonlar
Uyku hali
Solunumun hızlanması
İrritabilite
Göz kapağı düşüklüğü
Opistotonus
Üşüme-titreme
Ajitasyon
Pozitif babinski refleksi
Yetersiz beslenme
Bilinç azalması
Tanı/Teşhis:
Lombar ponksiyon (belden sıvı alınması)
Beyin-omurilik sıvısı yayması
Beyin-omurilik sıvısı kültürü
Kafa filmi
Sinüslerin filmi
Göğüs filmi
Kafanın bilgisayarlı tomografisi
Beyin-omurilik sıvısında şeker bakılması
Beyin-omurilik sıvısında hücre sayımı
Tedavi:
Bakteriyel menenjitlerde antibiyotik verilebilir. Viral menenjitlerde ise antibiyotikler etkisizdir. Şok, konvülziyon gibi ikincil belirtiler başka ilaçlar ve damar içi sıvılarla tedaviyi gerektirir. Hastalığın ciddi seyrettiği durumlarda kişi hastaneye yatırılabilir.

Antibiyotikler genellikle hastalığı tamamen iyileştirir. Şunu bilmek gerekir ki, çocuk ne kadar küçükse, hastalık o kadar tehlikelidir. Meningokok mikrobundan olan menenjitler salgın halinde yayılırlar. Böyle zamanlarda temizlik kurallarına çok dikkat edilmelidir.

Çocuk, tamamen iyi olduktan sonra okula ya da kreşe dönebilir. Çocukta ilişkide olan herkese antibiyotik tedavisi verilir. Okullar dezenfekte edilmelidir.

Prognoz/Hastalığın gidişi: Kalıcı nörolojik hasarın oluşmasını önlemek için bakteriyel menenjitlerin erken tanı ve tedavisi gerekir. Viral menenjitler çoğunlukla ciddi değildir ve belirtiler kalıcı komplikasyonlar bırakmaksızın iki hafta içinde kaybolur.
__________________





drcengy Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-12-2007, 11:57 AM   #18 (permalink)
drcengy
Super Moderator
 
drcengy'ın Avatarı
 
User ID: 13
Giriş Tarihi: 30-10-2006
Mekan: TÜRKİYE
Yaş: 39
Mesajlar: 2,939
Sinema/Movie : 3
Ruh Halim: Gun-Isigiyim
Standart

Milia

Yeni doğmuş bebeğin yüzünde bulunan, sivilceye benzeyen küçük beyaz yumru ya da kistlere denir. Kıl foliküllerinde oluşan yüzeysel deri kistleridir. Alında, burun ve yanaklarda 1 mm çapında beyaz şekilde görülürler. Birkaç hafta içinde kendiliklerinden düzelirler.


Miliaria

Ter Retansiyon Sendromu olarak da geçer. Ter kanallarının mekanik tıkanması sonucu geçici, toplu iğne başı büyüklüğünde kabarcıklardır. Genellikle sıcak ve nemli çevre koşullarında oluşur. Daha çok kıvrım yerlerinde görülür. Çocuğu serin yerde tutmalı ve banyo uygulanmalıdır. Zararsızdırlar ve tedavi ile kendiliğinden yok olurlar.


Moğol Lekeleri

Yeni doğanda mavi ile açık gri arasında çürüğü andıran kenarları belirgin moğol lekeleri bebeğin poposunda veya sırtında bazen de bacaklarda ve omuzlarda görülürler.

Siyah, doğulu veya Hint kökenli 10 çocuktan 9'unda bu lekeler vardır. Yanlış tanımlanan bu lekeler, ataları Akdenizli olan bebeklerde de epeyi yaygındır. Fakat sarı saçlı, mavi gözlü çocuklarda ender görülür.

Çoğu doğumda görüldüğü ve ilk yıl içinde ortadan kalktığı halde bazen sonrasında ve hatta erişkinlikte bile görülmeye devam eder.
__________________





drcengy Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-12-2007, 11:57 AM   #19 (permalink)
drcengy
Super Moderator
 
drcengy'ın Avatarı
 
User ID: 13
Giriş Tarihi: 30-10-2006
Mekan: TÜRKİYE
Yaş: 39
Mesajlar: 2,939
Sinema/Movie : 3
Ruh Halim: Gun-Isigiyim
Standart

Rinit (Nezle)


Rinit bildiğimiz nezlenin tıptaki adıdır. Açık renk burun akıntısı ile başlar, sonra bu akıntı kalınlaşır, rengi koyulaşır. Ateş fazla yükselmez, çocuğun genel durumu iyidir. Küçük bebeklerde burunun tıkanması, yemek yemesinde, uyumasında zorluk çıkartırsa da, basit bir hastalıktır.

Burunu serum fizyolojik damlatarak açmalı, burun damlaları kullanılabilir ama yağlı ve damar sıkıştırıcı maddeler ihtiva etmemelidir.

Rinofarenjit: Bu, burun arkası ve larenks bölgesine yayılmış bir nezledir. Çoğu zaman ateş yükselebilir, (ani olursa havale geçirebilir), öksürük, gıdayı reddetme, ishal görülebilir.

Tedavisi basittir.Nezlede olduğu gibi burun serum fizyolojikle temizlenir, ateş düşürücü ilaçlar verilebilir, hastalı birkaç günde geçer.

Komplikasyonlar:
Orta kulak iltihabı
Larenjit
Bronşit
Zatürree
Bu tür hastalıkların önlenmesi için doktor lüzum görürse antibiyotik kullanılabilir.

Tekrarlayan Rinofarenjitler - Kronik rinit:
Sürekli burun akıntısı durumunda kronik rinitten söz edilir. Bu tekrarlar bebeklerde büyük sorun yaratır. Bebek oluşabilecek komplikasyonlara açıktır. Sürekli burunları tıkalıdır, öksürürler. Bu büyümelerini kötü yönde etkiler. Bu tekrarların sebepleri şunlar olabilir:
çocuğun alerjik yapısı
bağışıklık eksikliği
demir eksikliği
D vitamini eksikliği
burunda polip
tekrarlayan sinüzit
yabancı cisim
septum deviasyonu
kronik beslenme bozukluğu
çeşitli doğumsal hastalıklar
Tekrarlayan rinofarenjitler çocuğun üst solunum yolarının, çevreden gelen çeşitli virüs ve mikropların saldırısına karşı bağışıklık kazanmasına yarayan alışma hastalıkları gibi düşünülebilir. Bu tekrar eden hastalıklar çocuğun bağışıklık sisteminin oluşması için gereklidir. Genellikle 6-7 yaşında bunlar sona erer.

Tedavi etmek için sabırlı olup, antibiyotikleri çok kullanmamalı, önleyici tedbirler almalısınız. Zaman zaman güneşli ve kuru iklimlere gidilmelidir. Eğer altında yatan başka bir hastalık varsa neden bulunup tedavi edilmelidir. Çocuk sık sık kulak yolu iltihabına yakalanıyorsa, burun etlerinin alınması gerekebilir.

Allerjik Rinit: Mevsimsel özellik gösteren bir kronik rinittir. Solunumla alınan irrite edici maddelere karşı aşırı bir reaksiyon söz konusudur. Çocukluk döneminde sık görülür. Burunda kaşıntı, aksırma, sulu akıntı başlıca belirtileri oluşturur.

Damar sıkıştırıcı burun spreylerinin kullanımı ile bulgular daha da şiddetlenir.

Atrofik Rinit: Çocuklarda nadirdir. Uzun süren burun enfeksiyonları sonucu gelişebilir. Koku hissi bozulur . Burunda belirgin akıntı yoktur, buna karşılık kabuklanma görülür. Burun ve boğazda kuruluk hissedilir.
__________________





drcengy Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı Yaparak Cevapla